Sunday, August 28, 2016

Haftanın Güncesi #31 (Benim Pencerem)


   Bu yılki İzmir dosyası da kapandı.Yarın kuzenimi de alıp eve dönüyorum!

Her şey çok güzeldi,sorunsuzdu ama evimi özledim.Düzeninin çok bozulmasını seven biri değilim.Gerçi kendi kendime bozdum 10 güncük ama değdi,çok eğlendim,mutlu ayrılıyorum.

Şehir değişikliği yapınca insan sanki bir şeyleri geride bırakıyormuş gibi hissediyor.Mesela Fizik çalışıyordum bildiğiniz gibi ve İzmirdeyken kitap bile açmadım.Her şeyi unutmuşum gibi hissediyorum.Garip bir endişe.

Bundan sonraki hedef düzenli hayata dönüş,yapılacak işleri en güzel şekilde bitirme!

Okulların açılmasına da çok az kaldı malum.Aslında eski Anıl olsa şuan resmen depresyondaydı sırf bu yüzden.Fakat büyütmüyorum artık.Eğitim görmeliyim,bulunduğum ortam ruh halim çok önemli değil.Yapacağım işlere odaklanmayı bilen birisiyim ki okul ortamımı da sevmiyor değilim.


Sonbahar gel lütfen! ;

doğa

bloğum

ruhum

benim penceremdeki baharla canlansın!

mutlu pazarlar herkese





doğal yaşam parkından






   

Thursday, August 25, 2016

Zaman Hızla Akarken


Benzer bir yazı için: tık ''Büyümenin Sancısı''

Bazen büyümeyi ve yaşlanmayı düşündüğümde içime bir korku geliyor.

''Yalnız kalacağım,hastalanacağım,hiç arkadaşım kalmayacak...''

Aslında henüz benim yaşım için yaşlılık söz konusu bile değil.Fakat annemle konuştuğumda bu yaşta bu tip şeyleri düşünmemin normal olduğunu,onun da küçükken bu tip hayallere daldığını söylemişti.Daha sonra mantıklı geldi bu mentalitem.Sonuçta henüz 18ime bile geçmediğim için büyümek,yaşlanmak ne demek bilmiyorum.

İnsan bilmediği,görmediği şeylerden korkarmış ya zaten.

Bir arkadaşımla da bu konuyu konuştuk ve ondan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.Yazı yazacağım zaman çok daha mantıklı düşünmeye başlıyorum.Yine öyle oldu.Büyümeyi tekrar bir gözden geçirince tam tersine heyecan verici olduğu sonucuna vardım.

Ne zaman öleceğini bilen var mı aramızda?

YOK

Yani bu demek oluyor ki hayatı bir oyun olarak düşünürsek tek 1 canla yaşıyoruz.Yananlar aramızda yok.Yanmayanlar olarak devam ediyoruz.

Yine bir oyun oynadığımızı düşünelim,karakterimizin öleceğini bilerek korkarak mı oynuyoruz?

HAYIR

Çünkü odaklandığımız şey sadece oyunun sonundaki hedef oluyor.''Game Over'' yazısı değil.

Hayat da aynen bu şekilde.Herkese verilmiş bir oyun süresi var.Onun ne zaman biteceğini,ne zaman yanıp ''Game Over'' yazısı çıkacağını bilemeyiz.

Odaklanmamız gereken şey hedeflerimiz.Yaş aldığımızda yapmak istediklerimiz.

Bu noktada da ''Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır.'' sözü devreye giriyor.

Normalde kısmen katıldığım bu sözü biraz düşününce çok daha fazla hak vermeye başladım.Kendimden yola çıkarsam;

7 yaşında ilkokul heyecanını tattım,onu şuan tadamıyorum.

8 yaşında ilk kez 2 tekerlekli bisiklet sürerek tatlı bir mutluluk yaşadım,onu da şuan tadamıyorum.

15 yaşımda blog yazmaya başladım,16 yaşındayım ve hala bu mutluluğu tadarak yazıyorum.

Her yaşımda farklı farklı şeyleri tadıyorum ve etkisini ilerde sadece ''hatırlayabiliyorum'' ilk günkü gibi o duyguya erişemiyorum.

İşte yaş almak bu yüzden korkutucu değil heycan verici.

Artık şunu merak ediyorum;

Ömrüm olursa 18,20,30,45 yaşındaki Anıl neleri öğrenecek? Nasıl mutluluklar tadacak? Acılar karşısında nasıl baş edecek?


Hayatta tek canlık bir hakkımız varken odaklandığınız şey bu süre sonunda yok olacağınız değil neler başardığınız,yapabildiğiniz olsun.

Bu yazıyı okuyan her yaştaki insana son olarak diyeceğim şu ki;

Hızla akıp giden zamanın kıymetini bilin.Yapacaklarınız için size verilen süreyi asla bilemezsiniz bu
yüzden siz sadece yapabileceklerinize odaklanın.

Sevgiler.

''Hayat korkunun bittiği yerde başlar.''


Tuesday, August 23, 2016

Alsancak: Poetika Kahvecisi,Denizin Hissettirdikleri - Günlük Kıvamında



  Bugün sonunda İzmirin en sevdiğim yeri olan Alsanacağa gidebildik!

Orayı sevmemin iki nedeni var.Birincisi insanlarının çeşitli ve birbirine karşı hoşgörülü olması.Büyük şehirlerde bu olayı seviyorum.Sıkıcı değil.Yürürken şöyle kafanızı iki yana çevirseniz bir sürü tip tip insan.Benim gibi hayalperest biri için bu daha da eğlenceli.Mesela birinin fotoğrafını gözümle çekiyorum sonra ne yapmak için dışarda olduğunu tahmin ediyorum falan.Deli değilim,gerçekten eğlenceli!! Diğer sevme nedenimse Sılayla orada saatlerce yürümüş olmamız.Çok eğlenceliydii çok.Bugün de baya bir onun kulağını çınlattım.''AA BİZ BURDAN GEÇMİŞTİK,ŞURADA FOTOĞRAF ÇEKTİRMİŞTİK.''

Kuzenlerimin adını hiç söylemediğimi fark ettim.Birinin adı Gökçe diğerinin Ece.Gökçe küçük olan.Benden 1 yaş küçük sadece.Onunla beraber büyüdük diyebilirim.Birbirimize genelde ''seta'' deriz.Nerden geldi tam hatırlamıyorum ama Gökçenin işiydi.Galiba bir çizgi filmdeki iki arkadaş da birbirine öyle diyordu veya onun gibi bir şey.

İşte Gökçe başlıktaki kafeyi söyledi,orada makarna yemeye karar verdik.


Masaya menüyle beraber Orhan Velinin ''Anlatamıyorum'' şiirinin yazılı olduğu bir kağıt ve bir küçük kase çakıl taşı çikolataları geldi.Bu şekilde mekanlarına gelen insanları şiirle buluşturmaları ve evlerinde gibi hissettirmeleri o kadar hoşuma gitti ki anlatamam.Loş ışıklar,şiir dolu duvar...keşke Çanakkaleye de bu tip bir yer açılsa dedim içten içe.İmkan buldukça giderdim.


Gördüğünüz gibi duvarlar şiirlerle dolu.Yanlız ben oraya asmak yerine yanıma almayı tercih ettim.Bildiğiniz üzere ''anıları'' bir hayli seviyorum.Ayrıca duvarda dikkat çeken cinsiyet sembolleri bu kafede istisnasız sevginin var olduğunu anlatıyor.


Sevgi Yolu


Bir ara sokaktaki Atatürk fotoğrafı.
(1881-193∞)


Yemekten sonra vapura koştur koştur yetiştik.Kendimize güzel bir yer bulduk,motorun denize çarpmasıyla çıkan ritmik ses eşiliğinde maviliği izlemeye başladık.

Küçüklükten beri denizle,suyla haşir neşir büyüdüm.Erken yaşta yüzmeyi öğrendim,büyüklerin bile açılmadığı yerlere tek başıma gitmeye çalıştım.Gerçi eskisi kadar su meraklısı değilim orası ayrı.

Denizin bir şehirdeki varlığı her zaman bana güven verir.Sanki deniz varsa hiçbir şey olmayacakmış gibi hissederim.Çünkü deniz olan yerde insanlar yazın denize girer; eğlenir,güler.Mutlu gözükür.Biraz da olsa dertlerinden uzaklaşır.İşte deniz küçüklükten beri benim için bu demek.Baktığın an dertlerini unutmalısın.Onun güzelliğini izlemelisin.

Alsancak-Karşıyaka vapurunda , 16 yaşımda da denizi seyre dalarak bu geleneği gerçekleştirebildim.



xoxox sevgiler xoxox








Monday, August 22, 2016

#Mondaymotivation - #Pazartesimotivasyonu (En Sevdiğim Quotes)


Twitterde uzun zamandır olan ve takip ettiğim bir tag var.Her pazartesi dünyanın dört bir yanından insanlar başlıktaki hastag ile haftaya güzel başlamayı birbirine aşılıyor.

Çok hoşuma gidiyor bu tag benim.Haftabaşı geldi mi ilk işim twitter'a girip yazılanları okumak oluyor.Sizinle beğendiğim quoteları paylaşmak aklıma geldi.

Hadi biz de Umut Duraklarında #Pazartesimotivasyonu yapalım!^^

Her gün 2. bir şans

''Ne aldığının önemi yok denediğin için seninle gurur duyuyorum.Testinin nasıl olduğu senin zekanı ve sarf ettiğin eforu tanımlamaz.Hiçbir belge senin büyüklüğünü kapsayamaz.''


Uyan,kıçını kaldır,tekrarla.




Olmak istediğim yerde değilim,fakat Tanrıya teşekkür ederim ki önceden olduğum yerde de değilim.


Problem yoksa problem yaratma.


Cuma,yaz,aşık olduğun birileri,hayat için beklemeyı bırak.Mutluluğa onu beklemeyi bıraktığında ulaşırsın ve şuan bulunduğun zamanı ''en'' yap.


İyi şeyler yapmak artı yeterli uyumak istiyorum.




Her zaman başarına giden yolda başarısızlıkları geçeceksin.

Hata yap ve öğren.


Ve tabiki en en en sevdiğim;

Her sabah yeniden uyanıyoruz.Bugün ne yaptığımız asıl önemli olan.


Sunday, August 21, 2016

Forum Bornova - Günlük Kıvamında


 Yorgun yorgun 10 dakikada alınan soğuk bir duş sonrası oturdum bloğun başına.Gezdik biraz bugün,birkaç parça şey de aldım,hadi o zaman bloggerlık görevimi yerine getirip anlatayım,göstereyim!^^

İkea maalesef Çanakkalede yok bu yüzden Forum Bornovadaki İkeayı gezmeye karar verdik.Odama ıvır zıvır bakacaktım.Sizi bilmem ama ben böyle İkea tarzı ev eşyası satan yerlere bayılıyorum.Mesela asla yanımda para yoksa kıyafet bakmam ama isterse 1 kuruşum olmasın girer ev malzemelerine bakarım.Ayrı bir dünya ya,muhteşemler *-*


Böyle bir fotoğrafı Mujiden çıkınca da çekinmiştim.Hatırlayanlara KALP KALP KALP

Forum Bornovaya ilk gittiğimde hiç beğenmemiştim,zevk almamıştım.Şimdi ne olduysa bir güzelleşmiş bir güzelleşmiş...


Kuşlar 


Bacak bacak üstüne atmış laik saksı kadınlar!!!


Kuşlar için yuvalar

Ve aldıklarım:


*Fridalı defter kuzenimin hediyesi <3*

1 Adet:

Kalemlik 
Bardak Altlığı (ikili)
Vanilya kokulu mum (Benimki bitmek üzereydi)

Aslında daha fazla şey alacaktım ama sırf para fazla diye çarçur etmek istemedim.İzmirden gidene kadar akıllıca alışverişler yapacağım,söz olsun kendime! (3.gün parayı bitirdi)


Böyleydi işte,tatlı ama sıcak ama tekrar sıcak bir İzmir günüydü.

Herkese bizimkinden daha tatlı geçecek günler xoxox





Saturday, August 20, 2016

İzmirdeyim Falan Filan - Günlük Kıvamında


 Cuma günü sabah saat 5 gibi abim ben babam yola çıktık.Yolculuk fena değildi.Şu Altınoluk taraflarında ne kadar midem bulansa ve kulaklığım bozuk olsa da zevk almaya baktım.Pencereye kafamı dayadım (asla filmlerdeki gibi olmuyor en sonunda kafatasımı hissetmiyordum) hayaller falan kurdum.Hayallerimden biri ışınlanma ile ilgiliydi.İcat edilse ne güzel olur diyordum bir de hangi ülkenin icat edebileceğini ve kimlerinin kullanabileceğini düşündüm.Şu sonuca vardım ''Bize gelmez ya kara yolu iyi iyi..''

Yolda güzel bir çorbacı bulduk.Mercimek çorbası içtik.Aç ve bulanan mideme o kadar iyi geldi ki anlatamam.Böyle limonlu limonlu tuzlu ''oh'' ki ne ''oh''


Çorba içtiğimiz yerin yanında böyle bir BİM marketi vardı.Sizce de çok hoş değil mi duvarlar?Sessiz sakin bomboş bir yerde,saat 7 olduğundan olsa gerek,fazla bir Amerikan hissettim...mercimek çorbasını görene kadar ♥

Yolculuğun devamında karnım doyduğu için uyudum valla.Uzandım arkaya diktim ayaklarımı babamın oturduğu koltuğa 0 düşünceyle daldım gittim.Gözümü açtığımda da İzmire gelmiştik.

İlk plan şuydu Abime Bucada ev bakılacak.Normalde yolda Teyzemlere de bırakılabilirdim ama abime destek olmak istediğim için ben de gittim.Gitmez olaydım demek istemiyorum ama öyle.Şu ev kiralama işi dünyadaki ev taşımaktan sonraki en yorucu,stresli şey.Tüm emlakçıları gezdik,4-5 ev baktık.En sonunda bir tanesine karar verip kiraladık.Abim şimdi bir arkadaşıyla beraber 2+1 tatlı bir evde yıllarını geçirecek.Yanlız Buca çok korkunç bir yer hiç sevmedim,kimse kusuruma bakmasın ama öyle.Şehrin her yerinde insan grupları var böyle eli arkasında gezen apaçi tipli.Bir yandan da yaşamaya çalışan aileler var.Çok garip,güvenliksiz bir yer.Keşke abimin okuduğu yer merkezde olsaydı diye düşündüm.Merak edenler için abim 9 Eylül Üni.'de Bilgisayar Mühendisliği okuyacak,hazırlığı bitirdi.

Hadi sizle biraz dedikodu yapalım.Gezdiğimiz emlakçılardan biri çok garipti.İçeriye bi girdik 4-5 kadın,hepsi akraba hepsi sarışın.Böyle kadın kadına birleşip bir dükkan açmışlar.Hoşuma gitti aslında bu.Kadınlar da tam böyle kokoş.Yanlış anlamayın bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum.Zengin giyimlilerdi,bakımlılardı.En büyük ablaları bile genç kızlar gibi giyinmişti.Birazcık komiğime gitti bu kokoş havaları baya bir sohbet ettik,gerçekten çok yardımcı oldular.Tişikkir ediriz.

Saat akşam sekiz gibi bütün işler bitti.Yani tam tamına 10:00 - 20:00 saatleri arasında,10 saat ev baktık.Bir tek bir yerde yemek ve tatlı molası verdik.Olsun ama önemli olan abimin işiydi.Değdi yorulduğumuza bulduk ona yeni bir yuva.Umarım her şey abim için en güzeli olur.

Teyzemlere geldik.Babamlar bir kahve içip yola tekrar çıktı ben de 7-10 gün kalmak üzere onları yolcu ettim.

***

Bugün bir şey yapmadık.Hem yorgundum hem de haftasonu kalabalık olur avmler diye düşündük.Belki yarın yaparız bir şeyler,yazarım ben de.


Sonunda ''Enginar Mevsimini'' okumaya başladım.Fena kitap değil güzel gidiyor.


Son olarak size teyzemlerinin balkonunun manzarasını göstermek istedim.Aslında geceleri daha güzel ve belli bir açıdan deniz de gözüküyor.Fakat yıllar geçtikçe şu koca koca binalar önünü kapatmış.Sinir oldum!! İşte burada gece olunca kuzenimle stalkçuluklar oynuyoruz :x

falanfilanfalanfilanfalanfilan

x Görüşürüz x




Tuesday, August 16, 2016

''Blogger'' Kime Denir?


 Bugün yukarıdaki sorunun beyin fırtınasını yaparken aklıma buraya da aktarmak geldi.Şimdi düşünme,taşlama vakti!

Şimdi öncelikle ben blogger mıyım?....yani evet ama hayır bir anlamda.Kendime BLOGGER diyemiyorum.Çünkü başka diyenler sağ olsun o kadar bu sıfatı sadece bakım
makyaj moda vs. hakkında yazanlara yüklediler ki kendime layık gibi hissettmiyorum.Aslında layık kelimesi ağır kaçtı ya..her neyse.

Son yıllarda blogların okunmaları baya düşerken bloggerlar da arttı!Ne hikmetse.Özellikle şu IG yüzünden.Aç bir instablog salla 3-5 kelimeden oluşan vasıfsız bir yazı ve milyonlarca hastag
okusun seni binlerce kişi! Ha bir de unutmadan git hemen biona BLOGGER yaz çünkü havalı olmalısın,olmasan bile öyle gözükmelisin sen bir bloggersın!!!!!

Blogger'ın benim için tanımı şu; Yazmayı,okumayı seven buna isteği-yeteneği olan kişilerin kendi dünyalarını bir internet sayfasına toplamaları.Ne için yazdığı ve ne yaptığı önemli değil; önemli olan DOĞAL ve ORJİNAL dünyaları olması.

Durum öyle gözüküyor mu şimdi? IMMMM benim tarzda yazanlar için bu soru saçma çünkü her şeyimiz ortada zaten (burada güldüm) diğerleri için bir tık h-a-y-ı-r.

Evet bazen çok fazla eleştri yapabiliyorum çevremdeki her şeye galiba..ama napiyim susunca çatlıyorum...bırakın şu BLOGGER lafını etiketlemeyi.O kadar saçma durduğunu düşünüyorum ki artık IG biyografime ''Blogger of his own mind'' şeklinde süsleyerek yazdım.Belki o bile gereksiz.

Rahat olun biraz.Az kişi kalmış bir ortamdayız,instagram bloglarına blogger veya herhangi bir şey demiyorum,yazalım yazışalım paylaşalım bir şeyleri.Rütbe gibi gezdirmeyin şu sıfatı.

Huh söyleyeceklerim bitti galiba.

Teşekkürler beynim,bana fırtına yapabilecek gücü verdiğin; sorularımı cevapladığın için.

Ve teşekkürler bunu okuyan kişi,düşüncelerime değer verip bu yazıyı okuduğun için xoxox


Zamane bloggerları böyle çalışırdı(!!)







Sunday, August 14, 2016

Haftanın Güncesi #30 (Rahat-Planlar)


 Bu hafta neredeyse kurslara gitmek haricinde hiçbir şey yapmadım.Önceki yazıda bahsettiğim animeyi bitirdim,birkaç sayfa kitap okudum ve uyudum :x

Sosyalliğim doruklardaydı ama,haftasonu hariç her gün dışardaydım.Aslında gezmeyi evden bir tık fazla seven biriyim o yüzden hoşuma gitmedi değil ama yorgunluğu da ayrı geliyormuş.Dürüst olmak gerekirse neredeyse her gün 3-4de yatıp 1 gibi falan uyandım,işte tam tatil anlayışım=BU!!

Hafta genel olarak böyle geçti,moralim falan iyiydi bahsettiğim sorunlar ufak adımlarla da olsa çözülmeye başladı.

Planlar yapmakla geçirdim biraz boş geçen zamanlarımı;

Mesela hafta boyu yurt dışı eğitimlerini araştırdım.AFS'nin sınavlarına başvuracağım yıl içinde Ankaraya gidiş geliş falan yapıyormuşsunuz hatta bir arkadaşım bu programla İzlandaya gidiyor,benim için büyük bir rehber ♥ Sadece dil eğitimi için olanlara da baktım da o kadar mantıksız paralar söylüyorlar ki anlatamam.Onun yerine ilerde arkadaşlarla yapılacak ufak çaplı yurt dışı gezileri daha mantıklı.Sonuçta yurt dışında dil öğrenmenin asıl amacı ortamdan faydalanmak değil mi? Öğren kendi ülkende sonra git pratik yap sadece eğitime vereceğin parayı gezmeye harcamış hem de dil geliştirmiş olursunuz yani öyle bir düşündüm işte,belki de fakir edebiyatı olmuştur :X

Bir de aklımda Japon Elçiliğinin yaptığı sınavlarda şansımı denemek var.Yanlız o da dil eğitimi sanırsam.Liseli olduğum için yapabilir miyim bilmiyorum.O da aklımda bulunsun iyice bir bakayım.

Bunlar bir iki yıla yayılacak planlar,size en yakın planı söyleyeyim,İzmire gidiyorum!

Evet yazı İzmire gitmeden kapatmayacağım için mutluyum.Aklınıza direkt Sıla geldiyse söyleyeyim buluşamıyoruz.O şuan yazlıkta ve ben sadece 1 hafta duracağım Japoncayı ihmal etmemek için.Yani anlayacağınız artık başka baharlara,yazlara,kışlara buluşacağız.Yine de kuzenlerimi göreceğim için aşırı heycanlıyım çok özledim :')

Yazın başından beri Point Blank denilen CS tarzı bir oyun oynuyorum bilmeyenler için şu silahlı oyunlardan yani.Belki şaşırmış olabilirsiniz oynadığıma ama çocukluktan beri dönem dönem sarıyorum bunlara.Hatta bugün tüm günümü rütbe atlamak için adam öldürmekle geçirdim...ülkede yeterince kan yokmuş gibi bir de oyunda görüyorum=saykodelilik :&

Neyse bu boş haftadan sonra haftaya daha güzel şeyler yapmayı planlıyorum!



Görüşürüz! xoxoxox


Sevdiğim postlarımdan şöyle bir kolaj yaptım,verimsiz geçen haftanın en tatlı şeyi oldu sanki ^-^

Saturday, August 13, 2016

Rainbow Nisha Rokubou No Shichinin - Anime


Kısa bir aradan sonra dönüşü mükemmel bir animeyle yaptım!

Animenin konusu fotoğrafta gördüğünüz karakterlerin hayatları.Fotoğraftan da anlayacağınız gibi bu çocuklar suçlu.Yanlız suçları sadece iyi insanlar olmak.Hepsi haksız yere girdikleri ıslahevinde,2-6 nolu koğuşta sağlam bir dostluk kurarlar.Fakat tahmin edebileceğiniz gibi içerde çok da rahat bir yaşamları yoktur.Ishiara denilen iğrenç adam ve hapishanenin sapık doktoru ellerinden gelen kötülükleri bu çocuklara ve ''abilerine'' yapmaktadırlar.Anime ıslahevinde ve sonrasında hayatlarındaki değişimleri vs. anlatıyor.

Açıkçası ilk başlarda o kadar dram ve acı yüklü ki izleyesim gelmedi fakat benim gibi düşününce izlemeye devam edin çünkü hapishaneden çıktıklarında da hayatlarını anlatıyor ve bence o kısımlar çok daha güzel.Diğer animelere nazaran pek de pembe bir dünya anlatılmıyor.Her olayın kötü yönleri de açık açık gösterilmiş.Bu anlamda realist bir seri olmasını çok sevdim.Gerçek hayattan tek farkı karakterlerin çizim olması.

İzlediğim animeler arasında bana en çok umut veren oldu açıkçası.Bu kadar zor hayatları olan insanların neleri pes etmeden başardığını görmek beni deli gibi bir şeyler adına hırslandırdı.Belki saçma gelebilir az önce dediğim ama anime o kadar mantığa uygun ve gerçek ki yaşanan bir hayatı kameradan izliyor gibi hissediyorsunuz.


Karakter Analizlerim:

Mario Minakami


Açık ara en sevdiğim karakter oldu.Bütün karakterler arasında en çok onun fedekar olma tipi bana yakın geldi.Kendinden önce insanları düşünmesi,hırsı,bir anda gelen deli cesareti kendimi izliyor gibi hissettirdi.Herkes yanında böyle bir insan olmasını ister.


Rokurouta Sakuragi


Grubun ve koğuşun fedakar abisi.

Marioya hem tip hem karakter olarak çok benziyor.Sevdiği manevi kardeşleri için anime boyunca yapmadığı şey yok.Hem benim abim olduğu için hem de ben abi olduğum için çok etkilendim,bu karakterle empati kurabilmem kolay oldu.

Diğer karakterleri tanımak için: tık (Kesinlikle tanıyın!)


Dostluğun ve umudun tanımını bir de bu animeden izleyin derim.Eminim ki hayatınıza ufak da olsa bir şeyler kazandıracak türden.

Dipnot: Seri boyunca göz yaşlarını tutabilecek olan varsa bana bildirsin madalya vereceğim :')

Tuesday, August 9, 2016

17:00 Kahvesi!



Yazın başından beri bir alışkanlık edindim.Saat 5'e yaklaşırken kahve yapıyorum kendime,yanına da biraz atıştırmalık koyuyorum.

Akşam zaten o meşhur Türk ailesi geleneğini gerçekleştiriyoruz.Yemekler yenir,bulaşıklarını herkes makineye koyar ve salonda çay içilir,varsa çerez kurabiye cart curt yenir.

Bana herhalde ''Dünyada en çok ne seni güvende hissettiriyor?'' diye sorsalar ''Saat 5'te içmeye başladığım kahve'' derdim.

Ne gece olan uykumu kaçırıyor,ne aşırı sıcak hissettiriyor ne de mideme fazla geliyor.Sanki günün ortasında yapılan bir mola günün devamı sakinleşme seansı gibi.

Amma da ballandırdım...

Her gün saatiniz beşe gelirken alın bir kupa/fincan kahve , yanına diyet bisküviler oturun işinizin başına ya da sadece laylaylom yapmaya;bakın benimle nasıl aynı duyguları paylaşıyorsunuz...

Hadi mutfağa!

sevgiler xoxoxo

Monday, August 8, 2016

Farklı Türlerde 2 Yabancı Dizi Önerisi!




Yazın ortalarını geçiyorken elimizi çabuk tutup kalan dizileri,filmleri izleyelim ve içimizde kalanları yapalım!!

Fikri olmayanlar için bugün iki tane yeni bitirdiğim dizi hakkında yazacağım.İkisi de bambaşka konu ve türlerde ikisi de gerçekten mü-kem-mel.

Don't Trust The Bitch in Apartmen 23

Bu diziyi aslında bitireli 3-4 hafta oldu.

Konusu kısaca şöyle; June hayatını güzel geçirmeye,işine,sevdiklerine adamış tatlı bir kadındır.Kendine uygun kaliteli bir iş bulunca New York'a taşınmaya karar verir.Mutlu mutlu gelir,hazırlanır ve ilk iş gününe gider.Fakat karşılaştığı manzara hiç de umduğu gibi değildir.Şirket iflas etmiştir,June bundan sonra bir kahve dükkanında çalışmak ve kendine ev arkadaşı bulmak zorundadır.

Bu ev arkadaşı onun tam zıt karakterindeki gününü gün etmeye bakan çatlak güzel kadın Chole'dir.İşte dizi de bu iki zıt karakterin arkadaşlıklarını,yaşadıklarını anlatıyor.Tahmin edebileceğiniz gibi komedi dizisi.Evet gerçekten GERÇEKTEN çok komik.Hafif 2 Broke Girls tadında hem de bu yönü sayesinde özlemimi gidermiş oldum.

Dizinin 2. sezonu bütün Türk sitelerde hatalı o yüzden Yabancı sitelerden izledim,hem de altyazısız.Fark ettim ki takır takır anlayabiliyormuşum.Bu,dizi boyunca izlerken güzel hissettirdi.


Çok tatlılar ♥

Stranger Things

İzlediğimi bir önceki yazıda,haftanın güncelerinde söylemiştim.Zaten adını mutlaka ben demeden de duymuşsunuzdur.Kadrosuyla ve konusuyla gündeme bomba gibi düşen bir dizi oldu.

Konusu nasıl anlatsam bilemedim.Şu şekilde,1980lerde geçen bir olay; bir çocuk gizemli bir şekilde akşam evine dönerken kayboluyor.Ardından kasabada esrarengiz şeyler yaşanmaya başlıyor.Çocuğun arkadaşları,ailesi ve şef de bu araştırma işine dahil oluyor.Aslında tahmin ettiklerinden çok farklı,fantastik bir macera onları beklemektedir.

Filmin türü dibine kadar fantastik,macera.Oyuncu kadrosunun çoğu çocuklardan oluşmuasına  rağmen kalite dehşet güzel.Hele başroldeki kız,gerçekten yetenekli!

Diziye başlayınca eminim ki sararsa 2-3 gün içinde bitirirsiniz o kadar sürükleyici!





Sunday, August 7, 2016

Haftanın Güncesi #29 (Duyguların Sıkışması)


 Güzel şeylerin en kötü alışkanlığı bir anda kötüleşmeleridir.

Yazın en garip haftasını yaşadım ve en en en en yorucu.

Güzel şeylerden mi başlasak yine ilk ,ya da yok ilk kötüler.Çünkü bir an önce uzaklaşsınlar istiyorum zihnimden.

Şöyleki bu haftanın başından beri içimde kötü hisler vardı.Sürekli bir şeyleri kuruntu yapıyordum.Zaten ne olduğu Cuma günü ortaya çıktı.Fazlasıyla özel ve ailevi o yüzden ufak bile olsa bahsetmeyeceğim.

Bu hafta Anılın Eski Arkadaşlarıyla Buluşma Haftası falan olabilir.Görmediğim kimse kalmadı.Hatta biriyle kütüphanede karşılaştım.Adı lazım değil kazık atıp gidenlerden biri.Fakat şunu fark ettim ki normalde umursayıp bakacağım yerde başımı dersimden kaldırmadım.Yüzüne bakma isteği bile gelmedi.Kendimi o an çok olgun hissettim.Gurur duydum.Demek ki kötü şeyler,kötü insanlar unutulabiliyormuş bıraktıkları izler geçebiliyormuş.Çok hoş bunu hissetmek iyi ki görmüşün o'nu!

Hani eski arkadaşlarımla falan görüştüm ya çok değişik hissettim.Sanki eskiye dönüyormuşum gibi.Bunu Melike ve Şevvalle paylaştım.Canlarım çok güzel şeyler söylediler.Çok değerliler benim için ya- burdan da duysunlar dedim iyi ki böyle güzel dostlarım var :')

Üsttekiler pek de kötü şeyler değildi aslında 4. paragraf hariç ki o da en berbat canımı sıkan şeydi.Hala da sıkıyor.Kafamı her şeye ölesiye takan ben onu nasıl çözeceğim bilmiyorum.Elimde olsa da anlatabilsem size ama fazlasıyla özel.Tüh.

Güzel şeylere geçelim mi?

Aslına bakarsanız bu hafta ilk güzel şeyler olmuştu.

Japoncada baya bir ilerledik,yüzmeye düzenli gittim,dersleri aksatmadım.Klasik sevindiğim şeyler.Fakat sonrasında yukardaki can sıkıcı şeyler gerçekleşti.

Girişte de dediğim gibi güzel giden şeyler her zaman kötüleşir.Aslında hayat böyle.Bir ara demiştim belki hatırlarsınız,yüzde yüz mutlu veya yüzde yüz mutsuz olamayız.İç içelerdir.Kendime diyorum şimdi bu sözü.Güzel şeyler de olacak,kötü şeyler de.Kötü geçen bir dönem hayatımı kapsayamaz,buna izin veremem.

Sıla ve Eceyle de dertleştim.Dostlarımın güzelliği hep zor zamanlarımda belli oluyor ve bu o kadar tatmin edici ki kelimelerle anlatamam.

Sıla şöyle bir söz söyledi ''Son güzel değilse bir şeyler bitmemiş demektir.'' Ne kadar motive edici değil mi? Kötü şeyler son olamaz,güzellikler son olur.O yüzden güzellik için beklemek,çabalamak lazım.

Bu sözle hafif umutlanmışken birkaç tatlı şeyden daha bahsedeyim.

İngilizce bloğumda yazmaya başladım.Valla keyfime göre giderim diye düşünüyorum bu blog kadar önemser miyim bilmem.İlk yazımı okumak isteyenler: tık

Bir de bu hafta Haktanın önermesiyle çok güzel bir diziyi izledim adını kesinlikle duymuşsunuzdur ''Stranger Things'' kesinlikle ama kesinlikle izlemelisiniz.

Bu hafta bittiği için çok mutluyum.Umarım bunun benzerleri bir daha gelmez.

Sevgiyle,huzurla,mutlulukla kalın;bu olgularınıza sahip çıkın xoxox




Manidar.


Friday, August 5, 2016

7 Farklı Çalışma Tipi



Bir elin beş parmağı aynı olmadığı gibi insan beyinleri,karakterleri de farklı farklıdır

Antrenman yapan  bir yüzücü ve koşucuyu düşünün.Yüzme yarışmasına hazırlanan sporcu koşuya çıkıp ''kulaç çalışıyorum'' demez,diyemez.Çünkü bilir ki farklı kasları çalıştırıyor ortada bir terslik var.

Bu iş çalışmak konusunda da aynı,ders olur iş için olur çalışmanın da insan tiplerine göre stilleri var.Ters yola sapınca,koşu yarışması için denizde vakit geçirince, o malum cümleleri kuruyoruz.''Yapamıyorum,ne eksik?''

Ben daha çok bilimsel değil de çevremden,tumblr bloğumdan,tanıştığım insanlardan çıkardığım gözlem sonuçlarıyla size kendi çalışma tipinizi buldurmaya çalışacağım! Eminim bunlardan biri de sizsiniz,bana yorumlarda bildirmeyi unutmayın :)




1.Minimalist
  • Çalıştıkları alanında gözlerine fazlalık gelen hiçbir şey olamaz! Odalarını işe başlamadan 10 dakika önce şöyle bir düzenlerler.
  • Atıştırmalıkları evin en güzel tabağına konulmuştur,sularının mutlaka bir altlığı vardır ve bardak olabildiğine hoştur!
  • Çalışmaya başladıklarında ve bitirdiklerinde mutlaka saate bakarlar.
  • Müzik dinlemeyi pek tercih etmemelerine rağmen hoparlörden slow parçalar açmak tercihleridir.
  • Not çıkarmayı,tekrar yapmayı soru çözmekten daha çok severler!
(Ben bu gruptanım!)


2.Mantıklı


  • Yapacakları işin özüne odaklanırlar,boşa harcayacak zamanları yoktur.
  • Planlı çalışmak adına işlerini zaman-mola şeklinde somutlaştırırlar.
  • Odaklanmaları üst seviyededir,özellikle sayısal şeyler varsa!
  • Onlar bir şeylere uğraşıyorsa çıt çıkarmayın,sonuçlarına siz katlanırsınız!
  • Ders,iş bitiminde çalıştıkları kağıt dolup taşmıştır.

3.Serseri!

  • Yapacakları işi en kısa şekilde bitirmeye odaklanırlar.
  • Tekrar yapmak onlar için zaman kaybından başka bir şey değildir,zaten biliyordur!
  • İşleri son dakikalara kadar erteler,eli zaten hızlıdır!
  • Kendini fazla sıkmaz,kıvrak zekasına güvenir.
  • Fakat çalıştığı zaman tam çalışır,küçümsemeyin!

4.Hiperaktif

  • Hız onlar için önemlidir.Yapacakları işin yavaş ilerlemesine katlanamazlar.
  • Fazla odaklanmak yerine risk almayı severler!
  • Olayların kötü gidişatı onları etkilemez,farklı çözüm yolları bulmakta 1 numaralar!
  • İş sürelerini zamana göre değil yorgunluğa göre belirlerler.Beyinleri yoruldu mu işleri,dersler bitmiş olur.
  • İş rutinleri günlük değildir,sınav haftalarında hiperaktiflikleriyle depar atarlar.

5.Sanatçı

  • Çalıştıkları şey ne olursa olsun onlar hep normalin dışında çalışma tipleri araştırır.
  • Her iş için ''bu benim yöntemim'' dedikleri bir şey vardır.
  • Etraflarındaki obje kalabalığı onları rahatsız hissetmez.
  • Renkli kalemler vazgeçilmezleridir,defterlerindeki notlardan eğlence fışkırıyordur ve tabi ders kitaplarının kenarları karikatür çizimler doludur.
  • Yaptıkları işi görev değil bir istekleri olarak farz edince başarırlar.

6.Azimli

  • Bir konuyu çözene kadar üstüne giderler,onların ''anlamayacağı'' bir şey olamaz,kabul etmezler.
  • Başarılı olmayı severler hatta tek amaçları budur desek yalan olmaz.
  • Çalıştıkları ortam da fark etmez önemli olan iştir.
  • Tek bir konuya odaklanmazlar,en küçük bir şey bile onlar için amaç olabilir.
  • Azimleri hırsa dönüşmediği sürece zararsız insanlardır!


7.Objektif

  • Yapabileceklerinin ve yapamayacaklarının farkındadırlar.
  • Çalışma tipleri kesin değildir,o iş için uygun neyse onu denerler.
  • Odaklanmaları için kafalarını kurcalayan bir şey olmamalı,yoksa işlerine dönemezler.
  • Hisleri kuvvetlidir fakat mantıklarıyla hareket ederler.Kararlı insanlardır,doğrularını savunurlar,denemekten korkmazlar.
  • Başarıya ulaşmak adına kimseye söylemedikleri bir şeyler her zaman olur.Objektif oluşları onların gözünde işleri basitleştirir.











Tuesday, August 2, 2016

İlklerim | TAG-Mim


Heyoo başka bir tag'de daha buluştuk!

Önceki mim için: tık

Bu sefer Çağanın etiketlemesi üzerine yazıyorum,teşekkürler :*




1.İlk Aşkın?

Aman aman aşık olduğum biri hiç olmadı.İlk kimdi hatırlamıyorum :x

2.İlk İşin?

Olmadı ama kafe tarzı yerlerde çalışmak isterdim,ne zaman olur ya da olur mu bilmiyorum.

3.İlk araban?

Olmadı tabiki.Ama hayallerimi sorarsanız ya şu amerikan filmlerde sıkça görülen kenarlarında tahta gibi şeritler olan jip tarzı arabadan ya da mini cooper isterdim ^^ Gerçi hiçbiri olmasa da olur,arabalara ilgim 0.

4.Bu sabah sana mesaj atan ilk kişi?

Japoncadan Alparslan-san!

5.Bu sabah ilk kimi düşündün?

Uzun zamandır görüşmediğim iki arkadaşımla buluşacaktık,onları düşündüm.

6.İlk Öğretmenin?

Anasınıfı saymazsam Gülşen öğretmenim.1. ve 2. sınıfı onunla okudum.Çok iyi bir kadındı.Bütün öğrenciler her sabah kapının önünde ona sarılmak için beklerdi.Genelde o kısımda olmazdım ama ben,galiba küçükken de aşırı şımarıklığı sevmiyormuşum.

7.İlk uçak yolculuğun?

Olmadı.

8.İlk yakın arkadaşın?Hala görüşüyor musunuz?

Çocukluk arkadaşım Aliydi.Fakat onunla görüşmüyoruz.Bu yüzden 3. Sınıfta tanıştığımız ve hala dostun dibi olan Eceyi demeliyim.Evet 7 yıldır bağlarımızı koparmadan görüşüyoruz.Kardeşim gibi bişey oldu hatta :')

9.İlk yatıya gittiğin arkadaşın?

Olmadı,pek de sevdiğim bir durum değil rahat edebileceğimi sanmıyorum kendi odam dışında bir yerde.

10.Bu sabah ilk kimle konuştun?

Babamla.Yüzmeye uyuduğum için gidemedim o da beni uyandırmıştı.

11.İlk katıldığın nikah veya düğün?

Hatırlamıyorum.

12.Gittiğin ilk konser?

Sayılır mı bilmiyorum ama yol kenarından Anamurda,iskelede olmalı,İbrahim Tatlısesi izlemiştik.Tam bir DRAM.

13.Kırılan ilk kemiğim?

Şükürler olsun ki olmadı.

14.İlk piercingin?

Yok.Septum olsun isterdim.

15.İlk yurtdışı seyehatin?

Olmadııı :/

16.İzlediğin ilk film?

Çizgi film olan Bambi.Hala hayranım o hikayeye,hala duygulanırım ve unutmam.

17.Okulda aldığın ilk ceza?

Olmadı.

18.İlk oda arkadaşın?

ABİMM

19.Aldığın ilk ders?

5. sınıfta dershaneye gittim bir dönem normal dersler falan,ilk okuldan farklı ders yerim oraydı.

20.İzlediğin ilk youtube kanalı?

2 yıl önce Sergül Kato


işte böyle.Birilerini etiketlemem gerekiyor sanırım ama serbest bırakacağım bu sefer.İsteyen Umut Durakları beni etiketledi deyip yazısını yazsın,okuruz ^^