4 Kasım 2019 Pazartesi

*Büyümenin Sancısı // Deneme


Büyümenin Sancısı

Düşüncelere daldığım oluyor sık sık.Bazen çocukluğuma iniyorum bazense birkaç yıl önceye ve hep aynı sancıyla karşılaşıyorum.Ne oldu bana böyle?Nereden nereye gelmişim ben?Akdenizi özlüyorum en çok,bazense okyanusu da tatmak istiyorum.İnsanım işte,kararısızım,büyüyorum,değişiyorum.
Kozalakta kelebek olmayı bekleyen tırtıl kadar sancılı geçiyor ömrümüz.Hatta ona çok benziyoruz.O da doğmayı seçmedi biz de.Evet,belki seçtiğimize inananlar da vardır.Fakat farkında değilken yaptığımız seçimlerin anlamı ne? Nerede doğacağımızı,kim olacağımızı seçemedik;tıpkı kelebek olmayı seçemeyen tırtıl gibi.O bir gün yaşayacak,diyebilirsiniz ama kelebek için bir günün bizim tüm ömrümüzü kapsamadığını nereden bilebiliriz? Sonsuzluktan korkuyoruz,çünkü sonsuz olmadığımızı biliyoruz.Geçmişe dalınca geliyor aklımıza aldığımız yaşlar.Ne korkunç.Yaş almak ne korkutucu!Ben sonsuza kadar yaşamak istemiyorum ama ölesim de yok.

Yaşadığımız iyi kötü her şeyi ‘’tecrübe’’ diye adlandırıyoruz.O bisikletten düşüp dizimizi yaralamalıydık ki bir daha düşmemeyi öğrenelim,bazı insanlardan uzaklaşmamız lazımdı ki kendimizi bulalım;o ilişki de bitmeliydi çünkü artık bize zarar veriyor.Bir ton tecrübe diye adlandırdığımız hayatın olay silsileleri.Tecrübe deneyim demekse ve her deneyimden ders çıkarmamız gerekiyorsa neden sanki sürekli aynı olayların farklı şekillerini yaşıyoruz? Deneyim bitmeyen bir şeyse hangi noktada ‘’öğrendik’’ diyeceğiz? Büyümek işte bu belirsizliği yüzünden bende bir sancı uyandırıyor.

Yaşam bir ucu doğum bir ucu ölüm olan bir çember misali durmaksızın dönüyor.Dünya da ona eşlik ediyor.Bu dönüşleri ancak midesi hassaslar hissediyor.Ancak midesi hassas olanlar,daha önce midesine darbe yemişler hissediyor bu bulantıyı.Her şeye karşı bir tiksinti,uzaklaşma isteği ve büyümenin sancısını her hücreleriyle hissediş…Ne kadar naif ama bir o kadar acınası insanlar,çemberi kırmaya çalışan cüretkar isyankarlar.

Bu çemberin enerjisi nereden geliyor dersiniz? Zaman.Ne bilinmez bir kavram.Elle tutulmaz,koklanmaz,tadılmaz…sadece saat denilen bir aletle ölçülür.Ona göre yatıp kalkıyoruz.Bedenlerimiz ona uygun yaşamak zorunda olsa da peki ya ruhlarımız? Benim ruhum zamansız.Şu anda, yazarkenki zamanım bunu yazarken geçmiş oldu ve gelecek yazdığım bu kelime ise o her şeyden çok beklediğimiz ‘’gelecek’’.Ben hangisinde varoldum şimdi? Hangisi bana yaş kattı? Her biri bir sancı eklemekten ibaret.Zaman sancının duygusuz yoldaşıdır.Sancılar zamandan güç alır.İnsanlar bunu hafifletmek için ‘’Zaman her şeyin ilacıdır.’’ Demiştir.Gerçekten öyle mi? Yoksa bu ilaç sadece bir yanılsamadan mı ibaret? Olmayan bir şey bize nasıl yardım ediyor olabilir?

Sancılara ihtiyacımız da var aslında.Zihin üretirken en çok ondan güç alıyor.Yazarları düşünelim.İntihar eden yazarları.Yani çemberden midesi bulanıp onu kırmaya çalışanlar.Her biri özel birer ruh,kalemlerini hayranlıkla okuyoruz.Virginia Woolf örneğin.Mental rahatsızlığı onu büyüten en büyük sancıydı.Yazmasına ve hayal etmesine yarayan en büyük etkendi aynı zamanda.Woolf’u bugün dünya çapında tanınan bir fikir insanı ve yazar yapan neydi? Yine onu ceplerine taş doldurup dereye girmeye zorlayan sancıları.Sancılar,dost musunuz düşman mı? Yoksa bu sadece bizlere mi bağlı?

Büyümek ne kadar kaçınılmazsa sancıları da öyle.Ben öğretmek için yazmıyorum.Bu bir kabullenişin yazısı.Çemberin her bir parçasını kabulleniş.Sancılarla sevgileri,insanlarla hayvanları ve gözyaşlarıyla kahkahaları.Her şeye karşı bir kabulleniş manifestosu…

Talha Anıl Ateş
Hukuk Fakültesi // 1.Sınıf 

(Okul dergisine katılmak üzere yazdığım bir yazı.)


28 Ekim 2019 Pazartesi

Ortaya Karışık Günler ve Planlar 🌿


Perşembe gününden beri Çanakkaledeyim.Evi,şehri ve arkadaşlarımı yine çok özlemişim.Bu sefer kuzenim ve teyzem de geldi.Onlarla da görüşmüş oldum.Güzel günler hızlı geçiyor,odamdan çıkasım hiç yok.Yatağıma yapışıp kalmak istiyorum.

Aydınlanmalı olaylar yaşıyorum şu sıralar.Birçok konu hakkındaki bakış açım değişmeye başladı sanki.Bunu derse gitmeye üşenip uyumaya devam ettiğim bir gün yaşadım.O gün çok farklı hisler içindeydim.Çevreme karşı bakışım sanki bambaşka oldu.Her şeyden bir tık daha uzak gibiydim.Daha olgun daha mesafeli belki de isteksiz.Önceki haftalara göre daha iyiyim.Son yazı kadar negatif değilim mesela.Bazı şeyler dediğim gibi kafama oturdu.Değiştiremeyeceğim şeyler için çırpınmayı bıraktım.Daha az konuşmak,daha az kendimi açıklamak istiyorum artık.Herkes her şeyi duymayı hak etmez,günün sonunda çare kendimizde.Bunu üzülerek söylemiyorum,tam tersi mutluyum içselleştirebildiğim için.

Annem götüreceğim birkaç aperatif hazırlıyor şimdi.Yurtta pek iştahım olmuyor.Geçen götürdüğü çoğu şey çürüdü de öyle attım.Sabahları özellikle 0 iştahta oluyorum.Fakat sağlığıma daha fazla dikkat etme kararı aldım.İnsanın kendine değer vermesi için önce hayata değer vermesi lazım.Bazı basit aktiviteler için bile büyük motivasyonlar gerekiyor çünkü.Yurttaki spor salonuna gitmem için babam bir hayli ısrar ediyor.Açıkçası kalabalık ve havasız olduğu için çekinmiştim ama döndüğümde plan yapıp belirlediğim saatlerde inmeye çalışacağım.Bedenim de ruhum gibi kendine gelmeli.Hantallığa meyilli biri olarak bundan kaçınmaya çalışıyorum.

Okul dergisi için yazı gönderdim geçenlerde hala haber gelmedi.İlk kez bir yazımdan gerçekten eminim ve çok sevdim.Belki burada da yayınlarım.Aslında daha önce bahsettiğim bir başlıkta.Hatırlayanlarınız olacaktır.''Büyümenin Sancısı'' diye bir kitabın başlığından esinlenmiştim,işte yine onun hakkında.Deneme türünde yazdım her zamanki gibi.Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum,yayınlayınca eleştirmeyi unutmayın :) Kabul edilir miyim bilmem ama sanki içten içe hak ettiğimi de düşünüyorum.Gereksiz tevazu seven biri değilim,yazım güzeldi.Daha güzelleri var mıdır? Olabilir.Görelim bakalım,olmazsa kendi özgür platformumda yayınlarım ama yine de yayımlamış olurum!! :'D

Film ödevi incelemeleri için yazıya geçirmeye başladım dün gece.Elim koptu valla.Uzun zamandır bu kadar yazı yazmamıştım.Bir şeye ''ödev'' denince tüm şevkim gidiyor sanki.Hele filmleri bile ödev yapmaları...filmlere bunu yapmamalısınız.Onlar zevk alınması gereken şeyler,yetiştirilmesi gereken basit şeyler olmamalı.El mecbur yapıyorum işte.İstemediğimiz ne çok şey yapıyoruz,bu devede kulak.Allahtan bu eve gelişimde defterler kitaplar falan boşuna gelmiş olmadı.Medeni çalıştım bayağı.Geldiğimiz konuya kadar okudum.Bugün de olayları inceleyeceğim.Tek tek yazıya geçiririm belki de.Yazmadan anlamıyorum maalesef :/ Sonra eksik kaldığım birkaç derse daha bakarım.Bol bol okuyoruz,bunu seviyorum ama bir yandan da çalışırken dikkat toplamak zor oluyor.Böyle derin biçimde okurken sanıyorum ki saatler geçmiş bir bakıyorum saate 15dk kadar olmuş,eyvah yani.Kanun karıştırmak da zevkli.Konusu geldikçe bakıyoruz ilgili kanun maddesine.Aklımda kalıyorlar yavaş yavaş.Önceden hukukçuların oturup hepsini ezberlediğini sanırdım,oturup ezberlemek öyle imkansız ama zamanla öğrenilmesi doğal bir şekilde gelişiyor.Motive olmak için İstanbuldaki kuzenimden anime tavsiyeleri aldım üni. konulu vs. Zaman buldukça izliyorum.Animelerde her şey daha sevimli,kolay ve eğlenceli.

Üni. döndüğümde derslere daha fazla ağırlık vermek istiyorum.Boşluğa düşmek çok düşünmeme yol açıyor ve bu da negatifliğe...Bu döngü ancak meşgul olunarak kırılabilir.Evden uzak olmak da zaten her şeye tuz biber oluyor.Alıştım aslında ama yine de pek alışılabilecek bir durum da değil gibi.Sadece bazı şeyleri sorun etmeyi bırakıyor insan,alıştığından değil yani.


Gece mutfak masasında ders çalışmayı özlemişim ama Türk kahvesini daha çok :')

Sosyal medyaya da biraz ara veresim var.Daha az hayat görmek daha çok kendime odaklanmak istiyorum.Kıskanç biri hiç olmadım ama kendimi haksızlığa uğramış gibi hissettiğim durumlar çokça oluyor.Halbuki böyle hissetmem çok yersiz.Birçok insandan farklı olduğumu ve sırf mutlu olmak için de değişemeyeceğimi çok iyi biliyorum.Bu bloğa yansıttığım kişi de hiçbir zaman farklı olmadı.Şöyle olmak daha iyi diye değişemem.Bunları görmeye de maruz kalmam anlamsız.Gerçi eskisi kadar bakmıyorum şimdi kendime haksızlık da etmeyeyim.Sürekli mesajlaştığım insanlar da olmayınca telefonu sadece boş zamanlarda vs. elime alıyorum.Onun yerine okumam gereken 3 kitap var.Onlara odaklanmam daha hayırlı olacak.

Benden bu kadar,çatı katında inziva vakti blog!!!


instagram: hopefulsalad

Sizi seviyorum.

çav

17 Ekim 2019 Perşembe

Dersler,Planlar ve Birtakım Duygular ☕️


''Melankolik Gece'' yazısını fazla dramatik olduğu için sildim.Biraz da özele kaçmıştı,insan yazarken dengeyi tutturamayabiliyor.Sabah da bir şeyler yazmaya başladım,devamı gelmedi.Yazmak için yazdığım bir yer değil burası,gerçekten isteyince laf lafı açıyor,umarım bu yazı içime siner ve paylaşırım.

Şu iki hafta bayağı yoğundu benim için.Kuzenlerle İstanbul olayı gerçekleşti,çok da güzel oldu.Avrupa yakasını gördüm ilk kez.Taksime deyim yerindeyse aşık oldum.Kalabalık oluşu ve tarihi binalar iyi hissettirdi.Normalde kalabalıklardan uzak duran biri olarak İstanbulun kalabalıklığı bana cıvıl cıvılmış gibi geldi.Etrafı izlerken eğlendim,bol bol fotoğraf çektim...Hayallere daldım bir de.Gelecek için özellikle Taksim tarafını gözüme kestirdim.Orada yaşayabilirmişim gibi geldi.Halbuki ne kadar ön yargılıydım.Okurmuşum da İstanbul'da...Neyse artık,okusam oraya alıştığım için uzaklaşmak da isteyebilirdim sonuçta.

Geçen hafta da evdeydim.Beş gün boyunca hasret giderip bol bol da uyudum.Ailemi,arkadaşlarımı ve canım Çanakkalemi çok özlemişim.Eve dönmek biraz garip hissettirdi.İçimden ''Aslında buraya ait değil miyim ben ya neden dönüyorum?'' diye geçti.Orada biriktirdiğim şeyler uzak zamanlardanmış gibi geldi.Hayatının kökten değişmesi tam olarak böyle bir şeymiş.Farklı bir şehre geçiş bile insan aurasını ne kadar değiştiriyor.Nelere alışmıyoruz ki bunu yadırgayalım.

Şanssız olduğum ve ağır mutsuz hissettiğim bir dönemden geçtim.O geceki yazı da bir anlık şeyle ortaya çıkarmıştım.Şanssızlık olarak hissettiğim şeylerin birçoğu somuttu bu sefer.Üst üste bir sürü şey gerçekleşti.Ufak tefek de olsa üst üste olmaları canımı sıktı,gerçekten şu iki haftada öyle yoruldum ki hem zihnen hem ruhen.Şu an daha iyiyim yalnız kırıntıları hala var.Hayatın savurduğu bir yaprak değiliz demiştim eski bir yazıda,doğru.Asla pes eden biri değilim ama sanırım yeni bir ortam geçmişte yaşadığım birçok şeyi tetikledi.Hep şu soruyla yaşamak bitiriyor beni ''Ya yine aynı şey olursa?'' en küçük bir üzüntü için bile beynim kodluyor sanki...Bunu eskisine göre idare edebiliyorum.Sınav yılında bayağı anksiyeteliydim.Şu anda kendimi daha iyi tanıyorum.Aslında hepimiz hayatımızı tanıyoruz.Örneğin benim zor başlangıçlarla ve benim gayretimle yürüyebilen bir
hayatım oldu hep.Bu özelliği de büyüdükçe,öğrendikçe kazanıyoruz belki zamanla değişir.Göreceğiz.

Bugün boş günümdü.Dün anayasa çalışmıştım.Politikada geçen birçok terimin asıl anlamını ve yorumlarını okumak inandığım şeyleri bana kanıtlamış oldu.Hukuku bu yüzden seviyorum.İstediğiniz yönde şekil aldığınızı hissediyorsunuz.Bu akşam da Roma,Almanca ve biraz da Hukuka Giriş çalıştım.Roma Hukukunun kitabı gayet açık olduğu için okuması keyifli.Hatta okurken o döneme ait klasik müzikler dinledim.Efsane bir anbiyans oldu,olaylar film şeridi gibi gözümün önünden geçti.Hukuka Giriş'in de hocasını çok seviyorum.Farklı düşünen bir kadın,mantıklı ve sorgulayıcı böyle sürekli.Derslerinden haz alıyorum.Almanca neden seçtim diye sorgularken eksikleri vs. biraz biraz tamamlayınca o da olabilir gibi geldi.Geçen yıl Mat-2 konuşurken bu yıl hukuk hakkında yazıyor olmam iyi hissettirdi bak.Onca şeyden sonra da olsa istediğine ulaşmak tatlı bir olay.

The Politician diye bir dizinin ilk sezonunu bitirdim geçen.Zengin ve köklü bir lisede geçen seçim çalışmalarını anltıyor.Konusu ile birçok diziden farklı.Kostümler Scream Queens'i andırıyor yani görsel şölen.Karakterler de özgün.Özellikle baş roldeki çocuğu kendime benzettim.Bir şeyler tam oldu derken kursağında kalması ve bazen kontrol edilemeyen azmi falan...Film aynı zamanda komedi kategorisinde geçiyor ama bence o tarafı çok da sağlam değil.Belki birkaç sahnede gülmüşümdür.Dramı daha yüksek.Hafta sonunu ayırıp bitirebilirsiniz,tavsiye edilir :)

Büyük ihtimal haftaya da eve gideceğim.Yine bir 5 gün kadar kalmış olurum.29 Ekim tatilinden herkes yararlanacak,kalmak istemedim.Bakalım.

Benden bu kadar olsun.Üçüncü yazma girişimim başarılı oldu,kısa oldu sanki ama buna da şükür.

Kendinize iyi bakın.

çav.





Bunlar İstanbuldan,


Bu da Çanakkale.


3 Ekim 2019 Perşembe

Kararsızlıklar,Dersler ve Planlar 🚝


Havalar aşırı dengesiz.Bir yaz,bir kış derken hafiften üşütmeye başladım.Hapımı içip direkt sıcak çay yudumlamaya başladım.Şu an uğraşmak isteyeceğim en soy şey akan bir burun ve gözden fışkıran ateş hissi.

Bu hafta uyku düzenim tepetaklak oldu.Uykudan ölsem gece de hava serin olsa bile basık hissediyorum.Bazen sıcak ve ortam sesli oluyor ona alışmaya çalışıyorum ama bu sefer bilinçli uyuyamıyorum gibi.Odanın tüm yüzü pencere olunca sabah güneş içeriyi fena kavuruyor.Sıcağa uyanıyoruz resmen,alarma gerek yok.Kışın dondurucu havalarda iş görür diye katlanıyor da havaların soğuyacağı yok böyle giderse.Sonsuza kadar yaz devam edecekmiş gibi korkuyorum,yetmedi mi artık bu kadar kan ter gözyaşı :_

Derslerin de yorucu olduğu bir hafta oluyor.Özellikle düşünülmesi gereken dersler blok yapılınca beynim uyuşuyor.Bir de sınıf hayli kalabalık,hocaya dikkat edebilmek için çıt çıkarmadan odaklanmak lazım.Tek bir şeyde aklım başka yerlere gidiyor.Bu yüzden not tutmaya zorluyorum kendimi.Anlamadığım kavramlara daha sonra bakıyorum.Her anlamadığını sorma olayı bana çocuksu geliyor.İnternet çağında bilgiye ulaşım bu kadar kolayken tüm olayı bölüp kendi alakasız sorusunu yöneltenleri anlamlandıramıyorum.Her neyse,yine de çalışmaktan okumaktan zevk alıyorum.Lisede acı çeke çeke yaptığım sempozyum işi yaramaya başladı.Makale mantığını,yazılış aşamalarını ve anlatılmak istenen kısımları rahatça görebiliyorum.Tek okumayla olmuyor tabi ama sayfalarca şey olunca bir tık hız işime yarıyor.Hukuk düşünme,yorumlama ve bunları temellendirmeye çalışma gayesi olarak geçiyor şu an.Günlük hayatımızda gördüğümüz ''hukuksuzlukların'' aslında nasıl bir bağlama dayandığını anladım mesela.Uygulamayla normaların farklı olması,hukukta da ideal denen bir şey olduğunu ve bundan insanlığın bir hayli uzak olduğunu...Kanun karıştırmak da güzel.Farklı farklı haklarını öğreniyor insan.Ebeveynlere dava açıp nafaka talep etme hakkımız olması gibi.Ya da nişanın bir evlilik sözü olmasının aynı zamanda hukuki anlamları da olması falan.İlerde buradaki yazdıklarıma bakıp ''safım ya'' diyeceğim bakın görün.

Hafta sonu İstanbul'a kuzenlerimin yanına gideceğim ve bu yolculuk trenle olacak! Hem onlarla olacağım için hem de İstanbulda gezeceğim için heyecanlıyım.Trenle gitmeye ant içtim ve bilet bulabildim sonunda.Trene binmek için de fazlasıyla heyecanlıyım.Playlist hazırlayıp derin düşüncelere dalmalıyım.Mesela neden tüm dünyayı bana karşı görüyorum diye düşünmeliyim.Elimi nereye atsam neden kuruyormuş gibi geliyor diye hayıflanmalıyım.Neden talihsiz olaylar benim başıma gelmek zorunda diye sitem etmeliyim.Ya da hepsini bırakıp şükretmeyi denemeliyim.Deniyorum inan blog.Sadece ben adaletsizliğe ve mükemmel olmayan şeylere gelemiyorum.Bu evren,hayat olsa bile kanıma dokunuyor.Her şeye maruz kalan biri gibi hissetmemin haksızlık olduğunu düşünüyorum.Mükemmel gitmeyen işleri sonsuza kadar rafa kaldırmak istiyorum.Kusursuz değil benim için mükemmel,yanlış anlama.Her şeyi kolay yaşayıp boşuna isyan eden bir çocuk da değilim hatta çocuk bile değilim artık.Sadece çabuk isyan edip her şeyi yakıp yıkmak isteyebiliyorum işte.Bu benim ve değişmeyeceğim.Bir de farklı biriymiş gibi düşünmeye enerjim yok.Ne zaman *hopeful olsam kısa süreler içinde *breakdown yiyorum.Kabullenmek ya da çırpınmaya devam etmek,şu an bütün meselem bu.

Haftaya da eve gidiyorum,yarın bilet alacağım.Öyle özledim ki Çanakkaleyi,ailemi,dostlarımı ve en çok da annemin yemeklerini.Yatağıma yatıp battaniyeyi kafama çekip 24 saat yemek yiyeceğim.Saatlerce duşta kalıp akşam dümdüz koltuğa oturup çay içeceğim.Böylesine basit şeyler insanın hayatında yapması zor olunca nasıl da değerleniyormuş.Abim hep derdi,şimdi daha iyi anlıyorum.Asla biriyle aynı odayı paylaşamam diyen beni hayal etmediği bir şehre gelip her türlü sorunun kendi başına üstesinden geldiği için alnından öpüyorum.

Üniversiteyle bağlantılı global bir klübe katıldım.Bugün mülakatları vardı yarın seçilip seçilmediğimi öğreneceğim.Başlıktaki kararsızlığı bu sebepten yazdım.Derslerim her zaman önceliğim olduğundan ekstra bir iş için elli kere düşünüyorum.Öyle fasa fiso bir iş değil bu klüp çünkü.Katılırsam adından vs. bahsetmek istiyorum.Katılamazsam da açıkçası üzülmem çünkü yüzde yüz istekli değilim itiraf etmem gerekirse.Aklımda soru işaretleri var zaman ve yapılacaklar konusunda.Bunu üye olduktan sonra atlatırım diye düşünüyorum şimdilik.Bakalım.Bir ay içerisinde hayatımın ilk mülakatını tatmış oldum en azından :'D

The Good Place'in 3.sezonu geldi.Yazıdan sonra son bölümünü de izleyeceğim.Sonra okumam gereken birkaç parça şey ve kocaman bir Suç ve Ceza var.Nasıl bitecek hiç bilmiyorum.Rus yazarlara,realistlere bir hayli ön yargılıydım ama fena gitmiyor.Eskiden okumuştum bir kısmını.İzlememiz gereken 12 küsür film var bir de ders için.Hem de bu ay içinde.Kitaplar ve filmler ödev olsa hiç yanaşmam aslında ama bunlar kaliteli olduğu için karşı çıkılası değil.Zaten sıkıyosa yapma yani sonucuna sen katlanırsın :'

Öyle işte.Yeni şehirde hayat böyle devam ediyor.Henüz şehrimde diyemiyorum.Bir gün her şeyi daha da sahiplenip mutlu hissetmeye başlarsam bunu diyeceğim.Daha çok anı,insan ve kahkaha birikmeli.Umuyorum,umarımmm.

kib.

çav.

PS.

Burada çevresinde kafelerin olduğu kocaman bir park var.Çok sakin nezih ve güzel.Şehrin açık ara en sevdiğim kısmı oldu.









24 Eylül 2019 Salı

Yeni Şehirde Hisler ve Birtakım Sancılar ☕️


Üniversitenin ilk haftası bitti,sır perdesi aralandı :')

Her şeyi beklediğimden iyi kaldırdım şu ana kadar.Uğraşmayı sevmediğim birçok şeyi kendim yaptım.Yurt ortamına,oda arkadaşıma alıştım.O konuda şanslıyım ki huyuma göre biriyle aynı odaya düştüm,iyi anlaşıyoruz.Yurt ise beklediğimden kötü.Okula en yakın yerde olduğu için tercih etmiş bulundum.Seneye ne olur göreceğiz artık.

Ailemle ayrılırken de beklediğimden iyi oldum.Hala üzgünüm ve eksikliğini hissediyorum aşırı ama yine de bunu da idare edebilmeyi öğreniyorum.Ev sıcaklığı bambaşka bir şeymiş.O evi ev yapan ya da o şehri ev yapan ise her şeyden bağımsız içindeki insanlarmış.Sevdikleriniz olduğunu her yer bir anda güzelleşiyor.Çanakkalede sonsuza kadar kalacakmış gibi yaşayınca şimdi burası kesinlikle birçok şehre göre güzel olmasına rağmen beni kesmiyor.Çanakkaleye bağlanmışım ben,kendi dünyama ve odama da fazlasıyla bağlıymışım meğersem.

İnsan büyüdükçe yeni kişiler tanıma,anlaşma vs. gibi konularda kıtlaşıyormuş.Lisedeki gibi rahat hissetmiyorum.Çekingen ya da özgüvensiz de değilim ama sanki bu konularda biraz daha karamsarlaşmışım.Konfor alanından çıkınca böyle şeyleri unuttuğunu fark ediyorsun.Hayatın her evresi farklı isimlerle aynı konseptlerde.Değişmiyoruz belki ama bir o kadar da değişmiş oluyoruz.Hislerim karışık bir hayli.

Dersler başlamadı fakat hocalar kendini ve derslerini tanıttı.Çok mutluyum ki her bir hocam aydın fikirli ve ilerici kişiler.Entelektüel oldukları da aşikar.Kitaplar gelince işin içine girmeye daha çok başlayacağız.Şimdi sadece bir ders işlendi,Medeni Hukuk.Keyifliydi.Hukukta öğrendiğin her bilgi yaşadığın yerin şiflerini çözmek gibi.Beklediğimden zor olacak gibi gözüküyor yalnız.Söylenildiğinin aksine ezber bilgi minumum.Tamamiyle bol okuma ve düşünüp mantık çalıştırma üzerine bir fakülte.Her ne kadar hedefim ve hayalim olsa da tekrar sorguladım kendimi.Düşüncesel anlamda yeterliliğimden emin olsam da daha atik olmam gerektiğini anladım.Bazı insanlar çok daha özgüvenli.Tamam boş konuşanlar da bir hayli var.Fakat bazen özgüven bile yeterli olabilir sosyal hayatta.Düşündüklerimi söylemeye çalışacağım bu hafta özellikle.Bundan hiçbir zaman çekinmedim sadece kocaman anfide korkutucu olabiliyor.Yeneceğim adım adım,kendimden emin oldukça.

Hiçbir hafta bu kadar yavaş geçmemişti sanırım hayatımda.Her bir günün her bir dakikasını hissetmiş gibi yoruldum böyle.Sabırlı olmayı öğrenmem lazım.Her şey bir an önce olsun ya da istemiyorum mottosundan kurtulmalıyım.Bazen işime yarayan bir şey olsa da yepyeni bir ortamda beni üzmekten başka bir işe yaramıyor.Zaman var,her şey rayına oturacak,daha da mutlu olacaksınnn *ommm* Daha fazla dua edip meditasyon yapmam lazım.Yurt odasında ancak uyku öncesi gözlerimi kapatarak yapabilirim,şimdilik iş görür.Bazen her şey lehime gidiyor gibi gelse de kendi kendime kuruntu yapıp değiştirmeye yeltendiğim oluyor.Rahat durmalıyım,biraz daha rahat biri olmalıyım.Bana dua edin,enerji gönderin de sakinleşeyim.Sinirlenince olması gerekenden değil de diğer sakinlikten bahsediyorum.Huzursuzlaşan birinin omzuna dokunup ''sakin ol'' denilen tarzdan.İhtiyacım var.

Burası tam bir sonbahar şehri.Havalar bir anda soğudu,her yer yeşil ve ara ara çiseleyen bir yağmur var.Yürüyüş yolunda serin serin yürümek iyi hissettiriyor.Sahili ise öyle yazlık yerlerden çok daha sessiz ve ıssız.Gerçi birçok tarafını görmedim ama bende uyandırdığı his bu şekilde.Bulunduğum yer ise bir tepede.Otobüsler çok garip yollardan gidiyor.Tüm şehrin bir dağdaki bir ormana kurulduğunu düşünün aynen öyle.Brezilya gibi geldi tepeler.Merdiven,yokuş ve bayır dolu.Huzurlu gözüküyor.Bu kadar iç içe binalar olmasına rağmen aynı zamanda düzen içindeler.Şehir fotoğrafçıları için çok güzel bölgeler kestirdim gözüme.Üniversitenin bulunduğu tepede bir sürü köpek var.Hatta bugün marketten gelirken bir sürünün ortasında kaldım.Zararsızlar ama bazen kendi aralarında oynarken korkutucu olabiliyor.Gönüllüler tarafından bakılıyorlar onun dışında birçok öğrenciyi beslerken gördüm.Gayet rahat takılıyorlar yani bu çok hoşuma gitti,iç ısıtıcı.

***

Geçen cumartesi yazıp bırakmıştım yukarıdakileri.

Bu hafta dersler başladı hatta az önce notları temize çektim.Derste bazı şeyleri anlaması zor oluyor.Tekrar edilmeden aşırı unutulabilecek bilgiler var.Her dersin kitaplarını tamamlayınca işim bu anlamda kolaylaşacak.Her bir şey not tutulsa yeni bir kitap oluşur çünkü,bakalım...

Konfor alanımın bir hayli dışında olmak zaman zaman canımı sıkıyor.Yurt da istediğim gibi değil,demiş miydim bunu,tekrar diyeyim.Temizlik kötü,kahvaltısı kötü,ses var...Elim kolum bağlı durmuyorum tabii mesela ses işi için iki kez konuştum direkt ses yapanlarla da ama yalıtım öyle kötü ki biri a dese bize geliyor.Temizlik için yarın demeyi planlıyorum.Eşyaları versinler kendi temizliğimi yapmayı yeğlerim valla.Ah canım miss gibi mum kokan odam :'

Sancılı bir süreçten geçiyorum her anlamda.Hevesli olup pozitif bakmakla her şeyden nefret etme arasında gidip geliyorum.Eskisine göre çook nadir ağlayan biriyim ama gözyaşı olmaksınız biri dokunsa ona kendimi bırakacakmış gibi de hissediyorum.Yeni şeyleri beklerken beraberinde getireceklerine hazırlıksız yakalandım.Olacak tamam,sabrediyorum hatta sabırrr ediyorumm :):):)

Yazdıkça bir şeylerden yakınasım geliyor.Kafa ütülemek en son isteyeceğim şey,kendiminkini yeterince ütüledim.

çav.




 🍂






8 Eylül 2019 Pazar

Kendini Kaybetmek,Filmler ve Gündeme Dair ☕️


Çanakkale'de son haftama girdim.Cumartesi günü yurda yerleşmeye gidiyorum,o Pazartesi de üniversitenin ilk günü.

Yazı yazmada tempoyu biraz düşürdüm.Olayda iki gidişat arasında kaldım ama ikisi de bambaşka.Senaryo yazmak adına başladığım bir öykü olduğu için yazarken aklımdan bir film çekiyor gibi hissediyorum.Belli bir noktada bunu adım adım senaryolaştırmaya da mı uğraşsam diye düşünmeye başladım.Bambaşka bir konuyu işlemiyorum aslında ama hayal ettiğim gibi bir film bambaşka olurdu.İşte mesele bunu öyküleştirirken bambaşka olması.O da ayrı bir emek ayrı bir işçilik.Yazı gerçekten bir işçilikmiş.Gündelik çalışma istiyor,yapamadığım bir şey ama o bu çalışmayı istiyor.

Geçen gün kıyafet alışverişine çıktık.Son eksikleri de tamamladım.Yarından itibaren de yavaş yavaş valize yerleştirmeye başlarız.Gerginim doğruyu söylemek gerekirse.Daha önce yurt deneyimimin olmamasının yanı sıra hiç bilmediğim bir yere gitmek de ekstra gerici.Kafamda oluşan beklentiler ve istediğim şeyler var ama bel bağlayacak derece de düşünmüyorum.Birçok isteğim şekil değiştiriyor çünkü.Hep bir oluyor ama ''ama''sı da var,anlatabildim mi :'D O yüzden geçen gün bir hayli geç kalarak izlediğim Ölü Ozanlar Derneğindeki gibi ''Carpe Diem'' bu sıralar.

Netflixte çok güzel bir komedi-gerilim filmine denk geldim adı ''I Don't Feel Home in This World Anymore'' (Artık Bu Dünyada Evimde Hissetmiyorum) Gerçekten kaliteli,komik ve mutlaka izlenilmesi gereken bir film.Hepimizin daha doğru nispeten kibar olan herkesin izlerken kendini görüp güleceği detaylara sahip.Ülke gündeminden yetmezmiş gibi dünya gündeminden bıkan bizlerin ruh halini yansıtıyor.Hiç konu anlatmadan öneriyorum gitti.

''Cebimdeki Yabancı'' filmini önerebilirim bir de.Büyük ihtimal bildiğiniz bir konu birçok uyarlaması var ben de sanırım hepsini izledim.Bir grup arkadaşın tutulma günü telefonunu ortaya koyup gelen bildirimleri okuyup telefonları açmasıyla başlayan olayları anlatıyor.Ferzan Özpetek etkisini hissediyorsunuz.Yemeklerin çekimi,sevdiğim Türk oyuncular ve konunun bize uyarlanmış şekliyle çok daha eğlenceli geldi.

Blogda uzun zamandır gündeme dair yazmıyordum.Sebebi kendi işime fazlasıyla odaklanmış olmamdı.Fakat twitter'ımın da açılmasıyla Türkiye'de olan bitenle tekrar yüzleştim.O kadar çok şey yazarım ki inanın iki üç yazılık seri olur.Hatta her konuya bir başlık atarsak belki bir düzine...Toplum basit,vicdansız ve cahillikte direten insanlar birikintisine dönüşüyor hızla.Cahillik vs. de bazı insan tipleri için yetersiz zannımca.Cahil insanla kötü insan arasındaki farklı belli yaşın üzerindeki her normal zekadaki insan anlar.Vicdansızlara cahil kılıfını koymaktan vazgeçelim.Kötü diye bir kelime boşuna yok,bazıları kötüdür,bazıları bu dünyadaki hırsları uğruna her şeyi yok etmeye meyillidir,herkesleri kendine benzetmek uğruna gözlerini bile kırpmazlar.Üzücü.Yine de burasının adı Umut Durakları ise umutlu da bakabilmek lazım.Dünyada feminist,eşitlikçi ve türcü olmayan bir gelecek inşa ediliyor her şeye rağmen.Türkiye de er ya da geç bu yenileşmeyi yakalayacak bunun için çabalayanlar sayesinde.Ömrümüz yeter mi görmeye? Meçhul.

***

Gece yukarıdakileri yazıp bırakmışım.Uyku düzenim öyle böyle bozulmadı.Önceki gün uyuyabilmem için annem şurup verdi onun sayesinde +10 saat falan uyudum dün de sabah 7'ye doğru uyudum.Sıfır denge yani.Geceleri uykudan ölsem de bilgisayarı ya da telefonu bıraktığım an o uyku kaçıyor.Sanırım geceleri fazla düşünüyorum ve bundan kaçamıyorum.En ufak ayrıntıları bile düşünüyorum.Sabah olunca gece boyu düşündüğüm şeylerin yüzde biri falan mantıklı geliyor.Geceleri boşuna uyumuyor insanlar değil mi? Düşünmemek,hayata ara vermek ve bir nevi ölü gibi olmak da lazım.Fakat ben geceleri yine de seviyorum.Gece yaşamayı,yazmayı,çalışmayı...

Hava serinleşti.Kot pantolon giyebilme kıvamına geldi.Şort rahatlığı her zaman geçerli olsa da yaz kıyafetlerinden bıktım valla.Oduncu gömleklerimi,botumu ve hırkalarımı özledim.Sonbahar gibisi yok.İzmit'te kış bayağı ağır geçiyormuş yalnız,birkaç görsel görmem inandırdı.Allahtan bu yılki montum resmen dağa çıkmalık olduğu için isabet oldu,sanki geleceği görmüşüz gibi denk geldi.Böyle ince ayrıntılar bile bir şekilde her şeyin olması gerektiği kıvama geldiğini hatırlatıyor.Fatalist değilim ama bir noktada da bütün çırpınışlar boşuna gibi yaşamamız gerekeni yaşıyoruz sanki.Bir şekilde o noktaya dönüyoruz en azından.Ya da fatal olan insan,kendi kendine yaptırıyor bunları.Fazlasıyla felsefik bir konu,sizce?

Önceki günlere göre iyi hissediyorum.İnsan bazı dönemler kendini kaybediyor.Bu kim olduğunu tanıyamamak vs. gibi değil de hayatının merkezinden çekilmek bunu istememek gibi bir şey.İlk kez buna bir tanım bulabildim.Kendini kaybetmek.Evet,tam olarak bu.Hayatınızın merkezinde kendiniz olmazsanız o hayat da size ait olmaz.Sevgilinize,ailenize,arkadaşınıza hatta topluma ait olur.Merkeze almaktan kastım kendini öncelemek.Bencillik diğerlerini yok saymaya kadar gitse de öncelemek çevrenizi ve değer verdiğiniz her şeyi kapsar.Kendimi falcı gibi hissediyorum,onlar da böyle acayip kelimeler bulup kafa karıştırıyor.Her neyse işte,böyle düşünmeye çalışınca daha iyi hissetmeye başladım;daha doğrusu mutlu çünkü zaten iyiydim.

Daha fazla laf kalabalığı yapmayayım en iyisi :')


Bu fotoğrafa bayılıyorum.


*kib*

çav!

xo






2 Eylül 2019 Pazartesi

YKS'ye Gireceklere Tavsiyeler // Bunları Herkes Söylemez


Önceleri blogda eylülün gelmesiyle okula dönüşle ilgili yazılar yazardım :') Bu sefer de taze sayılır bir şekilde geride bıraktığım üni. sınavı maratonu hakkında bir şeyler söylemek istedim.Bu tarz bir yazı yazmayı düşünüp düşünüp vazgeçsem de beni okuyan kişilere gerçekten söylemek istediğim şeyler olduğunu fark ettim :)


Bu süreçte psikolojiniz kilit nokta.




Klişe bir öneri olabilir ama sınav önceliğiniz olmalı.Yalnız bunu bir şeylerden vazgeçerek yapmayın.Örneğin telefonu tamamen bırakma olayına hiç anlam verememişimdir.Belki son ay için doğru olsa da yıl içinde iradenizi güçlendirmeye çalışmanız daha doğru bir adım olun.Çevrenizdeki toksik insanlara sınav yılınız olduğunu ve onların işleriyle uğraşamayacağınızı dümdüz söyleyin mesela,ciddiyim.Sizi gereksiz yere geren her şeyden/herkesten uzaklaşın.Bu bencillik değil,gerçekten önemli bir dönüm noktası için kendinize öncelik vermek.Sınav süreci ağlayıp sızlanma kaldıran bir dönem değil ne yazık ki,kendinizi öncelikle mental olarak hazırlayın;engelleri kaldırın.Çevresel engeller kalktıktan sonra kendinize güvenmeye çalışın.Kaç yıllık hayatta bu bir anda olmaz ama -mış gibi yapın.Kendinize bunu telkin edin,yapacağım diyin;içinizdeki ses ''olmayacak'' dese bile.Pozitif düşünce kesin kazandırır diye bir şey olmasa da bir şey kaybettirmeyeceği kesin.

Herkesin söylediğine kulak asmayın.




Bu süreçte sınava dair birçok komplo teorileri,strateji vs. duyacaksınız.Birçoğu boş çıkıyor,inanın.Düzenli ve evet ''çok'' ders çalışan yılın sonunda öyle böyle kazanıyor.Sürekli ders çalışma,motivasyon gibi konular hakkında insanları dinlemeye çalışmak yerine direkt başlayın.Motivasyonsuzken bile çalışın.Başlarda motivasyon yokken çalışamıyorsanız sonlara doğru iyice bitersiniz benden söylemesi.

İlk rakibiniz kendinizsiniz.





Başkalarının başarısı sizin başarısızlığınız olmuyor yıl boyunca.Sadece o sınav günü olacak ama o da o kadar değişebiliyor ki sakın yıl içinde sizden daha iyi insanlara bakıp üzülmeyin.Üzülecekseniz kendinizini geçememenize üzülün,bir önceki sınavdan kötü olmanıza üzülün.Herkesin en iyi-en kötü kapasitesi vardır.Kapasitenizi de kabullenin ama bu demek değil ki yelkenleri suya indirin.Kapasitenizin limitlerini zorlayın,şunu söyleyebilin günün sonunda: ''elimden geleni yaptım'' söyleyemiyorsanız günü bitirmeyin.

Sınav sistemini eleştirmeyin.




En azından süreç içinde eleştirmeyin.O olmuş bu olmuş şu kötüymüş...Elde var bu olarak bakın.İsyan ettiğiniz her şey adına hırslanın.Sistem böyleyse ben bunun içinde en iyisi olacağım diye şartlayın kendinizi.Sürekli söylenenleri ve fake haberlerle kafa ütülüyenlere de kulak asmayın.Bu süreçte herkes kendini rahatlatmak ya da negatifliğini yaymak için çokça konuşacak.Önünüzdeki işlere odaklanın.

Biraz çirkinleşebilirsiniz.





Ya da öyle hissedebilirsiniz.Haftanın en boş gününe kendiniz için bir rutin koyun.Bir film olabilir,cilt bakımı olabilir...Neyi seviyorsanız fakat zamanı aşırı uzatmadan.Kendinizi salmanız,giyinmeye bile üşenmeniz normal.Hissettiğinizden güzel ve iyisiniz,bu düşünceleri engellemek için kendinize bu dediklerimi hatırlatın.

TM'ler,evet şanssızsınız.




Dershanelerin çoğunda MF'cilere edebiyat,türkçe dersleri verilirken size fen dersleri ya verilmeyecek ya da çok kısıtlı bir şekilde gösterilecek.Birçok açıdan avantajımız yok.Fakat bu bir bahane değil tabi.Sistemin bozukluğu gibi buna da odaklanmayın.Mat-2 kasın ben onun gücüyle TYT'yi toparlamadım.Mat-1 TM için aşırı önemli değil gibi duracak,SAKIN.Mat-1 de aşırı derecede önemli.Özellikle TM'ler için bu sene açık bir şekilde gördük.Mat-2'de herkes seviyesine göre belirli bir soru sayısına ulaşırken Mat-1 herkesin çözeceği kıvamda çıkabilir.Son haftaya kadar problem çözün,az ya da çok çözün.Mat-1'i salmayın kısaca çünkü çoğu TM yarıyıldan sonra Mat-2 odaklı çalışacak.

Yarıyıl tatili ve sonrası önemli.




Bu iki zaman dilimi genelde yükselişlerin olduğu zaman oluyor.Özellikle tatili iyi değerlendirin.Konu çalışmaları ve kendi denemelerinize başlamak için güzel bir zaman.Değerlendirin,ben yapamamıştım pek siz yapın!! Tatil sonrası ise sınav havasına daha bir giriyorsun.Vakit yaklaştıkça insan ister istemez geriliyor,panik yok;tek bir günün çalışmasıyla değil belki 2-3 yılın çalışmasının karşılığını alacaksınız.

not: liselerdeki dönemler değişti diye biliyorum,demek istediğim tarih ocak ayından sonraki zaman dilimi,kendi programınıza göre dikkate alırsınız

Her soru tipine hazır olun.




Bu sene sınavda hiç ezber kullandığımı hatırlamıyorum mesela.Ezberiniz tabi hazır olsun ama ezber kullanmanın beceri olduğu soru tipleri çıkmıyor artık zannımca.Örneğin Coğrafya çalışırken şurası şurda diye değil de önünüze harita alıp göre göre öğrenin.Tarih için neden-sonuç ilişkilerini,önemli liderleri bilin.Yine Edebiyat için direkt yazar-eser bir tek soru çıkmıştı sanırım.Edebiyatta da uzun paragraflara,kafa karıştırıcı detaylara hazır olun.Yeni nesil kaynaklar edinin özellikle sözel dersler için.Matematik soruları da keza öyle.Mat-2 Bölümünde çıkabilecek en karmaşık sorular sorulmuştu örneğin.Kolay ya da zor olması fark etmeksizin kompleks biçimde soruyorlar.Her türlü soru ve sınav tipine hazır olun.Bunun getirdiği tecrübeyle sınavda hiç gerilip stres yapmamıştım.

Sınav çözmek yetmez,sınavlarınızı inceleyin.




Dershanenin yaptığı ya da kendi yaptığınız sınavlardan sonra mutlaka yaptığınız sınavları inceleyin.Bakılmayan tek bir yalnış bile kalmasın.Es geçtiğiniz en saçma soru bile sınavda bir şekilde karşınıza gelebiliyor.Biz bazen en mantıklısını düşünüyoruz ama Ösym böyle düşünecek bunu soracak diye bir kesinlik yok.Yine bu sene tokat gibi bir örnek oldu.

Önceki yılın puanlarıyla kendinizi gereğinden fazla karşılaştırmayın.




Tabii o puanlar min.'unuz olmalı.Bu sene Hukuk-Tıp gibi temel bölümler fazlasıyla fırladı.Sınava girmeden bunun hesabını sakın yapmayın.Siz en iyisinin de iyisine bakın cidden hiçbir şey belli olmuyor.Bu yönde sizi motive etmeye çalışacaklardır ama rehavete kapılmayın çünkü çok iyi sıralamalarla dahi açıkta kalan insanlar oldu.Garantici olun.,bir şey kaybetmezsiniz.

Bir nedeniniz olsun.




Bu sınavın tek amacı bir üni. kazanmak olmamalı.Çok daha basit düşünün hatta.Mesela ben hep kendimi rahat bir yaz geçireyim diye düşünerek rahatlattım.En büyük hayalim olan hukuğu defalarca kez kendime söyleyip kassaydım sınava bu kadar rahat giremezdim.Dümdüz mutlu olmak için bile güzel bir sınav geçirmek isteyebilirsiniz.Emin olun bu sırtınızda hali hazırda olan yüklerden bir miktar alıyor,Huzuru,mutluluğu belki tatili bile hedefleyebilirsiniz.Bu hedefinizden şaşmak olmaz tam tersine o hedefi içselleştirmenizi sağlar.Hedefiniz olacak,güzel bir yaz geçireceksiniz ve her şey yoluna girecek.Bu.

Başka bir seçenek her zaman vardır.




Bölümünüzde kararlıysanız şehir,bölümüzde kararlıysanız farklı bir meslek seçeneceği her zaman olmalı.Ben İzmir'i delicesine hedefleyip tutturabilecekken gidemedim mesela.Kendimi farklı şehirlere hazırlasaydım hedefimi kazanmamamın mutluluğunu daha güzel yaşabilirdim,pişmanım bunun için.Hayat bu,her şey değişim içinde.Tek hedefiniz olabilir ama tek bir seçeneğiniz olmasınız.


Sizi tanımıyorum ama endişelerinizi ve yorgunluğunuzu  emin olun ki anlıyorum.Umarım her bir çabanıza değen bir sonuçla yılı kapatırsınız.Güveniyorum hepinize! Bool motivasyonlu,minimum endişeli bir hazırlanma süreciniz olsun.

Başarılar xo

Çav.









30 Ağustos 2019 Cuma

Sonbahar Gelirken: Hikaye ve Melankoli


Çarşamba gecesi tatilden döndük.Her yıl gittiğimiz bir yer olduğu için ekstra eğlenceli veya farklı geçmedi.Yine de her şeyden biraz uzak kalmak için güzel bir fırsatım olmuş oldu.Özellikle uyku konusunda iyi geldi.Günün max. 3-4 saatini havuzda geçirmek dışında sadece uyudum.İnsan en çok kendi yatağında rahat eder aslında ama ben kendi yatağım ne kadar rahat olsa da başka yerlerde özellikle otel odalarında çok daha çabuk uyuyabiliyorum.Odalarımız kendi düşüncelerimizle hatta daha çok endişelerimizle dolu çünkü.Gece pıtır pıtır gelirler falan...

Blog alemi canlanmış bayağı.Bir sürü etkinlik-mim vs. gördüm.Katılmak istiyorum ama o enerjiyi bulamadım.Bunu da yapmacık bir şekilde yazmak adına yazmak istemedim.Bu aralar üni. işini fazlasıyla düşünüyorum.Kayıt işleri artık halloldu.Yurt da tamam zaten.İki tane banka kartı lazımdı,onlar da tamam.Banka işleri çok gerici bu arada söylemeden geçmeyeyim.Daha önce hiç bu tarz ciddi işlerle uğraşmamış biri olarak beni geriyor biraz.Valiz için de ufak ufak hazırlıklara başladık.Krem,diş macunu,medikal şeyler vs. küçük şeylerden ilerliyoruz.Gömleklerimi yıkayıp ütüleyip hazır etmem lazım.Bu kıyafet ayarlama işi yorucu olacak.Neyse bakalım ya,halledilir şeyler bunlar.Sadece psikolojik olarak fazla meşgul ediyorlar,her şey yerli yerine oturana kadar düşüneceğim.

Bazı insanların ruhsuz olduğunu bir kez daha anladım.Bencillik bir yere kadar çekilir bir şey olabilir ama ruhsuzluk bambaşka bir şey.İnsanlara nasıl hissettirdiğini önemsemelisiniz,o insanı sevmiyor olsanız hatta nefret ediyor olsanız bile.Karma,ilahi adalet...ne derseniz deyin bu enerjinin geri dönüşü gerçek.O kadar inanıyorum ki ya da belki inanmak istiyorum ki...Nefret de bir duygu.Sevgi kadar onun hakkında da konuşabilmeliyiz.''Nefret çok güçlü bir duygu ben bir şey hissetmiyorum'' kafasından uzaklaştım artık.Hissizlik diye bir şey yok.Nefret sevgi kadar gerçek,bazı durumlar ve insanlar da dümdüz nefret edilesi.Nefret ediyorum.

Senaryo için küçük bir hikaye oluşturmaya çalışırken senaryonun hikayesini oluşturmaya başladım.Güzel ilerliyor gibi,9 sayfa kadar yazmışım.Ne yalan söyliyeyim biraz bodozloma ilerliyorum.Beklemek pek benlik bir olay değil.Kafamda şekillenen şeyleri bekletirsem uçup gidiyorlar,yazsam bile sonradan beğenmemeye başlıyorum.İlla bir yerden başlamalıyım.Zaten yazmayı planladığım şeyden de bir miktar uzaklaştım.Şu olacak,dediğim şeyler yazı başına geçince değişiyor.Bu olayı seviyorum ama ben,yazmanın büyüsü bu;kurgunun eğlencesi ve sürükleyici kısmı tam olarak bu.

Yalnız diyalog oluşturma kısmı beni zorluyor.Bir kitabın en işçilik isteyen kısmının bu olduğunu yazarken fark ediyorum.Karakterleri konuşturmak bambaşka bir yetenek.Art arda gelen replikler gibi olmamalı,aynı zamanda hikayeden kopmamalı ve hiç tanışmadığınız o karakterleri de birebir yansıtmalı.Farklı bir ustalıkmış bu konuşturma işi.En çok bunu yaparken zorlanıyorum,belki daha fazla okumalı ve yavaş ilerlemeliyim.Çabuk biten ve beğenmediğim bir iş zaman kaybı olur,zaman da var umarım çaba da.Bir hikaye de tamamlansın bu sefer,canım kendime not düşünüyorum bunu.

Eylülle birlikte sonbahar gelirken havalar hala sıcak.Sonbahar havasıyla birlikte gelsin.Kapalı,hafif yağmurlu ve serin.Çok özledim bu havaları.Hiç yaz insanı olamadım.Yaz bana iyi gelmiyor,güneşin mayıştırıcı bir etkisi var üzerimde.Duygusal olarak da bu böyle.Sonbaharla birlikte birçok şeyi planlamak istiyorum.Belki bir defter alıp bullet journal tarzı bir şeyler yapmaya başlayabilirim.Düşüncelerin de bir sıraya sokulmasına ihtiyaç var.Bunu sadece zihnen yapmaya çalışmak zor.Yazdıkça iş ciddileşiyor,öngörü artıyor.Eskisi kadar defter kalem meraklısı olmasam da belki bu heyecanımı da canlandırır bu iş.Lisenin hazırlık yılındaki azmimi arıyorum valla.Deli gibi İngilizce-Japonca çalışır yoga yapardım,bazı günler yüzerdim,mat-1 problemlerine başlamıştım...Şimdi her şeye karşı biraz daha isteksizim.Nedenini sorgulamak istemiyorum,matruşka gibi açıldıkça açılır,gereksiz.

Paris Hilton ve Nichole Richie'nin eski şovu ''The Simple Life''a taktım bu aralar.İnternette olan tüm sezonlarını izledim.Çok komik ve eğlenceliydi.Hiçbir şey düşündürmeyen bir aktiviteydi,enfes.Espri anlayışları bir yana ikisini de kişi olarak seviyorum.Boş gibi gözüken ama aslında insanlarla sarkastik bir şekilde dalga geçebilen kişiliklerle enerjim uyuşuyor.Chanel Oberlin başta olmak üzere Regina George gibi karakterlere de bayılırım mesela.Böyle bir tarafım da var :'D

İyiyim ama mutlu hissetmiyorum uzun bir süredir,donuklaştım sanki.

*Oysa insan olarak dünyaya gelmişti.Çok daha kompleks bir hayvan.Duygu denilen bir şeye sahip.Bir nevi altıncı duyu organı.Hissetmeye yarıyor,kırılıyor,oynanıyor bazense yitiyor.Evrene göre küçücük olup insan bedenine sığan evrenden daha güçlü bir şey,duygu.* (Hikayemden bir alıntı.)

çav.


la collectionneuse






18 Ağustos 2019 Pazar

*Miskin Yaz Günleri


Yazın son zamanlarını uyuklayarak,oyun oynarak ya da bir şeyler izleyerek geçiriyorum.Alabildiğine tembel şekilde.

Salı günü kalacağım yurtla görüşmek için Kocaeline gittik.Şehre ilk gidişim oldu,daha önce o taraftan yolculukta bile geçmemiştik.İlk fark ettiğim şey şehrin yeşil oluşu oldu.Büyük bir şehir olmasına,onca binaya vs.'ye rağmen sanki yeşilliklere dokunulmamış gibi gözüküyordu.Çok hoşuma gitti bu,beklediğimden daha güzel geldi gözüme.Daha sonra yurdu ayarlayıp birkaç mağaza gezdikten sonra ayrıldık.Yolculuk fena yorucuydu merkeze gitmeye halimiz kalmadı.

Şehirdeyken biraz kötü hissettim.Edişelendim daha doğrusu,ne zamandır anksiyete yaşamıyordum.Ha bu gereksiz bir endişe mi? Hayır.Korkmamın ve endişeli olmamın normal olduğunu kendime yineledim.Şunu da ekledim,büyük olaylar işin içine girdikçe küçülür.Birçok şey için böyle.Adım adım olacak şeyleri hurra yapmaya ya da hissetmeye gerek yok.Kendime her şey için zaman tanımak istiyorum artık.Zamanında öyle yüklenmiş öyle kasmışım ki ruhum şu an genişlediğini hissedince nefes aldı sanki,e biraz da boşluğa düştü.

Geçmişe bakışımızın bizimle birlikte evrildiğinin aydınlanmasını yaşadım.Büyük bir olay olmayabilir ama bunu apaçık bir şekilde gözlemlemek kendimi daha güçlü hissettirdi.Beni kıran insanların yaptıklarını pek de yumuşatarak görmüyorum artık.Yok güvendiğim için hata bendeymiş yok efendim bir olayda iki tarafın da suçu olurmuş...öyle bir dünya yokmuş.Herkes bir şekilde yaptıklarını ödesin kafasındayım,elimde olsa bunu ben yaparım ama inanın bunun için fazla vicdanlıyım.Bu vicdan kimseyi daha iyi bir insan yapmaz o triplerim de yok,hatta daha salak bile yaptığını söyleyebilirim.Huy işte kurumuyor.

Özlediğimiz şeyleri istediğimiz anlamına gelmediğine dair güzel bir söz okumuştum,tam nasıldı hatırlamasam da o zamandan beri aklımdan çıkmadı.Aşırı doğru değil mi? Özlediğimiz şeyleri o zamanın içinde özlüyoruz çünkü,ama bu zamanda onu istemeyebiliriz.Orada kalsın,o şekilde daha güzel ve anlamlı.Her şey bir devinim içinde,tekerrüre gerek yok.Bu sözün bende uyandırdığı şeyleri daha güzel ifade edebilirdim,dilim bu kadar döndü şu an;oysa daha anlamlı bir açıklamayı hak ediyordu.Affedin.

Dört gün kadar sonra tatile çıkacağız.Yüzmeye ve havuz kenarında kitap okumaya uzun zamandır ihtiyacım vardı,gün sayıyorum.Tatiller endişeli düşüncelere ara vermek için de kıymetli bir fırsat oluyor.Bütün Akdenizliliğimle bunun için çabalayacağım.Tatilden sonra yeni bir hengameye hazır olmalıyım.Yurda Eylül ortalarına doğru yerleşmiş olacağım.Şanslıyım ki bu yollardan geçen bir abim var,ailecek uzmanlaştık;ne lazım ne önemli biliyoruz.Sürecin tık tık işleyip vedanın da en az üzücü şekilde geçmesini istiyorum.Her ''istiyorum'' lafından sonra aklıma hem istek yasası hem de istediğim halde olmayan onca şey geliyor,trajikomik.

Can sıkıntısından karalanan bir yazı oldu,kısa tutayım;sizi baymak istemem.


çav.


Conte d'Ete
















10 Ağustos 2019 Cumartesi

Üniversitem,Planlar ve Birtakım Hisler


Bir maceranın daha sonuna gelmiş gibi hissediyorum.''Level Up'' yazısı geldi,yeni bir seviye,yeniden başlayacak bir ton şey,uğraşılacak yeni işler,alınacak yaşlar...

Tercih sonuçlarımız açıklandı.Kocaeli Üni. Hukuk fakültesini kazandım.İzmir İzmir diye sayıklayıp hayal kurerken fırlayan puanlar beni buraya uçurdu.İlk gördüğümdeki şoku ve üzülmemi hayatım boyunca unutmayacağım.Hayal kırıklığı oldu böyle.Daha önce yaşadım mı? Çok kez.Ama bu bildiğin bir hayalin kırılışı gibiydi :'D Şu an mutsuz muyum? Hayır.Okulu zaten araştırıp emin olarak yazmıştım.Güzel ve avantajlı bir kampüsü olan gelişmiş bir üniversite.Benim üzüntüm kötü olmasında değildi zaten,beklentilerin olmaması hissi.Şehir hakkında da güzel şeyler anlatıldı,bölüm hakkında vs. beni tatmin eden şeyler öğrendim.Şanslı ve emeklerimin karşılığını almış hissediyorum birçok açıdan.Hayalimdeki,hedefimdeki bölümün olması düşündükçe umutlandırıyor mesela.Aklıma koyduğum şeyi yapma hissi birçok şeye bedel.Başarıyla beslenen bir yapım var,biraz da mükemmeliyetçi.Hayat birincisini kabul ediyor ama mükemmeliyetçilik bir kez daha öğrendim ki olmuyor.İzmir benim için hayırlı olan değildi belki de diyorum.Aşırı yerleşik bir düzene gitmek beni yeterince mutlu ya da heyecanlı hissettirmeyebilirdi.Şu an birçok şeyi kendim halledeceğim.Ailemden kimse olmadan ve hayatımda bir kez bile uğramadığım bir şehirde.Koç olarak aradığım adrenalin buydu...blog beni pozitifleştiriyor,seviyorum burayı;kendi umut durağım gibi :')

Salı günü,umarım bir sorun çıkmazsa,yurt için görüşmeye gideceğiz.Kampüse yakın bir yer bu yüzden oraları gezme fırsatım da olacak.Tepe bir yere kurulu ki şehir merkezinde olmasından iyi olduğunu düşünüyorum.Fotoğraflardan görmekle gerçekteki fark eder tabi,o yüzden fena halde meraklıyım.Şehre girdiğim zaman ''Tamam ya'' diyebilmek istiyorum.O his bana mekanlar açısından geçiyor.En basitinden bir kafe için bile öyle hissediyorum.''Yuva'' hissi gibi.Aman derin düşünmemeyim yine dimi? Sonrası üzmesin,büyük beklentiler ardında daha büyük fırtınalar bırakabiliyor.

Gökçe geldi bir haftalığına falan.Perşembe günü yolcu ettik.Sonuçları da birlikte öğrendik.Diyeti de birlikte bozduk yalnız :( Pazartesi tekrar başlayacağım.Cidden illet bir olaymış.Kilo alma hissini kazanıyormuşsun resmen.Yapmasam da olur bir kıvamdayım ama bir şekilde toparlanmak istiyorum.Evde spora da devam edebiliyorum.Salon işi sıkıcı geldi,bir ay yetti;belki diğer yazlara...

Japonca çalışmayı ve yazı yazmayı ertelemek için bir bahanem kalmadı.Diyetle birlikte onlara da girişmek istiyorum.Japonca nasıl toparlanır valla hiç bilmiyorum.En son ne yaptım nerden alsam...A2 seviyesi gözüküyorum ama şu an A1 eksi falan olabilirim.Zamanlardan ve alfabe çalışmasından geri sarabilirim sanki.İngilizce için de eskisi gibi TED izlemeye döndüm.Hukukta da dilin önemi büyükmüş.Kuzenimle konuştuğumda Japoncanın da iş hayatında gayet işe yarar olduğunu söylemişti.Onu olduğum seviyeye tekrar sabitleyip İngilizceyi eskisi gibi kassam kendimi daha güvende hissedeceğim sanki.Dil öğrenmek bana hep zevkli gelmiştir,bu zevki bayadır tadamadım malum;eski Anılı canlandırma zamanı mı ne?

Çanakkaleden ayrılmanın ne kadar üzücü olacağını bundan sonra her yazımda anlatabilirim herhalde.Sevdiğim her şeyin,herkesin olduğu bir yerden ayrılmak düşündükçe dramatikleştiriyor bulunduğum ortamı,dinlediğim şarkıları.Hele aileden ayrılmak,ilk gün yurttaki halimi hayal edebiliyorum/edebiliyorsunuz :'D Hayatının kırılma noktalarından biri,bir şekilde mecburiyet.Tatsız ama sonu tatlı olsun. (Yaprak Dökümü Veda Sahnesi İzle -tık-)

Sizden büyük bir isteğim var yazıyı bitirirken.

Bana film önerin :( Benim tarzımı ve birçok filmi izlediğimi göz önüne alırsanız aşırı mutlu olurum.Drama olur,Mean Girls tarzı komedi-gençlik-üniversite olur,klişe olmayan aşk filmleri olur...

Daha önceki yazılarımda gönderdiğiniz güzel enerjiler ve dualar için de teşekkür ederim.Daha sık yazacağım için heyecanlıyım.Blog da benimle/sizinle birlikte level atlıyor,boss kesmeye doğru gidiyoruz!

çav xo


''neden başladığını hatırla''







28 Temmuz 2019 Pazar

Sınav Sonucum,Bir Film ve Bir Kitap ☕


Gelmiş geçmiş en sıkıcı yazımı geçiriyorum.Bir yaz tatili ancak bu kadar monoton ve bunaltıcı olabilirdi.Yıl içinde ''şu sınav geçsin de...'' deyip yaza sıkıştırdığım neredeyse hiçbir şeyi yapamadım.Aman diyorum yine de,sürekli bir şeylerle uğraşmak zorunda değilim bazen aptal aptal yatağımdan çıkmadan günleri öldürmek de iyidir.Hatta şu sıralar sadece bunu yapıyorum.

Üniversite sınavının sonuçları açıklandı.Geçen seneye göre hesapladığımdan maalesef 2-3k düşük olmakla birlikte 18k'ya girdim.(TM Bölümünde) Mutlu muyum? Aşırı değil, Üzüldüm mü? Hayır.Annem ilk aradığında elim ayağıma dolaşmıştı.Adrenalini seven biri olarak hayatıma biraz heyecan girmesi bile mutlu edici gelmişti,mazoşizm resmen bu;her neyse...Sonucu görünce duraksadım.Tekrar tekrar okudum şimdi 180k falan çıkmasın diye.Sonra annemi tekrar arayıp söyledim.O benden heyecanlıydı,hayal kırıklığına uğramamdan korkmuş :')

Tercihlerimi de yaptım.Sadece hukuk fakültesi yazdım.Üniversiteleri sıralamak istemiyorum ama İzmir yoğunlukta yazdığımı söyleyebilirim.Hiçbir zaman İst. ve Ankara hedefim olmadığı için herhangi bir pişmanlık da yaşayacağımı düşünmüyorum.O iki şehir bana oldukça kaotik geliyor.Sürekli bir işleyiş,ses,insan kalabalıklığı...Üniversite kalitesi tabi ki şu an her şeyden önemli ama ben gideceğim şehirde bir yaşam kurmak istiyorum.Benim içinse en doğru yer her zaman İzmirdi,umarım olur.Lütfen dua edin,güzel enerjilerinizi bu işin olması için yollayın...bir şeyler yapın!

Bundan birkaç sene önce eminim blogda bir yazıda Üni. için ne kadar heyecanlı olduğumdan vs. bahsediyorumdur.İş ciddiye bindikçe çok da heyecanlı olmadığımı fark ettim.Sanki bir şekilde hayatımın işleyişine müdahale edemiyorum çünkü.Hayır,kadercilik olarak algılamayın.Sadece detaycıyım ve benim takılıp heyecan yaptığım detayların realitede yeri olmuyor.Sonra hayal kırıklığı denen illet şeyi yaşıyorum.Öyleyse daha ''olgun'' bir tavırla işleri oluruna bıraktım.Her tercihimden emin olup her şehirde bir yaşam kurabilir miyim ona baktım.Tabii bazı endişelerim var.Her yeni başlayacak insan gibi neler olacağını bilmemenin verdiği şöyle olur mu böyle olur mu endişesini taşıyorum.Uykusuz kaldığımı bile söyleyebilirim.Yazın uyku planları yaparken sabaha doğru falan uyuyorum.Bir oraya dön bir buraya,can sıkıntısı,gereksiz düşünceler,buna eklenen gecenin gereksiz sessizliği...

Birkaç işe yarar şey yapmışım bak,aklıma geldi.

Daktiloyu tamir ettirdikten sonra bir şiir yazabildim.Aşırı çiğ,tumblr'da paylaşmış olmam lazım;onun uzun hali.Fazla melankolik ve şairane olmaya zorlanmış gibi.Yine de daktiloyla yazmayı deneyimlemiş oldum.Zor iş,beklediğimden çok ter döktüm buna rağmen keyifliydi.Sanki gerçekten somut şekilde bir yazı yazmışım havasına girdim.Gözlerimde bir acemi mutluluk...

Virginia'nın Dalgalar kitabını da bitirdim.Utanarak söyleyeyim ki bu kitabı 1 yıl,evet bir yılda bitirdim.Sınav yılı başlamadan çeyreğini falan okumuştum koca yıl bitti bu yaz da geri kalanını okudum.Virginia'nın bilinçakışına alışık olmasam baştan başlardım ama şaşırtıcı bir şekilde olaydan kopmadan devam ettim.Güzeldi,klasik Virginia tadı.Eski dostların buluşması,farklı hayatlar,oradan oraya zıplayan betimleler...Yalnız hala bana göre en keyiflisi ''Deniz Feneri''.

Geçen gece de yine bir Eric R. filmi olan ''Le Rayon Vert''i izledim.Buram buram güneş kremi kokan,yaz sofralarında edilen uzun sohbetlerin olduğu tatlı bir filmdi.Baş karakterdeki kadının yaz tatili ve aşkı arayışını konu alıyordu.Adı da Jules Verne'nin ''Yeşil Işın'' kitabından.Onun ne olduğunu izlediğinizde öğrenmenize bırakıyorum,olayın esas kısmı o çünkü.Daha önce Eric R. izlediyseniz akar gider bu film;ilk kez bu yönetmeni izleyecekseniz de monotonluğa,bolca diyaloğa ve Fransızcaya hazır olun derim.

Onun dışında Netflixte Drag Race izleyip,çerezlik filmler bakınıyorum.Bir yerden sonra izlenecek film/dizi kalmadı hissine kapıldım.Bilinmedik ama kaliteli önerileri olan varsa alırım seve seve.

Yazının sonunu nasıl getireceğimi bilemedim.''Dalgalar''da altını çizdiğim bazı satırları paylaşayım:

''Bazen kendimi tanıyamıyorum,ya da beni ben yapan tohumları nasıl ölçeceğimi ve adlandıracağımı ve sayabileceğimi bilemiyorum.''

***

''Seninle birlikteyken en yetenekli insanlardan biri olduğumu sanmaya başlıyorum.Gençliğin neşesi doluyor içime,gücü doluyor,beni bekleyen şeyleri sezmeye başlıyorum.''

***

''Göğsünü fırtınalara açabilecek olan ben,sellerde boğulmaya neşeyle katlanacak olan ben,buraya mıhlandım;her şeye açığım.''

***

''Ruhumun hızı bedenime fazla geliyor.''

***

''Üstüme atlayan duygu şokundan korkuyorum,çünkü ben onunla baş edemem sizin yaptığınız gibi...''

***

''Günün koşuşturmasının ve bütün acılarının,dinlenmelerinin,beklemelerinin ve kuşkularının ardından yanına oturacağım birini istiyorum.''



çav.



14 Temmuz 2019 Pazar

İç Dökme,Yazı Yazmak ve Birtakım Şeyler 🌻


Sonbahar havasında bir yaz gününde kendimi yazmaya zorluyorum.Yazmak istiyorum,bir şey beni sürekli her şeyden elimi ayağımı çekmeye itse de buna karşı koymak istiyorum.

Son yazıyı bir hışımla yazıp çok geçmeden sildim.Çok negatiftim.Endişeler tavan yapmıştı,saçma bir korku yaşıyordum.Rutine girmek beni bu hale getiriyor.Her gün aynı şeyleri yaptığım bir haftanın yanında kafamda kocaman bir soruca işaretiyle yaşıyordum.Gerçi o soru işareti hala duruyor,üniversite sınavının sonuçları.Her an peşimde gezen bir kaygı,durduk yere insanı bir noktaya bakmaya kitliyor;düşünüyorum öylece.

On gün İzmir'de bir hafta sonra da Melikelerin yazlığında üç gün geçirdikten sonra eve döndüm.İzmir her zamanki İzmirdi benim için;canlı,huzurlu ve eğlenceli.Kuzenimle özlem gidermiş olduk,abimle buluştum...her şey kıvamındaydı.Yazlıkta da çok eğlendim.Üç kişilik çekirdek aile grubumuz olarak daha önce hiç birlikte bir yerde kalmamıştık dahası birlikte tatil de yapmamıştık,tahmin ettiğimden de güzeldi.Bunu sadece bir başlangıç saydık,devamı gelecek :)

Hava değişimiyle kafamdaki kara bulutlar biraz dağıldı.Şu an daha pozitif daha doğrusu ''düz'' bir bakış açısıyla sildiğim yazıdaki konulara değinmek istiyorum.

Yazma işi.Bu aralar canımı sıkıyor.Kitap dahi okuyamaz oldum.Hem bir şeyleri bekleme isteğinin hem de sadece dinlenmek istememin etkisi var ama şöyle de bir gerçek var ki yazmak antrenman isteyen bir iş aslında.Yazdıkça bir şeyler yerine oturuyor.Ben ise bilmem kaç tane hikaye başlangıcı yapıp bıraktım yıllardır,ya da başladığım senaryonun yarısını silip öylece koyverdim.Bir şeye muhteşem başladığımı hissedip her defasında ortalara doğru tökezliyorum.Oysa başlamak en zoru derler.Benim için devam ettirmek.İvmesi düşük bir motivasyonum var,rutin şeyler yaptıkça daha da düşebiliyor ya da kafamda bir soru işaretiyle dolaşırken.

Belki daha fazla araştırma yapmalıyım.Mesela senaryo konusuna aşırı hazırlıklı başlamamıştım.Bu yüzden yazdığım şeylerde de hep bir esinlenme varmış gibi oluyor.Fakat ben sadece kendi yazdığımı canlandırmak istiyorum.Demek ki biraz daha pişmek lazım,ama öylece durarak değil denemeye devam ederek.Huh,demesi kendime bile kolay;hadi yap da görelim diyorum.

Daktiloda sorun vardı.Şevvalle buluştuğumuzda aldıkları yere yaptırdık.Sorun varken olan yazma isteğim bum söndü.Olmayan şeyleri isteme gibi bir takıntım mı var? Onca şey olmamasına rağmen mi cidden? Yok ama bu sefer sanırım içsel bir yorgunluk.Çünkü birçok noktada daha da olgun biri olduğumu hissediyorum.Rahat alanımda mızmızlanıp duran biri olmak yerine at gözlüklerimi bir yere koyup özeleştirimi daha sağlıklı bir şekilde yapabiliyorum mesela.Sonuç mu? Bir değişim yok,hiçbir şeyde.Her eylemin bir sonucu olur gibi bir yasa yok muydu evrende? Demek ki yetersiz bir kuvvet uyguluyorum ya da istediklerimin zamanı gelmemiş.Birçok konuda pes etme noktasında çarpıp çarpıp yukarı çıkarken oraya yapışıp kalmaktan korkuyorum.Ah yine sınavın sonucuna döneceğim ama o birçok şeyi belirleyecek işte.En çok da motivasyon işini.Motivasyonumu başarıdan alan biriyim.Başarısızlık beni yeterince hırslandıramıyor zaten senemi verdiğim bir sınavda hırslandırsa neye yarar,zamanımın boşa gitmesi fikri...hayır lütfen.

Her türlü senaryoya hazır olmak için özel üniversiteleri de araştırmaya başladım.Çok sıkıcı bir iş.Hepsi birbirine benziyor,sürekli mutlu reklamlar,dershane gibi binalar falan...birkaç tanesini beğendim gerçi duruma göre cepte kalsın.

Üniversite muhabbeti çok boğdu artık değil mi? Yıl oldu resmen aynı sorunlar.Bakın bu da bir rutin *öğk*

Spora başladım,güzel bir haber.İki hafta oldu.Diyet yapalı da aynı şekilde.Diyet için ekstra bir programım yok,abur cubur hiç yemiyorum ve ekmeği kepekliye çevirdim.Kendi kafama göre ilerlesem de daha iyi hissettirdi ve işe yaradı da.Bir nokta dört kilo kadar verdim.Gerçi yazlıktayken baya bir bozdum...hatta bugün de...her neyse sporla tamamlıyorum ya,pazartesiden devam.Klasik diyet motivasyonu,her defasında işe yarar.

Spor salonuna gitmek özgüven konusunda da yardımcı oluyor.Aynalara küs biri olmasam da kendimi pek beğendiğimi söyleyemem.Spordayken mecbur her an aynanın karşısındasınız.Sürekli kendinizi inceleme fırsatı buluyorsunuz.Bedeninizde hoşunuza gitmeyen şeyleri de beğendiklerinizi de daha net görüyorsunuz.Ayrıca vücut farkındalığı gibi bir şey kazanıyorsunuz.Spora gidip vücut yapan insanların neden özgüvenli olduklarını daha iyi anladım,dışardan ''kendini göstermeye çalışıyor'' denilen şey aslında tamamiyle kendini sevmekle alaklı.Hem biri kendini göstermek de isteyebilir,eskiden bunu keko bulsam da artık normal geliyor.Birinin kendini sevmesi kimseyi rahatsız etmemeli.Spor salonu aynasından kimse benim gibi bir paragraf çıkarmamıştır :')

İçimi dökmek iyi hissettirdi.

Bu defa arayı fazla açmayacağım.Yazmak bazen benim için berbere gitmek gibi oluyor.Gitmeden önce bir üşenme evresi sonra ''oh be dünya varmış'' aynen böyle.

çav.

🌿🌿🌿


🌿🌿🌿



18 Haziran 2019 Salı

Uzun Zaman Sonra // Üniversite Sınavı,Hisler ve Planlar ☕


Aylar sonra yazı yazmaya başlayacaktım ki kahvem döküldü,her şeye rağmen modumu bozmayıp bloğun başına geçtim.Bu yazı yazılacak!

Üniversite sınavı bitti.Merak edenleriniz olduğunu da biliyorum.Şöyle söyleyeyim kontrol ettiğim kadarıyla istediğim ya da istediğimden bir tık kötü sıralamalarda olabilirim.Birinci basamaktaki matematik sorularını çok kısıtlı hatırladığımdan hiçbir şeyden emin olamıyorum.Net sayılarımı başlarda söylesem de artık söylemek de istemiyorum.Aklımda sürekli ''Ya daha kötüyse'' sorusu dolanıp duruyor.En iyisi susup sonuçların açıklanmasını beklemek.

Sınavı değerlendirmem gerekirse geçen seneye göre kesinlikle ama kesinlikle daha zordu.İnanır mısınız birinci basamakta özellikle yıl içinde öğrendiğim hiçbir bilgiyi kullanmadım.Sosyal ve Türkçede hali hazırda olan genel kültürümden,okuma becerimden yararlandım.Matematikde ise yıl içinde fazla sınav olmanın avantajından.Onun dışında ''aa şunu şurda öğretmişlerdi'' asla olmadım.Sınav sistemini elli kere değiştirirken müfredatlara ve işlenişlere de el atsalardı keşke.İkinci basamağım kendi alanım olduğundan çok daha iyiydi.Beklediğim gibi de geldiğini söyleyebilirim.Sürekli söylediğim gibi şu an için Allah utandırmasın.Umarım her şey beklediğim gibi olur.

Sınav süreci hakkında içimde olan bir sürü şey var.Bekledikçe unutacağımdan hemen dökülmek istiyorum.Her şeyden önce evet anlatıldığı kadar zor.Zamanınız okulda,dershanede geçiyor.Eve geliyorsunuz hala ders çalışmak zorundasınız,kendinize ayırdığınız zaman o kadar kısıtlı ki son zamanlarda o kadar çirkin ve bakımsız hissediyordum ki aynaya bakmaya çekiniyordum.İlk bunları dinlediğimde abartıyolar gibi gelse de cidden yaşanıyormuş.

Yıl içinde sadece ders çalışmak değil diğer kalan hayat telaşı da ekstra bir yoruyor.Her şey gözünüze batıyor.Küçük laflar canınızı daha çok acıtabiliyor,daha kırılgan ya da asabi olabiliyorsunuz.Ben her zaman biraz sinirli ve çabuk üzülen biri olduğumdan pek bir şey değişmedi.Ama bu yıl kendi içimde uğraştığım şeyler olduğundan çevreme eskisine göre daha az odaklandım.''İçi ölü'' derler ya biraz öyleydim.Hala öyleyim.Kahve mi döküldü hmm,telaş yok,şaşırmadım,robot gibi kalk temizle;bilerek dökmüşçesine...basit bir örnek.

Yıl boyu hissettiğim iğrenç duygulara,okulda-dershanede harcadığım sıkıcı saatlere değecek bir sonuç gelsin istiyorum.Bunu hak ettiğimi biliyorum bu yüzden kalpten bir şekilde diliyorum,istiyorum.

İstemekten bahsedince aklıma ''istek yasası'' olayı geldi.Mayısın sonuna doğru öğrendim sanırım.Çoğu kişi gibi ''The Secret'' belgeseli sayesinde.İşin özü biraz daha çetrefilli olsa da kısaca evrenden neyi isterseniz olduğuna dair bir inanış gibi bir şey.Biz istemediğimiz şeyleri hep düşündüğümüz için yaşıyormuşuz aslında.Benim gibi en ufak aksilikte karalar bağlayabilecek biri için inanılması güçtü ama denemek istedim.Kalbimden sürekli bir şeyler geçirdim,dillendirdim ve daha fazla dua etmeye başladım.O dönemlerde yeni öğrenmenin etkisiyle işler gerçekten güzel olmaya başladı.Sınavlardan önce özellikle uyguluyordum ve netlerim yükseldi,sınavlarda daha sakin oldum.Aslında ortada bir büyü falan yok,şaşılacak bir şey de.Sınava girerken ''olmayacak mı'' yerine ''olacak'' deyince beyin oldurmaya odaklanır haliyle.Tabii buna kalp gerçekten inanır ve isterse.

Şu an uyguluyor muyum diye bir sorun? Pek değil.Çünkü henüz ne istediğimi bile bilmiyorum.Sanırım huzurlu bir şekilde mutlu olmak ve birkaç sıkıcı insan hedefi dışında istediğim bir şey yok.Önceleri hayal kurmaktan gece uyuyamayan biri için sert bir dönüş gibi gözüküyor.Büyümektir belki adı belki de hayallerin kırılmışlığı.İki türlü de biraz dramatik geliyor kulağa.

Eski Anıl ne yapardı buna alışmaya çalışıyorum şimdilerde.Kitap okumaya hala mesafeliyim,özledim hem de deli gibi ama okurken paragraf okuyormuşum gibi geliyor odaklanamıyorum.Filmlere de odaklanamıyorum.Yeni film seçemiyorum.Sanırım birkaç hafta gerçekten hiçbir şey yapmamaya ihtiyacım var.Eat Pray Love'da ne diyordu İtalyan adam ''dolce far fiente'' (hiçbir şey yapmamamın mutluluğu) tam olarak biraz bu Akdeniz modundayım.Güneş kremi kokup,şort-terlik dolaşmak istiyorum.

Cuma okulun balosu var.Heyecanlıyım,yıl boyu bir tek balo için heyecanlandım zaten.Mezuniyet de kısa öz ve güzeldi.Şaka maka mezun oldum liseden.Hazırlıkla birlikte tam 5 yıl okudum.Vay be.Çekilir çile değildi,özellikle son iki yıl.Ama öldürmeyen şey güçlendirirmiş ya o hesap.Güçlendim mi? Tartışılır.Sabretmeyi öğrendim sanırım.Evet ben,ilk kez bu cümleyi kurdum.Tekrar söyleyeyim bakayım: Sabretmeyi öğrendim.Erken mi konuştum dersiniz?

Cumartesi de İzmire gitmeyi planlıyorum.Sonunda.Yıl boyu İzmir İzmir deyip durdum.Gerçekten özlediğim bir şehir.Her şeyiyle beni oraya ait hissettiriyor.Sırada üniversite okumak olsun,tam olsun.

Günler şimdilik bomboş.Miss gibi boş.Kardeşime İngilizce öğretmeye başladım.Geç kalkıp keyfime göre yemek yiyorum.Basit insani zevkler uzak kalınca nimet oluyor.İzmir dönüşü spora gitmek şart.Basit bir yürüyüşten sonra bile popom ağrıyor hamlamaktan.Fitness yapmak istiyorum.Yüzmeye gitmeyi de sevsem de hayatımda farklı bir pencereye ihtiyacım var.Standartlarımı ve normal akışımı değiştirmek istiyorum.Değişim istiyorum.Ben olarak kalabildiğim ve beni iyileştirebilecek bir değişim.Bakın ''istiyorum''.
Kısa bir süre sonra görüşmek üzere o zaman :) 

Çav. 

(Bunu demeyi bile özlemişim)

(yıkılmadım ayaktayım dırırımmm)







22 Mart 2019 Cuma

Günler Sonra ☕


Yazmaya bu kadar ara verdiğim hiç olmamıştı.Tam tamına 40 gün :_ Blog yazmamanın dışında günlük bile karalamadım.Düzinelerce satır yazmak,senaryolar oluşturmak istiyorum.

Sınava 84 gün kaldı.Günlerim dershane-okul arasında ders çalışmak dışında bir şey yapmadan geçiyor.Nasıl bunaldığımı tarif edemem.Monotonluk kadar beni boğan bir şey yok.Her şey tek düze,ritmik ve tahmin edilebilir.Gram zevkli değil.Yine de amacıma odaklanmaya çalışıyorum.Ders çalışmak kışın olduğu gibi zorlamıyor.Çünkü zaman daraldı,''istemiyorum'' gibi bir şeyi kendime kabul ettiremiyorum.Her şey aşırı sıkıcı ve zorlayıcı olmaya devam etse de sürekli bu yazı hayal ediyorum.Sınavı kazanmışım,istediğim üniversite ve bölüm garanti gelecek ve kitapları paketleyip geri dönüşüme gönderiyorum...oh miss,tam olarak bunu istiyorum.Rahat ve eğlenceli bir yaz tatiline odaklanıyorum!

İzlediğim filmlerin hayatıma olan etkisini en zor dönemlerimde anlıyorum.Mesela şu sıralar aklımda sürekli Eat,Pray,Love dolaşıyor.Elizabeth'in harabedeki yaptığı konuşma...''Yıkım değişim için bir hediyedir.'' Yeterince yıkılmış hissederken bu değişimin geleceğine de inanıyorum.İnsan kendi karakterini kolay kolay değiştiremez belki ama ''-mış gibi'' yaparak bazı özelliklerinden sıyrılabilir.Sıyrılmak istediğim özelliklerimden,düşüncelerimden ve kırgınlıklarımdan arınmak istiyorum.Herkes ve her şey olağan halinde hiçbir şey olmuyormuşçasına devam ederken sürekli birilerine,bir şeylere takılı kalmak hayatımın her noktasını olumsuz etkiliyor.Halbuki onları elde ettikten sonra bir anda gözümden de düşebilir.İnsansal bir tatminsizlik mi yoksa gerçek bir istek mi ya da bu kararsızlığı yaşamak sadece ruhsal bir derinlik mi? Sorguladığım çok fazla şey varken kabul etmem gereken şeyler daha katlanılmaz oluyor.

Güzel bir haber vereyim! Büyük bir hayalim gerçekleşti! Hayko Cepkin konserine gittim,şu anda dinliyordum;aklıma geldi :') 22.45'te olan konser için dört saatten fazla bekledik.O kadar değdi ki anlatamam.Mekanın tam ortasında ve önlerden dans ede ede,kafa sallaya sallaya dinledim.Gerçekten sevdiğiniz bir sanatçının konserine gitmek muazzam bir hismiş.Bir kere daha gitmek için can atıyorum.Hayko Cepkin her şeyiyle gerçek bir sanatçı ve ikon kesinlikle xo

On sekiz yaşımı bitirmeden bir hayalimi gerçekleştirmek iyi hissettirdi.

Mezun olma işi yorucuymuş.Stüdyo çekiminden sonra okulda da çekim yapıldı.Bir de dış çekim için bir yere gideceğiz,tüm gün.Çok yorucu cidden.Bu temponun içinde pek keyif alamıyorum.Yine de beş yıla değsin de istiyorum.Liseli olmaktan yıldım.Özellikle de hiyerarşik okul yapısında bulunmaktan.Tamam,hiyerarşi hayatın her noktasında var fakat bu hiyerarşi sizi bireyden çok ''çocuk'' gören bir hiyerarşi.İlkokuldan beri katlanılmaz buluyordum büyüdükçe gözüme batmaya başladı.Az kaldı diyorum,birçok şeyi hatırlamayacaksın bile;ommm.

Bahsettiğim serideki ''Sonbaharın Hikayesi''ni de izledim.Çok hoştu.Fransanın Akdeniz havasına bayılıyorum.Film bir kadının iki erkek arasında birkaç yanlış anlaşılma sonucu kalışını,sorgulamalarını vs. ele alıyor.Oldukça sakin ve izlenilesiydi.Seri hakkında ne zaman yazarım bilmiyorum ama artık yazmaya hazırım.

Bir de daha vurucu bir film önereyim ''Kefernahum'' Caramel'in yönetmeni Nadin Labaki'nin filmi.Caramel hala favorim filmi ama bu film hepsinden çarpıcıydı.Zor şartlar altında yaşayan bir çocuğun hapishaneye düştükten sonra ailesine onu doğurdukları için açtığı davayı,göçmenliği ve orta doğunun yoksulluğunu konu alıyor.Bazı sahnelerde yutkunamadım bile.Çocuklar bunları yaşamayı hak etmiyor.Hiçbir çocuk,hiçbir ırk ve canlı hak etmiyor işte.Son sahnesi filmin en güzel yeriydi.Öyle bakakalıyorsunuz ekrana,adaletsiz düzene haykırmak istiyorsunuz...Gülümsüyorsunuz ama böyle buruk buruk.Filmde sevmediğim tek nokta bir yerden sonra sahne oluşturma çabasıyla uzatılmış olması.Halbuki böyle ağır bir konu daha özlü de işlenebilirdi.

İki ara bir dere de film önerisi yaptığıma göre gidebilirim :)

Kendinize iyi davranın!


çav.

12 Şubat 2019 Salı

Sınav,Kaygılar ve Dilekler

 
Neredeyse bir ay olacak,hiçbir şey yazamadım buraya.İsteğim varken enerjim,enerjim varken de isteğim yoktu.Daha çok birincisi.

Yarıyıl tatili beklediğimden daha hızlı geçti.Kuzenim geldi,Gökçe;İzmir'den tanıyorsunuz.Onunla ders çalışmaya çalışıp her gece bir film izledik.Keyifliydi.Sohbet ettik,dertleştik,gülüştük...Sınava aynı yıl girecek olmamız birbirimize bir nebze motivasyon oldu.Yaz için planlar yapmaya başladık bile :')

Başarısızlığın en küçüğüne bile katlanamıyorum.Verdiğim emek,hissettiğim ve istediklerimle gerçekler uyuşmayınca ,hele ki küçük noktalar yüzünden, gerçekten kahroluyorum.Geçen haftalarda uzun zaman sonra sadece başarısızlık duygusu için büyük bir mutsuzluk yaşadım.Aklımın her zaman bir köşesinde bu duygu zaten geziniyordu ama ilk kez sanki beni bu kadar yakalamış hissettim.O üzüntüden sonra bugünkü sonuç o kadar da kahretmedi mesela,daha mantıksal bakabildim hatta şu an yanlışlarımı kontrol ederken yazmaya başlayıverdim.Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama her sınavdan sonra matematikten mutlaka en az 3 soru daha çözebiliyorum hem de on dakikayı geçmeden.Nasıl tat kaçırıcı bir durum olduğunu anlamışsınızdır.

Sınav için başvurular da bugün başladı.Panik ya da heyecanlı değilim.Sadece başarısızlık kaygım var.Bunu eser miktarda tutmaya çalışıyorum.Fakat ruh halim gibi sınavlarım da dengesiz olunca kaygıyı kontrol etmek de zor oluyor.Her şeye rağmen çalışmaya devam ediyorum.Bazen çok zorluyor,içimden gerçekten zerre gelmiyor.Bir şeyi istemeden yapabilen biri asla değilim.İstediğim şeyleri de gerçekten yaparım.Kendimi zorlamak da stresi katlıyor.Hep şu sözler aklımda geziniyor: ''Çalışman lazım/Eksiksin/Erteliyosun olmayacak/Ya başaramazsan?/Herkes nasıl da çalışıyor bir de kendine bak...'' Bunlar kafada dönerken üstüne bazen malum insani dertler ve düşünceler de eklenince yaşam pek çekilir olmuyor.Bir yılın stresi için ilerideki mutluluk diyorlar ama bunun hiçbir garantisi yok ki.Beni salt mutlu edecek şey emeğimin karşılığını alabilmek ve hedeflerimi gerçekleştirmek olacak.Tabii bir de mutlu bir üniversite hayatı.Mutlu bir hayat herkesin dileği ama öncelikle istiyorum ki üniversite beklediğimden çok daha keyifli olsun.Farklılıklar,yeni şeyler ve mekanlar görmek istiyorum.Enerjimi törpüleyen bu seneden sonra her şey bambaşka güzel olacak,biliyorum.Öte yandan da sanki bütün çakralarım donmuş açılmak için bu sınavı bekliyor.Hayat slow motion,her şey sırtıma çivilenmiş asla çıkmayacak...

Tüm bu yoğunluğun içinde hislerime dair bazı şeylerin üstesinden geldim.Hani bazen kendi kendinize yolunuza taş koyarsınız ya,o taş yüzünden yaşadığınızı hissedemezsiniz.Öyle bir taşı kaldırmak için var gücümle kendime odaklandım,tam olarak kalksın istemiyorum;sadece tat alarak yaşamama izin versin istiyorum.Ha gayret bana.

İsteklerimden bahsedip içinde olduğum durumdan daha fazla soğumayacağım...Uyku,kitap,daha fazla film mesela....


Conte de printemps

(Dört mevsim serisinin İlkbahar bölümünü izledim haftalar önce.En sevdiğim bölüm oldu,Sonbaharı da izleyince bütün seri için bir yazı yazacağım yani umarımmm)

Sevgilerimle,


çav.