21 Haziran 2026 Pazar

Gece Kritiği, Yeni Kariyer Yolları ve Birtakım Şeyler

Bir anda yazmaya başladım. Evdeki bilgisayarın klavyesi zorluyor. İş laptopu daha küçük; ellerim kayıyor, arada bir sayı yazıp siliyorum.

Kariyerimde büyük bir değişim yapıyorum. Belki radikal denemez ama büyük bir değişiklik olduğu kesin. Avukatlık olmayan ama avukatlık bilgisi gerektiren global bir işe giriş yapacağım. Eski iş yerimde de devir sürecindeyim. Bana her şeyi öğreten yerden ayrılmak zor ama düşük ücret ve büyük stres daha da zordu.

Yaş aldıkça işlerin ciddileşmesi diye bir şey var. Artık yatağın daha rahat olmalı, hayatında fazla kaos olmamalı, alkol aldığın gecenin ertesi günü boş olmalı... Para çok önemli... Bunları sağlamak için kim var? Sadece sen. Bir yolunu bulmalısın.

İstanbul'da olalı 3 yıl olacak. Buraya bir bavulla gelip 2 haftada hem iş hem ev ayarladım. İlk hafta evime hırsız girmeye çalıştı, ben yine kalkıp işe gittim. Birkaç gece su ve elektrik yoktu. Yolları bilmiyorum, stresten yemek yiyemiyorum, gece televizyon açık uyuyordum; korkuyordum... Şimdi yeni evimde, arkamda kedim uyurken başka bir işe geçebilme stresini kaldırabilecek konforu elde ettim. Küçük şeyleri kutlamak lazım. Ben de bunu kutluyorum.

Kendi evimde huzur bulmayı kutluyorum. Bu eve girerken bile yaşadığım stres dolu günlerden ağzım kitlenmişti; yani kelimenin tam anlamıyla 1 ay çorbayla beslenmiştim. Ama sonuçta buradayım ve pes etmedim. Öyle çok an geldi ki etmedim. Mesela o anlardan biri, stajyerken icra dairesinde tüm günümü hasta şekilde geçirip fenalaşınca serum taktırmaya gittiğim ve ölüyorum sandığım gündü. Taşınırken boş evde yere çöküp annemlere beni almaları için ağladığım gün. Hırsız girmeye çalıştığı gecenin ertesi günü polisi arayıp "Sizi görebilir miyim?" dediğim gün. Aldatıldığımı öğrendiğim gün ve sonrasındaki günler... 3 yıl.

Şimdi nasıl bir işe girdiğimin detaylarını, işi biraz öğrendikten sonra sana anlatacağım. Çok detay verir miyim bilmiyorum. Belki beni stalklarsan LinkedIn'de falan güncellerim, görürsün. Türkçeyi bir kenara bırakıp İngilizceye geçiyorum ki bu beni çok geriyor. İngilizcem yeterli mi? Mülakatlarda yeterli bulmasalar almazlardı herhalde. Ee, vazgeçerlerse? Kafamda bir sürü soru var. Bu benim suçum olmazdı herhalde, değil mi? Aksanım var ama konuşmam akıcı ve denileni anlıyorum. Ee, gerisini artık herkes kendi dilinde bile yapay zekâya yaptırmıyor mu? Beni aydınlatın...

Shera Seven diye bir kadını TikTok aracılığıyla dinliyorum. Tam bir dark feminine energy ve mother. Tavsiyelerini kendime uyarlayarak dinliyorum. "Hayat adil değil, sen neden adil olasın?" bunlardan biri ve ben de öyle düşünüyorum. Bir avukat olarak hiçbir şeyin adil olmadığının en derin noktasına şahidim. Diğer söylediği şey ise: "Duygularını kontrol et, her küçük aptal şey için büyük heyecanlar yaşama." Çok doğru. Aptal büyük heyecanlar, hak ettiğinden azına verilen büyük ve avam tepkiler demek. Biraz dark ve gold digger bir yerden konuşuyor ama katılıyorum. Dünyayı eski Anıl gibi pembe ve huzurlu görmüyorum. Bir savaş alanında üzerime basılmasını istemiyorum ve kavgaya her zaman hazırım çünkü kendimi eskisinden daha çok seviyorum.

Ha, başta iş demiştik; çok anlatmadım. Öyle bir stres ve yorgunluk var ki üzerimde, her mesai sonrası travma sonrası stres yaşıyormuş gibi eve geliyorum. Bu cumartesi 14 saat uyudum. Diş sıkmaktan çenem ağrıyor. Sürekli yorgunum. Spor üyeliği alalı 1 yıl olacak, sadece 3 kez gidebildim. Diyetlerimi sürdüremiyorum. Akşam ne ailemi ne arkadaşlarımı duyasım var. Gün içinde herkesin derdini çözüp benden bir şey beklenmesinden midem bulandı. Genç ve güzel bir insanım; benden sürekli çözüm ve sorunlara dert ortağı olmamın beklenmesinden iğreniyorum. Avukatlıkta başarılıyım ve hırslıyım. İşin kötüsü, bu da tüketiyor beni. "Aman oldu de geç" yok. Babanın derdi gibi al üstüne aban... Tükendim.

26 yaş bir eşik gibi. 30 korkutuyor. Botoks ve mezoterapi bakıyorum. Forever Young dinleyip kederleniyorum. Teenage olmayı sonsuza kadar özleyeceğim; hâlâ özlüyorum.

Başka sana anlatabileceğim resmen hiçbir şey yok. Bir de Twitter'ım hacklendi... Ay, saçma sapan bir başlık ama üzdü, gerdi beni. Çok anlatasım bile yok; bil yeter işte, muhabbet olsun. Başka... Rodos'a gitmek istiyorum. Hiç yurt dışına gitmedim biliyor musun? Hem de yeşil pasaportum vardı ve öyle böyle gidecek param da vardı. Ne salak, ne konforcu bir insanım. Yok şartlar, yok insanlar... Üniversite yıllarına dönsem tek başıma, 3 günlüğüne de olsa bir İtalya yapar, Eat Pray Love kafası yaşardım. Bari şimdi kapıda vize varken adalar yapalım diyoruz. Gerçi işten çıkışımla yeni iş arasında çok zaman yok.

Başka ne var ne yok...nothing...Ben durmadan çalışıyorum blog, durmadan. Şükürler olsun çalışabilme gücüme ama istiyorum ki, hep hayal ediyorum ki öyle yatarak (keyif anlamında evren, yanlış anlama; sağlıklı şekilde yatarak!) para kazanayım, hiç stresim olmasın, low cortisol editleri gibi takılayım... İnşallah mı? (Annem inşallah deme amin de direkt Allahın yapabilme gücüne güvenin tam olsun diyor.) O zaman Amin...

Öpüyorum sizi. Beni güncelleyin ve tavsiyeler falan verin; acil ihtiyacım var. İşim düşünce gece 4 sularında geldiğim canım bloğum. <3

Çav.





Bambi. (Erkek çıktı ben kızım diye seviyorum biberonla beslerken...ahh oğluşum...)











17 Ocak 2026 Cumartesi

İş Hayatı, Avukatlık, 2026 ve Hafta Sonları Üzerine

Evdeki bu bilgisayarda zor yazıyorum. Ofis bilgisayarım daha küçük; mesela şu an klavyede elim dolaştı. Yani evden çok işte olduğumun, boş zamandan çok çalıştığımın göstergesi.

İş hayatında kendimi expose edecek haldeyim. Avukatlığın kendisi böyle zaten. 7/24 avukatsın, kurtulamıyorsun. Mesai bitti diye bir şey yok. Telefon susmaz, mailler bitmez, acil işler, Anıl Beyler azalmaz. Mutsuz değilim, tam 1 yıl oldu blog. Kaşarlandığım çok şey var ama yıllarca bu mesleği yapmak ürkütücü geliyor. Enerji, pozitiflik vs. diye yaşamazsın ki; kaostan para kazanıyorsun, başkasının derdini çözmekten kendi derdine odaklanamıyorsun. Herkes senden bir beklenti, bir performans arzusu içinde. Başarılı olunca hazzı başka, hırs beraberinde geliyor ama bazen 25 yaşında genç bir insan olduğumu unutuyorum. Ben, loaferlarım ve laptop çantam Çağlayan Adliyesi’nde dünyaya karşı...

Yüksek lisans yaptığımı da söylemiş miydim? Dürüst olayım, önce şu askerlik mevzusu uzasın diye girdim ama bir baktım bayağı kaptım bu işi, ders çalışıyorum. İşle yürütmek çok zor. Uyumuyorum, bayılıyorum bazı geceler. İki dersten BB ile geçmişim; fakültede 40-40 geçme notuydu, onu halletsem yeterdi. O yüzden benim için başarı vallahi bu. Hocalarla sinerjim tuttu, hatta yeni arkadaşlarım bile var. İş ortamı dışında bir yerlerde var olmak Anıl hissettirdi. Marx’ın yabancılaşması bununla mı ilgiliydi? Bazen duruşmada ya da toplantılarda bunu düşünüyorum. Girdiğimiz rollerde ne kadar başarılıyız diye bakıyorum. O hâlimi seviyorum. Daha emin, ciddi; dün ne kadar üzüldüğü önemli olmadan dik duruşlu. Keşke yaşama cübbeyle devam etsem.

Zam dönemi geldi blog. Hayatın en gerçek hâli şu an bu. Genel olarak tek gündemim para. Geçinmek. Geçinebilmek. Z Kuşağı çalıştığının çok azını aldığı için motivasyonsuz diye bir tweet okumuştum. Pandemi gibi bir hâl bu. Kiralar uçuk, hayat pahalı, aldığımız ücretler korkunç. Ben maaş açıklamayı da avukatlığı avukat olmayan insanlara kötülemeyi de sevmiyorum ama sizle o aşamaları geçtik bence. O anlamda da tatmin olamıyorum. Kendi işini yapmak üzere kurulu bir meslekte başkasıyla gidebileceğin belirli bir nokta var; o ana kadar çıraksın maalesef. O sebeple hiçbir zaman ederini alamıyorsun. Canımı sıkıyor bu mesele ama çözüm getirmeyi umuyorum. Şans dileyin.

Maddi dünyaya odaklı yaşıyorum son zamanlarda. Manevi yönüm sönümlendi. Ona çok kapılamıyorum. Ne zamanım var ne enerjim. Spora yazıldım mesela ama ona bile hâlim yok. Ayda 2 kere gidip saçma sapan bir para veriyorum, yıllık olduğu için. Şekeri kesmeye çalıştım; ilk defa 3 hafta başardım, sonra fark ettim ki yeme sebebim beni mutlu etmesi ve gün içinde gerçekten enerjiye ihtiyacım olması. O yüzden hemen eski düzenime geri döndüm. Şekersiz beynim çalışmıyor, mail bile yazamıyorum maalesef.

Pazartesi gününden itibaren cuma akşamını beklemek yetişkinliğin büyük bir parçası. Tam tamına 26 yaşına gelirken, 19-20 yaşında kurduğum hayallere çok az kalmasının endişesi içindeyim. O kadar da abartmayıp kendimi strese sokmayabilirdim ama ne yapayım, aza tahammül edemiyorum. Aşırı karakterin aşırı beklentileri. Makul ve elde edilenden sıkılıyorum. Hadi hadi hadi.

Hafta sonları da artık dinlenme günü gibi değil. Ev işlerini bile hafta içi yapıyorum ki hafta sonu mal gibi yatabileyim sadece. Ama öyle olunca da sıkılıp kendime uğraş arıyorum; mesela şu an blog yazıyorum. İş olsun maksat, kendime görev falan. Hiç yeni evimden fotoğraf olmadığını, sizi güncellemediğimi fark etmenin saçma endişesi.

Blog yine de bayağı okunuyor, biliyor musun? Kim bilir kimler okuyor; hayalet gibi gelip gidiyorsunuz, ses yok ki anlayayım.

Eko yapmayayım, dönün bana.

Bir gün bu blog kitaba falan çevrilse keşke. Hâlâ hayalim. Nasıl bir şey olurdu ki? Bir editörün bu gözle bakması lazım, ben anlamıyorum.

2026 hayal panomu bu bilgisayarda ekran resmi yaptım. Lüks ve zevk akıyor ekrandan. Hepsini kabul ettiğimi beyan ediyorum. Sizler için de diliyorum.

Söyleyecek çok şey var ama üşendim. Sesle kayıt alsam, burası yazıya dökse müthiş olurdu; 5 sayfa sürerdi. Şimdilik kıymetli parmaklarımdan bu kadar, madem.

Öpüyorum sizi, aşağıya hayatımı güncelleyecek görseller ileteyim; merak ettiyseniz aşağı kaydırmaya devam.

Çav.

xox


☆∴。 * ・゚*。★・ ・ *゚。 * ・










                                                    ☆∴。 * ・゚*。★・ ・ *゚。 * ・





3 Ağustos 2025 Pazar

İlişkiler ve İlişkilerim Üzerine

Birkaç ay önce ikinci yılını kutladığım ilişkim üzerine yoğun şekilde düşündüm. Kendi ilişki geçmişime göz attım, çevreme de şöyle bir baktım.

Ben her zaman umutsuz bir âşık oldum. Sevmeyi ve sevilmeyi bir konsept olarak gördüm. Kişiye değil, olaya odaklandım. Duygularıma, tüketilebilecek bir şeymiş gibi baktım. Hâlâ zaman zaman öyle bakıyorum. İlişkimdeki huzurlu anlar, benim "tüketebildiğim" anlar; konsept bozulduğunda ben de bozuluyorum. Bu döngüye beni sokan şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Belki kötü tecrübeler, belki yaşanmış bir kırılganlık. Hiç fikrim yok. “Benimle güzel bir ilişki yaşanabilir” diyorum ama bu sağlıklı bir ilişki olur mu, sanmıyorum. İşlerin yolunda gitmesi, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, ilişkide de beni kaygıya düşürüyor. “Fazla mı güzel? Yoksa sadece bozacak detayı mı göremiyorsun?” gibi düşünceler sarıyor içimi.

Uzun süreli bir yalnızlık da yaşadım. Hatta bir dönem, yalnız kalmaya tamamen ikna olmuştum. Şöyle bir mantığım var: Bir olay bana hayalimde yakışıyorsa olur, yoksa olmaz. İlişkilere kendimi yakıştıramıyordum. O kadar kontrolcü bakıyordum ki, o kişi bir türlü yanıma “yakışmıyordu.” Tam anlamıyla bir idealize etme haliydi bu. Sonra düzenli bir ilişki öylece geldi. Bir şehri terk etmeden önceki son hafta. İmkânsız dediğim bir anda. Ardından uzaktan geçen bir yıl. Bir büyük travmatik olay. Barışma. Devamlılık. Artık yıllardır evli gibiyiz. Bam! Bir anda. Şimdi yalnızlığı unuttum. Flört, birinin olmadığı, sadece hobilerine sahip olan Anıl... Sorumlulukları yalnızca kendine ait olan bir hayat; sadece bir kişiyi düşünen bir benlik... Ne kadar uzak geliyor şimdi. O yüzden ilişkisizlikten yakınanlara şöyle diyorum: Tadını çıkar, her şey bir günde değişir, insan her şeye alışır.

Bu tür cümleler geleneksel ilişkilerdeki “Ehehe, bekar günleri özlüyorum.” havasını taşıyormuş gibi olabilir. Ama hayır. Bunlar sadece çıkarımlar ve yad edilen bir geçmiş. Fazlası değil.

Aşkı önemsiyorum. Hayatta tek olmamayı önemsiyorum. Güvende hissetmeyi önemsiyorum. Ama aynı zamanda, önemsediğim bu şeylerin hepsi beni güçsüzleştiriyor. Sevmek, önemsemek ve umursamak bir anlamda gücünü paylaşmak. Hayatına dahil ettiğin her insan — hele ki aynı yatağı paylaştığın biri — gerçek bir enerji aktarımı yaratıyor. Sakral çakra mıydı, kök müydü... İşte onun tam aktarımı. Üstelik bu aktarım kontrolsüz ve sağlıksız bir ilişkide daha da yoğun oluyor.

Modern bir ilişkiye sahip olduğumu söyleyemem ki, “Ayrı dünyaların insanıyız,” diyebileyim. Ben ilişkilerde sıradanlığı ve normları seviyorum; bunların korunması gerektiğine inanıyorum. Her alanda rekabetçi olsam da ilişkide rekabet değil, farklılıkların dengesi olması gerektiğine inanıyorum. Partnerim benden bir adım önde olmalı. Onu bir arkadaşım olarak seçmek zorunda değilim (ki çoğunluğun aksine, “arkadaş gibi olmak” beni düşürür). Birimizin son sözü söyleyebilmesi yeterli. İlişkisel bir diktatörüm. Demokrasiyi rafa kaldırdım.

Nasıl bir ilişkide olduğumu merak ettiniz bence.

Benimle birlikte olmanın kolay olmadığını biliyorum. Geçimli biri değilim ama en azından sonsuz anlayışlıyım. Dürüstlük ve açıklıkla gelinen en absürt şeyi bile değerlendirebiliyorum. Avukat refleksiyle yargılayıcı ve sinirliyim ama sevmeyi ve sevişmeyi biliyorum. Her zaman pozitif ve destekleyici değilim ama pragmatistim; gerçekçi fikirlerle rehber olabiliyorum.

Sevgilim bloğumu biliyor ama okumaya üşenecektir.

Ben sizinle konuşmuş oldum.

Ya da sadece kısa bir mesaj olarak alın.

Çav.

Muah.

(Bu yazıyı chat gbt'ye Türkçesel düzelttirdim, itiraftır.)

7 Haziran 2025 Cumartesi

Birtakım Dönüşler, Avukat Serzenişleri ile Niyetler

 Sex&City'e başlamıştım yazasım geldi. Bu pc garip geliyor. Ofiste kullandığım klavyeye alışmışım, elim tekliyor. Bayramı tek geçiriyorum. Az bir süre için yolculuk yapmak istemedim.  İstanbul sessiz ve sakin. Keşke hep böyle olsa. Kirli ve yorgun hissettiriyor her mesai çıkışı. Bir kaos içinde birkaç güzelliğe tutunarak ilerlemeye çalışıyoruz. Neyse.

Hayat nasıl gidiyor blog? Benim yerinde; aslında zor ve yorucu olsa da alışmışlık içindeyim. Avukat olmak alıştıkça kolaylaşmıyor, tam tersine sorumluluk alanın genişleyip iş yükün artıyor. Hallediyorum ama galiba. Bazen hiç istemiyorum biliyor musun? O mailleri cevaplamak, o telefonu açmak, o duruşmaya çalışmak, o hakime dert anlatmak...Sessizce günlerce durmak, insan sesi duymak istemiyorum. Sürecin bir parçası elbette. Düşünsene işin dert dinlemek, kişinin kendi çözemediği dertlerine çözüm üretmek üzerine bunu mükemmel şekilde yapmak. Hata kaldırmıyor bu meslek. Her hata gibi olan şeyde anksiyete krizi yaşamaktan mide hastası olmaktan korkuyorum. Kendime nefes almak için bir alan bulmam gerekiyor. Her meslektaşın bunu bulması lazım. Ben tekrar dergilere modaya falan döndüm. Yandaş mandaş da olsa Vogue almaya başladım. Kumaşlar, markalar, lüks...unutturuyor stresi. Bazen keşke bir şansım olsa ve sadece sevdiğim şeyden para kazanıp sabaha bir stresle uyanmasam diyorum. Öyle deyince karamsar mı geldi? Seviyorum mesleğimi merak etme. Kazanmanın hazzı, bir şeyi sonuçlandırdığında mutluluğu ve emeklerinin somut karşılığını almak; akıl oyunları ile sürekli tetikte olduğun bir avcılıktan beslenmek...bunları da yapıyorum, zevk alıyorum. Ne zaman bu zevkle konfor birleşecek biliyor musun? Kendime ait bir ofisim olduğunda. Bolca hayalini kuruyorum hatta hayalden öte planlıyorum. Diğerlerine benzesin istemiyorum. Sıkıcı bir ofis olmayacak. Kendine ait çözüm yöntemleri ve marka değeri olacak. Evet burası O'nun dilekçesi evet bu davaya O bakar denecek. Falcı 2027 yılını işaret etmişti. Tam benim hayallere denk gelen yıllar. 2027-2028'de burada ofis fotoğraflarımı paylaşmam için bana bir dua dilek bir şeyler gönderir misin? Tam şu an, aldım ve kabul ettim.

Ne kadar çok işten bahsediyorum. Çünkü başka bir hayatım kaldığını da söyleyemem. Uzun mesai saatlerinden bana kalan eve gelip bir şeyler yiyip yatağımda varoluşumu hatırlayarak dinlenmek. Ekstra enerji bulan kişilere hayranlıkla bakıyorum. İşten sonra spor falan. Öylesine yoruluyorum ki sabahları yakın diye işe taksiyle gitmeye başladım. Elimde olsa işte uyuyup kalkarım yarın geliyorum yol çekemem falan diye. Düşün. Bahsedilecek farklı şeylerim de var tabi de...

Yeni ev bakıyoruz sevgilimle mesela. Kiralar korkunç durumda biliyorum. Karşılayabileceğim kıvamda olanlarda da ben beğenmiyorum. Bir şeylerden feragat etmek zorundasın insanca yaşam için. Bulunduğum semtten ayrılasım yok o yüzden dar bir çevreden bakıyorum. İnsan kitlesi benim için çok önemli. İstabul'da kirayı eve değil güvenliğine veriyorsun aslında. O da birçok şeyden değerli; maaşımın yarısından fazlasını alan bir bedelden bile. Sıçrama yakalamak lazım. Bir şeylerin tutup seni zirveye atması lazım. Ya da biraz kötüleşmen, gözünü pek hale getirmen lazım. Yoksa İstanbul'da hayatta kalamazsın. Çok zengin tanıdım, hiçbirinin tertemiz bir hikayesi yok. Sermayeyle doğanları ayırıyorum. Gerçi onların bile yok. Ben mi neyi tercih ederim? Konforumu. Tam konfor ve full huzurlu bir hayat için ne gerekiyorsa yaparım. Eski Anıl ne derdi? Bence daha idealisttim. Kurallarım ve değişmezlerim vardı. Hayat deyim yerindeyse döve döve yıktı hepsini. Köşelerimi zımparalayarak ovalleştirdi. Biçimsizleştim. Yeni bir kap arıyorum kendime. Şu an sığdığım bir noktada değilim. Neyi seviyorum? Nasılım? Gerçekten ne istiyorum? İnan bu soruların bende cevabı yok. Yukarıda düşlediğim şeyler mi? Oyunun parçası gibiler. Azıcık derine inme, azıcık felsefe yapmak beni yorar. Maddeye döndüm...Belki de o yüzden sana tekrar yazmak istedim. Sen anlıyorsun neler dönüyor. Bir yandan da besliyorsun beni. Doymuş ayrılıyorum buradan. Yazmasam da arada kontrol etmem de bu yüzden. Hala okunuyorsun. Eski yazılar almış başını gidiyor. Ayda 3000 okunma hiç fena değil unutulmuş bir yer için. Alınma lafın gelişi "unutulmuş" diyorum. Burası benim dünyaya bıraktığım bir eser. Unutulmayacak.

Hava serinledi gibi, fanı kapattım. Yaz kış demeden sıcak kahve içtiğimden yavaşça bir yudum daha aldım. Biraz kitap okur bir korku filmi seçmiştim onu izlerim. Tatillerde sabahlama huyum değişmez. Geceleri seviyorum ben. Nispeten sessizlik, özgür iradenin ortaya çıkması, Tanrının seni daha çok duyduğuna inanmak ee bir de gece yemekleri tabi ki.

Aşağıya şu anki evimden çok random bir fotoğraf iliştireyim mesela bugün bunları yazarken nasıl bir yere bakıyorum gör; diğer foto da güncel hallerimden olsun.

Yazın bana, özledim sizi. Fikirlerinizle ışık tutun, parlaklığımı açın.

Sevgilerimle,

Çav.



Çok küçük olmasa bu evden çıkmazdım.


İstanbul Anadolu Adliyesinden. Favorim Çağlayan. 






11 Aralık 2024 Çarşamba

Avukat Olmak, Genç Yetişkinlik ve Birtakım Şeyler

Dün gece yazacaktım aslında ama bugüne sarktı.

Selam Blog, nasılsın? Yazmayı çok özledim sana.

İlk bir güzel haberi vereyim. Resmi olarak İstanbul Barosuna bağlı bir Avukatım artık. Bir yıllık ömrümden ömür götüren stajyerlik dönemim bitti. Önceki yazıda ne kadarını anlattım hatırlamıyorum. Neyse hiç hatırlayasım da yok. Kötülük, saf kötülük ve tek başına kalma deneyimini dibine kadar yaşadım. Büyüdüm blog. Genç yetişkinlik. Sıkıcı. Çok özlüyorum melankolik yazılar yazan, tek derdi kendisi olan ve basit şeylerle eğlenen bir ergen olmayı. Eski yazılara bir bakıyorum da o gün mutlu olduğum hiçbir şey şu an beni tatmin etmiyor hatta heyecanlandırmıyor. Şu an ne beni iyi hissettiriyor eskisi gibi karar veremiyorum. Para olabilir. Çok mu gerçekçi oldu? Fazla para, konfor, sevgilim ve dostlarım. Tamam işte. Bireysel hobilerime odaklanamaz oldum. Mesleğe geçiş de buna sebebiyet verdi. Artık kafamı hukuk dışında bir şeye yoramıyorum. Kitap okumuyordum mesela uzun zamandır şimdi yeni bir iş arama döneminde olunca 2 adet kitap aldım. İsimlerini merak ediyorsanız paylaşırım.

İş arama dönemi bunaltıcı. Her şey ürkütücü. Gelecek, gerçekler ve maddi imkanlar. Bir yıldır öyle az bir paraya çalıştım ki yazmaya utanıyorum. Kendi ihtiyaçlarıma ancak yetti. Şimdi daha yüksek maaşlara çalışacağım elbet ama piyasa çok acımasız. Bir sürü işsiz insan olmasından faydalanan egoist patronlar, işe göre düşük maaşlar ve kıtlık. Yolumu bulurum ben ama. Ne zaman bulmadım? Ne zaman başarılı bir şekilde buraya yazı yazmadım ki? Üniversiteye başlarken ağlıyordum bitirdim, stajyerken anam ağladı bitirdim, Avukatlığa başladım ağlıyorum ama en iyisi olacağım. Bende o kumaş var blog. Mesleğime uygun olduğumu, her ortamda kendimi ifade edebilen özgüvenimi ve zekamı biliyorum. Bunu gören, bu ışığa karşılık veren bir yeri hak ediyorum. 15 Madde belirledim kendime. Bu kıstaslar olmazsa bu süreci uzatırım. Her yere CV atmıyorum. İyice araştırıyorum. Ağzım kaç kere yandı. Korkunç mobbinglere maruz kaldım. Tek başıma kaç gece ağladım. No. Tekrarı olmaz. Beni travmatize eden şeyleri geri travmatize ediyorum artık. 

24 Yaşındayım. 25'e gireceğim Nisanda. İnanılmaz. Eski Anılın hayalinde şu an evi arabası vardı milyoner bir Avukattı. Fazla mı uçtum? Sanmıyorum ya. Olabilirdi, olabilir de. 

Bir sürü mevzu var yetişkin olmaya dair. Askerlik mesela. Apayrı bir şey. Dertlerime bak artık. Kocaman bir insan oldum. Avukat olmak da insana +5 yaş katıyor zaten. Öyle acayip dertlerle uğraşıyorsun ki bireysel hayatında paranoyaklaşıyorsun. Kıdem aldıkça geçer elbet böyle evhamlar. Vay be, Avukat oldum yazıyorum şu an bu blogda. Duygusallık.

Siz ne yapıyorsunuz? Bana genç yetişkinlik, bu yaşlar, iş aramak hakkında ufuk olmak ister misiniz? Sizden duymak beni mutlu eder. Burada mısınız ses verin!?

Sevgilerimle Blog,

- Anıl





23 Mayıs 2024 Perşembe

Gelişmeler 23.05.2024

 Bir anda başladım yazmaya. Çalışma hayatı çok yorucu blog. Hukuk çok zor. İnsanlarla uğraşmak çok zor. Memurlara laf anlatmak çok zor. Özel sektör çok zor. Zaman durmuyor gibi. Sürekli bir şeyler yapmam gereken ve bir şeylere yetişmem gereken bir sarmalın içindeyim. Kaçmak istiyorum ama kaçamıyorum. 

Mesleğe atılmadan önce de avukatlığın zor olduğuna emindim ama böylesini hayal etmiyordum. Tek tek anlatasım hiç yok çünkü kendime kural koydum mesai bittiği an iş adına konuşmak yok. Fakat mümkün olmuyor. Arkadaşlarımla tek sohbet konumuz bile davalar, dilekçeler ya da vs. şeyler. İmdat. Hobilerimi özledim. Kitap okumak ve yazmak bile itici geliyor artık çünkü zaten sürekli bunun içindeyim. 

Şimdi çok isyan edince mesleği sevmedim gibi oldu. Sana İstanbul'a geldiğim süreçten beri yaşadıklarımı anlatsam bana dersin ki ''Hala neden orada duruyorsun?'' Bu sorunun cevabı hala hayallerimde saklı. Beni üniversiteye sokan, mezun ettiren ve İstanbul'a getiren o hayallerimde. Şimdi geriye baktığımda pişmanlıklarım var blog. Mesela buraya sadece 1 haftalık için gelmişken bir anda iş bulup ev bulunca 2 hafta farklı arkadaşlarımda 3 ev gezdim. Yol bilmediğim kocaman bir kent, ben, valizim...Sonra kendi evime çıkıp elektriksiz kaldım. Diğer hafta işten bir geldim baktım hırsız girmeye çalışmış. Ne acelem varmış Allah aşkına? İşte kimse söylemiyor ki DURSANA. Öylece atılmışım. Zaten kanımda bu var, hızlı ve güdüsel başlamadığım hiçbir olay yok. Çok isterdim mantıklı-makul olmayı. Belki de benim başarma tarzım budur. Neyse. Sonra ilişkisel çok kötü bir dönemim oldu. Nasıl dayanmışım? O psikolojide öyle korkunç ötesi bir iş yerinde mesleğe atılarak ve tek başıma yaşayarak...Nasıl? Öpesim geliyor kendimi. Sonrasına bir mobbing deneyimi, fena...Çok tek kaldım blog. Zor anlarımda çok tek kaldım. Öyle buhran içindeydim ki...Böyle zamanlarda tek kalınca devam etmek zorunda olan siz olduğunuz için bırakamıyorsunuz hayatı. Eğer birisi tutsa bırakacaktım ucundan. Günün sonunda geldiğim yerden memnun muyum şimdi? Sayılır. Arzularım tam karşılığını bulamıyor. Çevrsel faktörler elbette etkili. Mental olaraksa hayal kırıklıkları fena. Yorucu bir şehir. Bazen sessizlik özlemi çekiyorum. Böyle sessiz, huzurlu ve sakin bir hayat nasıldı unuttum. Stresten vücudumun vermediği belirti kalmadı. Evimin küçüklüğünden yoga yapacak ferah bir alan bile yok. Bu noktadan zıplayacağım. Şükrediyorum bir çok şey için. İstediğim yerdeyim, bunu istedim ve istediğim her şeyi elde ediyorum. Bu kadar azimli ve tutkulu olmamı beklemezdim. Cittaslow bir şehirden buraya uçuşum sürüden atılmak gibiydi. Hallediyorum. Şimdi önümde daha önemli aylar var. Sevgilimle hayat kurmak, ruhsatımı almak ve kariyerimi maddi manevi arzu ettiğim noktayla taçladırmak. Bir de şu mentali toparlamak, kalıcı şekilde. Şans dileyin bana, size ihtiyaç duydum ki yazıyorum belki de. Hani böyle ''eski hayatı özlemek'', onda konfor bulmak.

Öyle spontane yazdım ki buralarda kim var en son ne yazdım neler oluyor bilmiyorum. Bu blog benim avukat olduğumdan haberdar olmayı ve yeni fotoğraflarımı görmeyi hak ediyordu. Değil mi?

Sevgilerimle,

Anıl

<3


En stajyer halim, Çağlayan Adliyesi.








5 Aralık 2022 Pazartesi

Bir mucize bekledim meğer mucize benmişim.

 Hava soğuk, ekose battaniyemi kucağıma serip uzandım. Bir şeyler izlemeye karar vermiştim ki ambiyans beni yazmaya itti. Ne haldeyim merak ediyorum. 

Yeni bir mindset oluşturmaya çalışıyorum çünkü önceki tuzla buz olmaya çok müsait. Biri, bir şey, olumsuzluğu o'su dokunduğu an dağılıyordu. Sıkıldım. Dünya buna okay bir yer değil. Naif olmakta problem yok ama işlevsel mi? Zannetmiyorum. Terapistime sürekli ''ama onlar...'' diye cümle kuruyordum. Bana en sonunda dedi ki: Farkında mısın sürekli onlar gibi olmak istiyorsun. (Onları pek açmayacağım.) Evet çünkü böyle kazanıyormuş gibi hissetmiyorum ve kaybetmeyi sevmem. Hayatı yarış gibi mi görüyorsun derseniz ortada üzüntüm söz konusuysa evet. Katlanamıyorum üzülmeye blog. İniş çıkışlar muhabbetini biliyorum. Fakat sanki o kadar uzun bir zamanı melankoliyle geçirmişim ki artık sadece neşeyi hak ettiğimi düşünüyorum. Bunun bozulması beni öfkelendiriyor. Duygu durumlarda uzun süre kalmayı sevmiyorum. Geçmişle bağlarım hemen şu an kopsun istiyorum. Olmuyor. Olmayacak bir şeyi de istediğimi biliyorum. Fakat hem geçmişi hem bugünü aynı anda yaşamak katlanılmaz bir şey. Doğrusu ne bilmiyorum zaten duygularımda hep bir doğru-mantık arıyorum. Halbuki diğer insanlara karşı olabildiğince empatik yaklaşırım, en saçma şeylerini bile normal görürüm. İş kendime gelince prof. kesiliyorum. Hayır şu an buna üzülemezsin, hayır o kişiyi düşünemezsin, hayır şu an bunu yapmalısın...Değiştim ama buna eminim. Beni gerçekten yıkabilecek şeyleri artık daha büyük bir olgunlukla değerlendirebiliyorum. Karakteri güçlü biriyim blog hiç kem küm edemeyeceğim bu konuda. Hatta kendimi haddinden fazla tanıyor ve biliyorum. En depresif anlarımı hep buraya yazdım, yer yer gidip okuyorum. Kendimi tokatlayasım falan var. Kalk ayağa ya en güzel yaşların! Ne bu melankoli ne! O zamanlar da ondan haz alıyordum herhalde işte. Art arda yaşanan kötü tecrübelerimi şimdi daha sağlıklı değerlendiriyorum ve bu kendime olan sevgimi büyütmeme yol açtı. Her depresif dip anımdan sonra bir başarıyla taçlandırmışım. 17 En kötüsüydü mesela yine de o yıl ne lazımsa devam etmişim sonuçlandırmışım. 19 Felaketti ilk panik atak, ağlaya zırlaya da olsa dönemi kapatmışım. Kendimden hiç ödün vermemişim biliyor musun? Ne yaşanırsa yaşansın inançlarım ve benliğim öyle sağlam ki şu an bile koruyorum o Anılı. Fakat koruyamadığım bir taraf oldu blog. Kendime merkezlenmekten vazgeçtiğim, ideallerimi görmemi engelleyen o tarafımla defalarca karşılaştım; yeni meselem oluverdi. Duygularımın beni kontrol etmesine artık izin vermek istemiyorum, onları kontrol edebilecek kadar iradeli olmak istiyorum. Dev bir istek, benim gibi biri için radikal bile denebilir...Üst versiyonum olsa ne yapardı? Benim hayal ettiğim o Anıl bu durumla karşı karşıya kalsa ne yapardı? Bunu düşünüyorum, öyle hareket ediyorum. Çok şey istiyorum, şimdiden gerçek olduklarını görebiliyorum.

Hafif bir baş ağrım vardı, yazdıkça hafifledi sanki. Dijital günlüğüm iyi ki var. Burayı ve okuyanları gerçekten seviyorum. Bu konuda fazla düşünürsem gözlerim bile dolabilir, o derece.


Bir mucize bekledim, meğer mucize benmişim. (Aleyna Tilkinin bir tweeti eveet)

Sizden haber almak istiyorum, yorumda buluşabilir miyiz?

Çav.

Sevgiler.