Friday, March 31, 2017

No-tivasyon


Ugh........

Tay'in motivasyon konulu uzun vlogunu aşırı motivasonsuz olduğum bir günde izledim.Düşüncelere dalıp geldim.

Çok güzel değil mi,tumblrdan arakladım ♥
Motivasyon benim için gelecekte olma ihtimalim olan insanı hayal edebilmem demek.Yani ders çalışasım yoksa o anda gelecekte olacağım o başarılı avukatı ya da yazarı ya da güzel mi güzel bir evi olan ''beni'' hayal edemem.Motivasyonumun zirve olduğu zamanlarda ise deli gibi hayal ederim.İmkansızı isterim,başaracağımdan emin olurum.Yine ortam yok görüyorsunuz ki...

İki haftadır yazılılarla boğuşuyorum.İkinci dönem her zamanki gibi yazılılarım biraz düştü.Beklediğim notlar gelmemeye başladı.Bu biraz canımı sıktı.Yani aslında canımı sıkan o notun bana göre düşüklüğü değil verdiğim emeği yansıtıyor olmaması.Gerçekten yapamamış olsam salağım der dövünürdüm ama yapabilirdim...neyse olmuşla ölmüş mü denirdi? o sözden...


Geceleri geç yatıyor olmamın payı bunda büyük,kabul etmem lazım artık.Ama zaman nasıl dehşet biçimde hızlı geçiyor anlamıyorum.Okul hayatımın yanında youtube'da da sosyal medyada da zaman geçirip sevdiğim şeyleri yapmak istiyorum.Sabah okul akşam ders bir tek geceleri kalıyor bana.Bir tek geceleri tam olarak yalnız kalıp istediğim şeyleri yapabiliyorum.Bu yüzden uykum olsa bile vücudum bir şekilde direniyor.Gece yarısı girdiğim yatakta bir buçuğa doğru uyuyabiliyorum.Sabah 7.20'de hooop BABYMETAL - MEGITSUNE bangır bangır..uyan gün başladı,her şeyi tekrarla ve geri gel.Huh.

Bir de motivasyonum yokken yaptığım işlere duygu katamamak kötü.Örneğin kitap okurken.Yazıları okuyorum sadece.Hayal etmiyorum olanları ya da üretmiyorum yeni senaryolar.Sıkıcı,bayat bir insan oluyorum.Hislerim böyle işte.Tek yapmak istediğim şey yatağımda bütün gün telefonumla uzanıp bazen de yemek yemek,dizi izlemek,film izlemek.Ya da yaz gelsin şu okuldan kurtulayım ve günleri istediğim gibi geçirmeye çalışayım.Lütfen ikisinden biri hemencecik gerçekleşsin.

5 Nisana da az kaldı,yes doğum günüm...o günü düşününce heyecanlanıyorum gerçi..Motivasyonumu geri kazanabilmek için ihtiyacım olan,temin etmem gereken şeyler var özetle.

Umarım benden daha motivasyonlu ve mutlu günler geçiriyorsunuzdur.Aynıysak somurta somurta birbirimize bakabiliriz :')



Sevgileeer xoxox


Saturday, March 25, 2017

Dorian Gray'in Portresi - Kitap


Galiba hayatımın kitabını buldum.Kitaplığımın üst rafında.Altını çizdiğim her cümle zihnimin ''unutulmayanlar'' bölmesinde.Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde.


Solda Türk kahvesi sağda bir Batı Klasiği.Kültürlerin buluşma noktasıyım!

Hatırlar mısınız bilmem,bir ara edebiyat hocamın bana ısrarla bu kitabı okumam gerekiğini söylediğini söylemiştim.O üstüne basa basa ''seni yansıtıyor'' deyince merak edip bir hafta sonra alıp okumuştum.Okuyalı bir ay olmuştur,bu yazıyı yazmak için fazlasıyla heyecanlıyım.

Kitabı ilk aldığım gün okulda nöbetçiydim.Açtım, ilk sayfasını okumaya başladım.İnanamadım...o kadar yemek yercesine okuyordum ki okul nöbetçisi olduğum meşgul bir günde 100 sayfasını bir çırpıda bitirmiştim.Sonraki günler yavaşlamaya karar verdim.Bu kitapta altını çizmem gereken yerler,üzerine zihnimde kurgular yapmam gereken noktalar doluydu.Öyle de yaptım.Sakin sakin,küçük lokmalarla okudum,hazmettim.

Adettendir.İlk başta konusundan bahsetmeliyim.

Basil adlı bir ressam Dorian adlı dünya yakışıklısı bir gencin tablosunu yapmaya başlıyor.Onun gözlerinde kendi ilhamının enerjisi görüyor.Tablo bitince de kimseye göstermeyeceğini bu onun kariyerinin zirvesi olduğunu zikrediyor.Aynen de bu şekilde yapıyor.Tablo bitince Dorian'a yaşlılığının ve çirkinleşme ihtimalinin bu tabloya yansıması temennisinde bulunuyor.Ve işte bu tablonun Dorian'ın eline geçmesiyle anlatılmak istenen şeylerin kurgulanması bir bir başlıyor.

Kitaptaki bir diğer önemli karakterse Lord Henry.Basil,Henry ve Dorian üç yakın arkadaşlar diyebiliriz.Kitapta Henry ve Basil'in zıt düştüğü birçok durum varken Dorian sürekli ikisinin önerileri arasında boğuşuyor.

Kitap boyunca ben de karar vermekte zorlandım.Henry'nin akılcı yönü bazen daha mantıklı gelirken bazense Basil'in sanatçı tutumları kalbimi ona itti.

***

Biraz alıntı;

''..Her güzel şeyin arkasına trajik olan bir şey vardı.Basit bir çiçeğin açması için bile dünyalarca çaba gerekiyordu....''

''Hiçbir şeyi onaylamam,garipsemem de.Bu hayata karşı takınılmayacak türden saçma bir tavırdır.Biz bu dünyaya ahlaki önyargılarımızı sergilemeye gelmedik...'' (Lord Henry)

''Mutluyken hepimiz iyiyizdir.Ama iyi olmamız,daima mutlu olduğumuz anlamına gelmez.'' (Lord Henry)


***

Kitabın ön sözünde ve arka kapağında ahlak ile ilgili vurucu sözler mevcut.Onları kendinizin bulup,okumanızı ve yorumlamanızı dilerim.

Kitapta geçen korkuların ve aşkın anlatılma gücünü her bir sözcükte bam bam hissediyorsunuz.En azından ben bu şekilde hissettim.En çarpıcı tarafı şudur ki bu kitabı okurken aslında hiç mutlu değildim.Fakat mutsuz okuyor olmam bu kitabı bana daha çok çekiyordu.

Öyle bir kitap ki bu anlamak istediğiniz her şeyi çıkarabilirsiniz.Ben size benim anladığım kısmı paylaşacağım.İmgeleri nasıl yorumlaradığımı aktaracağım.

Yüzümüzün güzelliği geçicidir.Fiziğimizin düzgün oluşu kalıcı değildir.Bizi asıl çirkin ve güzel kılan şeyler işlediğimiz günahların,kötülüklerin ruhumuza olan yansımasıdır.Hiçbirimizin günahlarımızı sahiplenip çirkinleşecek portrelemiz yok.Bu yüzden yapmamız gereken ruhumuzu en az şekilde çirkinleştirmeye çalışmak.Bu sadece iyi bir insan olalım mesajı değil,olmak istediğimiz kişi olalımın da mesajıdır.

***

Biraz daha alıntı;

''Hayat çok güzelmiş eskiden! Gösterişiyle,süsleriyle,ne kadar harikaymış! Ölmüş insanların şaşasını okumak ne çok keyifliydi Dorian için...''

''Dorian, çırpınır gibi bir tavırla haykırdı: 'Hepimizin içinde cennet ve cehennem vardır,Basil!...''

''...ölümden korkmuyorum hiç.Beni korkutan ölümün geliş tarzı.'' (Dorian)

***

Bu kitabın bende özel bir yeri oldu,öyle de kalacak.Israrla önermeyeceğim.Sadece şunu söyleyebilirim ki okurken birden fazla şeyi sorgulayıp düşünceli günler geçireceğiniz bir baş yapıt.Okurken ön yargılarınızdan,öz fikirlerinizden arının.Yazarın anlatmak istediklerini yakalamaya odaklanın.


Ruhlarımızın hep güzel kalması dileğiyle,çav.








Sunday, March 19, 2017

Yağmurlu ve Yoğun Geçen Günler,Kitap,Kafkaokur ☕☔


Halloğ yine kapalı bir Pazar günü ve ben masanın başında yazıyorum.

Güzel şeyler paylaşasım var bugün.NO PLACE FOR NEGATIVITY (Negatifliğe yer yok!)

Kitabımın birinci bölümünü bitirdim.Zaman buldukça yazıyorum.Özellikle dün acayip derecede yazma isteğim vardı.Kitap yazma aşamalarındaki bu hisse bayılıyorum.Bazen boş boş otururken bir anda aklıma kitapla ilgili bir kurgu geliyor.Koşuyorum pc'nin başına.Yazmazsam ya unutuyorum ya da bir dahaki düşünmeme tadı gitmiş oluyor.

Daha düzenlemeler yapmadım.İsimler falan net değil.İsimlerin geçtiği yerlere rastgele harfler koydum.Bence karakterlere isim koymak kadar zor bir şey daha yok.İlk önce şunu düşündüm yabancı isim mi Türk mü.Sonra yabancı koymaya karar verdim.Şimdi ise kendim isim uydurasım var.Sonuçta ünlü çoğu kitabın karakterinin adı pek önemli olmuyor.Olayın anlatmak istediğini verişi bir kitabı kaliteli veya kalitesiz kılıyor.Bakalım.Belki birinci kısmı biraz uzatırım belki de sadece isimleri halledip ''bitti burası'' diyebilirim.İkincisini başarabilmeyi daha çok isterim.

Bakmayın şuan yazıyorum ama bu çocuğun haftaya yazılıları başlıyor.Hem de ilk hafta maşallah yani...fizik-edebiyat-matematik üç silahşörler vs bir ben.

Cuma günü bizimkilerle fizik çalışmak için adını 2.kez unuttuğum bir kafeye gittik.Çok güzel bir mekan ve çalışanlarla kanka olduk sayılır.Kafe sahiplerinin gençlere sıcak davranmasına bayılıyorum.Kahvenin,kafelerin insanları birleştirici bir gücü olduğuna inanıyorum.Önceki gelişimizde hatırlarsanız üşenip çalışmamıştık.Bu sefer öyle bir şey yapmayı kıymetlilerimiz yemedi.Çıkardık kitapları yaklaşık 3 saat boyunca fizik kastık.El elden üstündür derler doğru.Hocanın haftalarca anlattığı konuyu Melike 30dk'da özetledi ve direkt anladık.Keza soru çözerken birbirimize farklı taktikler verdik.Hepsi de işe yaradı.Afffeerimm bize!


Çalışma ortamımız: sıcak çikolatalar ve türk kahvesi,kanken,SET FİZİK KİTABI :(,mimik not defterleri ve silgi tozları.

Geçenlerde bir instagram postunda Virgiana illüstrasyonunun olduğu bir dergi gördüm.ÇILDIRDIM ALMALIYIM diye tutturdum.Postu sahibine mesaj atıp derginin adını falan aldım.Adı Masaymış 5. sayısı.Maalesef hiçbir yerde kalmamış.İnternetten alacağım dediğim günün sabahında Kafkaokur'ın kapağında Virgiana'yı gördüm.Yine mutluluktan öldüm.Hemen satın aldım.Zaten Kafkaokuru da çok merak ediyordum.Hatırlarsanız bir ara aşırı popülerdi şuanda da öyle sayılır.Eski bir sayısıymış,çok beğendiğim içeriğini.Virgiana'nın çoğu özelliğini ve edebi yaşamını bilmeme rağmen bana onu farklı açılardan tanıtmış oldu.Bunun dışında içerğinde çok anlamlı entelektüel yazılar da mevcut.Galiba bundan sonra ben de bu dergiyi okumaya başlayacağım.Aynı kitapçıda bir tane de Salvador'lu kapağını görmüştüm.Sıradaki o olabilir.


Tırnaklar içinde tam bir blogger.

-Yeter gari gidiyorum ben.-

Günün devamını Fizik çalışarak,diğer yazılılar için endişelenerek ve Narcos (yeni başladığım mükemmel bir dizi 1x5'deyim) izleyerek geçirmeyi planlıyorum.

Evdeki hesapların çarşıya uyduğu,emek verilen işlerin başarıyla sonuçlandığı ve yaramazlıkların olmadığı huzurlu bir hafta dilerim herkese.

Bana da şans dileyin,dua edin,pozitif enerji gönderin.İhtiyacım var ! 💛

Çav.

Sunday, March 12, 2017

Hafta Sonu ve Baharın Getirdiği Hisler 🌼


Heyo.

Aşırı hızlı geçen sinir bozucu pazar gününün bu saatlerini yakalayabildim,yazıyorum.

Dün çok eğlenceli ve biraz da yorucu bir gündü.Bizimkilerle ders çalışalım diye kararlaştırdık.Çantalara test kitapları vs. konuldu.Kafeye bi geldik test kitabını çıkarıp şöyle baktım dedim ki ''no buraya yakışmıyorsun'' çalışmadık,lafladık,yedik,içtik ve sohbet ettik.Klasik ama muhterem buluşmalarımızdan birini daha gerçekleştirdik.Kafenin boş oluşundan yararlanarak normal şartlarda ayağa kalmadan yapacağımız bir şeyi de aradan çıkardık fotoğraf çekinmek!




Bu tarz anlık fotoğraflarımı ve instagramdaki bütün güzel çıktığım spontane fotoğrafları meliquecim çekiyor.

Cumartesiyi dışarıda tükettim.Eve gelince yorgunlukla kendimi koltuğa bırakıp Survivor izledim.Televizyon izlemek gibi IQ düşürücü aktivitelere bayılıyorum,rahatlatıyor.
Bu sabah Japoncam vardı.Sensei 50 küsür kanjiyi bir derste ezberletti.Bana kalsa haftalarımı alacaktı.Aşırı tatmin olmuş hissettim.Kanji bilmeyenler için şu tekli karakterler.Çincedeki harfler gibi düşünebilirsiniz.Öğrenmesi beklediğimden zor ve sıkıcı.Fakat öğrendikten sonra cümle içinde karakterleri tanımak sevindirici.

Şimdi size soru: ANILIN BİR YAZISI DRAMA OLMADAN TAMAMLANIR MI?

Yeni dramamla geldim.Bahar ayı geldiği zaman psikolojik olarak çok karamsarlaşıyorum.Bu aralar da saçma sapan şeyleri düşünüp moralimi bozuyorum.Gerçekleşmeyen bir şeye üzülmek psikolojide bir hastalık çeşidiymiş annem söyledi.Ürktüm.Çünkü bunu sürekli yaşıyorum.Fakat benimki günlük hayatımı etkliyecek kadar çetin olmuyor.Sadece her şeyi o kadar çok içselleştiriyorum ki ota boka üzülüyorum.Derdim yokken dert ediniyorum.Umarım içimi kaplayan kara bulutlardaki yağmuru akıtırım ve mental olarak gümbür gümbür gelen yazılılara daha çok odaklanabilirim.
Bugün YGS vardı.Arkadaşlarımın sonuçları iyi geldi,onlar adına mutluyum.Benim girmeme tam tamına 2 yıl var.Normalde 1 yıl olacaktı.(hazırlık sınıfı) Sınavdan çıkan herkese geçmiş olsun diyorum.Gerçekten ''geçmiş'' olsun ama.Kısmen özgürsünüz,tadını çıkarın.

Şimdi hafta sonunu ders çalışarak tamamlamam lazım,kıçımı kaldırmam lazım;olmuyoooorr.

GörüşürüZzz




Friday, March 10, 2017

Apartman Sohbetleri #11 #12 #13 #14 ✔


Apartman Sohbetlerinde sessizlik hakim...bozmaya geldim! 


Karşı cins karşısında en çok utandığın an?


Büyüdükçe pek utanmamaya başladım.Utanacak şeyler yaşadıysam bile pek takmadım.Fakat ilkokulla ilgili bomba bir anım var.

Güya biriyle çıkıyordum.3.Sınıf mı ne....işte okul çıkışı olmuş servise doğru yürüyorum onunla.Tam servise binicem ''Anıl'' dedi döndüm.Dönmemle dudağımdan öpmesi bir oldu.O an sanki bütün dünya sessizleşti,ışıklar bana döndü,sahnede tek kaldım.Öpüp direkt ayrıldı oradan.Ben de kıpkırmızı kesilerek servise bindim ve bütün gün olayın etkisinde kaldım.


En maskülen/feminen yanın nedir?


Maskülen ve feminen diye çok ayrım yapmam karakter konusunda.Fakat kadınlarda olan kişisel özellikler ve erkeklerdekiler diye genelleme yapılması mümkün.

Bende ikisinden de var gibi.Olaylara veya duruma karşı değişebiliyor.Bazı şeyler hakkında bir kadın gibi düşünebilirken bazen de erkek gibi düşünebiliyorum.

En maskülen olarak nitelendirebileceğim bir yanım yok sanki...Bazen klasik erkek tepkileri verebildiğim gibi bazanse kadınlarla kolay empati kurabiliyorum.


Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?


Büyük bir yalan söylemek.

Tam bir iyilik meleği cevabı falan olabilir ama samimiyim yalan söylemekten nefret ediyorum ve korkuyorum.Çünkü inanın ki doğruyu söyleyip içinizden atmak dünyanın en kolay işi.Zaten eğer kendinize karşı bir saygınız varsa yalan söylemek bir cesaret işi gibi geliyor...neyse ya nereye bağladım..cevabım yalan söylemek.Asla demeyi sevmesem de cesaret edemeyeceğim bir hareket.


En Sevdiğin Fiziksel Acı?


Böyle en yorgun zamanımda birinin omzuma ya da koluma masaj yapması...dünyanın en anlık acı veren ve ardından rahatlatan hissi.Bunun dışında da sevilebilecek bir fiziksel acı var mı bilemedim.Benimki bu...masajın ilk önce acıtan sonra rahatlatan hissi.



Cevaplarım kısa kısa oldu ama sorulara verilebilecek daha uzun,süslü cümleler bulamadım.Mim'in en sevdiğim sorusu sonda saklı.

Beklemede kalınız efendim.

Çav.






Wednesday, March 8, 2017

Feminist Mücadele ve Erkekler


Günün anlam ve önemi.

Daha önce feminizm içerikli 3-4 tane yazı yazdım diye hatırlıyorum.Fakat hiçbirinde şuanki düşüncelerim kadar olgun ve emin değildim.

Klasik gitmeyeceğim.İşte feminizm kadın erkek eşitliği falan.Bunu kimseye ısrarla açıklamak gerektiğini düşünmüyorum.Kişi yetişme tarzından,yaşam tercihlerinden zaten kadın ve erkeğin eşit olması gerektiğini anlayamamışsa ona bir de bu eşitliğin adını öğretmek kare bir boşluğa yuvarlak bir topu sokmaya çalışmaktan farksız olur.Bu yüzden daha farklı bir açıdan ele alıp aslında feminizmin neyi hedeflediğini ve erkeklerin bu düşünce akımındaki yerinin ne olduğundan bahsedeceğim.

Feminizm en kısa tanımıyla kadın haklarını koruyan ve toplum içindeki adaletsizleri yok etmeye çalışan bir mücadele ruhu ve fikir akımıdır.

Yanlız burada altını ISRARLA ISRARLA ISRARLA çizmek istediğim bir nokta var.Bahsedilen eşitlikler biyolojik-doğuştan gelme- değil.Sonradan toplum denilen sosyal yapının oluşmasıyla kazanılan haklardan bahsediliyor.Buna değinmek istememin sebebi ''eşitlik'' kelimesini duyan eril fikirli hemcinslerimin ''erkeğin yapacağı işler var,kadının yapacağı işler var.'' demesi.Evet bu kısmen doğru.Biyolojik olarak ne yaparsak yapalım kadınlar bizden farklı biz de onlardan.Bahsedilen ve mücadele edilen şey kadının iş katılımındaki yerinin erkekle eşit haklar çerçevesinde ilerlemesi gerektiği.

Feminizmin bir düşünce akımı olduğunu yukarıda da belirtmiştim.Yani bu demek oluyor ki feminizm bir örgüte,ırka,dine vs. hizmet etmez.Bir siyahi de feminist olabilir bir beyaz da,bir yahudi de ve bir müslüman da.Bu yüzden feminizmi çoğunlukta gördüğümüz ilk şeye damgalamamak gerek.Her feministin feminizmi yorumlayışı ve ifade edişi farklı olabilir.

Örneğin bana bazı feministlerin cinsiyetçilik karşıtı yürüyüşlere heteroseksüel erkek katımını istememeleri oldukça saçma geliyor.Bu da bir çeşit cinsiyetçilikten ibaret.Yani hetero bir erkek feminist olamaz mı? eşitliğe inanamaz mı? kadına saygı duyamaz mı? ve bunun gibi birçok feminist düşünce arasında da uyumsuzluklar olabiliyor.Fakat temelde yatan fikir asla değişmiyor.

Feminizmin söylemek istediği şey bir cümle ile; BİZİM OLMAMIZA GEREK KALMASIN.Kadınlar ve ötekileştirilen herkes dünyanın dört bir yanında eşitlik içinde,güvenlik korkusu yaşamadan gezebilsin.Sokulmak istenen kalıplar parçalansın.Kadın emeğinin karşılığı sonuna kadar alınsın.

Anlaşılması bu kadar basit ve net.

Şimdi gelelim biz erkeklerin bu akımdaki yerine.

Dünyada bazı erkek grupları (eşcinsel ve heteroseksüel) kendilerini ''feminist'' olarak tanımlarken bazıları da ''profeminist'' (feminizm destekçisi) olarak tanımlıyor.

Biz illa etiket yapıştırmak, ben buyum sen şusun dememize gerek bile yok.Sokakta yürürken bir kadının senin kadar rahat yürümesi gerektiğine inanıyor musun? Kız kardeşinin-arkadaşının hakları senin hakların kadar değerli ve önemli mi? Güçlünün güçsüzü bastırdığı düzene karşı mısın? Cevapların -evet- ise kendini feminist olarak tanımlamadan da onurlu yaşamına devam etmen mümkün.

Aslında feminizm irdelendiğinde erkekler için de gerekli bir mücadeledir.Çünkü toplumdaki algılara bakıldığında erkeklere de yüklenen birçok rolü görmekteyiz.

Bir şekilde çalışıp zengin olmalısın çünkü sadece zengin erkekler güzel evlilikler kurabilir.İşsiz bir erkek saygı görmeyi hak etmez.

Ağlamamalısın bu seni ''kadın'' gibi yapar ki bu çok aşağılık bir şey!

Erkek adam şöyle olur....böyle olmaz....

bla bla bla...

Diyeceğim o ki feminizm derinlemesine bakıldığında nefret edilecek bir şey olmadığı gibi saçma olan bir şey asla değil.Hele Türkiye gibi çocuğa,kadına,hayvana,erkeğe tecavüzün,tacizin,cinayetin hızla arttığı bir coğrafyada eşitlik ve adalet isteyen bir mücadeleye sırt çevirmek ''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' demekten farksızdır.

Bugün biz ötekinin,berikinin,onun,bunun hakkına sahip çıkıp konuşmazsak yarın bizim için ''buradayım'' diyecek kimseyi bulamayız.

Eşit,adaletli ve kimsenin sırtına basıp atlanmayan onurlu bir yaşamı tercih edelim.

                                                     





Tuesday, March 7, 2017

Sınavlar,Hikaye ve Mükemmeliyetçilik 📚


Hoş geldin alerji mevsimim; Bahar.

Bugün okula gitmedim.Sabah uyandığımda üzerimde resmen 40 tonluk yük var gibiydi.Sağ gözüm alerjiden yarıya inmişti.Kalktığım gibi bir iki lokma atıştırıp gerisin geri sıcacık yorganımı üzerime çekip uyumaya çalıştım.

Hafta içi evde olmak dünyanın en huzur verici şeylerinden biri değil mi?

Bundan önceki iki hafta aşırı yorucu geçti.Hafta sonları deneme sınavlarına girdim.İlki gerçekten çok zordu.Resmen matematikte kalem oynatamadım.Yine de buna rağmen sıralamam beklediğimden çok daha iyi geldi.Geçen hafta sonu girdiğim sınavın sonucu da dün açıklanmış.Hukuk kazanmak için ygs-5 lazımmış.İki sınavda da ygs-5 sıralamam gayet iyi.İlk 10 ve 110'a girmişim,mutlu etti.Fakat yine de tam tatmin olmuş değilim.Sürekli olan şeylerin en iyisini istiyorum.Mükemmeliyetçi oluşum ara sıra artıyor ve beni yoruyor.Ne yapalım,sonsuza kadar böyle olacağım.Bazen başarılı olmamda katkısı olsa da iç dünyamda beni yiyip bitiriyor.Hep şu kafadayım: YA HEP YA HİÇ.Gerçekten de şartlanınca öyle oluyor inanın ki.Mesela mutluluk konusunda pek ortam olmaz.Ya berbat haldeyimdir ya huzur içindeyimdir.Ergenliğin de katkısı olsa da buna, mükemeliyetçiliğin de payı büyük.Bu özelliğimi yok etmeye çalışmıyorum,bu daha da fazla yorucu olur.Sadece bazen sessize alıyorum.Geleceğim ile ilgili bana fısıldadıklarını duymamazlıktan geliyorum.

Hop güzel haber.Hikaye yazıyorum demiştim ya.İşte gayet güzel ilerliyor.İlk kez ama ilk kez olgun bir şekilde kafama uyan bir hikayeyi yakaladım.Kendimden bir şeyler eklemeyi başardım.Birinci kısmı bitti sayılır.Orta kısımlardan korkmuyor değilim.Çünkü bir kitapta en çok olayın oluşun olduğu kısım ortalar.Bütün yeteneklerin akıtılması,kanıtlanması gereken kısım.Sonuç içinse geceleri uyumadan hayaller kurmaya başladım bile.İki farklı sonuç üzerinde gidip geliyorum.Zamanım varken bitirmek istiyorum öyküyü.Çünkü bir yere kaldırılan ve sonradan devam edilmek istenen hikayeler can sıkıcı oluyor.Bayat ekmek tadı veriyor.

Örneğin benim tamamlanmış bir hikayem vardı.7.Sınıfta yazmıştım.Şaka maka, Aynı Yıldızın Altında kitabının senaryosu gibiydi -o kitabı hiç okumadım- fakat 1 sene sonra elime aldığımda saçmalık ötesi bulmuştum.Hatta bir ara sinirlenip tek tek sayfaları yırtmıştım.Sebebini hatırlamasam da keşke yırtmasaydım diyorum.Belki şimdiki Anıl ona yön verecek bir şeyler bulacaktı?



Geçen Cumartesi üşenmeyip yapacağım deyip yapmadığım derslerle ilgili bütün şeyleri yaptım.Ayrıca en sevdiğim kupam da bu :)

Hindu Mantraları dinlemeye başladım tekrar.Çok daha güzellerini keşfettim buraya da linkleyeceğim.Dünyadaki her türlü tasavvuf tarzı akımı benimseyebiliyorum,derin saygı duyuyorum.

🙏

Om Namah Shivaya Mantra: tık

Lord Shiva Mantra: tık (Buna UYARI yazışlar çünkü şarkıyı yarıda kestiğinizde vs. kötü enerji gelebileceğini düşünüyolar.Yorumlarda yazan kişilerin yalancısı olarak söylüyorum ki bunu dinledikten sonra huzur bulan,işleri yolunda giden kişi sayısı çok.Bana da enerji anlamında etkisi olmadı değil.Dinlemelisiniz.)


Çav.
☕️



Saturday, March 4, 2017

Kaddafi'nin Son Gecesi - Kitap


Küçük Joe'nun çevirmenliğini yaptığı bu kitabı yaklaşık 1 ay önce bitirdim.Aslında alma amacım sadece küçük joe'ydu fakat fark ettim ki bu tarz kitapları okumaktan hoşlanıyormuşum.

Kitabın konusu başlıktan da anlaşıldığı üzere Kaddafi'nin yakalanmadan önce geçirdiği son gecesi.Yazar yakın tarihin gerçekliklerinden uzaklaşmadan güzel bir kurguyla anlatmış.Galiba tarihin bu şekilde aktarımı tam benlik.Tarihi anlatan kitaplarda edebiyatın güzelliğini görmek hem okumayı zevkli kılıyor hem de anlatılanların akılda kalıcılığını arttırıyor.

Libya'nın bir dönemler lideri olan dikdatör Kaddafi'nin vahşice öldürülmesi bir insan olarak üzdü.Kitabın o kısımlarını gözümü kırpmadan okudum.Kitap bu açıdan biraz beni ürküttü.Aslında emperyalist devletlerin gelişmemiş ülkelere yaptıkları şey sürekli aynı.İç karışıklık çıkartmak,kendi getirdikleri ya da gelen başkanı kötü göstermek sonra da yerel halkın destekçisiymiş gibi durmak.

Korkunç ve tiksindiriciler.

Kitaptan çıkardığım bir diğer mesaj da şu ki bir devlet adamına ölüp biten kalabalıklar ona bir anda düşman da kesilebilir.Yani önemli olan sevenlerin fazlalığı değil sevenlerin neden-nasıl sevdiği.Bir devlet adamına aşırı bağlılığı bağnazlık olarak görüyorum.Politika yalanlarla dolu.Böylesine bir ortamda bir siyasetçiyi ölümüne savunmak cahillikten başka hiçbir şey değildir.Emperyalist devletlerin istediğini vermemek için devlet adamlarımızı daha çok sevmek,saymak değil kendi geleceğimize değer vermemiz gerekir.

Çünkü zannımca hiçbir güç okumuş,ne istediğini bilen ve doğru yöneticileri başına geçirmiş bir halk kadar kuvvetli olamaz.

Kitap, sonunda sizi karamsarlığa düşürüyor olsa da çıkarmanız gereken mesajlara ulaşınca bakış açınız ya doğrulanmış oluyor ya da yeni bir bakış açısı kazanmış oluyorsunuz.

Farklı kitaplar,farklı kalemler iyidir;okumalısınız.

Dipnot: Kitabın kapağındaki resmin blogda pek hoş duracağını düşünmediğimden yazıya eklemedim.Link (tık)

Thursday, March 2, 2017

Apartman Sohbetleri #8 #9 #10 ☕️🌈


En Büyük Çılgınlığın?


Bence en büyük çılgınlıklar gizli kalmalı(!).Yani en azından benimki gizli kalacak cinsten.Belki bazılarına aşırı basit gelebilir ama benim için cesurca bir girişimdi.Hiç planlamadığım bir zamanda planlamadığım bir etkinliğe deli cesaretiyle katıldım.NO MORE SPOILER...

Fazla çılgın biri değilimdir zaten.Uyumluyumdur sadece.Mızmızlık yapmam.Arkadaşlarımın istediği eğlenceli şeylere sadece kendi zevkime uymadığı için ''hayır'' demem.Eğlenmeye bakarım.Çok da çılgın arkadaşlarım yok zaten.Her tipten arkadaşa sahip olmuş olsam da en yakın dostlarım hep temkinli,hayatta sağlam adımlar atmayı öncelikli gören insanlar olmuştur.

Çocukken En Korktuğun Şey?

Söylüyorum..gülmek yok! 

Hani Kur'an ı yırttı diye fareye dönüşen kız hikayesi vardı ya işte o benim aylarca uykularımı kaçırdı,karanlıktan korkmama sebep oldu.Şuanda bile videosunu açasım gelmiyor.Aslında Japonya'da bir heykelmiş ama bir kaç geri zekalı dine uyarlayıp youtube'a yüklemiş.Benim gibi saftirik çocukları korkutmuş....

Karanlıktan da korkardım.Gerçi şuanda korkmasam da hala rahatsız olurum.Karanlık ortam bana tekin gelmez,illa bir yerden bulunduğum yeri işaret edecek bir ışık ararım.

Diğer bir fobimse sevdiğim kişileri kaybetmek.Bu herkesin fobisidir gerçi.Yine de bunu takıntı haline getirmemeye özen göstermeliyiz diye düşünüyorum.


En Sevdiğim ve Sevmediğim Özelliklerim?


En sevdiğim özelliğim ne olursa olsun toparlanmayı biliyor oluşum.Zaman zaman pes etsem de aslında hiçbir zaman umudumu kaybetmem.Yarın uyandığımda güzel şeyler olacağına her daim inanırım.Çünkü zorlukların hayatımı mahvetmek için değil,sabretmek ve geçmek için geldiğine inanırım.Keşke bu özelliğimi hep gösterebilsem ama karakterimin en diplerinde çivilenmiş halde.Hep benimle ama ulaşması zor.

En sevmediğim özelliğim tahammülsüz oluşum.Sevmediğim şeylere,kişilere,durumlara karşı çabuk sinirlenebiliyorum.Hani bazı insanlar vardır ya böyle sevmediği kişileri olayları görmezden gelir.Hayır.Benim illa sesimi çıkarmam,o kişinin çevremden yok olmasını istemem lazım.Bu huyum yüzünden de çabuk sinirlenen bir yapım var.Ama çabuk sinirlenmekten o kadar da nefret etmiyorum.Tripli ve somurtkan bir insan olmamdan bin kat daha iyidir.


Fark ettim de bu mimler sayesinde ne çok kendimden bahsetmişim.16 Yıllık hayatımın her dönemi resmen bu bloga toplanmış durumda.Artık gerçekten hayatımın yazılı olduğu kendime ait olan bir sayfam var.Umut Durakları çok daha özel bir yer olmaya başladı.