1 Aralık 2018 Cumartesi

5 Maddede Filmler ve Dil // #EFBloggerTürkiye 🌍


Duyguları,düşünceleri ve sezgileri anlamlandıran dille;farklı dünyalarda olmanın tadını alabildiğimiz filmlerin güçlü bir ilişkisi olduğuna inanıyorum.Farklı olanı anlamak isteme ve estetik arayışımızdan dolayı bir filmi izlerken konuşulan dili de ister istemez önemsiyoruz.

Dil öğrenmeye sürekli meraklı ve film izlemeyi de çok seven biri olarak bu kombinasyonu beş maddede inceleyeceğim.

1.Konuşma Dilinin Kulağa Hoş Gelmesi

En temel faktör bu.Bahsettiğim estetik zevk de bu kapsama giriyor.Bir filmi izlerken repliklerin telaffuz edilişi bütün filmin ambiyansını değiştiriyor.Her dilin ait olduğu bir ruh yapısı olduğuna inanıyorum.Mesela İtalyanca her sözcük sanki bir özlü sözmüş gibi şiirsel.Fransızca cümleler ise anlamı fark etmeksizin biraz melankolik.Farsça da Fransızca ile aynı dil ailesinden olduğu için yine biraz melankolik ve sanatsal.Uzak Doğu dilleri tonlamalar sayesinde yüksek tempolu...Örnekler çoğaltılabilir.Her dilin bizde uyandırdığı duygu farklı olduğu gibi bu film seçimlerimizi de etkiliyor.

Belki de öğrenilmesi en kolay dillerden sayılan ve bugün dünya dili olarak kabul edilen İngilizcenin her sektörde bu kadar önemli görülmesinin sebebi de insanların bu dili öğrenme ve anlamada ortak bir estetik zevke ulaşmış olmasıdır.

Film: Frantz
Dil: İngilizce-Fransızca-Almanca

*EF Fransızca Programları: tık
*EF Almanca Programları: tık


2.Filmin Evrensel Boyuta Ulaşması

Özgün içerik ve kaliteli bir yapımla bir film evrenselliği yakalayıp popülerleşebilir.İngilizceden devam edersek bugün çekilen birçok yapımın İngilizce olmasının bir sebebi de en çok konuşulan dilin İng. olmasından kaynaklıyor olsa gerek.

İnsanlar kendini en iyi şekilde anadilinde ifade edip aynı zamanda diğer dilleri de kendi anadilideki duygularla anlar.İngilizcenin ortak duyguları kendine has zenginliğiyle ifade edişi de filmlerin evrensel boyuta ulaşıp tanınmasında etkilidir.

Tabii kaliteli işlenişleri ve farklı kültürlere ışık tutan özgün yapımlarıyla evrenselliği yakalayabilmiş yapımlar da vardır,bkz:

Film: A Separation
Dil: Farsça

3.Dilin Oyunculuğa Etkisi

Belki fazla ayrıntı içeren bir madde ama dilin kesinlikle oyunculuğa bir etkisi olduğuna inanıyorum.Farklı milletlere ait oyuncuların farklı farklı ama milletlerine ait olan ortak bir auraları var.Beden hareketleri,dış görünüş ve telaffuz en belirgin örnekler olacaktır.Hatta ağlama sahnelerinde sergilenen oyunculuk bile dilin nasıl etkili olduğunu gösteriyor.Amerikan bir filmde genel olarak ağlama sahneleri kısa repliklerle geçilirken Türk filmlerinde yine genel olarak uzun olup dramatize edilir ve Türkçenin ağıt kültürüne ait dili kullanılır.

Dizi: The Tudors
Dil: İngilizce (İngiliz)

*EF İngiltere Dil Okulları: tık
*EF Amerika Dil Okulları: tık

4.Dilin Repliklere Etkisi

Duyguların dışa vurumu olan dilin filmdeki karşılığı replikler...Oluşturulan repliklerin anlamsal bütünlüğü,dile uyumu ve doğallığı filmin bütün ambiyansını etkiliyor.Örneğin Türkçede ''Hadi adamım!'' tarzı bir ifade pek fazla kullanılmazken Türk yapımı bir filmde böyle bir replikle karşılaşırsak kulağımıza oldukça çiğ gelecektir ve filmi özenti bulacağızdır.Oysa bu repliği birçok filmde İngilizce şekilde duyarken yadsımıyoruz.

Film: Babam ve Oğlum
Dil: Türkçe


5.Her Dil Bir Kültürün Aynasıdır

En başta belirttiğim gibi filmler bize yaşayamayacağımız dünyalarda olmayı tattırır.Kültürüne heveslendiğimiz ülkelerin öncelikle dilini öğrenmek isteriz.Çünkü o dilin o kültüre ait en önemli parça olduğunu bilir,en yakından keşfetmeye çalışırız.

Filmlerde kullanılan dil de bize dilin ait olduğu film,yapım ülkesi ve o ülkenin kültürüne dair ipuçları verir.Asya dilleri bu anlamda güzel bir örnek olacaktır.Birçok insan Asya ülkelerinin havalı alfabeli dillerine,minimalist sokaklarına ve ilginç kültürlerinin etkisine kapılarak Asya filmlerine,dizilerine vs. merak salıyor.

Film seçimlerimizde bile öğrenmek istediğimiz dilin-kültürün etkisi oluyor.Yapım dilinin ilgimizi çekmeyen ya da kulağa hoş gelmediğini düşündüğümüz bir dil olması bizi o filmden caydırabiliyor.Kendimden yola çıkacak olursam Fransız yapımı filmlerin favorim olmasının bir sebebi de Fransızcayı dinlemekten duyduğum hazdır.

Anime/Film: Garden of Words
Dil: Japonca


Dil öğrenmek gibi keyifli bir olayı filmlerle buluşturmak çok çok çok daha keyifli.Olabildiğince farklı yapım dillerindeki filmleri izlemeye özen gösterin.Her dil,yeni bir kültürü keşfetmekle hayatımızda araladığımız yeni bir pencere demek.Dünyada bu kadar fazla dil ve film varken bu zenginlikten yararlanmak gerek!

Sevgiler.


P.S:

*EF Yurtdışı programları: tık 






18 Kasım 2018 Pazar

Hafta Sonundan Karalamalar 🌑


Pazar // 02:26

Eat Pray Love'ı izlerken içimden yazmak geldi.İtalya'dan ayrılacağı sahneye kadar izledim.Zaten filmin en sevdiğim kısmı da İtalyadaki bölümleri.Özellikle o harabede yaptığı konuşmayı her dinlediğimde gözlerim doluyor,çok anlamlı ve güzel.Hayata bir nokta atışı.

Günler aşırı monoton geçiyor.Okula gidiyorum,dershaneye gidiyorum ve evde de ders çalışıyorum.Bıktım fakat elimden geleni yapmak için kendimi zorluyorum.Okuldan bıktım özellikle.Beş yıl lise olmazmış.Daha doğrusu bu okulda beş yıl asla okunmazmış.Her şey daha katlanılmaz ve sinir bozucu geliyor artık.Herkes bir an önce mezun olmayı bekliyor,haliyle.

Hafta başında enerjim normalken git gide öyle bir düşüyor ki özellikle Cuma sıfır noktasında oluyorum.Cumartesi de keza öyle.Pazar zaten o kadar depresif ki...Bunu aşamadım hiçbir zaman.Gün boyunca kendimi zorlaya zorlaya ders çalıştım.Günde beş saatlik uykularla ayakta kalmaya çalışınca her an uykuya hazır bir vaziyette geziyorum.Geçen cuma okula gitmeyip uyudum.Buna o kadar ihtiyacım varmış ki iki gün boyunca resmen cildim parladı.Ders çıkardım mı? Hayır.Kendimi uyutmamakta ısrar ediyorum.Telefonla uğraşıp düşünlere dalıyorum.Uyku moduna geçemiyorum,yoksa uykuya dalmam bu yorgunlukla kolay.

Geçen hafta psikiyatriste günlüğümü de götürmüştüm.Ona bazı kısımları okudum.İnsanın kendi günlüğünü bir başkasına okuması adrenalin dolu bir şeymiş.Arada bir günlüğümü açıp okuyorum ve şuna her defasında katılıyorum ''Hayatın savurup durdurduğu bir yaprak gibi hissediyorum.'' Başladığım noktalara her defasında geri dönüyor gibiyim.Tam kendime inanıyorum,bir anda ellerimden kayıyor.Tam pozitif olmak için adım atıyorum hop hayatımda bir aksilik oluyor.Bir hafta sıkı ders çalışıyorum diğer hafta hiçbir şey yapasım gelmiyor.Bu dengesizlik yıpratıcı.Evet her gün,her mod birbirini tutmaz ama sorun benim bunu en derin şekilde hissedip kontrol edememem.Sabırsızım,hem de çok.

Kendi içimde çekilip durduğum girdabı bir türlü kapatamıyorum.Özellikle geceleri ortaya çıkan bu karamsarlıkla sadece meşgulken baş edebiliyorum.Bir de bazen iyi hissederken.İyi bir oyuncuyum.Bazen gerçekten şaşırıyorum kendime.''Fake it until you make it'' sözü benim hayatıma itafen söylenmiş olabilir.Matematiği sevmiyordum fakat yapmaya çalıştıkça sevmek zorunda olduğumu da fark edip -mış gibi yaptım,şu an yapamadığım zamanlarda da seviyorum.Birkaç somut örnek daha geliyor aklıma...Geceleri meditasyon yapmayı bıraktım sayılır.Her şeye bir hışımla başlayıp vazgeçiyorum.Çok seviyorum,gösteremiyorum.Pozitif kalmaya çalışıyorum,kalamıyorum.Ne istediğimi bilmiyorum birçok insan gibi,daha doğrusu ben neye ihtiyacım olduğunu bilmiyorum.Belki de bilsem de söyleyemiyorum.

Hayal kurmaya artık pek hevesli hissetmesem de arzuladığım şeyler çok daha güçlü olmaya başladı.Belki bu da hayallerimin kılık değiştirmiş halidir.

Olduğumdan daha güçlü ve cesur olmak istiyorum.Ama bu sefer -mış gibi yaparak değil,gerçekten olmak istiyorum.

Yazarken her şey daha dramatik oluyor,uyumam gerek.



Gnitez.

***

Gece neler yazmışım öyle...hemen yayınlamak istemedim.Bazen çok negatif şeyler yazdıktan sonra garip bir suçluluk hissediyorum.Bu kadarını açmaya gerek var mıydı? gibisinden.Şimdi,pazar akşamı,okuyunca pek de yayınlanmayacak gibi gelmedi,sorun yok yani.

Günün yarısı dershanede geçti,pek bir şey yapamadım.Eat Pray Love'a devam etmek isterdim ama test çözmem lazım.Film seçemiyorum bir türlü,deli oluyorum.Sanki daha güzeli illa varmış gibi geliyor.Bu yüzden izlediğim filmlere dönmeye başladım.En sevdiklerimle ilgili bir liste oluşturur yazı yazarım belki,bana da hangisini tekrar izlemek istediğim hakkında fikir olur.Kalsın bir köşede bu fikir.

Bütün haftanın nasıl geçeceğini harfi harfine bilmek motivasyonumu düşünüyor.Monotonluğu hiçbir  zaman sevmiyorum.Hayattan ekşın bekleyince pek iyi şeyler gelmediğinden bir şey de beklemek istemiyorum.Birkaç değişiklik iyi gelebilir belki.Salt beni mutlu eden bir şey.Her şeye fayda için bakmak zorunda olduğum şu yılda beni dümdüz mutlu edecek bir etkinlik.Fazla zaman yemeyen ve aşırı yormayan...Yazı yazmak ve film izlemek olmaz.Onlar hep var zaten.Mesela spora başlamayı düşündüm ama zaman yok.Haftaiçi sınav,etüt,soru çözümü; hafta sonu dershane.Belki akşam bir saatliğine gidilebilir ama o da ders çalışmamı aksatabilir...Sınav senesinde sadece sınava odaklanan insanları kıskanıyorum.Hiçbir şeyin onların etkilemesine izin vermeden çalışıyorlar.Ders çalışırken ben de dış ortamdan kopabilsem de arta kalan zamanda odaklanma işini beceremiyorum.Her şeyi bu sınava bağlamak belki yanlış ama işin matematiğine göre öyle.Bu konuda toz pembe bakamıyorum.

Hiçbir şeyi boş veremiyorum.İşler ya çözülecek ya da çözülecek.Bu yüzden ergenliğin başından beri yaşadığım her kötü anı ilk etkisini korumasa da zaman geçişine göre bendeki etkisi hala güçlü.İnsanları,olayları ve hislerimi boş veremiyorum.Kontrol etmemem gerektiğini öğrendiğim haftadan eser kalmamış gibi gözükse de sanırım yine -mış gibi yaparak durumun üstesinden geliyorum.Bunu yaparken bile kontrol bende sonuçta.

Hayatın ''Evet,mutluyum.'' diyebileceğimiz belirli bir noktası var mıdır? Bence yok.Bu da ürkütücü bak.Mutluluk neye sahip olduğunla değil,kendini nasıl hissettirdiğinle ilgili çünkü.Benimle aynı şeyleri tecrübe etmiş farklı bir karakter benden çok daha mutlu olabilir.İnsan karakterinin de büyük değişimler geçirmesi zannımca imkansız.Yani her zaman biraz mutsuz hisseden biri olacağım,kendimi bunun içine çekeceğim.Koruma kalkanı gibi.Her an mutsuz hissedersem,sığınağım hazır.Dünyayla yarış halindeyim sanki,neye yetişip gerçekten neyi bekliyorum?

Bu yazıyı yazan kendime aynen şöyle bakıyorum:


Ve şunu da hatırlatıyorum:



Hadi şimdi iyi geceler xo









29 Ekim 2018 Pazartesi

Kısa Kısa: Güzel Hisler ve Yazmak ☕


Nispeten güzel bir haftayı geride bıraktım.Aldığım vitaminler işe yaramaya başladı,çalışma programıma uydum ve küçük şeylerden zevk almaya çalıştım.

Nasıl hissetmem gerektiğini kontrol etmediğim bir hafta oldu.Fazla düşünmemeye,irdelememeye ve hissetmemeye odaklandım.Modum yine oldukça dengesizdi.Gün içinde defalarca berbat hissedip yükseldim fakat günün sonunda iyi hissetmeyi başardım.Sanırım bunun formülü tamamiyle kişilikle ilgili.Kişiliğiniz çabuk toparlanmaya uygunsa mutsuzlukları çabuk atlatabilirsiniz ya da sadece atlatmış gibi yapabilirsiniz.Aksi şekilde,yani benim gibi,en ufak şeyleri atlatmak günlerinizi alabilir.Fakat her zaman kişiliğimize sadık mı olmalıyız? Hayır.Bu hafta kendime söz geçirip ''fake it until you make it'' mantığıyla her düştüğümde kendimi yükseltmek için elimden geleni yaptım.En sevdiğim şarkılarda dans edip,her gece uyumadan meditasyon yapmaya başladım.Sadece mutlu olduğumda odaklanabildiğim bu iki etkinliği mutsuzken yapmak için kendimi zorlandım.Sanırım başardım da,endişelerimi daha çabuk durdurup ana odaklanabildim.Kendimi kutluyorum,bakın bu hafta kendime bir tanecik hakaret bile etmedim.En fazla birkaç iç ses,o da olur canım.

Buddha'nın iki tane çok güzel sözü var.

''Mutluluk için bir yol yok,mutluluk bir yol.''

''Her sabah yeniden doğuyoruz.Önemli olan bugün ne yaptığın.''

Bu iki güzel sözü sürekli hatırlamaya çalışıyorum.Ders çalışırken gerildiğim zamanlar oluyor.Özellikle yapamadığım,sevmediğim konuları çalışırken kendimi öyle bir başarısız hissediyorum ki bütün vücudumda gerilimi hissedebiliyorum.Başarısızlığa tahammül etmeyi öğrenmeliyim çünkü başarılı olmanın ilk şartı bu.Kan,ter,göz yaşı.Bir de üstüne tahammülsüzlük...cıks bir de o eklenmemeli.

Uyku düzenim yaklaşık bir yıldır aynı ama hala alışamadım.Gece ikiye doğru yatıp okul zamanı yedi gibi kalmaya çalışıyorum.Asla kendim kalkamıyorum tabi,uykum bir hayli ağırdır da...Ders çalışmayı da fazlasıyla etkiliyor.Her masa başına geçtiğimde esniyorum.Bir yerde okuduğuma göre bunun beyni istemediği bir şeyi yaparken kendini uyuşturmasıyla da ilgisi var.Uykuyla da birleşince bazen öyle üşeniyorum ki anlatamam.Bir de sürekli şunu sorguluyorum ''Acaba verimli miyim?'' Abim sen onu düşünme bana sor ben sana söylerim dedi.Öyle yapmaya başladıysam da sürekli bir sorgulama halinde ders çalışıyorum ve bu da beni geriyor.Sabırsızım sanırım her şey için.Bir an önce şu sınava girip hayatımın yeni bir dönemine girmek istiyorum.Sadece sevdiklerimin olacağı,geçmişteki kırgınlıklarımı yeni ambiyanslarla tamir edebileceğim ve hedefimdeki yerde olacağım sakin bir hayat.Bunu o kadar çok istiyorum ki...Herkes ektiğini biçiyorsa hayatta ki bu böyle,bunu hak ettiğimi de düşünüyorum.Hak ettiğimizi düşünmek umarım hadsizlik değildir.

Geçen hafta televizyonda ''Atölye'' adlı bir filme denk geldim.Ortalarında başlasam da konu beni direkt içine çekti.Tabi bir de Fransız oluşu.Yazarlık çalışmaları yapan bir grup genci anlatıyor.Yazar bir kadının eşliğinde buluşup grup şeklinde bir hikaye yazmaya çalışıyorlar.Konu tatlı tatlı ilerlerken karakterlerden birinin içindeki duyguların açığa çıkışıyla film bir anda gerilim boyutuna giriyor.Kötü yorumlar aldığını görsem de asla anlam veremedim.Zıt duyguların,olayların birlikte işlenilmesi bana her zaman anlamlı gelmiştir.Hayatın kendisi böyle değil mi çünkü? Her şey zıttı olmadan bir hayli çiğ.

Filmdeki gençlerin yazarken görmek içimi kıpır kıpır etti.Resmen yazmak için can atmaya başladım.O gece olmasa da birkaç gün sonra elimde kalemi alıp aniden bir şeyler yazmaya başladım.Sıfır kurgu ve karakter düşünmeden başladım.Üç dört küçük defter sayfası ilerledim.Tekrar tekrar okudum,değişmesi gereken kelimeler tabi var ama kurgu hayalimdeki gibi çıkarsa çok hoş olur.Günlük yerine yazabileceğim bir kurgum var artık.Fakat kendimi hikayeye özne yapmamak için de elimden geldiğince fikirlerimi soyutluyorum.Kahraman bakış açısı yerine ilahiye döndüm mesela.Kahraman bakış açısı kolay gözükse de bir yerden sonra işin içinden çıkamıyordum.İlahi daha fazla keyif vermeye başladı.Yönetici direkt sensin,her karakterin ayrı ayrı duygusu ve bağları senin elinde...Bakalım nasıl olacak bu sefer.Yazmaya başladıktan sonra olay sizden çıkıyor.Kurgu kendi geleceğine karar veriyor sanki.Olmamışsa bir yerde patlak verecek zaten,o yüzden ''Bakalım''.


L’atelier

Edebiyat yazılısı için not çıkardım,onları tekrar etmem ve test çözmem lazım.Önümüzdeki iki hafta hatta üç hafta yazılılarım var.Okulu eskisi kadar önemsemiyorum.Elimden geleni yapmaya çalışacağım sadece,bu sene bana bol bol şans dilemeniz;dua etmeniz lazım! :')

Bu haftalık böyle kısa olsun,telafi edeceğim.

çav.


P.S Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!







21 Ekim 2018 Pazar

Monoton Hayat,Ders Çalışma ve Bir Aydınlanma Daha ☕


Umarım yazmayı unutmamışımdır :')

Günler olabildiğine monoton geçiyor.Odam,okul ve dershane arasında mekik dokuyorum.Tüm senenin bu kıvamda geçecek olması yavaştan bunaltmaya başladı fakat yine de fazla odaklanmak istemiyorum bu duruma.Abim ''robot olmaya çalış biraz'' demişti.Dramatik ruhumun ekstradan beni yormasına izin vermemeliyim ama işte hayat.Olacakları engelleyemiyoruz,bilemiyoruz;hislerimizi zamana göre ayarlayamıyoruz.Tam tersi,onlar bizi zamana göre şekillendiriyor.

Son haftalarda daha önce hissetmediğim bir ruh haline büründüm.Adını koyamıyorum.Sanırım bir tür alışmışlığın verdiği duygusuzluk gibi.Endişelerime bile o kadar alışmış hissediyorum ki onları durdurmak için uğraşmıyorum.İçimdekileri dillendirmek istemiyorum.Dün bir tabak yemeği yere düşürdüm.Mutfak halısı hatta dolabın içi bile mahvoldu.Öylece durdum,hiçbir şey olmamış gibi bir saat temizledim.Oysa çok büyük bir tepki gösterip sinirden kudurmalıydım.Fakat çok normal bir şeymiş gibi umursamadım.Çünkü şunu öğrendim sanırım: Her şeyi kontrol edemeyeceğim.

Hayatımda olan her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak beni bıktırdı mı? Yoksa şu an buna ayıracak enerjim mi kalmadı? Bilmiyorum.Fakat artık her şeyi kontrol etmek için uğraşmak istemiyorum.Her şey benden bağımsız da olabilir,bu kadar önemli görmemeliyim kendimi.İnsanların bana davranışı onlarla ilgili,kontrol edemem.Dünyada olan olumsuzluklar dünyayla ilgili,tek başıma engelleyemem.Yere düşen tabak sakarlığımla ilgili,zamanı geri alamam...daha bir sürü şey.Her şeyin benimle ilgili olmadığını anladım işte.Bunu keşfetmek biraz acı oldu çünkü kontrolün mutluluk getirdiğine inanırken beni ne kadar yaraladığını fark ettim.Belki de önemli olan bunu fark ettikten sonrası,geçmişteki kendimden özür diliyorum.Seni daha fazla mutsuz etmek için elimden geleni yapmıştım,hala yapıyorum.

Ders çalışma konusunda işler rayına oturdu gibi.Programımı kendim yapıyorum.Hazır bir programa uymak çok daha gerici geliyor.Kendi programıma daha rahat uyuyorum.Sınavlarda henüz istediğim noktaya gelemesem ve bu yüzden üzülsem de sınav mantığını kavradığımı biliyorum.Az çok soru tiplerine aşinayım,bazılarını bu şekilde çözüyorum.Bu da önemli bir adım zannımca.

Kendime karşı dünyanın en kaba insanıyım dezavantajım bu.Mükemmelliyetçiliğim yaşamdan zevk almamı,kendimi kutlamamı engelliyor.Bir sınavda çok başarılı olsam da istediğim sıralama gelmeyince sadece ''hım,iyi.'' oluyorum.Ya da amaçladığım şeyleri elde edemeyince iç sesim dünyadaki en salak,değersiz ve çirkin insanı olduğumu fısıldıyor.Bunu durduramıyorum.Şu anda bulunduğum noktadan tatmin olma hissi nedir bilmiyorum.Bakın en büyük problemim bu sanırım.Şükürsüzlük.Evet sanırım tek karşılığı bu.Nankörlük ve vefasızlık en nefret ettiğim iki şey fakat iş kendime gelince hem nankörüm hem de vefasız.Geçmişte neleri atlattığımı ve başardığımı unutup sadece mevcut durum üzerinden ruhuma yükleniyorum.Bunun bir sonu gelmeli.Bu da ancak bu şekilde yüzleşerek olabilir.


🌻☕🌻


🌻☕🌻


🌻☕🌻


🌻☕🌻



Geçen cumartesi gecesi ''The Craft'' isimli bir film izledim.Bir grup genç cadı kadını konu ediniyor.90'larda geçmesi ve konunun cadılık olması her şeyi çok daha güzel hale getirmiş.Moda anlamında da ikonik bir film,kostümlere bayıldım.Mean Girls kıvamında ilerlese de sonlara doğru işlerin o şekilde değişeceğini asla tahmin etmezdim,vurucu bir sonu var en çok da bunu beğendim.Cadılık konusu da ekstra bir ilgi çekici zaten.Mutlaka izleyin derim.Kaliteli bir çerezlik film,kafa dağıtmaya birebir.

🎃🎃🎃


🎃🎃🎃

Can sıkıntısından geceleri Fransızca öğrenme videoları izlemeye başladım.Japoncayı unuturum diye ödüm koparken farklı bir dile merak sarmak tam benlik bir maymun iştahlılık.Şu üni. senesini de sağ salim atlatabilirsem Japoncaya tekrar odaklanacağım.Bundan sonra dil öğrenirken ekstra kasmama kararı aldım.Mesela Fransızcayı sadece öyle böyle öğrenmeye çalışacağım.Dün tanışma şekillerini vs. öğrendim.Telafuzu taklit etmeye dayalı ve eğlenceli olsa da grammar'i oldukça zor.Abartmaya gerek yok,o derece öğrenmek istediğim bir dil de değil.İtalyanca için de birkaç video izledim,o daha kolay fakat sanırım Fransızca bir tık daha hoş.Her dilin kendi içinde bir mantığı oluşu bana haz veriyor.Bir kelime bile öğrensem kullanmak için sabırsızlanıyorum.

Bugün dershaneye gitmedim.Hava oldukça kasvetli ve buna rağmen günü değerlendirmem lazım.Her gün dün yaptıklarımın bir üstüne çıkmak için çabalıyorum.Beni zorlayan şey çabuk sıkılmam ve geometri.Evet geometri.Eskiden sevsem de şu an işkence gibi geliyor.Matematik çok daha keyifli.Edebiyatı da seviyorum,sosyalin birçok konusunu defalarca görmemiz bayıyor.Sanırım hayalimdeki ve hedefimdeki meslek avukatlık olmasa sayısal okuyabilirdim.Ya da şuan işin içinde olmadığımdan öyle hissediyorum.Her neyse,çalışmam gereken uzun bir gün var.Yarın pazartesi,ağh...OM...

Herkese huzurlu,sakin ve umut dolu haftalar diliyorum.

Çav.

























25 Eylül 2018 Salı

Ihlamur Etkisi ve Hisler


Bugün hava kışın habercisi gibi kapalı ve soğuk.Hasta olduğum için okula gidemedim bu yüzden biraz da şanslı hissediyorum.Evde öylece oturup hiçbir şey yapmamak için geçerli bir sebebim var.



Yazmaya zaman bulamadım ve bu beni sinir ediyor.Blog yazmaya aşırı hevesli olduğum günlerde mutlaka bir iş çıkıyor ya da üşeniyorum.Daha çok üşeniyorum çünkü gün boyu okul,dershane ve evde ders çalışmak derken ekstra bir şey yapmaya zamanım olsa da enerjim olmuyor.Bütün yılın daha da yoğunlaşarak böyle geçecek olmasına alışmaya başladım.Meşguliyet bir anlamda iyidir de diyorum,aptalca kuruntulara ve yersiz endişelere izin vermez.Umarım vermeyecek.

Ihlamur içiyorum ve sonbahar playlist'i dinliyorum.Youtube'daki bir iki saatlik klasik müzik çalma listelerine takmış durumdayım.Özellikle ders çalışırken öyle iyi geliyor ki...Favorim bu aralar Mozart ama genele vurursam Vivaldi.Ne güzel ve eşsiz ruhlar bu sanatçılar.Yıllar geçti eskimediler,hala kalplere dokunmaya devam ediyorlar.Hala sevildiklerini,hayran kalındıklarını bilmelerini isterdim,belki biliyorlardır da...


(Faulkner - Ballade'ye bayıldım.)



Ders çalışırken daha çok bunu dinliyorum.

Bir şey hakkında düşünmek ya da hayal kurmak bağımlılık gibi.Takıldığım zaman takılıyorum ve unutabilmem,o şeyi düşünmekten kendimi alıkoyabilmem uzun zaman alıyor.Her şeyim çözümlensin,her şey tam olarak istediğim gibi olsun istiyorum.En küçük aksaklık bütün yaşamı dayanılmaz görmemi sağlıyor.Kendimi dünyanın en suçlu ve işe yaramaz kişisi gibi hissediyorum.Aynaya baktığımda memnun olmuyorum.Kusurlarımı aşılmaz gibi görüyorum.Bu düşünce girdaplarına defalarca kez girip çıkıyorum.Her sabah daha farklı olacakmış gibi gelirken saatler ilerleyince işler değişiyor.İki haftadan sonra tekrar daha iyiyim.Aslında düşünmek sağlıklı bir eylem fakat insanların bencil,kaba ve hoşgörüsüz olduğu yerlerde sizin fazla düşünceli olmanız yaşamınızın içine etmekten başka bir işe yaramıyor.

İnsana kendinden başka kimse yardım edemez.Bunun yalnız olmayla da bir ilgisi yok.Tamamen yalnızlık hissiyle ilgili bir şey.Dünyanın en iyi ruh bilimcisi bile olsanız kendiniz hakkında aşamadığınız ruhsal problemleriniz illa ki olacak.İnsan olmanın kuralı da bu bir anlamda.Sürekli bir yalnızlık hissi ve yalnız bir dönüş.Dünyayı bir sistem olarak düşününce işler çok daha berrak ve tartışılabilir oluyor.

Sınav senem için kendime çok büyük bir söz verdim,daha doğrusu neden bu sınavı istediğim şekilde kazanmam gerektiğini keşfettim.Okul yoluna servisle yaklaşırken yaşandı bu keşif.Bir anda kelimeler kafamda cümleler oluşturmaya başladı ve gerçekten neden çalışmam gerektiğini anladım.Birkaç gün bunu düşündükten sonra kalem kağıttan bıkmamdan olsa gerek telefonuma paragraf dolusu bir günlük yazdım.Kendime bu sözü vermek ve kanıtlamak için elimden gelen edebiliği kullandım.Şaşırtıcı bir şekilde sabah,öğlen ve akşamüstü okuyunca da aynı şeylere onay verdiğimi hissettim.Yani yazdıklarım saçma falan değildi,gerçekten hissettiğim ve istediklerimdi.

Ne olduğundan bahsetmeyeceğim çünkü altından kalkamayacağım şeyler söylemekten nefret ederim.Gerçi bu her insanın hayatı için amaçladığı bir şey olabilir.Olsun.Bazen bazı şeyler kişinin içinde kalmalı.Paylaşınca değerinin kaybolmasından korkuyorum çünkü...her neyse.

Bizimkilerle geçen haftalarda dışarı çıktık.O kadar zaman geçmiş gibi hissediyorum ki yazmayalı,bir şeyler paylaşmayalı...


Kordon yürüyüşleri,dostlar,serin havalar,kafeler ve doğadan estetik görüntüler.Sonbahar.


Yine İran sinemasından çok başarılı bir film izledim.Bu seferki bir korku filmi.İsmi ''Under the Shadow''.Çok fazla korku filmi izlemiş biri olarak yer yer fazlasıyla irkildim.Fakat sona doğru aslında filmin size ne mesaj vermeye çalıştığını anlıyorsunuz.Korku yönetimi,kadın ve savaş temaları çok çarpıcı bir şekilde işlenmiş.Özellikle bizlere daha da fazla ürkütücü gelebilir.

Sabah da televizyonda ''If...'' isimli 68 yapımı bir İngiliz filmine denk geldim.Sıkı kuralların olduğu bir okulda bir grup öğrencinin baş kaldırışını anlatıyor.Allahtan yeni başlamıştı da izlemeye devam ettim.Aksi taktirde filmleri ortadan izlemeyi sinir bozucu buluyorum.İşleniş ve oyunculuklar çok güzeldi.İngiliz aksanını dinlemesi bile hoş zannımca.Okulda yapılan zorbalıklar asabınızı bozsa da son sahneye kadar dayanın derim :)

Günler monoton ilerlerken kendime söz geçirmeyi,sabrı ve azmi öğrenmeye çalışıyorum.En azından kendimin neleri aşabildiğini unutmamaya çalışıyorum çünkü hiç kimse sizin neleri başardığınızı anlamak istemeyecek,sonuçta ne yaptığınız en önemli kısım olarak kalacak.

Herkese huzurlu haftalar ve özgüvenli işler diliyorum.


🍂☕🍂☕🍂☕🍂













5 Eylül 2018 Çarşamba

Sonbahar,Özlediğim Sohbetler ve Planlar ☕


Tamam sakinim.

Bu yazıyı iki gündür yazmayı deniyorum,şimdi de 3. kez yazıyorum.Az önce tekrar bütün sayfa saçma sapan bir şekilde silindi.Tekrar olursa pes edeceğim.İçimdekileri döküp döküp tekrar doldurmak zorunda kaldım.Aynı kıvamda olmayacak ama pes edesim yok,huh tekrar yazıyorum,om.

Sonbahar geldi.Havalar hala ölümüne sıcak olsa da sonbahar atmosferini hissetmeye başladım.Yapraklar yavaş yavaş dökülmeye,sararmaya başladı.Şehir daha sakin.İnsanlar işlerine odaklanmaya çalışıyor.Sonbahar melankolisini de birlikte getirdi bana,sağlam bu sefer.İtiraf etmem gerekirse bazen melankoli derinden derine mutlu ediyor.Çünkü daha iyi yazabiliyorum ve birçok şey hakkında farkındalığım artıyor.Günlüğe mutsuz hissederken döktüğüm cümleler sonrasında okuduğumda beni iyileştiriyor.Kendimi anlamış,bir şeyleri aşmış gibi hissediyorum.Bu sefer öyle de değil işte,dümdüzüm.
Ders çalışma temposunu yavaş yavaş arttırmaya ve buna alışmaya başladım.Özellikle geçen hafta oldukça verimli geçti.Bir şeyleri yapmak için değil de verim almak için yapınca her şey daha akıcı oluyor.Sevmediğim mat-2'den üşenmeden sağlam bir konu tekrarı yaptım mesela (Matematikte mantığımı daha fazla kullanabildiğim konuları seviyorum.Soru tipi ezberlemeyi ya da formül ezberlemeyi değil.) Yapılamayan konulara odaklanmak bu işin püf noktası.Aynı zamanda en zor noktası da sanırım.İnsan sevmediği şeyleri yapınca istemsizce mayışıyor.Direnmenin tek yolu işe yaradığını hissedecek bir şeyler.Mesela saat tutarak çalışmak benim işime yaradı.Forest uygulamasıyla çalışınca ne kadar saat boyunca verimli kalabildiğimi fark ettim.Mutlaka öneriyorum,özellikle hoşlanmadığınız dersleri çalışırken direkt görebileceğiniz bir saatiniz olsun.Ne kadar odaklanabildiğinizi bilmek bir sonrakine arttırmak için daha motive olmanızı sağlayacaktır.On dakikaysa on dakikadan başlayın.Önemli olan o on dakikadan bir saate çıkabilmek.Bir saate geldikten sonra da üç,dört diye devam etmek.Verim dediğimiz şey üstüne koyarak artıyormuş,çoğumuzun denediği gibi çullanarak değil :')


Yeni bir gelişmem var.Telefon aldım.En son ne zaman studyblr temalı fotoğraf paylaştım hatırlamıyorum.Artık paylaşabileceğim.Estetik fotoğrafları görmenin ve çekmenin hastasıyım.Küçük mutluluklar hayatın köşe taşları gibi.Tam mutlu olmak diye bir şey asla yok,o sadece bir şükür cümlesi olabilir.Ben de artık mutlu olma hissi için kendimi daha çok yıpratmayacağım,hayat böyleyse böyle.Şu an 4. Kez silinen yazıyı Word’de devam ettirsem,sinirim altüst olsa bile böyle.Şansım da böyle,ee ben de böyleyim.(Yazı tipi ve düzen için kusuruma bakmayın.)
🍂🍂🍂

🍂🍂🍂


7/24 Müzik dinlemek istiyorum şu sıralar.Sesi daha güzel olan insanların benim adıma bir şeyler hakkında isyan etmesi,konuşması,duygularıma tercüman olması öyle güvende hissettiriyor ki…Sağlam bir keşif yaptım.La Femme adında bir grup.Fransız.Bakın Fransızcaya sevgim artık durdurulamıyor,şimdi de müziklerine sardım.Ülkeler dünyaya dillerini yaymak için evrensel değerleri gayet güzel kullanabilirin somut bir örneğiyim.İtalyanca filmden sonra İtalyanca,Fransızca filmden sonra Fransızca öğrenmeye heves edebiliyorum.İkisi aklımda,olacak!

La Femme - Ou Va Le Monde


Ne zamandır film muhabbeti de yapmıyorum değil mi??? Bunu fena halde özledim.Şimdi gevezelik yapayım biraz :)

Conte D’ete’den bahsetmemişim.Aslında izleyeli epey oldu ama hakkında bir şeyler yazasım var.Bir Fransız filmi,evet! Yazlıkta eski aşkını bekleyen bir çocuğun bu sırada yaşadığı flörtleri ve arkadaşlıkları anlatıyor.Eski bir yapım oluşundan her sahne ayrı bir ilgi çekici.Fransanın sahil yaşamı çok güzel ve huzurlu.Fakat başroldeki çocuk eminim sizin de sinirlerinizi bozacak.Aşkını ilan edip söz vermediği kimse kalmadı film boyunca.Zaten büyük bir olay da yok.Her sahne bir kız ve çocuğun yürüyüşünü,sohbetini konu alıyor.Son sahneye kadar kapatmamak için zor durabilirsiniz ama bana kalırsa bekleyin.Sonu içten içe gerici,merak uyandırıcı ve bana kalırsa etkileyiciydi.Monoton filmlerden hoşlanırım diyorsanız direkt izleyin zaten…Türkçesi ‘’Yaz Filmi’’ ve farklı konularda seri şeklinde devam ettiğini gördüm.Her mevsimin bir filmi.Kapıldığına üzüldüğüm bir fikir.Sonbaharınkini de mutlaka izleyeceğim.

Filmden,bir denizci şarkısı.


Bayram tatilinde bir anime bitirdim! Evet sonunda bir animeyi bitirebildim! 12 Bölümlük dramatik bir romantik komedi,adı: Soredemo Sekai wa Utsukushii.On üç yaşında bir kral ve yaşça büyük kraliçenin yaşamını konu ediyor.Farklı bir evrende başlarda yadırgayacağınız bir aşk hikayesi.Hatta aşktan öte bir sevginin hikayesi.Gerçek yaşamda da bu yaşta tahta çıkan kralların eşleri yaşıtları mı oluyordu? Ya da krallar yaşıt kadınlarla mı evlendiriliyordu? Hayır.Bu gerçeklerin sanal bir anime aleminde olmasına rağmen her şeyi vıcık vıcık aşka bağlayan yüzeysel insanların saçma yorumlarını gördüm.Anime aslında aşk falan anlatmıyor bile.Kimsesiz kalmış bir çocuğun evlenmek durumunda olduğu kadın sayesinde aile kavramını nasıl keşfettiğine değiniliyor.

Animenin müzikleri de oldukça güzel.Kraliçenin yağmur yağdırırken söylediği (inanmıyorum şu an gök gürledi awwww) şarkı çoook güzel.Mutlaka dinleyin,şu sıcakları defetmek için birkaç defa dinleseniz de olur!


IT'S A TENDER RAIN!


Krallardan kraliçelerden bahsetmişken gelelim en son izlediğim filme: Marie Antoniette.Fransız devriminden önceki son kraliçenin yaşamını izliyoruz.Avrupalı bir kurgunun Amerikan bir yorumuyla.Bu karışıma bayılmasam da sevdim.

Marie Antoniette ‘’ekmek yoksa pasta yesinler’’ dendiği söylentisiyle tanınan bir kraliçe.Araştırdığım ve filmde gördüğüm kadarıyla aslında böyle bir söz söylememiş.Devrimciler bir çıkar noktası bulmak,halkı galyana getirmek için bu sözü kraliçe adına uydurup manşetlere taşımış.Her iki ihtimali de olabilir görüyorum ama demediğine inanıyorum şu an.On dört yaşında saraya ülkesinin çıkarları için getirilen bir kadına suç atmak çok zor mu? Hele öyle bir dönemde,bir kadına? Hayır hiç değil.Şimdi bile çamur at izi kalsın diye bir olay var.Her dönem işe yaramış.

Stefan Zweig’in Marie Antoniette hakkında bir biyografisi varmış,hiç bilmiyordum.Ekşi’den bulduğum şöyle bir kesitini paylaşayım:

"Marie Antoinette ne hanedanın çizmeye çalıştığı gibi kutsal bir ilahi bir varlık,ne de ihtilalcilerin savunduğu gibi düşkün bir kadın değildi. Marie Antoinette,sıradan bir insandı. Bugün yaşayan ve yarın yaşayacak kadınlardan farklı değildi.Ne şeytani düşünceleri ne de kahramanlık duyguları vardı. Sözün kısası bir trajedi kahramanına benzemiyordu

Doğuştan kahraman olmayan insanın çektiği acının derecesi soylu bir kahramanın acısından daha az değildir. Hatta belki de daha ağırdır.Çünkü sıradan bir insanın bunu tek başına çekmeye gücü yoktur.

Sıradan birisi;Marie Antoinette kaderin kurbanı olarak kahraman olmanın en güzel örneğini verir."

Yarın tatile gideceğiz.Önce,tatile gidersem düzenin bozulacağını düşündüğüm için istemedim ama sonra bu tatilin yılın son dinlenmesi olacağını hatırlayınca canı gönülden gitmek istedim.Tatilde dinlenmek,yüzmek ve ders çalışabilmek istiyorum.Sürekli aktivetinin olduğu tatilleri tercih etsem de bu sefer dinlenmeye bakacağım.Zamana uymaya çalışmak yerine zamanı kendime uyduracağım.Kasmamayı deneceğim,birçok şeyi düşünmemeye çalışacağım.Kendime en azından bunun için bir şans tanıyacağım.

Dördüncü kez yazdığım bu yazı artık unutulmazlar arasında,oldukça değerli.Azmim için kendimi tebrik ediyorum! Bir aksilik çıkmadan yayınlansın artık.

Sonbaharın hepimize huzur getirmesi dileğiyle,

Çav.

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Bucket List Hazırlamak ve Birtakım Hisler 🌻


Ara vereli bir hafta oldu,yazı yayınlamayalı neredeyse koca bir ay...

Geçen haftaki haftalık yazıyı yayınladıktan bir saat sonra sildim.Ne kadarınız okudu bilmiyorum ama benim için bile fazla karamsardı.Kendim üst üste dört kere falan okuyunca silmem gerektiğine kanaat getirdim.Bu kadar hayıflanmaya da gerek yoktu canım yani...

Bahsettiğim şeyleri yinelemem gerekecek şimdi.Olsun,şu an ruhsal olarak daha iyiyim.Geçen haftaların berbatlığı yok üzerimde.Nasıl mı atlattım? En dibi hissederek.Bu bazen işime yarıyor.Hiçbir zaman normal yollardan iyi hissedemiyorum.Kimse,hiçbir şey tam olarak mutlu edemiyor.Kendi kendimi en berbat ruh haline sokup sonra berbatlık derecesini azalta azalta ''normal'' ruh haline dönüyorum.Oradaki normal de ''nispeten mutlu'' anlamında olmalı.

Dershane haftaya tatil.Üzerimden yük kalkmış gibi hissediyorum.Yaz sıcağında hiç devamsızlık yapmadan gittim.O kadar yorucu ki yaz zamanı dışarıda olmak zorunda kalmak,anlatamam.Zaten bu yaz küresel ısınmadan olsa gerek çekinilmez derecede sıcak.Toplu taşıma kalabalık ve sıcak,dayanamadığım için durmadan erkenden iniyorum.Bir noktada ağır sırt çantamla kendimi kordondan denizin serin sularına sonsuza dek bırakacağım diye korktum.

Bayram tatili hem güzel hem daha da gerici aslında.Dershane sayesinde kütüphanede kalıp çalışıyordum ya da dersler sayesinde çalışmış oluyorduk ama şimdi her şey benim elimde.Bu bir haftanın eksiksiz olmasa da verimli geçmesi gerek...Sınav yılında olmak hiçbir şey çalışmasanız bile yorucu bir şey.İnsan psikolojik olarak gergin hissediyor mesela.Sürekli bir gelecek muhabbeti,çalışın diyen öğretmenler,senden çok asılanları görmek ya da emeklerinin karşılığını alamaman...hepsi fena halde gerici.

Geçen haftalar boyunca kalp çarpıntılarım olmaya başladı.Bahsettiğim gerginliklerden olduğunu düşünüyorum hem de biraz anksiyete biraz da karamsarlıktan...sakin hissettiğim zamanlarda gelmiyor,ruh değişimime göre bir anda ortaya çıkıyor.Gereksiz heyecan hissetmek gibi bir his,hiç hoş değil.Doktora gideceğim ama psikolojik olduğu için annem ne diyeceklerini tahmin ediyor.Yine içimize sinsin diye gitmeyi düşünüyoruz.

İnsanlara yüklediğim gereksiz anlamlardan ve çabuk sinirlenen yapımdan kurtulmak istiyorum.Fazla anlam yüklemem hem karakterim hem de ilgi alanlarımla ilgili.Filmlerden fazlasıyla etkilenip gerçek hayatta da görmek isteyebiliyorum.Kendimi şanssız hissediyorum böyle olunca da.Saçmaladığımı anlamak uzun sürmüyor Allahtan.Diğeriyse tamamen karakterimden ve bence burcumdan.En gereksiz olaylara fazlasıyla sinirlenebiliyorum.Saman alevi gibi derler ya,öyle oluyor ama sonuçta insan ruhuna zararlı bir şey öfke,fazlası ruhtan öte bedene bile zarar.

Aklımda eğlenceli planlar var kendim için.Birkaç kere bucket list hazırlama girişimim olmuştu fakat yaşım küçüktü.Dünyayı şuanki kadar bilmiyordum ya da kendimden şuanki kadar emin değildim.Fakat şu an,18 yaşımda böyle bir listeyi tekrar hazırlamam çok daha sağlıklı olur diye düşündüm.Sizinle biraz paylaşayım,daha hiç yazıya dökmedim.

Öncelikle en kolay dileklerden düşündüm.Dünyayı gezmek.Ama bu çok genel ve olabiliritesi düşük.Dünyayı gezecek kadar maceracı değilim,bunu istediğim rahatlıkta başarmam da imkansız.O yüzden iki ülkeyi öncelikle gezmek istiyorum;hatta belki yaşamak.İngiltere ve Japonya.İkisini şöyle bir gezsem,birer ya da daha fazla ay hatta yıllar kalsam...İngiltere'nin havası,ortamı,mimarisi ve sanata verdiği değer her şeyiyle beni büyülüyor.Japonyadan çok bahsettim biliyorsunuzdur artık nedenlerimi.Fakat istemenin en büyük sebebi sokaklarında gördüğüm huzur.Bu kadar basit ama etkili bir neden.O huzuru,minimalistliği deneyimlemek istiyorum.İmkansız istekler değil sanki? Bunlar cepte duruyor hala.


Lunaparkları gerçekten çok seviyorum.O tarz eğlenceli yerlerin hastasıyım.Bir diğer isteğim büyük hatta devasa bir roller coaster'a binmek.İzmir'de küçüğüne binmiştim.Hızlıydı ama istediğim kadar eğlenceli değil.Büyük bir lunaparkta eğlenmek istiyorum.Yanımda arkadaşlarım da olsun,tek başına keyfi çıkmaz.Midesi bulanan,korkan ya da çığlık atan insanlara gülmeye de bayılırım çünkü...


Sokakta sabahlamak istiyorum.Bir gece boyunca dışarıda olmak sonra da gün doğumunu izlemek istiyorum.Çanakkale bunun için güvenli bir yer aslında.Kordon geceleri nasıl çok merak ediyorum.Deneyen arkadaşlarım vardı ve hiçbir şorun yaşamamışlar,eğlendiklerini söylemişlerdi.Sadece fazlasıyla ıssızmış,bu biraz sıkıcı.Ben de denemek istiyorum.İzmir'de ya da Çanakkale'de bütün bir geceyi dışarıda geçirmek kulağa aşırı heyecanlı geliyor.İmkan olarak üstekilere göre daha kolay sanki dimi?


Bir kitap ve bir senaryo tamamlamak istiyorum.Bakın bunu gerçekten istiyorum,hepsinden öte istiyorum.İkisi için de bir şeyler yapıp durdum ama rutin hayatın hengamesinde odaklanamadım.Oysa güzel fikirlerim var,çöpe gitmelerini istemiyorum.Klişeye gitmeden,kendim gibi yazıp bunu somut hale getirmek istiyorum.Belki saçma ama basılmaları ya da filme dönüşmeleri de umurumda değil.Öncelikle tek isteğim tamamlanmış olmaları.Sonrası daha büyük bir hayalden öte plan.


Doğu Ekspresiyle seyehat etmek istiyorum.Bunu da uzun zamandır hayal ediyorum.Herhangi bir uzun tren yolculuğu da olur.Görünen o ki tam benlik bir şey trenle yolculuk...huzurlu,sakin ve fotoğraf çekme malzemesi açısından cennet!


Daha basit bir istek geliyor şimdi,hem de bayat basit: Bir akşam yemeği hazırlamak istiyorum.Ama her şeyiyle.Öyle basit yemekler de değil.Yemek bilgim olmadığından hangi yemek olacağını da hayal edemedim :'D Mutfak konusunda çok beceriksizim.Basit bir keki 3 saatte yapıp çöpe atmıştım.Mutfak için alışkanlık ya da sevgi gerekli.İkisi de yok bende...işte tam olarak bu yüzden denemek istiyorum.Acaba benim hazırladığım yemeğin tadı nasıl olur? Bunu mutlaka yapacağım.Deneğim de ya dostlarım ya da ailem olacak,hatta hepsine birden hazırlayabilirim :')


Huzurlu bir açık alanda yoga yapmak istiyorum.Farklı bir ülke,ya da herhangi bir park.Sessiz,sakin,yeşil bir yer olması yeter.İnsanların içinde yoga yapmak hoşuma gitmez,odaklanamam.Bu yüzden sessizlik şart.Tek ses rüzgarın oluşturduğu hışırtılar olmalı,o derece.Eee bu da kolay sanki? Yaşanacak umarım.


Japoncayı neredeyse unutuyorum.Bu beni gerçekten üzüyor.Hatırlamam gereken bir dolu şey var.Zaman yok ne yazık ki.Bu sene ders dışında ekstra bir şeye enerji harcayamam.Fakat ilerisi için Japonca'da seviye atlayıp iki dil daha öğrenmek istiyorum.Fransızca ve İtalyanca.Heveslendim bu aralar fazlasıyla.Şu yazıdan sonra bile başlayabilirim ama kendimi dizginliyorum.Bu sene zaten yorucu,ekstra kafa yorgunluğuna gerek yok.Seneye yazın bu gün,umarım mutluyumdur,üç dili aynı anda keyifli bir şekilde çalışacağım.



Hedef kapsamında olan dilekler de var,onları dahil etmeyeceğim.Ör: Hukuk fakültesini kazanmak.Bu tarz hedefler bence bucket list kapsamından çok hedeflediklerim tarzı bir listenin dahilinde.Bucket List'de beni dümdüz mutlu edecek şeyler olsun istiyorum.Hukuk okumak,avukat olmak hayalimden öte en büyük hedefim çünkü.Beni mutlu edecek mi? Fazlasıya.Fakat önce koca bir sene stres altına sokup mutsuz da edecek :') İkilemde kaldım bu konuda bak.

Şimdilik liste böyle.Aklımda başka şeyler de var ama artık geri kalanını yazıya dökeceğim.18 Tane madde olacak.18 Yaşımda hazırladığım yapmak istediğim 18 Şey.Yazmış olmak için değil sindire sindire oluşturacağım.18 Tane şeyi bir çırpıda yazıp hiçbirini gerçekten istememek saçma olur.Bucket List hazırlamanın en önemli noktası bu bence.Gerçekten istediğiniz şeyleri yazmalısınız,bir başkası yapıyor ve güzel gözüktüğü için değil.Sizi mutlu eder mi? Siz yapabilir misiniz? bu noktalar belirleyici.

Hedeflerden,hayallerden ve gerçekleşmemiş güzel şeylerden bahsetmek aşırı keyifli bir şey değil mi? Hayal gücü gibi değerli bir şeye sahibiz aslında.Gözümüzü kapatıp hatta kapatmadan da birçok yere gidip kendimizi farklı farklı ortamlarda görebiliyoruz.Ah bir de teker teker gerçek olsalar...Umarım herkesin canı gönülde istediği hayalleri,hedefleri artık ne varsa gerçek olur.Dünyanın bütün çilesine hem mental hem fiziksel olarak katlanan canlılar olarak bu ödülleri hak ediyoruz.



wasting time

Princess Chelsea geri döndü!

Gün boyunca kendimle ilgilendim.Odayı baştan aşağı temizledim,düzenledim.Sonra kendimi de aynı özenle temizledim ve tertemiz çarşaflara atlayıp uyudum.Zaman kaybı diye kendimi tedirgin hissettiğim her şeyi yaptıktan sonra rahatlıyorum.Bugünün işini yarına bırakma diye bir poster bastırıp odama asmak istiyorum.Halbuki gününde bitirilip ertesi güne kalmayan şeyler ne kolay.Duygularımız için bile öyle.Bugün bunu hissediyorum,bugün kötüyüm ama yarına bırakmak zorunda mıyım onu? O günde kalsa olmaz mı? Çünkü o,o günün duygusuydu,bugün yenisine ihtiyacım var.

Ne kadar pozitif konuştum,tarih alın bir yerlere not edin ve tebrik edin plz! :)

Bir de Soredemo Sekai wa Utsukukushii diye bir animeye başladım.Güzele benziyor şimdilik.Anime izlemeyi özlemişim.Artık en son,Ay Savaşçılarını tekrar izleyecektim,düşünün..

Bu gün hafta için ders planını çıkarmam lazım.Ders planı oluşturmak bile yorucu bir şey ya...Yarın Edirne'ye gideceğiz,günübirlik gezmeye.Bu aralar gezen bir aile olduk.Evin çocukları olarak üşengecizdir ve biraz da şikayetçi.Bu yüzden bir yere gidilmeden kırk kere düşünülür.Bu sıra spontan takılıyoruz,tütütü.Edirne'yi merak ediyorum,hafiften heyecanlıyım.Bakalım :)

Mutlu geçireceğiniz bir bayram ve kurduğunuz hayallerin gerçekleştiği bir yaşamınız olsun.

çav.