30 Ağustos 2026 Pazar

Bazen Bazı Şeylere Dair

Terapiye dönme düşüncem varken yazmanın bana iyi geldiğini ve birilerine bir şeyler anlatmayı artık eskisi kadar da sevmediğimi hatırladım. Günlük olaylarda bile böyle, uzun uzun anlatamıyorum hiçbir şeyi.

Eski ailesel travmaların açıldığı bir ay oldu. Böyle boom diye gündemimize düştü. İnsanın kaçamayacağı iki şey var: kendisi ve ailesi. Birbirini kapsayan iki küme zaten. Geçmiş olaylar tekrarlanır, para her zaman konunun bir tarafındadır, anneden gelen travmalar sana yansır, absorbe edersin, senin yaşın büyümüştür ama konuların etkileme gücünün değişmediğini fark edersin. Bu ay o yüzden rüyalarla boğuştum, bilinçaltımda bir şeyler açığa çıktı sanki tekrar. Tadım tuzum yoktu, gündelik geçirdim.

İnsanlarda en korktuğum şeyin ne olduğunu buldum mesela. Ne biliyor musunuz? Biriyle aranızdaki perdenin kırıldığı an. Fobim bu. Nasıl? Örneğin biriyle süper bir ilişkiniz var - herhangi bir anlamda - fakat işler yolunda gitmediğinde bambaşka, kötü bir yüzünü görüyorsunuz. İşte o anın etkisi. O şok ve beklenmemişlik ama bir yandan korku - ne olacak diye içi gıdıklayan bir sıcaklık. Herhangi bir olaya uyarlayabilirsiniz. Bu şoktan korkuyorum. Bu benim hakkımda da birçok fikir verebilir aslında. Evet, insanları tanımıyorum veya tanımamaktan ziyade istediğim rol ve yere konumlandırıyorum.

Atalarla bağ kesme yoktu - şok olma hakkımı kullandım, 3 yaşından beri falan kullanıyorum bu hakkımı. Şaşırmam bitmeyecek. Bu sefer tek farkı, son bir şok ve kopan bir bağın başlangıcını görmem oldu. Yaşayan birini ölmüş kabul etmek mümkün mü? Denemek istiyorum ama ben inatçı ve patavatsız bir avukatım, cool olup hayatıma bakamıyorum - deşmek, ben kötüysem konuyu berbat etmek, çirkinleşmek istiyorum. İçimde tuttuğum öfkeler beni rüyalarımla boğuyor. Bilmiyorum. Herkesin her kişisi olmak zorunda değil, doğru mu? Böyle de yaşamak mümkün. En yakın olmanız gereken insanla var olan o samimiyetsiz bağın yok olması belki farklı bir chapterın açılmasını sağlayacaktır. Büyük bir enerji yok olurken yeni bir enerjiyi doğurur. Dualarım ve dileklerim bu enerjinin yerinin dolması. Edilgen bir yerdeyim. Doldurmak, bir şeyi onarmak istemiyorum.

Böyle zamanlarda hayatımı 3. bir kişi gibi izliyorum. Duygularımı bu sebeple yaşamıyorum. Şu an Anıl ne yapacak, ne yapmalı? gibi bir sesle yönlendiriyorum. Kendi hikayemi falan mı yazıyorum, kitap dediğim ben miyim sanki? Hata payım yokmuş gibi ilerliyorum. Kurallarım net.

30'lar hakkında fazla düşünüyorum. (Bundan daha detaylı sonra bahsedeyim.) Sağlıklı yaşama, spora ve botoksa taktığım bir evredeyim. Güzel, daha güzel, çok güzel gözükmek istiyorum. Bu biraz kontrol arzum. Yani hayatta kontrol edemediğim devasa bir dramanın içinden geçerken neleri kontrol edebilirim? Bedenimi, evin temizliğini ve benim sözümü dinleyen insanları. Gıcıkça ama bunlara yöneliyorum. Kaş almak mesela. Saatlerce en düzgün olana kadar. Yemeklerin kalorisini sayma seansı. Aynada kendini inceleyip estetik müdahaleler için hesap yapmak. Banka hesabını uzun dönem kontrol. İşe abanmak. Kontrol etmem lazım, hayat her an kayabilir.

Hazır kişisel laptop elimdeyken bir şeyler anlatmak istedim. 

Bazen bazı şeylere dair bazı nedenlerle büyük hedeflerim var.

 Bilmiyorum blog.

Çav.


Oğluşum bu yazının yüzü olsun.