30 Ocak 2021 Cumartesi

Söylenmeler, Planlar ve Diğer Birtakım Şeyler ☕

 Ben geldim, evet biliyorum yine uzun bir aradan sonra.

Vizeler, finaller bitti şükür. Yorgunluğunu yeni yeni atıp kendime gelebiliyorum. Her zamanki gibi süreç bir mağduriyetle başladı. Normalde 3 hafta olan sınav haftası 1 haftaya kadar düşürülüp peş peşe sınavlar eklendi. Yazdık çizdik ama bir sonuç yok. Atanmış rektörler öğrenicinin halinden ancak bu kadar anlayabilir. Akademiyle alakasız birer memurlar sonuçta, ne emir veriyorsa onu yapabiliyorlar.

Gündemi görüyorsunuz değil mi? Yine nefret söylemleri, nefret suçuna teşvik başladı. Boğaziçi meselesi tam sadece bir ''boğaziçi'' meselesi olmuşken (bunu zannımca kendileri yaptı) her ötekinin ötekisi lgbti+lara saldırma fırsatı bulan gericiler ve işbirlikçileri yine sahneye teşrif etti. Bu ülkenin içişleri bakanı dahi buna dahil olup bir fiil nefret söyleminde bulundu. Bazen nerede ne için  mücadele ediyoruz diye soruyorum kendime. Savaşmadan yaşamak diye bir seçenek yok mu Ortadoğuda? Haklı olan kazanacak, ne zaman? Biz görebilecek miyiz? Ya da hepsi bir yanılsama mı? Başıma ağrılar girdi dün gece tüm bunları düşünürken. Küçük joe gündemi ''görünmez el'' olarak tanımlamıştı hiç unutmam. O görünmez el sakin sakin gün geçirip yogasını yapan bana laps diye bindi yine anlayacağın. Olsun yine gelsin yine def edelim. 

40 Günlük bir yoga serisine başladım. Toprak elementindeyim şu an. Çetin Çetintaş'ın ilgili videosundan yapıyorum. Yeni başlayanlara pek uygun değil ama daha önce yaptıysanız vücut 5-6 denemede açılıyor. Ben de yavaştan açılmaya başladım. Bazı günler üşeniyorum fakat şöyle bir şey var ki 40 gün aralıksız devam etmek zorundasınız yoksa en başa dönmeniz gerekir. 40 Günden sonra diğer elementlere geçiyorsunuz, sırasını unuttum. Tamamlamayı planlıyorum. Diyeti de beraberinde götürecektim, sınavlardan önce 2 hafta yapmıştım oysaki yalnız bu sefer 2 gün sürdü :'D Yemeyi seviyorum blog. Yemeyince veya bir şeyi yememeye zorlanınca mutsuz oluyorum. Sanırım bünyeyle ve uyku saatiyle de çok ilgili bu beslenme. Gece 5-6'da uyuyan biri nasıl gece bir şey yemeden dursun mesela? Veya internette yazan her bilgi benim vücuduma olacak mı? Diyetisyene gitmeyi de kendi bedenim için gereksiz buluyorum. Yine de aklımın bir köşesinde duruyor. Keşke sadece bu dertlerle haşır neşir olacağımız, bunları konuşacağımız bir yaşamımız olsa.

Yılı bir hayli kitaplı ve filmli kapatmıştım. Yeni yılın ilk ayı biterken de 10 film izlemişim bile. Kitap da yolda bitiyor, yan sütuna ekleyeceğim onları da. Digiturk bu aralar efsane filmler yayınlıyor. Gece mutlaka bakıyorum ve hep yeni, farklı ve kaliteli şeyler buluyorum. Mutlaka bakın eğer kullanıyorsanız. Bazen internetten bulmak zulüm olabiliyor. Örneğin o kadar çok gerilim/korku izlemişim ki şakasız bir şekilde izleyecek yeni bir tane, en azından sağlam, kalmamış. Çok arada derede çıkıyor. Televizyonda denk gelmek o yüzden daha rahat. Sanki radyodan şarkı dinlemek gibi, hep daha fazla zevk verir insana; özel gelir.

Kafeleri çok özledim. Arkadaşlarımla beraber bir kafede oturup tüm gün kahve içmek istiyorum. Arkada insan sesleri, yoldan geçen arabalar, bir yandan denizi izlemek, kibar garsonlar...sonrasında kordonda yürüyüş, sokak kedilerini köpeklerini sevmek, bir ara soluklanırken sokak müzisyenini dinlemek, çarşıdaki dükkanları hiçbir şey almayacağını bilmene rağmen kurcalamak, gün sonunda tatlı krizine girip bir mekanda son kez oturup tatlı bir şeyler yemek...hepsini özledim. Yine iyi bile dayandık bu şekilde. İlk karantina zamanları daha izoleydik. Yani herkes evdeydi ve ilk kez bu kadar dinlenme fırsatı bulmuştuk. Fakat şu an hayat devam ediyor, zenginler her türlü fırsattan yararlanıyor; diğer herkes evinde. Yaşam devam ederken yaşamdan dışlanıyormuşuz gibi hissediyorum. Bunun sınıfsal yönü daha derin ve gerçek tabii. Kapitalizm daha ne kadar leş bir şey olduğunu gösterebilir ki? Bir tarafta işini kaybettiği için sadaka gibi verilen paralarla geçinmeye çalışanlar diğer tarafta kayak tatilleri. Her şeyin meşru zeminini ''çalışmak, sektör'' gibi kelimelerle süslemezler mi bir de...Karantina önlemleri bile eşit uygulanmazken Hollanda gibi ülkelerde yaşanan önlemlere protestoyu hiç mantıksız bulmamaya başladım. Gördüğünüz gibi alışıyoruz her şeye rağmen. Evden de olsa yaşamlarımızı devam ettirmek, ''gelişmek'' için çabalıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynamak böyle bir şey.

Tekrar Almanca çalışmaya başladım. Bu dil çok zor blog. Anlamasına anlıyorum tek tük, okuduklarımdan bir şeyler de çıkarabiliyorum ama writing bir zulüm. O kadar çok hatırlanması gereken kural var ki...Zaten ara verilen dile devam etmek bir dile en temelden başlamaktan çok daha zor oluyor. Kim bilir Japoncam ne alemde mesela. Hala okuyabiliyorum alfabeyi, az çok anlayabiliyorum ama eminim en başa geri sarmışımdır. Siz siz olun öğrendiğiniz dilin peşini bırakmayın, çok nankör oluyorlar. (friendly reminder diyelim bu paragrafa <3)

Yaz için planlarım var, covid el verirse gerçekleşecek gibi duruyor. Şimdilik detaylarını anlatmayayım olursa bahsederim. Hayat *normalleşse de planlarımızın önünde olan bin tane engelin yanına bir de virüs gibi gerçek bir engel eklenmese değil mi? Umarız!

Kendinize dikkat edin, araya açmamam için bana yazmayı unutmayın :')

çav.


Haftalar önceden. 


11 Aralık 2020 Cuma

Rutinler, Yılbaşı Hazırlığı ve Politik Serzenişler ☕

 Bu sefer arayı açmadım! :) 

Cuma günlerini seviyorum. Online eğitim de olsa tatilin hala bir anlamı var. Mental olarak çok yoğun ve yorucu geçiyor haftaiçleri. Online olmak insanı ekstra çalışmak zorunda bırakıyor. Anlayamadığın bir şeyin notunu alamıyorsun, uyku saatleri çok daha bozuk çünkü bedenen yorulmuyorsun, dümdüz oturmak ve bir şeyleri anlamak için dinlemek de daha zor ve bazı hocalar kamera bile açmadığı için öyle boşluğa bakarak yazı yazmaya çalışıyoruz. İşler karışık yani. Yine de bu hafta bayağı bir toparladım. Geceleri çalışmak özellikle rutinim oldu. ''Study with me'' tarzında bir video açıp o şekilde çalışınca aşırı keyifli oluyor deneyin. Kütüphanedeymişsiniz gibi bir his sizi çalışmak zorunda hissettiriyor.


aşırı doğal uğraşılmamış bir studyblr fotoğrafı nerede eskiler 

*kahveleri artık moka potla yapmaya başladım, çok daha leziz; bir yazıda bilgilerimi aktarırım :)

Bu sene yılbaşı ağacını kuramıyorum blog. Gece asla rahat vermedi. Üzerine atlayıp duruyor birkaç kez devirdi. En son düzeltmek isterken de kırdım öyle kaldı. Sonra yeşil uzun dal ve beyaz dal sipariş ettim. Pencereye bir şeyler yapmaya çalıştım, pek olmadı ama olması için olsun dedim zaten. Sonra onun ışığını tamir etmeye çalışırken suratıma bum diye bir şey patladı, kıvılcımlar çıktı. Kesip attım direkt. Anlayacağın yılbaşı süsleme olayını canım pahasına falan yapıyorum. Alacak ve gelecek birkaç şey daha var. Yılbaşılı bir yazı olursa son hallerini oraya eklerim, umarım başarırım blog! :'''''''

Son günlerde gündem yine karışık. Bu ülkede olmak hiçbirimizin mental sağlığı için iyi değil blog. Öfkeleniyorum. Hiçbir şey olmasa bile kendi hayatımda, bir haber düşüyor önüme: Bir yurttaş eline 'iş ve aş' yazıp intihar etmiş...Hadi bakalım hayatına normal bir şekilde devam et. Olmuyor. Nereye kadar gidebilir ki bunca şey? Bu adaletsizliklerin bir sonu gelecek mi? İnsanlardan daha ne kadar suspus olması bekleniyor? Ben artık halkı da herhangi bir şey için suçlamıyorum, suçlamak istemiyorum. Ekmek önemli bir mesele. Yurttaşlar aç bırakılıyor, aç kalan bir insanın ilk önceliği çocuğunu,eşini doyurmayı amaçlamak oluyor. Durup da haksızlıkla mücadele edeyim diyemiyor. Diyenler var mıdır? Elbet. Ama kimsenin bunun ahlaki sorumluluğa sahip olduğunu artık düşünmüyorum. Sorumlu görmek için gözümüzü biraz yukarı kaldırıp üst kesimlere bakmalıyız. Üzerine düşeni yapması gerekenlerden hesap sormalıyız. Her şey sınıfsal diye boşuna denmemiş...aynen öyle blog, her şey sınıfsal. Her şeyin bir sonu olur ama değil mi? Yalnız bu her şeyin sonu her zaman iyiye değişim demek de olmuyor. Bazen son sadece bir 'son' da olabilir. Biz yine de umudumuzu koruyalım. Günün sonunda insanın vicdanının rahat olması ve onurlu bir hayat sürdürüyor oluşu her şeyden değerli. Öfkemiz hep diri kalsın, enerjimizi saklayalım :)

''Halkın seçtikleri zapt edilmesi gereken bir boğaymış gibi, fatihler üzerinde tüm halara sahip oldukları bir avmış gibi, verasetle gelenler de böyle olması çok doğalmış gibi davranıyorlar halka.'' (Gönüllük Kulluk Üzerine Söylev - Etienne de La Boétie)

Profeminist Pencerede yukarıdaki konularda yazmak istiyorum aslında ama tam olarak yetkin olduğumu da henüz hissetmiyorum. Emin olmadığım işlere de bulaşasım gelmiyor blog. Biz bize konuşmayı tercih ediyorum. Daha önceleri de yaptığım gibi. Yine de benim işlerim belli olmaz laps diye size buradan haber verip oraya davet edebilirim :'D

''Kalifat'' diye bir netflix dizisi izledim. İlk kez IŞİD zulmü altında yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlatan bir iş çıkarmışlar. Çağdaş Ortadoğu adlı dersimin de ödev konusu olduğu için atlayıp bir solukta bitirdim. Dizi, İsveçten örgüte katılan bir kadının kurtuluş hikayesi ve yanı sıra İsveçteki gençlerin nasıl radikal islama süreklendiğini anlatıyor. Konu güzel, işleyiş sürükleyici vs. de bana Avrupa'nın bazı tavırları fena halde iki yüzlü geliyor. Bugün İran'da, Ortadoğunun neredeyse her ülkesinde insanları her gün tehdit eden bir IŞİD zihniyeti yok mu? (bizim ülkemiz dahil) Her gün kadınların ve lgbti+ların yaşam hakları tehlikede değil mi? Öyle. Aksini kimse iddia edemez. Fakat onlar nedense radikal islam olayına bir marjinal fikirmiş gibi yaklaşıyor. Kendi içlerindeki faşistlere gelince ise direkt yasaklayıp yok etme politikası izliyorlar. Ne farkları var? Bir tanesi bizi daha fazla öldürüyor diye daha mı zararsız? Dizide de IŞİD'e yaklaşım bana böyle geldi. Korkunç bir dini terör örgütüne bakışları onları ''onarmaya çalışmak'' gibi son derece nafile bir noktadan ilerliyor. Bu olay başörtüsü zorunluluğuna ''kültür'' diye bakmakla aynı. Hayır efendim hiçbir kültür temel insan haklarını sınırlayamaz. Kişinin beden bütünlüğü üzerinde kişiden daha fazla söz hakkı sahibi olamaz. Ama ''batı'' dedikleri ülkeler ve insanlar doğu söz konusu olduğunda bazı şeyleri böyle görmekte ısrarcı. Bu fena halde bir ''white'' bakış açısı. İzlerken rahatsız oldum.

Günler evde geçerken içime bir ''her şeyi kaçırıyorum'' hissi düşüverdi bu aralar onu def etmekle de meşgulüm. Örneğin yurt dışına gitme işi gittikçe hem ekonomik hem sağlık koşulları dolayısıyla zorlaşıyor. Halbuki ne planlar yapardık lisenin başlarında her normal çocuk gibi. Sonra nerede-nasıl yaşadığımızı daha sert yollardan anlamaya başladık. Bu yaz için programalar araştırıyorum sözün kısası. Almanya istiyorum. İngiltere hayalden bile ötesi oldu. Sterlin için ev satmak lazım blog. Öyle. Henüz aklıma yatan bir şey yok zaten. İstediğim yaz okulu tarzı 1 aylık bir eğitim. Eğer Almanya'da İng. eğitim alabileceğim bir program bulabilirsem tadından yenmez. Çünkü bir ayda Almancadan çok da bir şey çıkmayacağı aşikar. Gerçi aile yanı olayları falan bir yılmış gibi level atlatabilir. Bu da aklımız bir köşesinde kalsın, bana bilindik siteler dışında program sunan siteler varsa önerebilirsiniz. İlla eğitimle de olmak zorunda değil, work and travel tarzı da olabilir. Önerilerinize sonuna kadar açığım!!!

Paylaşacaklarım bu kadarla kalsın blog.


Kendinize iyi davranın ♥

çav.



26 Kasım 2020 Perşembe

Aylar Sonra Dönmek: Kedi Muhabbeti, Birtakım Duygular ve Düşünceler

 İki ayı geçti bu sefer yazmayalı. Her yazmaya çalıştığımda bir şeyler yolunda gitmedi. Ya yazıyı beğenmedim ya anlattıklarımın içeriği fazla özel geldi. Burası her ne kadar dijital bir günlük kıvamında da olsa benim için her şeyi maalesef anlatamıyorum. Anlatamayınca bahsedeceklerim çok suni kaldığından içime sinmiyor cümleler. Bugün her şeyden bağımsız yazasım geldi, sadece bu istekle oturdum. Türk kahvesi içiyorum ve arkada cağnım vivaldi çalıyor, ambiyans gayet müsait anlayacağınız.

Bu iki ayda dolu şey oldu. Fakat negatif anlamda. Hayatımda çeşitli köklü değişimler yaşanıyor temeli ailevi olan. İnsan başka konularda ne kadar mutlu olursa olsun günün sonu ailenizde olan mutluluğa ve olayların gidişatına bakıyor. Bir şekilde buna göre şekilleniyoruz. Hatta büyüdükçe bazı özelliklerimizin köklerini bile keşfedebiliyoruz. Sular şimdi daha durgun bu topicte. Ben de olabildiğince rasyonel kalmaya çalışıyorum fakat bir o kadar da yorulmuş hissediyorum. Aylardır evde olmak her şeyin ruhtaki etkisini iki misline taşıyor sanki. Bir de üzerine anksiyete eklenince çarpı dört etti mi...gerçi şükür son zamanlarda hatta bayadır yoğun anksiyeteler yaşamıyorum gelip gidiyor arada ee o da her insan gibi normal. Aslında terapistle görüşmek istiyordum ama inan hiç para harcamak istediğim bir dönemde değilim. Gerçekten elzem olduğunu da düşünmediğimden konuyu kendi kendime kapattım. Her şey çok pahalı blog. Yaşamak zorlaşıyor resmen. Ölüm kalım mücadelesinde gibi yaşamaya mecbur bırakılmış bir insan yığını içinde bata çıka burnumuzu havayla temas ettirmeye çalışıyoruz. Politika ensemizde, bizi her umutlu olduğumuzda tokatlıyor. Çıkış yolu bulamıyorum kendi adıma bu karanlık dönemde. Çıkış yolu bulduğunu zannedenlerin bile çoğunun başka bir karanlığa sürükleyeceğini hissediyorum. İnsan ailesinden bağımsız bir ruh halinde barınamadığı gibi coğrafyasının ona hissettirdiklerinden de kaçamıyor. Aile kurumu da zaten bu coğrafyaların daha kolay yönetilmesi için üretilmemiş midir? Bambaşka bir tartışmanın konusu, cepte kalsın şimdilik.

En son Geceden bahsetmişim, kızımız kedimiz :) Siz görmeyeli büyüdü. Hatta üzerine yazı bile yazacaktım sizlere tavsiye vermek için bu konuda ama nerede işte...Kedi bakımı sanıldığı kadar kolay değil blog. Her şeyiyle aileye yeni bir fert geliyormuş gibi düşünün. Hatta bir nevi yeni bir bebek alıyormuşsunuz gibi. Daha kontrolsüz bir bebek hayal edin işte öyle. Zaman geçtikçe o bize biz de ona alıştık onca badire (mantar hastalığını atlattı) atlatarak. Artık birbirimizin huylarını biliyoruz. Ses tonumuzu tanıyor, neye kızacağımızı falan biliyor ama kediler bildiğini okur. Kızdığımda bana karşılık bile veriyor ben de el mecbur dikkatini başka bir şeye çekmeye çalışıyorum, baş edemem asla :) Gecenin vesilesiyle dışarıdaki canlara da daha bir hassas olmaya başladım. Normalde yemek verirdik ama sürekli olamasa da artık mama da veriyorum. Önceki mahalledekiler buradakilerden daha toktu zannımca. Bunlara mama koyduğum an öyle bir saldırıyorlar ki 20 kediyi ayağımın altında buluyorum. Gerçi kediler her zaman aç, geceye yaş mama verirken bağırışlarını görseniz sanki günlerce aç bırakmışız :) Bundan bahsetmek istedim özellikle blog çünkü lütfen kimse duyarsız kalmasın. O kadar fazla daire, apartman varken mama veren kişi sayısı 3 belki 2. Başka insan göremiyorum. Neden? Ne engelimiz var ki? Herkes apartmanının önüne bir kap mama bir kap su koysa kaç tane can bu soğuklarda karın tokluğuyla uyuyacak düşünün. Gece bana vesile oldu ben de size vesile olmak isterim naçizane ♥ (Bunları yazarken Gece beni yatağımda uzanırken dört gözünü açmış izliyor)

Pandemi olayı daha da can sıkmaya başladı değil mi? En etkilenmeyenimiz bile artık ürkmeye başlıyordur. Ben de onlardan biriyim artık. Geçen haftalarda bütün vücudum böyle resmen ezilmiş gibi hissediyordum. Aklıma direkt covid geldi tabi ve o ölebilirite fena halde gerdi. Ertesi gün geçti Allahtan. Tahminimize göre düzensiz yaşam stilimden oldu. Şimdi biraz toparlasam da o haftalarda baya berbat uyuyordum, günde 3 bardak kahve içiyordum ve sadece 4 saat falan uyuyordum. Hala olmuyor blog. Erken uyuma gibi bir yeti yok sanki bende. Dersler de erken olunca uykusuzluk katlanıyor fakat bağışıklık kazandığımı söyleyebilirim. Yalnız şu sürekli ekrana bakma olayı, sandalyede oturmak falan öyle bir baydı ki anlatamam. 20 Yaşım bu 5 nisanda bitecek ve ben 20'nin ilk yılına dair ne yaptım? Daha doğrusu yapabildim? Koskoca bir hiçbir şey. Evde geçireceğim tam bir yıl gibi bir şey olacak. Gençliğimizin deyim yerindeyse çürümesi bence çok korkunç. Geriye dönüp baktığımızda, tabi oradaki ileride her şey daha iyiyse, özbilinçle kurallara uyanlar olarak kendimize üzüleceğiz. 

İkinci sınıf derslerinden bahsedeyim biraz, level atladık malum. Bence artık işler biraz daha zorlaştı. Hem derslerin işleyişinin efektifliği konusunda hem de konuların ağırlı açısından durum böyle. Hukukun okumayı zorlaştıran kısmı konuların tamamen kümülatif ilerlemesi. Bu yüzden özellikle şu an devamını gördüğümüz özel hukukta bu şekilde ilerleyen başlıklar mevcut. Ceza hukuku yeni başlandı. Tabi hemen hususi suçları işlemekle başlanmıyor. Genel hükümler kitabı adı altında görüyoruz. Beklediğim gibi ilgimi fazlasıyla çekti, çalışırken zevk alıyorum. İdare de bir o kadar ilgimi çekmiyor. Ama hem fazlasıyla genel kültür hem de bir hukukçunun bilmesi gereken şeylerin devlet temelini verdiği için boşlamamaya çalışıyorum. Akademik olarak da günler bu şekilde bata çıka ilerliyor. Sürekli ev ortamı ders çalışmayı daha da zorlaştırıyor çünkü zaman-mekan kavramı yok gibi. Konular daha çabuk unutuluyor, ne işlendiğini bile bakarak anımsamak durumunda kalıyorum. Yine de bir şekilde başaracağız blog, başka çare yok.

Ders dışında medyascope gibi bağımsız platformlardan podcastler dinleyip gündem bilgisi konusunda taze kalmaya çalışıyorum. Özellikle Ayşe Çavdar ve Aysuda Kölemen'in ''Şimdiki Zaman'' programını şiddetle tavsiye ederim. Siyaseti antropolijiyle harmanlayıp çok sağlam bir dünya/ülke gündemi yorumu yapıyorlar. Program izlemeyi daha çok sevsem de makale-köşe yazısı vs. de okumaya bir şekilde çabalıyorum. Çabalıyorum diyorum çünkü her şey zaten online, pdf, kitap okuma üçgeninde döndüğü için bazen ekrana ekstra bakmak fazlasıyla boğuyor. En son TERF tartışmaları adına farklı bakışlar sunan yazılar okudum mesela. Profeminist Pencere'ye yazı yazmaya başlamadan önce kuir-feminist alanda daha sağlam bir şekilde bilgilenmek istiyorum. İşe elimdeki ''Cinsiyet Belası'' kitabını okumakla başlayacağım. Buraya da zaman zaman alıntılamalar yaparım belki. 

Son okuduklarımı ve izlediklerimi yan sütundan bulabilirsiniz. Bahsetmek isterdim ama uzun uzun anlatmak gerekir şimdi en azından benim elim açıldı mı durmaz :) Yine de şöyle söyleyeyim Aslı Erdoğan'ı tanımıyorsanız hemen tanışın ve ''Kırmızı Pelerinli Kent''i okuyun. Üzerine yazı bile yazabileceğim kadar vurucu geldi bana. Onun gibi aydın fikirli insanlar coğrafyamızdan deyim yerindeyse sürgün edildiği için çok şanssızız var ya... Une Affaire de Femmes ise sağlam bir kurguya sahip eski bir Fransız filmi. Fransız olunca hemen pozitif ön yargıyla izledim tabi. Senaryosu ve oyunculuğu da sağlam ama. Konu kürtaj, Polonyadaki mücadelenin verdiği umudun ışığıyla bakmanızı tavsiye ederim. Bazı haklar kolay kazanılmadı ve kolay kolay da bırakılmayacak. Bak uzatacağım yine, bana ayrılan sürenin sonuna geleyim artık.

Kendinize çok iyi davranın, geri dönüşüm adına buradan da yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim! En yakın zamanda tekrar yazabilmeyi ''umut'' ediyorum.


Görüşürüz

ve her zamanki gibi,

çav!



4 Eylül 2020 Cuma

Yenilikler: Oda,Blog,Kedi ve Birtakım Meseleler ☕

 İnanmıyorum bu gerçekleşiyor ve haftalaar sonra yeni bir yazı yazıyorum!

Anlatacak çok şey birikti blog.Bazen uzun zaman yazmayınca sırf bu yüzden tekrar yazmaya üşeniyorum.Burasını günlük gibi kullandığımdan hiçbir detayı atlayasım gelmiyor.Kesin yine bir şeyleri unutacağım ama olsun bakalım.

Flashback yapıp Osmaniye'den bahsedeyim.Çok güzel geçti.Yayla kendi başına keyifli bir yer zaten,kalabalık da olunca daha bir tadı çıktı.Bool bool yedik.Memleket demek bizim için en çok da yemek demek çünkü.Özlem giderme tarzımız bu :') Osmaniye sonrasında yolculuklar bir çıt bıktırmadı değil.Çanakkale'ye her yer çok uzak.Ne ile giderseniz gidin ki uçakla gittik bir şekilde uzuyor süreç.Olsun ama burada yaşamaya değiyor döndüğünüz yer Çanakkale olunca her yere gidilir üşenmeden :)


Hani yeni bir site açacağımdan bahsetmiştim daha profosyonel bir şekilde abimle birlikte hallettik onu.Bildiğiniz artık .com'lu bir sitem var çok keyifliymiş.Henüz bir yazı yayımladım çok zaman önce ama onu da sosyal medyada paylaşmadım.Kendimi konu hakkında biraz daha geliştirmek daha çok okumak istiyorum.Misyon edinmek için öncelikle geniş bir vizyon lazım.Bir yıllık bir süreçle satın aldım eminim kışa doğru daha aktif olacağım hatta belki bu ayın sonralarına doğru.Kendimi yazma konusunda zorlamak istemiyorum çünkü bende ters tepiyor.Bir koç burcu olarak süper başlayıp hemen bıkarım,en iyisi kasmamam yani.Hemen linki buraya bırakıyorum ziyaret edip ilk yazıya bir yorum bırakırsanız bayağı mutlu edersiniz beni,fikirlerinize ne kadar önem verdiğimi bilirsiniz: tık

Osmaniye dönüşünden beri orta kararda bir diyetteyim ve spor yapmaya çalışıyorum.Çünkü herkes tarafından ne kadar kilo aldığım resmen fark edildi :( Ben de biraz bilendim açıkçası kendi kendime.Memnun değildim zaten ama böyle tam zayıflamak da istemiyorum.Orta kararda yapmama rağmen diyet cidden zor bir iş.Hele benim gibi uyku düzeni bozuk biri için çok zor.Gece abur cubur gömmemek için eve sokmuyorum.Annem de sağ olsun kalorili şeyler yapmıyor.Bir şekilde dikkat etmeye çalışıyorum birkaç gün dışında bozmadım diyebilirim.Zaten şuna eminim ki bir şeyi gerçekten istersem yapabilen biriyim,yapmıyorsam kesinlikle bir nebze istemiyorumdur.İsteme oranımla diyet ve sporun etkisi de doğru orantılı umarım daha fazla isterim motive olmam lazım :'D

Yeni evimize oldukça alıştık hatta eskisi için ''buradan ayrılamam'' derken şu an ''orada nasıl yaşamışız ya?'' diyorum.Değişim böyle bir şey işte.Sancılı ama doğruysa sonucu tatmin edici.Sizinle odamı paylaşmadım değil mi? Tamamlandı sayılır aklıma yapacak başka bir şey gelmiyor ve çok da doldurmak istemiyorum.Elimde hiç odaya dair fotoğraf yokmuş bakın...spontan bir şekilde fotoğrafları çekip bu yazıya ekliyorum:

🌻🌻🌻






🌻🌻🌻

Odam oldukça içime sindi.Balkonu olması ekstra güzel önceden bir binaya iç içe bakıyordum perdeyi bile rahat rahat açamazdım.Ondan sonra fazlasıyla ferah geldi tabi.

Birçok şeyi Trendyoldan aldım,aynayı salondan kaptım,tablolar PlusCanvas'tan,film afişleri de Postercim.net'den hepsinden oldukça memnunum.Duvara tutturduğum şeyler için daha çok çift taraflı bant kullandım.Çünkü bu evin duvarları resmen çiviyi kusuyor,iyi bir şey sanırım bu çünkü dayanaklı olduğu anlamına geliyormuş.Çift taraflı bantla hepsi rahatça duruyor,tavsiye ederim.Eksik olan tek şey kitaplık onu da odama almaktan vazgeçtim.Annemin odasında bütün kitaplar kendi kitaplarımın bazılarını da dolabımda saklıyorum.Yer açılması açısından mantıklı oldu,temizlenmesi açısından da artık daha kolay.

Ailemizin yeni bir ferdi var artık blog! ismi de Gece onunla da tanışmanızın vakti geldi:



Kendisi henüz 4 aylık uslu mu uslu bir kız :) İlk geldiği zamanlar daha uslu olmasına rağmen yavaş yavaş kendini göstermeye ve evi sahiplenmeye başladı.Önceleri kedi sahiplenmeyi ne kadar istediğimden eminim bahsetmişimdir.Daha sonraları köpek sevgim kabardı ve ne yalan söyleyeyim hala bir tık daha köpekleri daha fazla severim.Ama şu anda en sevdiğim hayvan sadece Gece tabi ki :) Yalnız bir sorun var blog ve bu bayağı canımı sıkıyor.Alerjim var bunun için iki güne bir hap içebilirim fakat kullandığım başka bir ilaç daha olduğu için ikisi birden beni resmen mala çeviriyor.Sürekli kabus görüyorum,hasta hissediyorum.Geleli 4 gün olduğu için süre tanıyoruz bütün eşyalarını eksiksiz tamamlıyoruz.Bağışıklığım düşerse bir başkasına sahiplendirmek zorunda kalabiliriz.Her şeyden emin olarak sahiplenmek gerektiğini biliyorum fakat iki ilacı aynı anda almanın böyle bir soruna neden açacağını öngöremedik.Pandemi zamanında da hasta olmaktan korkuyorum.Bilmiyorum blog ama bu sorun ciddi anlamda canımı sıktı,zamanla umarım bünyem alışır hiç sanmasam da...

Birkaç gündür bu sorunun etkisiyle de kendimi çok kötü hissediyorum.İç sesim konuşmaya başladı.Bu konudan başka şeylere atladı,beni suçladı,yetersiz gördü bla bla bla.Böyle dönemler başlayınca hiçbir şey içimden gelmiyor kapanıp kalmak istiyorum bir yerde.Bu sefer daha bir ittiriyorum kendimi.Mesela o yüzden bugün bloğun başına oturdum yazdıkça içimden geleceğini biliyordum.

Sartre'ın varoluşçuluğunu okuduktan sonra bakış açımda köklü değişiklikler yaşadım.Sartre şöyle diyor mesela bir sözünde: Şu an mutsuzsan bunu tercih ettiğin içindir.Bizse başka şeylere sığınmayı daha çok kurtarıcı olarak mı görüyoruz acaba? Bu sorgulamalar da biraz bulandırdı ruh halimi.Kusura bakma Sartre ama ben o kadar da varoluşçu,realist hatta belki de zeki biri değilim.Eskisine göre çook daha iyiyim orası ayrı.Her şey bir gelişim zaten,kendimizi tamamlıyoruz.Ahlaki ikilemlere düşmemiz belki de tam olarak bunun içindir.

Ahlaki ikilemler demişken Dekalog serisini bitirdim blog.Yani aslında 3 yıldır falan izliyorum nerdeyse benim için çok güzel ve özel olduğundan bir oturuşta bitirmek istemedim anladığın gibi.Zaten bir oturuşta izlenecek kadar basit bir yapım değil.Her bölümü detaylıca izleyip üzerine okudum.Şöyle söyleyebilirim ki herhalde bu seri sinemanın orgazm hali falandır abartısız.Çok hisliydi,içime işledim her bir bölümü.Sinema iyi ki var,Kieslowski iyi ki varsın dedirtti <3

Şimdilik burada bitireyim blog.Arayı açmayı inan istemiyorum ama ruh halime bağlı.Daha farklı haberlerle gelebilirim bakalım birkaç yaptığım şeyler var.Umarım sizler de iyisiniz bana yazmayı ihmal etmeyin,sizden gelen mesajları-yorumları okumayı gerçekten özledim!

Kendinize iyi bakın,

çav.







2 Ağustos 2020 Pazar

Yenilikler,Planlar ve Birtakım Farkındalıklar ☕

Geldim blog.Uzun bir ara verdim biliyorum,yazmayı fena halde özledim.

Taşınma işleri bitti.Yeni evdeyiz,yeni odamdayım.Taşınma süreci bu sefer öncekilerden de daha zordu.Şimdiki dairemiz daha büyük ve bizden önce gelen temizlikçiler hiçbir şeyi neredeyse ellememişti.Baştan tekrar tekrar temizlik yaptık.Sinir bozucuydu.Yerlerdeki sigara izmaritleri bile duruyordu o derece söyleyeyim.Şükür yerleştik ama.Tabi hala eksikler çıkıyor.Odamda yapmak istediğim şeyler var,her şey hallolduktan sonra sizinle paylaşırım.Şimdiki evimiz Çanakkale'nin çok daha farklı bir bölgesinde.Artık şehrin diğer bir yakasına yakınız öyle hayal edebilirsin.Komşularımız çok tatlı insanlar.Taşınma sürecinde iki daireden de atıştırmalık şeyler geldi.Daha önce alışkın olmadığımızdan şaşırdık mutlu olduk.Bir aile de geçen gün bayramlaşmaya geldi.Kibar insanlarla bir arada olmak bazen evin kendinden bile önemli oluyor,o açıdan şansımız yaver gitti.Konum olarak henüz tam alışamadık gibi.Önceki evimiz her yere o kadar yakındı ki şimdi garipsiyoruz.Büyük şehirler için hiçbir şeydir eminim bahsettiğim mesafeler ama bize fazla gelebiliyor.Kendi adıma büyük oranda alıştığımı söyleyebilirim,mutluyum.

Bu işlerle meşgulken birçok şeyi boşladım başta blog olmak üzere tabi...Fakat gündemi olabildiğince takip etmeye çalıştım.Özellikle hukuki gündemi elimden geldiğince gözlemlemeye çalışıyorum.Aslında bakarsan blog Türkiye'de hukuki bir tartışma bile yok.Her şey o kadar siyasallaştı ki insan haklarını bile siyasetten bağımsız düşünebilecek noktada değiliz,ne acı.Fakültelerde öğrenilenle gerçektekinin pek bir alakası yok.Olsun istiyoruz,istemekten de vazgeçmeyiz.Bazen kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz gibi hissediyorum.Hiçbir şey mi istediğimiz gibi gitmez,hep mi acı hep mi katliam...Nereye kadar? Hepimiz mi gideceğiz bu şekilde? Bu konular hakkında yazmak istediğim ayrı bir blog açmaya çalıştım ama hüsran oldu.Hiç beceremiyorum inan,bana tavsiye edebileceğiniz bir platform olabilir mi? En kötü burada da gündeme dair bir şeyler karalamak istiyorum.Bazı şeyler sürekli konuşulmalı,konuşmaktan bıkmalıyız hatta,sonra yine konuşmalıyız.Bugün yaşanan tartışmalar ve kaos o bıkmaz usanmaz konuşmaların ürünü.

Geçen gün ilk defa terapistimin önerdiği gibi sorunlarıma bakmayı başarabildim.Önce neden öyle hissettiğimi sorguladım sonra 3. bir gözmüş gibi değerlendirmeye çalıştım.Yaptığım araştırma ve okumalar sonrasında da kaygılı bağlanma özelliklerine sahip olduğumu gördüm.Tam olarak öyleyim diyemem çünkü psikoloji çok kompleks bir şey.Belki bu ilişki de ortaya çıkmış olabilir ama yarın farklı şekilde kendini yok edebilir.Fakat özelliklerini taşıdığını görmek beni rahatlattı.Çünkü sebep varsa çözümü de devamında gelebilir.Kaybetme korkusu dediğimiz birçok şey aslında salt karşımızdaki insanla ilgili değil.Bizimle ilgili olan kısmı büyük.Evet karşımızdakini seviyor olabiliriz ama bilinçaltımızda var olan kaygılı bağlanılmışlık bize sürekli bir şeylerin yolunda gitmediğini fısıldayabiliyor,her hareketten bu şekilde bir anlam çıkarıyor,kendimizi kendimize yargılatıyor.Bunun birçok psikolojik şeyde olduğu gibi bebekliğimizle-çocukluğumuzla ilgisi varmış.Daha çok annenin davranışları üzerine bulgular gördüm.Fakat anneci ebeveynliği kabul edesim gelmiyor.Ebeveyn dediğimiz zaman neden sadece anne büyük bir sorunmuş gibi kalıyor? Toplumdaki baba sorunu tartışılandan çoook daha fazla değil mi? Freud kesin bir şeyler demiştir bunun hakkında.Onu da ne kadar seksist bulsam da psikolojik tespitlerini eleştirmek haddime değil zaten yaşadığımız dönem bile bambaşka.Kaygılı bağlarımızı nasıl koparıp güvenli hale getirebiliriz ki? Bence zor.Yani hep o şekilde sevmeyi öğrenmişsek aksini yapmak kendimizde değilmiş gibi hissettirir.Burada devreye ''fake it until you make it'' girebilir.Bir videoda şundan bahsediyordu: İnsanlar olarak hayatta kalma içgüdümüzle olaylar yaşadığımızda çok hızlı karar veririz.Bu avcı-toplayıcı insandan bize ulaşan bir kalıtım gibi düşünülebilir.Örneğin sevdiğiniz birinin size soğuk yaptığını düşündüğünüzde hemen yazıp düzeltmek istersiniz.Bu kendinizi kurtarmak için aklınıza ilk gelendir fakat en doğrusu veya romantiği demek değildir.Önemli olan,mesaj üzerinden devam edersek,o mesajı neden yazdığınıza karar vermek.Gerçekten sevdiğiniz kişiyle konuşmak için mi? Kaybetme korkusu yüzünden mi? Çok hoşuma gitti blog bunu kendimde fark etmek.Her ilişkilenmem de bu özelliğimi hatırlayacağım.Tabi bence karşı tarafın da etkisi büyük.Bazı insanlarda kaygılı bağlanma ilişkilerinden sonra ortaya çıkmış mesela.Bazen dümdüz karşınızdaki dengesiz biri oluyor.Onun dengesizliğine ayak uydurmak için kendimizi de kurcalamamak lazım.Günün sonunda biz bizim davranışlarımızdan sorumluyuz,kendimizi tanımak onu tanımaktan da daha önemli ve uzun sürede sağlıklı.

Bu Cumartesi Osmaniye'ye gidiyoruz.Bir haftalık memleket tatili olacak.Yaylaya çıkacağız,kebap yiyeceğiz,şalgam içeceğiz...oh! Bu sefer daha fazla fotoğraf çekmeye çalışırım.Öncekinde eksik olduğunu anımsadım.

Kafam biraz karışık blog.Anlatacak bir şey de bulamıyorum yazasım gelse de,en iyisi kararında bırakmak.Gitmeden dün izlediğim bir filmi önermek istiyorum.İran Sinemasından :') Leila Hatami oynuyor.İsmi ''Dar Donya ye to Saat Chand Ast?'' yani ''Senin Dünyanda Saat Kaç?'' Çok duru bir romantik film.İran sinemasından daha önce defalarca kez hayranlıkla bahsetmiştim zaten,izleyin mutlaka derim :)


🌻🌻🌻




‎در دنیای تو ساعت چند است؟








26 Haziran 2020 Cuma

Sınavlar,Taşınma ve Birtakım Güncellemeler ☀️


Geldim blog!

Arayı çok tutmayacağım dedim ama olmadı yine.Finallerle uğraşıyordum,anlatacağım.

Ayın 15'inde sınavlarım başladı fakat büyük bir aksilik yaşandı hatta twitter'da tt olduk.Sistem çöktü,hepimiz pc başlarında kaldık öylece.Halbuki aşırı ön görülebilir bir şeydi.Sonra tekrar vizelerin şekline dönüldü,sistem kaldığı yerden işlemeye başladı.Bir tane sınavım kaldı en korktuğum ders çalışasım bile yok ite kaka bir şeyler yapacağım.Bir tane de ödev var belgesel incelemeli.Onu da 30'una kadar hallediyorum.Sonra gerçek yaz tatili başlıyor.Gerçi bayağıdır tatildeyiz ama sınavların bitme psikolojisi farklı oluyor,o zaman tatilde hissediyorsun.

Günler yine rutin geçiyor blog.Bir gelişme var sadece: Taşınıyoruz.Uzun zamandır ev bakıyorduk sonunda içimize bir tanesi sindi.Temmuz sonu gibi inşallah o evin içinde tam yerleşmiş bir şekilde size yazıyor olacağım.Odalarımız ayrıldı artık.Üç kardeşe de oda olması bakalım nasıl olacak,bir kez küçükken abimle odamızı ayırmışlardı biz yine gece gidip birlikte yatmıştık :') Oda dekarasyonu falan için heyecanlıyım alanım büyük,balkonum bile olacak! Fakat illa bir şekilde üni.ye döneceğim için bir tarafımda pek fazla odaklanamıyor.O oda ben gidince kalacak öyle.Keşke tüm eşyalarımızı yanımızda taşıyabilsek.Kendi yatağımı ve masamı her yere götürmek istiyorum,her yere.Haftaya Kocaeli'ne gidebiliriz.Yurtta kaldı bütün yazlık gömleklerim.Eksikliklerini çekiyorum.Püfür püfür gömlek giymeyi özledim,bu sıcakta tişört giymeyi bir kere bırakınca gömleği özlüyorsunuz,deneyin bak.Yurttaki eşyalarım ne haldedir kim bilir.Nevresimimi çöpe falan atmak isteyebilirim.Tozu hayal ediyorum da şimdi eww...temizlenmiş midir ki hiç? Güvenmiyorum.Bugün rüyamda yurtta olduğumu gördüm kabus gibi geldi.Kurtulduğum için mutluyum.Bir tane üniversite bir tane de bölüm hakkında yazı yazmayı planlıyorum.Orada bahsedeceğim deneyimlerimden.Zamanında istediğim gibi akıtamamıştım derdimi,doluyum.Neyse,anı olarak kaldı bu da diğer bütün kötü tecrübeler gibi.

Karantinada bir terapistle konuşuyorduk 7-8 seansta bitirdik.Karşılıklı bir karardı ikimiz de yeterli olduğunu düşündük.Daha iyi hissediyorum.En azından endişe durumlarında ne yaşadığımı biliyorum asıl amaç da bu blog.Kendini tanımak,ne hissettiği bilmek.En berbat anda bile bunun farkında olmak.Eğer bir terapistle konuşmak istiyorsan ondan bunu bekle.Güzel şeyleri duymaya ihtiyacımız var ama en çok da kendimize ihtiyacımız var.Kendi kendimize sahip olamazsak kimse bize yardımcı olamaz.Merak edersen mail atıp kendisine ulaşabileceğin bir adres alabilirsin :)

Bu hafta biraz daha boğucuydu yalnız.Retroların bir etkisi mi var acaba? Bir sıkıldım,bir şey yapasım hala yok,her şeyi erteliyorum...boyuna dizi izleyip yattım.Uyku düzeni desen yok zaten.Ama uyku düzenini üretkenliğe bir bahane yapmak istemiyorum.Sizinle uyanık kaldığım zaman aynı aslında bakarsan,sadece gündüzleri uyumayı tercih ediyorum diyebiliriz :'D Aklımda yapacak şeyler var kendi adıma biri İngilizce çalışmak.Evet biliyorum ama körelmek istemiyorum.Eski Tedx hesabımı etkinleştirdim.Günde bir konuşma izleyip kelime defterine bir şey yazsam çok zamanımı harcamadan yararlı bir şey yapmış olurum.Bir de araştırdığım şeyleri öncelikle İngilizce kaynaklardan okumaya çalışıyorum,anlamazsam Türkçeye kaçış.Böyle küçük şeylerin bayağı etkisi oluyor,tavsiye ederim.

Romanda ilerledim bu arada biliyor musun? Fena gitmiyor.Zor olan şey aklımda bir sürü şeyin dönüyor olması,o kararsızlık hissi.Takıldım bir yerde.Gelişme kısmı en zoru.Son bana en basit geleni.Belki yazdıkça değişecek ama şu ara yazma kıvamında değilim.O kıvam gelince hissediyorum.Saate umursamadan oturuyorum yazının başına.Dediğim gibi yine bu hafta biraz boğucu işte benim adıma.Kurtulalım da enerjimiz değişsin artık,son günler şükür.

The Politician'ın ikinci sezonu muazzamdı.Bu diziye aşık olabilirim! Bana ilham veriyor her anlamda.O kıyafetler,politika,hitabet,küçük entrikalar.Kendimi hayal edebiliyorum öyle bir ortamda.Bizdeki siyaset de bu şekilde olsa fena mı olurdu? Belki dizideki de fazla kurgusal ama birbirlerine olan saygıları,siyasetin hayatlarının sadece bir parçası oluşu falan şaşırtıcı geliyor.Ortadoğuda böyle şeylere alışkın değiliz.Siyaset daha da ilgimi çekmeye başladı blog bundan da bağımsız.Belli mi olur gelecekte ne olacağı? Göreceğiz.

Tatile gitmek istiyorummm! Evet her şey bitmiş gibi bunu istiyorumm! Böyle yazlık bir ilçe,güneş kremi kokusu,plajda kitap okumak,haşlanmış mısır yeyip soğuk bir şeyler içmek,sadece rahatlamayı düşünmek...Bu süreçte hiç olmayacakmış gibi bunlar ama en azından yakın bir yere denize gidebiliriz :'

                                      


Aylar sonra dışarı çıkmanın verdiği şebermeler!!1!

🌻

Kendinize iyi bakın!

çav xo

P.S YKS Sınavına girecek herkese başarılar diliyorum,kendinize güvenin bu saatten sonra yapılabilecek en güzel şey bu! Bana tumblr'dan ulaşarak dertleşebilirsiniz,buralardayım.KOLAY GELSİN ♥









29 Mayıs 2020 Cuma

Dağınık Bir Yazı ve Şarkılar

Yine yaklaşık bir aya varan bir aradan sonra geldim.Yazasım gelmedi blog.Ne şiir denemeleri yaptım ne de öylesine karalama.Evde durmak sıkmaya başladı,anlatacak bir şey ya da ifade edecek bir duygu bulamaz oldum.Yazmak için yaşam lazım bir de bir nebze üzüntü sanırım ikisini de karşılıyorum ki yazının başına geçebildim,herhalde.



Yazmadığım süre dersler ve bilgisayar başında bir şeyler yapmakla geçti.Derslerimiz hala devam ediyor vizelerim ve finallerim 15 Haziranda.Test şeklinde sistemden yapacaklarmış fakat muamma olan bir sürü şey var aslında.Asla detay açıklamıyorlar,ben de düşünmüyorum sadece çalışıyorum zaten genel olarak sınav kafasıyla çalışan biri değilim.En azından üniversitede öyle düşünmeye başladım.Konular daha keyifli olmaya başladı zannımca.Yakın tarihi eskiden hiç sevmezdim ama hukuki boyutuyla görmek bugünkü yaşananlar hakkında birçok ipucu veriyor.İnsanın bulunduğu şartların gerçekliğini anlaması farkındalığını bir tık arttırıyor.Aile Hukukuna geçtik bir de hatta bitiyor.Beklediğimden sıkcıymış çok detay var bol bol örnek çözmek lazım,sınavını merak ediyorum.Ders anlamında pek bir değişiklik yaşamadım aslında bakınca.Tam bir karşılaştırma yapamadığıma göre öyledir diye düşünüyorum.

Bu süreç bende farklı anlamlarda da farkındalık yarattı.Mesela dünya sistemi hakkında.Kendimizi devletler bizim sayemizde var düşüncesiyle önemserken aslında devletlerin çok da umrunda olmadığımızı düşündüm halklar olarak.Ölünce sayı oluyoruz,önlemler sadece belirli tabakalara ve güçlü kişilere göre...Çoğunluğun kararı diye bir şey yok,kararlar var ve uyan bir çoğunluk.Sadece bizde değil,dünyanın olayı buymuş,bir musibet bin nasihattan iyiymiş;öğrendik.Bunun vesilesiyle farklı okumalar yapmak istiyorum bu konular hakkında.Birkaç kitap sipariş ettim,belki makaleler de bakarım.

Uzun süredir evde olduğumuz günlerde yaratıcı şeyler yapabilirmişim ama yapamamış gibi hissediyorum blog ve bunun suçluluğunu.Şiir yazdım aslında ama senaryo? roman? Bunlar adına hiçbir şey yapmadım.İsteğim olmasına rağmen yapamadım çünkü hiçbir zaman ne üzerine olması gerektiği hakkında karar veremiyorum.Kendimi eleştiriyorum her adımda ve soğuyorum bu yüzden.Özellikle senaryoyu çok istiyorum,başladığım bir tane de var.Fakat sonradan okuyunca bir yerde tıkandım kaldım.Bir köşede kalsın dedim yeni bir arayışa geçtim.Çok fazla film izlediğim için elimde olmadan etkilenmekten korkuyorum.Bu sorun hakkında da okuma yapabilirim bak senaryo hakkında biraz daha ön çalışma şart,yapılsın.

Çok güzel şarkılar keşfettim.Sizinle de paylaşayım,youtube öneriler bu ara efsane iş çıkarıyor :'D





Bu gruba hayranım.O kadar dokunaklı ki her şarkısı...Yeni çıktı bu parçaları da,gece uyumadan dinlemelik :')


Lady Gaga'nın yeni albümünden en sevdiğim şarkısı buldu.Eski şarkılarının havasını veriyor,özlemişim <3

***

Yazıyı yukarıdaki gibi bırakıp dışarı çıktım.Yürüyüş yaptık,akşam oldu.Uzun zamandır yürüyüş yapmayınca üzerime bir yorgunluk yaptı kahve yapıp tekrar oturdum yazının başına.

Nerede kalmıştım?

Dağıldım,anlatacak bir şey bulamıyorum.Kısa bir zamana tekrar yazarım,şimdilik böyle olsun :)

Kendinize iyi bakın!

çav!