Saturday, December 31, 2016

2016'ya Yazı,2017'den Beklentiler 🎄❄️


 Sonunda bu yazıyı yazmaya başladığım için aşırı mutluyum!

Hatırlıyo musunuz? Doğum günümde annemlerle bir kafeye gitmiştik ve oturduğumuz masa hiçbir şekilde planlamadan girdiğim yaş olan 16 numara çıkmıştı.Ben de blogda ''Ya çok iyi şeyler olacak ya da çok kötü...'' onun gibi bir şey yazmıştım.Öyle böyle bir anlam yüklemiştim.Hislerim ve masa numarasının verdiği işaret yerini buldu,2016 benim için mücadelenin senesi oldu.

Ülkedeki moral bozucu bir sürü olay,kendi hayatımla ilgili kararlarım,derslerin yoğunlaşması ve artık kendimi çok daha fazla liseli hissetmem,izlediğim bir sürü film-animeler ve tanıştığım için delilercesine mutlu olduğum kitaplar..hepsi 2016 yılının minik parçaları oldu benim için.

Bir de taa 2016 başında yapılacaklar listesi yapmışım,anca yılın sonunda gördüm ve fark ettim ki RESMEN HEPSİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞİM.Onu da şuracığa yerleştirip motivasyonumu doruklara çıkarmak istedim ^^ :

A1 seviyesinde Japonca öğrenme. (Hatta A2 bile bitti)

Daha fazla anime-kitap-film (Hiç olmadığı kadar fazlaaa!)

Küçük adımlarla daha donanımlı ve güzel bir blog. (Tasarım işleriyle ilk kez bu yıl uğraştım.)

Mektup arkadaşı edinme (Hanna ile tanışıldı ♥)

İkinci yazılılarda başarı 10. sınıfa sağlam adımlar (Bu yaşandı!)

Yüzmeye devam etme daha profosyonel yoga (Yazın yüzmeye devam ettim ama yoga çok nadir yaptım.Fakat yine de profosyonel hissedebiliyorum.)

Uzaktaki sevdiğim insanlarla buluşma. (İzmir! ♥)

Tübitak Projesi gerçekleştirme. (Gerçekleştiriliyor,2017'ye sarkacak gibi.)


Evet işte böyle.İnsanlık için minicik olabilecek ama benim için fazlasıyla önemli hedeflerimdi.Şükürler olsun ki gerçekleştirebildim.Darısı yeni hedeflerin başına.

2017 için ''yapmak istediğim şeyler'' biraz bulanık.Galiba yeni aldığım planner'ın yine ilk sayfasına ekleyip 2017'ye veda ederken de blogda gerçekleştirdiğim kadarını paylaşırım :)


Bu yıl bana eşlik edecek planner.Bir hevesle bu sefer de kendim hazırlamaya karar verdim.


Beklentilerim yok değil ama.Mesela artık huzurlu bir ülkede yaşamayı bekliyorum,istiyorum,diliyorum.İnsanları daha az dert etmeyi planlıyorum.Kendime önem vermek,dinlemek istiyorum.Sürekli insanların mutluluğu için kendimden ödün vermemeyi umuyorum...bla bla bla.

Geleceği ve geçmişi bir kenara bırakırsak bugün de aslında mükemmel bir gün.Çanakkale karlı! Geçen yılbaşı da sabah uyandığımda her yeri bembeyaz görmüştüm.Aşırı derecede mutlu edici bir şey değil mi? İçimden bir ses ''işte şimdi gerçek bir yılbaşı'' diyor..hep küçükken izlediğim noel temalı filmlerden kalıntı bunlar.

Akşama annem güzel bir yemek hazırlayacak ve daha sonrasında salondaki orta masaya abur cuburları yığıp televizyon-film izleyeceğiz.Belki oyun da oynarız.Saat 12'ye gelince de Pınarla deli gibi çıldırıp ışıkları kapayıp açacağız...klasik ama hep güzel bir yılbaşı rutini.

Umarım yeni yıl hepimizin hayatlarına ilaç gibi gelir.Kalpteki yaralar iyileşir,hedeflerimiz gerçekleşir ve sağlımız yerinde olur.

Bloğumu okuyan,fikirlerime değer veren herkese bu yıl da benimle olduğu için teşekkür ederim.

Musssssssssssssssssssmutlu yıllar

xoxoxo




Bugünden.


Bu yıldan sonra fotoğrafımız.







Friday, December 23, 2016

Hayatta Gibiyim - Günlük Kıvamında


   Yaklaşık iki haftadır bir kelime yazmadım buraya.

Geçen hafta deliler gibi hastaydım.İlk boğazlarım ağrıdı sonra ayağa kalkacak halim kalmadı,ağzımın tadı gitti.Yazılı haftasının öncesiydi bir de..full yattım.Bunun yanında psikolojik olarak da aşırı berbattım.İstisnasız her şey kötüye gidiyo gibiydi.Gibiydi değil hatta gitti yani bildiğiniz.

Bu hafta da ilk yazılı haftasıydı.Beklediğimden iyi geçti hepsi.Öncekiler kadar çalışmadım hiçbirine halbuki.Çünkü gerçekten 0 enerjiyle günleri tamamlamaya çalışıyorum.Hani uyku problemim var diyen ben var ya resmen saat 22.00'da yatağa giriyorum ve beş dakikaya da horlamaya başlıyorum artık...

Küçük joe bir ara ülke gündemi için ''görünmeyen el'' benzetmesi yapmıştı.Her şeyi bozan görünmez bir el.O el yine uğramaya başladı hayatlarımıza.Özel hayatımda her şey iyiye gidiyo diyelim sonra istemeye istemeye ülkede olan berbat bir olayı daha öğreniyorum..hop kocaman bir tokat. ''Mutlu olamazsın Türkiye'de yaşıyosun,gerizekalı.'' denilmiş gibi hissediyorum.

Her şey daha iyiye gitmek zorunda bence artık.Öyle ya da böyle bir şeyler düzelmeli artık...geçen Hanna ile Beşiktaşta olan patlamadan sonra konuşuyorduk,bana aynen şöyle dedi ''Keşke ailen ve seni Polonya'ya alabilseydim.'' garip bir eziklik psikolojisine girdim.Kendimi kanıtlama isteği geldi.''Aslında Türkiye böyle bir ülke değil,güzel yerlerimiz çok.'' tarzı bir şey yazdım sonra da ''Umarım her şey düzelir Hanna.'' dedim.Aslında bizim de hakkımız değil mi insan gibi yaşamak? Gelecek kaygısı olmadan sudan sebeplere ülkece üzülüp kahrolabilmek? 

Elime bir megafon alıp ülke çapında haykırmak istiyorum.''SESSİZLİK..LÜTFEN''.

Politika yapmayı bloğuma yakıştırmıyorum,kendileri çok gereksiz bir şey,ama düşünmeden de edemiyorum yönetilmemizin hakkında.Düşünüyorum da noluyo ki? Sinirlerim tepeme çıkıyo.Haksızlıklar kanıma dokunuyo.Geleceğim olacak mı? korkusu vücudumu sarıyo.

Hani ben hep böyle savaşta olanları anlatan çocukların kitaplarını okuyorum ya kendi kendime kurgular kurmaya başladım.Çok uzak değilsin Anıl,o çocuklar da eminim başkalarını bu şekilde okuyordu...of çok korkunç.Savaş,kan,ölüm...cesur değilim onlarla yüzleşebilecek kadar.Eğitimimi alıp avukat olmak dışında bir şey istemiyorum,düşlediğim uçuk hayalleri de geçtim yani.....zaten kim ister,diler ki savaşmayı?

Şuan ciddi ciddi not defterime bir şeyler karalıyor gibi hissediyorum.Kafam karışık.Yazım en çirkin halinde.

Yılbaşına çok az kaldı.Abim eve gelemeyecekmiş,finalleri cart curt var.Bu yılbaşı adına çok ama çok güzel şeyler yapmak istiyorum.Her yaşadığımız saniye kıymetli ve hatırlanmaya değer.Zor bir yıl atlattık,atlatmaya devam ediyoruz...altı rakamı koca bir 7'ye dönüşsün artık...kötülüklerini de alarak gitsin...



Geçen AVM'ye gittiğimizde her yerin ışıl ışıl olduğunu gördüm...Nasıl güzel hissettim anlatamam...sevdiğiniz şeylere bol bol odaklanın bu aralar.Sömürün onlardaki pozitifliği...

Saturday, December 10, 2016

Klasik Ben - Günlük Kıvamında 🍃


Dünyanın en bitmek bilmeyen haftası da geldi geçti.

Bu hafta tam tamına öyleydi.Resmen zaman geçmiyor gibi hissettim.Özellikle Perşembe günü...Perşembe günlerini hiç mi hiç sevmediğimi söylemiş miydim? Böyle ne en baş ne en son.Üzülsem mi gülsem mi belirsiz,şapşal geçen bir gün benim içim.

Cuma günü güzeldi.Bizimkilerle noodle yemeye gittik sonra da sıcak çikolata içtik.Dünyanın en anlamsız sıcak çikolatasıydı.Birincisi SOĞUKTU ikincisi Americano getirir gibi minicik fincanda gelmişti.Çaktırmadık ama yine hayallerimiz yerle birdi...yine de kapalı havada bir kafede oturmayı,sohbet etmeyi hiçbir şeye değişmem; zevk almaya baktım.

Bugün ise düne göre çokkk sıkıcıydı.Sabahtan akşama kadar evde tektim.Fark ettim ki artık evde tek olmayı seven biri değilim.Aslında ilerde kendi evim falan olsun çok istiyorum.Her şey benim zevkim,benim yaşam alanım.Çok büyüleyici.Ama ailemleyken de birilerinin evde olmasını istiyorum.Karnım acıktığında ne yiyeceğimi bildiğim halde anneme bir gider ''Ne var yemek olarak yağğ?'' diye yakınmazsam OLMAZ annem de hep aynı şeyi der ''Buzdolabını aç,bak.'' klasik ama eskimezzz.

Okulda felsefe hocamız,aynı zamanda sınıf öğretmeni,bir yarışma düzenliyor.6 Kelimeli bir cümlede hayatını anlatacaksın.Dediği günün gecesi saat ikiye kadar düşündüm.Geceleri düşünüp düşünüp kurgular yapa yapa geç saatlere kalmaya devam ediyorum anlayacağınız.Üç tane cümle buldum.Hocaya vereceğim biraz daha düzeltip.Hoca da seçtiklerini Kafa dergisine yayınlanması üzerine gönderecekmiş.Fena mı olur şöyle benim hayatımı anlatan bir söz yayınlansa o.O

Bakın noldu...perşembe olsa gerek,bumerang var ya şu reklam falan verilen yer.Hıh işte ordan ilk kez reklam aldım.Ama yayınlamadım.YOLO reklamı diye arabalı ciddi middi bir şeydi.Cıks diye burun kıvırdım.UMUT DURAKLARI yazan yere araba reklamı absürd dururdu.Hem bana bakan da yok reklam amacına ulaşmaz dedim.Onlar da tabi biraz kırıldı(!)

Aşırı aşırı bir şeyler anlatıp lafı uzatasım var ama dert yanmak istemiyorum.Çünkü mesela burada dert yanıyorum sonra gece uyurken mantıklı geliyor ama sabah uyanıyorum diyorum ki ''abarttın,komik duruyosun.'' sonra öğlen tekrar o moda giriyorum...aşırı aşırı karışığım bu aralar.

Psikiyatrist'e gitme gibi bir planım var.Annem randevu alacaktı hatta,sormadım.Şükürler olsun ki herhangi bir tedavi olmam gereken psikolojik bozukluğum yok ama konuşmak istediğim şeyler var her insan gibi.Bunu bir kere de hiç tanımadığım,insan psikolojisi üzerine belgesi olan biriyle gerçekleştirmek istiyorum.Belki de bir kez konuşmam yeter,belki hiç beğenmem bir daha da gitmem.Göreceğiz,merak ediyorum.

Mutlu hafta sonları.
                                                                                         






                      Instagram: TIK



''Eat-Pray-Love'' dan yaptığım alıntının sonunda quote şeklinde hoş bir halini buldum.Harfi harfine kendimden bir şeyler buluyorum her okuduğumda.

Sunday, December 4, 2016

Yeni Yıl Heyecanı,Monoton Hafta,Başardım! - Günlük Kıvamında 💨



  İlk defa bu kadar geç haftanın güncesi yazıyorum.Aslında yazmayacaktım ama sonra içimden bir ses ''yazmalısın'' dedi.Ona uydum bakalım.

Bu hafta aşırı tembeldim.Neden bilmiyorum ama o kadar yorgunum ki bu sıralar sabah beni kaldırmak için denemedikleri tek şey göz kapaklarımı açıp bantlamak oldu.Saat 7'de alarm kuruyorum ancak yataktan 7.30 gibi çıkıyorum.Okulda da bulduğum yerde gözümü kapatıp şekerleme yapmaya çalışıyorum.Öyle işte,bu hafta mayış mayış dolandım ortalıkta.

Japonca'nın A2 bitirme sınavını yaptık.Huh.Güzeldi sınav sadece bir yerde kendime çok güldüm.Hiragana'da ''mu'' yazmayı unutmuşum.Kelimeyi romaji yazıverdim.Sınavdan çıktığım dakika aklıma geldi.Olsun artık o da ya.Japonca öğrenmeye devam ediyorum,haftanın güzel haberi bu.Hem de aynı hocamla ^-^


Artık bizim de ''Black'' cafe'miz var.Instagram'da o kadar görüyordum ki şu markayı annemle taa yazılılar başlamadan önceki hafta sonu gittik.Aman aman mükemmel değildi,normal bir Latte.Galiba benim beğenmem için adının kahve olması yetiyor *-*


Geçen hafta bizimkilerle dışarı çıktık.Sonbaharı resmen hissettim.Bir şehrin en huzurlu olduğu zamanlar.Benim için güzel havanın tanımı.



Yılbaşı da yaklaşıyoooor! Resmen Aralığa girdik.Şimdi 2017 ajanda arayışındayım.Aşırı mutlu oluyorum yılbaşı günleri....Hani doğum günümde 16 numaralı masaya oturmuştuk ya? İşe yaradı.Anlatacağım bir sürü şey var....yılbaşı temalı yazıya saklıyorum.

görüşmek üzere

çav.

Saturday, December 3, 2016

Yazılı Haftalarını Sakin Geçirebilme Önerileri ☕✨



İkinci yazılılar gelmeden önce yazılılarda başarılı olmanın öncelikle adımı olan ''sakin kalabilme'' adına bir şeyler karalamak istedim.

Ne kadar çalışırsanız çalışın sınav haftalarınızda sakin olamadığınız sürece mutsuz olacak ve yapabileceğiniz şeyleri yapamıyormuş gibi hissedeceksiniz.Benim bu sakinliği sağlayabilmek için kendi adıma yaptığım ve sizde de işe yaracağını düşündüğüm şeyler var.

Listelemeye başlayalım!



  • Negatif insanlara ve içsel düşüncelere yer yok: Yazılı haftasında özellikle gün içinde duyduğumuz tipik insanların cümleleri vardır.''Sınav çok zor olacakmış-of yapamayacağııımmm-düşük alıcaaaz.'' hepsine kulaklarınızı kapatın ve negatif insanları motive etme gibi bir çabaya girmeyin.Negatifliğe bu hafta baya bir kapalı olun.Yapabildiğiniz kadar güzel,mantıklı düşünmeye bakın.
  • Yağlı yiyeceklerden kaçının,daha sağlıklı besinler! : Bu aralar git gide beslenme düzenime şekil vermeye başladım.Fark ettim ki sadece canım sıkıldığı için yediğim abur cuburlar hem israf hem de cildime zarar.En azından bu haftalarda daha sağlıklı ve doğal beslenmeye önem verin.Daha fazla su,evden getirilmiş meyveler-beslenmeler vs. sizi daha mutlu hissettirecektir.Özellikle çikolata paketi gibi satılan müsliler ara öğünler için mükemmel olacaktır.Şans verin derim.



  • Dramaya ara verin! : Kafanızı kurcalayan şeylere ufak bir mola.Küçük şeylere odaklanmak yerine ders kitaplarını tercih edin.Bir şeyler başardığınızı hissettikçe dertlerinize karşı çok daha öz güvenli olacak ve onları alt edeceksiniz!


  • Dikkatinizi dağıtan şeyler illa ki yok olmak zorunda değil : Evet aynen öyle.Telefon bağımlısı olduğunuz için bir anda yazılı haftası gelince kaldırmayın.Eğer gerçekten hayatınızdan az da olsa çıkarmak istiyorsanız bu yavaş yavaş gerçekleşmeli.Mesela gün içinde telefonla uğraştığınız saati hesaplayın ve sonra yazılı haftası bunu yarısına indirmeye çalışın.Her zaman inandığım gibi,önce minik adımlar.


  • Klasik müzik ruha iyi gelir! : Bunu yeni keşfettim.Yazılı haftası boyunca neredeyse sadece spotifydaki ''Studying with Classical Music'' playlist'ini dinledim.Ben kulaklıkla dinledim ama size tavsiyem hoparlörden arka fonda gibi vermek daha hoş olur.Klasik müzik gerçekten insanı iyi hissettiriyormuş.Ayrıca diğer study playlist'lerine de göz atmanızı öneririm.

  • Derin nefes al-ver! : Sınav öncesinde yapılabilecek en güzel şey.Derin bir nefes alıp sakince vermek ve şunu düşünmek ''Emek verdim ve bunu yapabilirim.Her şey yolunda gidecek.'' 










xoxox çalıştığınız her konuda emeklerinizin karşılığını almanız dileğiyle xoxox









Friday, December 2, 2016

Harry Potter ve Lanetli Çocuk - Kitap 🌌


 Sonunda ben de okudum!!!

Pazartesi günü havanın yağmurlu olması beni aşırı derecede kitap okumak için gaza getirdi .Okulda, teneffüslerde ve boş derslerde kitaba gömülmeye itti.Geçtim en köşedeki sıraya,açtım pencereyi,kahve ve yağmur sesi eşliğinde Harry Potter'ın 8. kitabı olarak sayılabilecek bu kitabın kalan yarısını da hızlı bir okumayla hopp mideye indirdim :')

Kitabı almadan önce hakkında bir şeyler öğrenmiştim..keşke öğrenmeseymişim birazcık-cık heyecanı kaçtı açıkçası.Zaten çok da fazla umudum yoktu alırken; hem Harry Potter'ı devam ettirme fikri bana tadı kaçırır gibi gelmişti hem de tiyatro metni oluşu alışık olmadığım bir şeydi.Fakat yine de beklediğimden çok daha güzel çıktı.

Kitabın konusu Harry ve Malfoy'un oğulları Albus ve Scorpius arasındaki dostluğu,beraber giriştikleri ''zaman makinesini kullanma'' macerasını anlatıyor.Evet baya bir özetleyerek böyle bir cümlede toparlayabildim.Sayfa sayısı fazla gözükse de tiyatro metini şeklinde yazıldığı için okuması gayet kolay,açık ve hızlı oluyor.Konu da çok dallı budaklı değil dolayısıyla.

Albus karakterini inanılmaz sevimsiz Scorpius'u da bir o kadar ''doğru'' buldum.Merak ediyorsanız benim tüm seride en sevdiğim karakter: Hermione Granger.Hermione'yi kitapta her gördüğüm replikte tekrar tekrar okudum.O kadar özlemişim ki onu kafamda canlandırmayı :') Çalışkanlığı,cesareti,fikirlerini savunuşu ; benim için sonsuza kadar olmak isteyeceğim bir idol.

Kitapta sevmediğim tek bir şey oldu.O da karakterlerin fazla basit işleniyor oluşu.Özellikle bizim alışık olduğumuz karakterlerin.Mesela Ron.Sürekli salak salak cümleler kurdurulmak zorunda değildi ya da sürekli şapşal biri olarak yansıtmak anlamsız.Belki de tiyatro oyunu olduğu için bu şekilde çünkü sonuçta izleyiciye belirli bir süre içinde olayları yaşatmak,karakterlerin en belirgin özelliklerini yansıtmak zorundalar ki beğenilebilsin...Yine de cıks yani kitapta fazla göze batırıyor...

Serinin önceki kitapları kadar zevk alamayacağınız (HERHALDE!) öldürmez de güldürmez de tarzında bir kitap.

Kafa dağıtmak,merak gidermek için şans verilebilir.



İç çektiren bölüm.

🌻


Saturday, November 26, 2016

Elli Bin Okunma,Rahat Bir Hafta Sonu - Günlük Kıvamında ☕


 Sonunda yazılılar bitti.Zihnim hala ezberlediğim şeylerle dolu,dün geç yattım bugün de geç kalkınca allak bullak hissediyorum.

Her dersin yazılısından sonra ''garipti'' dememe rağmen neredeyse hepsinden yüksek notlar aldım.Aslında bu benim için gerçekten garipti çünkü normalde bir sınavımın kötü geçtiğini hissediyorsam kesinlikle kötü gelir.Bu sefer tam tersi gerçekleşti.Aslında bu daha da mutlu ediciymiş..beklenmeyen güzel şeylerin olması falan.

Güzel bir haberim var beni hafta ortasında delicesine mutlu etti!! Hanna'ya mektubum ulaştı.Evet tam tamına 1 ay sonra.Neden bu kadar geç oldu bilmiyorum.Hanna öncelikli mail olarak göndermelisin dedi.Bundan sonra bizzat kendim postalayıp öyle yapacağım.Biraz daha ulaşmasaydı kafayı yiyecektik ikimiz de.Çok şükür ki beğendi mektubumu.Gönderdiğim quote'lu kağıdı odasına asacakmış hatta :')

Güzel bir diğer şeyse blogda elli bin okunmayı geçmişim.Blogger güncelleme yapmak için benim elli bini geçmemi beklemiş sanki.Sevdim yeni sistemi ama hala yorum kısmı gıcık edici.Şöyle yorum geldiği an bildirim gibi bir şey gelse fena olmaz sanki.Çok yorum aldığım da yok ama güzel olabilirdi.Umarım o da eklenir bir başka güncellemeye.

Yılbaşı yaklaşıyoooor!! Hatta yabancılar başladı bile yılbaşı ağaçlarını süslemeye.Yılın sevdiğim iki günü var: Yılbaşı ve Doğum Günüm.İkisini de mükemmel geçirmeye çalışıyorum.Çünkü ikisinin de özel olduğuna inanıyorum.

Yılbaşının özel oluşunun sebebi şu.Hangi dinden hangi inanıştan olursanız olun sonuçta dünya olarak koskoca bir yılı iyi kötü yaşadık.Sanki bir kitabı bitirmişiz gibi.O gün son sayfaları okuyup rafa kaldıracağız.Ertesi günse yepyeni bir kitabın ilk sayfasını açacağız.Heycanlandırıcı değil de ne?!!

Doğum günleri ise yılın bir günü gerçekten sevdiğimiz kişinin varlığını kutlamak gibi.Sonuçta her gün onu sevdiğimizi gösterebiliriz ama o gün o 1 yıl daha bizimle yaşadı,bizimle birlikteydi.Ve bence bu da kutlanılası.

Yazılı haftasından dolayı kitap okuyamadım.Aslında istesem Harry Potter'ı bitirebilirim ama galiba Kırmızı Pazartesiyi tekrar okuyacağım.Taa hazırlık sınıfındayken okumuştum,edebiyatçı sınav yapacakmış o kitaptan.Açıkçası birkaç istisna dışında okuduğum kitapları tekrar okumayı,izlediğim filmleri tekrar izlemeyi koca bir zaman kaybı buluyorum.Milyonlarca okunacak kitap-film var neden zamanımı aklımda kalanlara harcıyayım ki?

Öyle işte.Bu hafta sonu olabildiğince rahat geçecek.Zaten üç hafta sonra 2. yazılılar başlıyor...neyse unutalım onu ben dinlenmeye bakacağım şu anlık.Bugün bol bol dizi-film-youtube takılıp yarın da bizimkilerle buluşacağım.

Bingo,gerçek;rahat bir haftasonu xoxoxox


Sunday, November 20, 2016

The Breakfast Club - Film 🍴☕


Dün bahsettiğim filmi izledim!!! 

80'ler 60'lar vs. dönem dizilerini,filmlerini,kitaplarını çok seviyorum.Günümüze kıyasla o kadar doğal ve içten ki; oyuncuların aşırı makyajları yok,kıyafetler şatafatlı veya marka olmaktan kısmen uzak ve yaşanan olaylar tamamen gerçek hayattan alınmış.Olabildiğince duru.

Film birbirinden farklı 5 gencin aldıkları cezalar sonucu bir Cumartesi gününü sabahtan akşama kadar kütüphanede nasıl geçirdiklerini anlatıyor.Olaylar tek bir mekanda geçmesine rağmen diyaloglar fazla olduğu için aşırı monoton gelmiyor.Gençler liseli olunca sorunlar,konular,sohbetler de ergenlerin genel problemlerinden oluyor.Ailelerle kavga,ilişkiler,başarısız olma korkusu,psikolojik problemler.Filmdeki her genç bu problemlerden birini temsil ediyor gibi.Yani bu gençlerden birinin sizi yansıtıyor olma ihtimali yüksek!

İşin garip tarafı daha dün içsel problemlerimden bahsedip ardından bu filmi izlemiş olmam.Sayesinde gece yatmadan önce uzunca bir düşündüm.Gençliğimi nasıl geçirdiğimi,Türkiye'de gençliğin şuanda nasıl olduğunu ve diğer ülkedeki gençleri falan...Biliyor musunuz? bence aşırı bariz fark yok.Genel olarak problemlerimiz ortak ama çözüm yollarımız tamamiyle farklı.İşte bu da bizi farklı kılan şey zaten.Filmden bu mesajı da kendi payıma çıkarabildim.

Elde bir kupa kahve , ince bir battaniyeye sarmalanarak izlenebilecek samimi bir 80'ler filmi.Gönül rahatlığıyla öneriyorum :')

''Büyüdüğünde kalbin ölür.''


John-Andrew-Allison-Clarie-Brian : THE BREAKFAST CLUB!


Saturday, November 19, 2016

İlk Yazılı Haftası,Haftasonu,Özgüvensizlik? - Günlük Kıvamında 🍃


 Huh.

İlk yazılı haftasını atlattım.Genel olarak beklediğimden iyi geçti hepsi.Bu sefer geçen yıla kıyasla daha rahattım ve pozitif kalabilmeyi becerdim.Sürekli kendimi kötüye hazırlamanın aptalca olduğunu fark ettim çünkü aslında sürekli kötüye hazırlanarak kötüyü çağırıyormuşum...nys...

Hafta sonlarını gerçekten çok seviyorum.Okulun olmaması bir kenara kafam özellikle Cumartesi günü nasıl rahatlıyor anlatamam.Hem önceki gün istediğim saatte uyumuş hem de tüm günü kendime ayırabiliyor oluyorum.

Mesela bugün hem ders çalıştım hem dizimin kalan bölümlerini izleyip ilk sezonu bitirdim (Sense8-mutlaka izleyin!!!) hem de şuan bir film izlemeye hazırlanabiliyorum.Haftaiçi okul-ev okul-ev yapan biri için bu bir HOBİDİR.İNANILMAZDIR.MUTLULUKTUR.

Hafta sonlarını sevmemdeki bir diğer sebep ise genel olarak evdeyim.Neden bilmiyorum ama bu aralar acayip kasıyorum kendimi dışarda.Sanki hiçbir şey artık bana uyumlu gelmiyor gibi.Giydiklerim,yazdıklarım,konuşmalarım beni yansıtmıyor gibi.Özgüvensizlik mi denir buna bilmiyorum.Örneğin içimde iki kişi var gibi hissediyorum.Bu karakter açısından değil yani yine aynı Anıl tek ruh ama kişiler farklı.Çok fazla zıt şeyi çok sevdiğimi gördüm.En basitinden bazen aşırı derece pozitif oluyorum ama ertesi gün aynı şekilde realist olmayı savunuyorum ve ikisine de gerçek anlamda inanıyorum.Sonra yine en en basitinden bir gün Instagram konseptimden nefret ediyorum ertesi gün ''bu beni yansıtıyor'' diyorum.Ergenlik galiba yine ama bilemiyorum.Bu seferki farklı sanki: bu sefer bunun farkına üzülerek varmadım,sanki uzaktan bir göz olarak kendimi görmeye başladım.

Ve belki yukarıdaki paragraftaki fikirlerim yarın sabah çok saçma gelecek.''Bu beni yansıtmayan bir yazı'' diyeceğim..Bilmiyorum..ya da içimdeki diğer Anıl bilmiyor..ya da öbürkü..

Bu hafta Veda diye bir film izledik okulda.Baya popülermiş zaten,Atatürk'ün hayatı anlatılıyor.Fikriye Hanım'a delicesine üzüldüm.Atatürk'ün hayatında böyle bir trajedinin olduğunu bilmiyordum.Hoop ordan günümüze dönerek bir şey söylemek istiyorum.Bence ilişkilerde eğer ortada kıskançlık,üçüncü kişi diye muhabbetler varsa suçlu o üçüncü kişi veya kıskandığınız kişi değildir.Suçlu tam olarak sevdiğiniz kişidir.İsterse dünya mükemmel aldatıcı ve aşırı kötü olsun ki öyle,sizin yanınızda buna rağmen durabiliyorsa ''seviyordur.'' Haksız mıyım?

Pof...

Ha bir de aslında bu haftanın bombası çok farklı.Yeni yasa tasarısı falan...bir şey söylimi cidden hiçbir şeye şaşırmıyorum.O kadar normal geliyor ki bunu söyleyebilen insanlar(varlıklar),o kadar yani.Bu dönemde yaşamayı gerçekten dilemezdim.Şöyle 80'lerde falan genç olmak o kadar cazip duruyor ki.. filmler,kıyafetler,insanların modernliği,kibar kibar pozları.Yaşamadan özlüyorum o dönemleri,ilginç bir his.

Neyse, hafta sonumun müko rutinini tamamlamak adına şimdi bulduğum filmi izliyeceğim adı ''The Breakfast Club'' 85 yapımı.Aslında adını çokça duymuştum ama izlemeye üşendiğim zamanlara denk gelmişti.

Şimdi tam film izleme kıvamında her şey; sıcak bir fincan çay,karışık bir kafa ve cevap aranan içsel problemler.

ÇAV.





Abimle o gitmeden bir gün önce Annemin favori kahvecisine gitmiştik.

Şuan okuduğum kitap: Harry Potter ve Lanetli Çocuk 

(Beklediğimden iyi ilerliyor.)









03.05.2015 Bahar Şenliğinden kalan bir fotoğraf.

O bitkiler şuan anı defterimde.

:')

#tb


Instagram: hopefulsalad

Sunday, November 13, 2016

Eat,Pray,Love - Film 🌈


  Geçen hafta ''Bu filmi daha önce nasıl izlememişim?!'' dediğim bir filmi daha izlemiş oldum!       

Ye,Dua Et,Sev.

Film tam olarak bu 3 eylemi anlatıyor.Yaşadığı kötü ilişkiler ve yolunda gitmeyen işler sonrası depresyona giren bir kadının varını yoğunu satarak giriştiği macera işleniyor.İlk durak İtalya.Liz burada bir arkadaş grubu edinir ve İtalyanca öğrenir,İtalyan yemeklerinin tadını çıkarır.Filmin en deli dolu sahneleri bu bölümde geçiyor.Liz İtalya'nın en ücra köşelerinin birinde çok güzel ve beni etkileyen bir şeyden bahsediyor.

''Romada gördüğüm en sessiz,en yalnız yerlerden biri.Şehir yüzyıllar boyunca etrafında büyümüş genişlemiş.Sanki bırakmak istemediğin değerli bir kalp yarası gibi,acısı iyi hissettiriyor.Hepimiz aynı kalmak için bir şeyler istiyoruz.Değişmekten korktuğumuz için mutsuzluğa razı oluyor,giderek yıkılıyoruz.Sonra burda etrafa baktığımda kaosun bugüne dek geldiğini,dönüştüğünü,yandığını,yağmalandığını; sonrasında kendini ayağa kaldıracak bir yol bulduğunu gördüm.Ve bir şeyi anladım belki de hayatım o kadar kaotik değildi,belki de dünya böyleydi ve ona bağlanmak tek gerçek tuzaktı.Harabe bir lütuf.Harabe değişime giden yol...'' (Üşenmeden filmin o partını tekrar izledim...huh :'))

İtalya'da son akşam yemeği davetinden sonra da 1 yıl kalmak üzere Hindistanda bir meditasyon kampına katılıyor.(Bu kısımlarda aklıma küçük joe geldi :'D) Burada ruhundaki kendini,iç huzurunu bulmak için çabalıyor.Fakat ilk başlarda yine hüsrana uğruyor.Ve devamında klasik bir drama filmindeki gibi güzel şeyler olmaya başlıyor.

Aslında filmin kilit noktası ilk başlarda ama spoiler olmaması için cımbızla çeke çeke anlattım.

Filmin bir çekici tarafı da Julia Roberts gibi yetenekli bir oyuncunun başrol oluşu.Özellikle drama filmlerine bu kadının aurasının felaket yakıştığını düşünüyorum.

Kendinize benim yaptığım gibi güzel dersler çıkarabileceğiniz,sakin bir yaklaşık iki saat geçirebileceğiniz iç ısıtan bir film.Kesinlikle öneririm.



Friday, November 11, 2016

Odaklan,Sakin Ol,Üstesinden Gel - Günlük Kıvamında 🌾


 İhtiyacım olan her şeyi kendime komut verircesine başlığa yazdım sanki.

Yorucu bir hafta daha geldi geçti.Güzel miydi kararsızım ama çoğunlukla verimli geçti diyebilirim.Haftaya yazılılarım başlıyor ve soluksuz geçecek bir 2 haftayı kapsıyor.Bu sene bana göre geçen seneden daha zor dersler.Daha doğrusu zor değil ama böyle daha karışık daha mantık gerektirici cinsten.Mesela bir Osmanlıca dersi var ki hiç sormayın.Zerre sevmedim.Sosyal Bilimler olduğumuz için iki yıl zorunlu bir de,bir ucundan sevmeyi denesem iyi olacak sanki...Bir de Biyolojiden çekiniyo gibiyim.Anatomik şeyleri görüyoruz bu sene ve çok gıcık hepsi.Tıbbi tıbbi terimler falan..KAPA ÇENENİ ANIL..burada ders konuşacak kadar da kafayı yemedim.şükür. ♥


10 Kasım günleri size ne hissettiriyor bilmem ama benim kalbime ince bir örtü giydiriyor gibi hissediyorum.Atatürk'ün bedenen ayrılışının anıldığı günde bizim sınıfımız çok güzel bir oratoryo sergiledi.Gerçekten sinema filmi izlemiş gibi hissettim bittiğinde.Hani böyle salonda pür dikkat durursunuz sonra gün ışığına çıkınca saat kaç? az önce neler hissettim öyle? şapşallığı yaşarsınız ya.Tam olarak o cinsten sevdim,sınıfımla gurur duydum.Aslında böyle etkinliklere hep katılmak istiyorum ama galiba sahne için fazla utangacım.

Abim geldi ve onun gelmesiyle evde tam bir yaz havası oluştu.Bilgisayar benim çalışma masasında; abim diğer masaya kuruldu.Küçücük odamda bir kişiyle gelen insan kalabalıklığı.Normalde düzenleme çabasına girerdim ama şuan hoşuma bile gidiyo.Ruhen rahatladım.Okulu yokmuş gibi hissettiriyor :&

Perşembe okuldan eve geldiğimde Annemle verdiğimiz kitap siparişleri gelmişti.Annem 40 ben 16 yaşındayım ama kitap görünce sevincimiz çocuk gibi oluyor :') Ben Harry Potter'ın 8. kitabı ve Virgiana'dan Mrs.Dollway'i aldım annem de 6-7 tane Stefan Zweif kitabı aldı.Beraber okuyacağız Zweig'in kitaplarını.İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar kitabından sonra sevdim yazarın üslübunu vs.

Başka diyecek bir şeyim?

Hıh.yeni animeye başladım geçen haftasonu adı Trinity Seven..konusu falan belki daha sonra bahsederim ama fena değil izlemeye değer.Bakın derim.

Öyle işte.Şimdi bu hafta sonu ve önümdeki 2 hafta için üç tane şeyi yapmaya ihtiyacım var:

Odaklanmaya,sakin olmaya,istediğim şeylerin üstesinden gelmeye.

Bol şans dileğinizden,duanızdan,güzel enerjilerinizden bir tutam alırım!^^








  ''Büyük Atatürk!

   Seni anlayan ve seven bir gençlik,

   Her zaman var olacaktır.''

   INSTAGRAM: HOPEFULSALAD







Friday, November 4, 2016

Yorucu Haftalar ve Duygu Bulantıları - Günlük Kıvamında 🍁


 Sonunda bir şeyler yazabilecek vakit ve sağlam bir ruh halimi bulabildiğim için çok mutluyum!

Ekimin son haftaları hayatımda unutamayacağım kötü bir tecrübe edindim.Şimdi hiç anlatıp kafamı bulandırmak istemiyorum ama kötü bir şeydi işte.Bununla birlikte yorulmanın diplerini gördüm.Aman okul kursları aksamasın aman Japoncadan eksiğim olamaz falan derken fiziken bittim.Bir de bunun yanında garip yeni bir beslenme düzenim oluştu.Böyle paketli olan şeylerden iğrenmeye başladım,çikolata da dahil.Porsiyonlarımı baya bir az tutmaya başladım çünkü bir iki lokmaya doyuyordum vs. vs.Benden beklenmeyecek bir düzene sahip oluverdim.Şuanda da o kadar sert olmasa da etkisi devam ediyor.

Ekimin buldozer gibi üzerimden geçmesinden sonra Kasım ayı sakin başladı.

Kendimi biraz başarısız hissediyorum ama.Ne konuda ve neden böyle hissediyorum tam kestiremiyorum aslında.Bu başarısızlık akademik vs. de değil.Sadece öyle hissediyorum.Sanki böyle bir şeyler için çok çabalıyor ama asla sonuca varamıyor gibi görüyorum kendimi.

Bu hissimi haftaya Perşembe sonlanacak olan Japonca kursumu düşünerek bastırmaya çalışıyorum.İç seslerim yine konuşuyor: ''Aptal şey böyle hissetmen saçma! Baksana Japonca A2'yi bitireceksin,sayılı günün var.Hem de bu işin altından okul döneminde başarıyla kalktın!'' diğeri bu pozitiflik fışkıran düşünceyi bastırıyor ''Eee ne geçti eline?Öğrendin tamam ama unutacaksın ilerde.Bunun üniversite sınav dönemi de var.Ne uğraşıp durdun?'' bu sadece bir örnek olsun hislerimi somutlaştırmak için.Bunun gibi şeyler işte,Lana Del Rey'in Ride şarkısında geçen sözde dediği gibi:

''Zihnimde bir savaş var.''

Güzel şeylere uçuyorum o zaman,gözyaşları silinsin?

Hanna'ya mektup gönderdim! Çok tatlı oldu bence umarım o da beğenir.Güzel bir paragraf yazdım,kendi yazdığım birkaç sonbahar temalı quote'u içine koydum bir de John Lennon'lu kart sokuşturuverdim.Hasır rengi zarfla beraber acayip bohem bir havası oldu tam da arkadaşıma yakışır cinsten.Yanlız babam galiba öncelikli mektup olarak göndermemiş.Bu yüzden gitmesi uzun zaman alabilirmiş...tam bir hafta geçti bugün,dua edin sağ salim en erken vakitte varsın şu mektup!

İzlanda'da afs yapan arkadaşımla konuştum dün gece.Onunla her konuştuğumda yurt dışına açılma isteğim tavan yapıyor.Bir de şunu düşünüyorum,o kadar ırk var devlet var toprak sınırları var..neden var ki? keşke hepimiz aynı milletten devletten bir toprakta olsaydık diyorum.Böylelikle dünyanın her yeri bizim olurdu,gitmek için tonlarca belgeyle uğraşmak zorunda kalmazdık.Hatta bu tip bir görüşü savunan insanlar var sanırım.Cahilliğime verin tam dediklerini açıklamayazsam ama ''Ülke sınırları kaldırılsın.'' gibi bir ütopyayı savunuyorlar.Twitterde denk gelmiştim.Bana sorarsanız tam bir kaos olurdu..sanki şuanda değilmişiz gibi...

Daldan dala atlayarak bir yazının daha son satırlarına ulaştım.İki hafta boyunca içimi bu tür yazılarla dökmeyince saçmaladım gibi hissediyorum :/

Neyse artıkın.

Daha mutlu,güvenli ve huzurlu bir haftasonu diliyorum :')

Instagram: hopefulsalad


 
 







Friday, October 28, 2016

Siddhartha,Benliğe Yolculuk - Kitap




Garipliklerle geçen bir hafta içinde ''sağlam'' olarak nitelendirdiğim kitaplardan birini okudum.

Yine annemin kitaplıktan.Daha önce neden gözüme çarpmamış bilmiyorum.Çok da ünlüymüş halbuki.Adının Hindistan-Buddha vs. ile alakalı olduğunu hissedince okumaya karar verdim.

Kitabın konusu ünlü bir Hint destanından alınma.Siddhartha adlı bir gencin gerçek mutluluğa-hazza ulaşma ve kendini bulma yolundaki maceralarını,öğrendiği şeyleri gayet basit bir dilde öykü şeklinde anlatıyor.

Konu böylesine derin olunca sayfa aralarında uçsuz bucaksız düşüncelere dalmamak elde değil.Bana göre benliğimizi keşfetmek istiyorsak gitmemiz gereken bir yer yok hatta tam tersine durmamız gereken,kendi ruhumuzun sesini işitebildiğimiz bir yer var; Zihin.Onu dinlemek,istediklerini başarabilmek,yaşamı şekillendirmek.İşte gerçek mutluluğa ulaşmak,benlikle tanışmak benim için bu demek.Ruhun istediği gibi,özgürce yaşayabilmek.Başka bir deyişle içsel huzura kavuşmak...


Psikolojilerin yavaş yavaş anormalleştiği bu absürd yıllarda kendinize bu kitapla verimli zamanlar ayırıp,bir şeyler hakkında ciddi ciddi düşünmeye başlayabilirsiniz.

sevgiler.







Friday, October 21, 2016

İnternette Yabancı Arkadaş Edinme Yolları - Tavsiyelerim


Bir dili konuşabilecek düzeyde öğrendikten sonra bana göre yapılabilecek en güzel şey o milletten biriyle güzel bir arkadaşlık kurup pratik yapmakla beraber dostluğun farklı bir boyutunu tatmak.

Lisede hazırlığı bitirdikten sonraki yaz bu arayışın içine girdim.Araştırdım,denemeler yaptım ve sonunda bu penpal ya da net-friend denilen şeyin nasıl edinilebileceğini,kalıcı olmasını sağlanacağı hakkında fikirler edindim.

Öncelikle yabancılarla kolay iletişim kurabileceğiniz sitelerden bahsedeyim;

1.Tumblr:

Benim şuanki internet arkadaşım,daha doğrusu gerçek dostumla tanıştığım yer burası.Daha önce de birkaç internet arkadaşımla burada tanışmıştım.Fakat sadece şuanki uzun süreli oldu.

Tumblr'ı eminim ucundan kıyısından artık bilmeyen yoktur.Farklı farklı kültürlerin fotoğraf paylaşımlarıyla birbirini keşfettiği mükemmel bir nimet burası.En başta studyblr ve İngilizce olarak kullanmaya başlamamın büyük katkısı oldu.

Size tavsiyem bu sosyal medyayı İngilizce kullanın.Bu demek değildir ki Türk tumblr hesapları işlevsiz,sıkıcı.Tam tersine çok sevdiğim bloglar var onları da takip ediyorum fakat odaklanmamız gereken şey dili geliştirmek,farklı milletlerden arkadaş edinmekse dünya dili olan İngilizceyi konuşmak şart.

Tumblr'da daha önce sadece bir yabancıya mesaj attım o da teşekkür içindi.Onun dışında benden çok daha özgüvenli olan insanlardan mesaj aldım :') Fakat benim gibi olmayın! Bir bloğu beğendiyseniz,fikirlerinizin uyuştuğunu gördüyseniz minicik bir İngilizce cümleyle ona iltifatta bulunun.Irkını vs. umursamayın,ön yargıları bu işte bir kenara kaldırın.İnsanlık konuşsun :)

2.InterPals:

tık 

Burası da bir dönem kullandığım mecralardan biri.Açıkçası internet arkadaşı edinme siteleri arasında en güvenli ve düzgün olanlarından birisi.Kendi profilinizi oluşturup istediğiniz milletten binlerce kişiyle tanışma fırsatı edinebilirsiniz.

Fakat benden demesi buradaki insanların burnu biraz havada.Yani ''hi'' deyip sonsuza kadar cevap alamayacağınız bir sürü insan olabilir,aman umursamayın :'D

...

(Diğer siteleri kullanmadığım için haklarında bir fikir sahibi olmadan önermek istemiyorum.Çünkü böyle ortamlarda moral bozucu,sapık insan vs. de çok olabiliyor.)

Şimdi de biraz arkadaşlığı geliştirme süreci hakkında tavsiye vereyim ki en terleticisi...

-Öncelikle konuştuğunuz ortak dilde yazarken kasmayın kendinizi.Özellikle bu İngilizceyse hiç hiç kasmayın!

-Tureng gibi başarılı kelime çevirileri yapan sitelerden yararlanın.

-Anlatmak istediğini Türkçe değil ortak konuşulan dilde düşünün.Bu başarması zor ama başardıktan sonra da delicesine eğlenceli bir şey.

-Konuştuğunuz kişiyi sadece dil öğrenme aracı görmeyin bir müddet sonra.Çünkü zaten öyle görerek başlamışsanız bir süre sonra iletişim kopar.Yaşadım bizzat!

-En güzel konuşma başlangıçları genelde ülkeler üzerinden olur.Türkiye hakkındaki görüşlerini,kendi ülkesini sevip sevmediğini vs. sorun.Konu buradan uzayıp gider.

-Sizi takmıyormuş gibi konuşanlar çıkabilir.İletişimizi direkt koparın.İnternette edinebileceğiniz o kadar tatlı arkadaşlar varken birinin nazını çekmek zorunda değilsiniz.

-Kendinizden,ülkenizden bahsederken dürüst olun.

-Mükemmel bir şekilde konuşmanız bu işi eğlenceli değil görev gibi yapar.Eğer gerçekten yazdıklarınızdan memnun değilsiniz konuştuğunuz kişiye dediklerimi anlayabiliyor musun yoksa daha iyi yazmam gerek mi? .. dilim biraz zayıf kusura bakma :/ gibi şeyler söyleyin.Eminim anlayışlı biriyse gülüp geçecek ve hayır saçmalama her şey yolunda tarzı şeyler diyecektir.

Farklı kültürlerden,dinlerden,dillerden insanlarla tanışmak gerçekten büyüleyici.Koskoca bir dünyada yaşıyoruz ve sadece kendi ülkemizde yaşayıp ölmek için yaratılmadık.Değil mi?

Yabancı kültürleri keşfetmek gibi bir hobiniz varsa bir arkadaş edinerek bu eğlenceli,tatmin edici mektup-internet arkadaşlığı olayına başlayın!


***

Bugün Polonyada'ki arkadaşım Hanna'dan bir mektup geldi.Hayallerimden biri artık gerçek!







Sunday, October 16, 2016

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim 🌹 - Kitap


 Bir pazar öğlenine ''tünaydın''  ✨

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim :


Kitabın konusu: dibine kadar psikoloji

Yine annemin kitaplığından.Annem tam senlik diyerek önermişti, kitabın başlığı da ilgimi çektiği için okumak istedim.Aslında bende şöyle bir şey var mesela çok güzel bir kitabı bitirdikten hemen sonra yeni kitaba başlayamam.1984'den sonra ne güzel olabilirdi diye düşünürken bu kaymak üstüne bal gibi bir şey oldu :'D

Debborah adlı bir kızın tımarhaneye yatırılması,ailesinin durumunu ve bence en ilgi çekici kısmı şizofreni olan bu kızın sahip olduğu öteki Yr adlı dünyayı bire bir yaşatarak anlatıyor.Akıl sorunlu denilen insanların dünyayı nasıl gördüğünü hep merak ederdim ve evet bu kitap bir nebze olsun tattırıyor.

Biraz monoton, fazlasıyla da gerçekçi.Galiba ben realist kitapları seviyorum.Yani yazar bana gereksiz pozitiflik yüklesin,konuyu beğenmem için absürdleştirsin istemiyorum.Bu dünyayı anlatsın,bana bu dünyanın gerçek duygularını tattırsın istiyorum.Bu kitap da işte tam o kıvamda.

Ve şuna inanıyorum ki hepimiz birer potansiyel ''deliyiz'' yani bu kitapta eminim bir şeyler bulacaksınız!

kitabın başlığında bir şarkı da varmış! : 



İnanmıyoruuum filmi de varmış çok eski bir yapım ama izleyeceğim!! :




(Normalde 2 tane de anime önerim vardı fakat çok zıt olabilecek konseptler olduğu için hoş durmayacağını düşündüm.Başka bir yazıda son zamanlarda izlediğim animeler gelecek!)











Saturday, October 15, 2016

Yorucu Bir Hafta Sonrası 2. ☕


 Bir hafta boyunca yazmamışım!

Bu hafta gerçekten hem fiziksel hem mental olarak yorucuydu.Okul kursları başladı.Matematik ve Fiziğe eksiksiz Coğrafyaya da arada katılmaya çalışıyorum.Aslında yine sadece onlar olsa yorulmam da üstüne bir de haftanın iki günü Japonca eklenince eve geç gidiyor olmam kafamı allak bullak ediyor.

Fakat yine de adına mutlu olduğum şeyler var.Galiba A2 bitince B1'e devam edebilirim.Kesin değil ama çok istiyorum.Bir yandan da istemiyorum çünkü zaten okul yeterince yoruyor beni.Fakat şunu da düşünüyorum zaten seneye lise 3 olunca şuanki kadar boş zamanım olamayacak şimdiden değerlendirmeliyim.Hangisini tercih ederim henüz belli değil ama umut var en azından :x

Sonunda bir hayalim gerçek oluyor.Bahsetmiştim ya Polonyada'daki arkadaşımdan.İşte o bana mektup gönderdi,henüz elime ulaşmadı ama dört gözle bekliyorum.Kilometrelerce uzaklıktan,farklı kültürde dinde bir insandan duygularını yazdığı bir kağıt almak sizce de büyüleyici değil mi? Elime ulaştığı an tam olarak hayallerim gerçek oldu diyebileceğim.

Önceki yazıdan sonra sorunlar vs. hakkında değişen bir şey yok hatta bazı şeylere daha bile kırıldım lakin üstelemek istemiyorum.Bence insanlara bizi kırma hakkını kendi ellerimizle veriyoruz.''Hiç hayal kırıklığına uğramadım,çünkü kimse için hayal kurmadım.'' diye damar bir söz var.Doğru mu dersiniz..bence doğru.Uygulamaya çalışacağım!!

Bir kompozisyon yarışması için yazı yazdım.Konu milli egemenlikti.Edebiyatçımız beğendi.Kendisi gerçekten mükemmel bir öğretmen böyle tam hayallerdeki edebiyat öğretmeni gibisinden.O kadın sanki dünyadaki her şeyi biliyormuş gibi hissediyorum.Konuşması,kendini ifade edişi muazzam.Aynı şekilde bu sene böyle bir hocaya daha sahip oldum o da felsefeci aynı zamanda sınıf öğretmenimiz.İkisinin de zihniyeti tam benlik.İyi anlaşıyoruz.

Kompozisyonumu beğenmedim ama ben açıkçası.Daha doğrusu konuların çok klasik ve daraltıcı oluşu bana öğk dedirtiyor.Aynı şeyleri ilkokulda da ortaokulda da yazdım; yetmez mi?! Yine de yazı yazıdır dedim katılmak istedim yarışmaya.

Bir de kütüphane başkanı seçildim.Aslında başka bir arkadaşımdı ama sonrasında ben oldum.Edebiyatçımız baya önemsiyor bu yıl kütüphane işlerini,çok görevimin olacağını falan söyledi.Ben de içimden ''Bu koşuşturmanın içinde tam da eksik olan şey :) '' diye geçirdim.Ama mutluyum.Sorumluluk alabilecek bir yapıya sahip olduğumu düşünüyorum her ne kadar aşırı öz güvenli olmasam da.

Bu hafta her gece uyumadan önce youtube videoları izledim.Daha doğrusu Bilgen Tolis'in günlük vloglarını ve diğer abone olduğum kişileri.Kesinlikle bir bakın derim; sohbetine bayılıyorum bu kadının ^-^

Minik bir şey başardım! Yıllar yıllar yıllar sonra tumblr sayfamı yeniledim,bakmak isterseniz: tık

Bir minik başarı daha; her şeyin arasında okuduğum kitap olan ''Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'' i bitirdim.Hakkında Bir Anime Bir Kitap adlı yazıda bahsedeceğim!

Bir şeyi daha başarmak adına çalışıyoruz ama bu büyük,okulla ilgili,onu da gerçekleşirse paylaşacağım!

Yorucu bir hafta sonrası günün ikinci kahvesini alıyorum o zaman ben (Kendime ödül verme anlayışım 2 bardak kahve)

:')

Çav!


Bu hafta Instagram'da ben: TIK













Friday, October 7, 2016

Kendi Portremde Yaşamak - Günlük Kıvamında


 Bu başlığı bulurken düşündüm biraz.İçinde bulunduğum duyguları doğru ifade etmek istedim.Yalnız hissediyorum desem yanlış,yalnızım;çevremde kimse yok desem hepten yanlış olurdu.Ben de şöyle ifade ettim;

Bir portrem çizilseydi,etrafına beni yansıtan şeyler resmedilseydi ve ruhum içine hapsedilseydi bir nevi bedenim oluşmuş olur,benliğim kendine gelirdi.İnsanlar dışarıdan baktıklarında tek bir ruh halimi görürdü.Benim portrem de gülümseyerek çizilmiş.İçinde ağlıyorum,oynuyorum,bir şeyler için çalışıyorum ama tam olarak gören,görebilecek kimseler yok.

Kısmen bu herkes için böyle değil mi?

Bu hafta ölümüne yorucuydu.Okul kursları,dersler,Japonca kursu derken akşam eve gelme kavramımı resmen geceye sarkıttım.Bıktım usandım gibi kelimeler için çok erken,alışmam lazım yeni rutinime.Yanlız beni tam anlamıyla yoran şey bu derslere kafa yorma eylemi değildi.Ona alışkınım.

Hani bir ara bahsetmiştim,derine inmemiştim,yinelemek istemiyorum özel şeyler olduğu için ama bazı şeyler var ki karmakarışıktır,çözümü size bağlı değildir,izlersiniz sonucunu,endişeyle beklersiniz.İşte tam olarak onun içindeyim,diplerindeyim.

Gidip geliyor gidip geliyor çözümler,ama asla bir sonuca varmıyor.

Yeni bir internet arkadaşı edindim bu yorucu haftada,hatta iki tane ama biriyle arada sırada yazışıyoruz.Son edindiğim arkadaşım Polonya'dan.Polonyayı ve insanlarını çok severim bu arada.Garip bir şekilde çok rahatım onunla konuşurken,İngilizce seviyemi düşünmüyorum.O da aynı şekilde.Hatta bana en yakın erkek arkadaşı olduğu söylüyor,sağ olsun.

Pozitif olmayı denediğim ama tutunacak hiçbir şey,hiçbir kimse bulamadığım bir haftaydı.Sorun mu oldu bu? Kısmen - Üzdü mü? Evet.

Sanırım şimdilik çözüm için bir şeyi yapmaya daha çok ihtiyacım var; kendi portremde kendim gibi yaşamaya.





                                         







Saturday, October 1, 2016

Annemle Bir Gün,Sonbahar Alışverişi - Günlük Kıvamında


 Sonunda annem eve döndü! Bir haftadan biraz fazla bir süredir memleketteydi,bir ana kuzusu olarak tabiki deli gibi özledim falan filan :')

Annem gelmişken alışverişe gidelim dedik.Geçen dolabımı düzenlerken fark ettim ki ihtiyacımdan fazla tişört olmasına rağmen böyle mevsim geçişine uygun çok bir şeyim yoktu.Hem de bir kahve içeriz diye düşündük,pek de iyi oldu.


Yedikten sonra ''Bu kaç kalori acaba ya?'' diye düşündüğüm ağız sulandırıcı Sufle :(

Kahve falları gönderildi!^^


Bilmem biliyor musunuz ama benim en sevdiğim giyim markası kesinlikle Defacto.H&M'i de sevmeme rağmen nedense asla bir şey bulamıyorum.Ya saçma sapan uzunlar ya da herkesin üstünde belediye dağıtmış gibi var.Defacto gibi sürekli yenilenen yerleri daha çok seviyorum.Sonuçta bir kazağı tek sezon giydikten sonra bir yere kaldırıp yüzüne bile bakmadığımız oluyor.

Hadi biraz fashion blogger'cılığı yapıp aldıklarımı yazayım:

Çoraplaaar ♥ : 9.99tl

Gömlek (Favorim) : 44.99tl

Siyah Kazak : 39.99tl

Sweat Shir (Yeşil) : 24.99tl

Sweat Shir (Krem) : 39.99tl

Body (Kırmızılı) : 29.99tl

Hepsinin renklerinin sonbaharı çağrıştırması için çok uğraştımmm!


279.89tl

Aslında bota ihtiyacım yoktu ama şöyle düşündüm şimdi normal bir spor ayakkabı alsam çok giyecek bir mevsim yok ve çok da spor spor şeyleri seven biri değilim.Bu yüzden hakkımı güzel bir bottan yana kullandım.Ben çok sevdim,rengini,duruşunu sizce? 


Üstü kapalı olan AVM'ye bu şekilde tavana iple şemsiyeler asılmıştı.İlk gördüğümde gözüme klasik gelse de annemi mağazanın önünde beklerken gözüme bir hoş geldi,fotoğrafladım.

Instagram hesabım: tık


xoxox Mutlu haftasonları xoxox







Friday, September 30, 2016

Zlata'nın Günlüğü / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - 2 Kitap


 Serin havaların gelmesiyle birlikte benim de kitap okuma isteğim tavan yapmış durumda.

Nedense rahat zamanlarda değil de böyle işlerimin molalarında,tenefüslerde kafamı kitaplarla dağıtmayı daha çok seviyorum.Yazın son günü Zlata'nın Günlüğünü aynı haftanın sonuna doğru da 1984'ü bitirdim.

Merak edenler için de şuan okuduğum kitap: Sana Gülbahçesi Vadetmedim

Zlata'nın Günlüğü


Kitabı aslında büyük beklentilerle almamıştım.Konusuna bakıp iyi bari okumaya değerdir deyip sepete ekledim.

Yanlız yazı biçimi beklediğim gibi çıkmadı.Gerçekten bir günlüğün kitap olmuş hali.

Zlata Bosna'da yaşayan genç bir kızken savaş zamanı yazdığı günlüğü kitap haline getirmeleri için UNICEF'e vermiş.Birçok dile çevrilip dünyada hikayesini yayılmış.Türkçe'ye de çevrilerek bana ulaşmış oldu.

Bosna'nın tarihte uğradığı zulmü bilmemek,unutabilmek mümkün mü? Çok uzak tarihler de değil,1992'de başlayan ''soykırım'' 3 yıl boyunca sürdü.O zamana ait görüntülere yıl dönümlerinde bile denk gelince ağlamaklı oluyorum,dünyadan nefret ediyorum.

Hayır işin en garip ama bir o kadar açık kısmı da şu; bu zulmün yaşandığı ülke Avrupa'da ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi denen bir şey var? Ne işe yarar bilen var mı?

Emperyalistlerin al birini vur ötekine.

Zlata'nın anlık şekilde yazdığı gerçek şeyler savaştan bir tık daha korkmamı sağladı.Kitapta sevdiğim şey de buydu.Her şey gerçek,anlık ve yaşayan birinin ağzından.Zaten tarihte de hep merak ettiğim şey savaşın siyasi yönleri falan değil toplumun ne yaşadığı.Çünkü asıl etkilenecek olan koltuğunda oturanlar değil.Halk.

Gerçekleri görmek,hayatınıza dair şükredecek şeyler bulmak için bu günlüğü okumaya bir şans verin derim.


Bin Dokuz Yüz Seksen Dört



Ve ve ve sonunda Orwell'ın diğer bir başyapıtı olan kitabı okudum!

Kitap Orwell'ın zihninde yarattığı alternatif bir dünyayı anlatıyor.İnsanların duygularını,düşüncelerini kontrol eden; nefretin hakim olmasını isteyen bir baş parti ve söylenenlere harfiyen uymaya çalışan,makineler tarafından an ve an izlenen; aksi takdirde düşünce polisleri tarafından tutulan,işkence gören halk.

Hayranım bu adamın üslubuna,kafasına! Taa o zamanlar dünyanın işleyişini anlayıp şu anı bize farklı açılardan anlattığı için minnettar gibi bir şeyim.Hayvan Çiftliğinde olduğu gibi yine her sayfada ''AYNEN!'' deyip durdum içimden.

Hayvan Çiftliği demişken ondan daha güzel ve edebi buldum diyebilirim.

Alın bir Orwell kitabı,yaslanın arkanıza,okuyun güzel güzel; pişman olmama garantili!

***

Kitaplarla haşır neşir olduğum instagram hesabım: tık






Monday, September 26, 2016

#Mondaymotivation - #Pazartesimotivasyonu (3)


  Bir şeyi fark ettim,daha doğrusu keşfettim.

  İyi şeyler beklenince gelmiyor.

Kulağa negatif gelse de pozitifliğin doruklarında bir düşünce artık benim için.

Haftasonu son iç dökmeli yazıdan sonra güzel şeyler hissetmeye başladım.Ve düşündüm acaba buna ne sebep oldu.Biliyor musunuz? cevabını bulamadım,sadece iyi hissetmeye başladım.Hem de o iyi hissetmeye çalıştığım günlerden çoook çok daha iyi.Sonra şunu dedim belki de beklemem yanlış,iyi şeyler beklenmeyi sevmiyor olabilir.Doğru mu düşündüm dersiniz? Gerçi bunun da doğrusu yanlışı olur mu ki,bilemedim.


Bu fotoğrafı yazın sonlarına doğru çektirmiştim ve ruh halime uygun buldum.Ne çok mutlu ne çok üzgün ne çok depresif ne çok şımarık.Sadece huzurlu.


Haftanın quote'u da en sevdiğim çiçeklerden esinlenerek geliyor:

Yüzünü günışığına doğru tut ve gölgeyi göreme.Ayçiçeklerinin yaptığı şey ''bu''.

Instagram: tık








Friday, September 23, 2016

Yorgun ve Ergen - Günlük Kıvamında


 
      İlk okul haftası ile birlikte ben de bitmiş durumdayım.

Okul açılmadan önce içimden bir ses ''Açılsın ya,yaz sıkıcı olmaya başladı.'' diyip duruyordu.Motivasyonum falan yüzde yüzdü.BOOM! İlk 3 gün berbattım; yorgun,isteksiz,canı sıkkın.Bunun bir sebebi başlıkta yazan ERGEN ruh halim.Neyse ki gitti,haftanın son 2 gününü gerçekten güzel,verimli geçirdim.

3 Tane sivilcem aynı anda çıktı.Hem de geçen pazar ve resmen 2 ay boyunca yüzüm tertemizdi,sanki sivilceler okul açılsın da öyle gelelim diye plan kurmuşlar,hain şeyler-sizi sevmiyorum! Aslında bir sebebi vardı,konu hakkında yeterince günlük hayatımda konuştuğum için uzatmayacağım ama şu şort giyen kadına tekme atılma olayı sinirimi,moralimi bozdu ve tabi ki her zamanki gibi saniyesinde sivilcelerim baş gösterdi.

Ergenlik belirtilerinin sadece fiziksel olarak kalmasını deli gibi isterdim.Lakin öyle değil.

Benim ergenlikte hissettiğim ve eminim birçok ergenin hissettiği iki ana şey var:

1.Kendimi çirkin bulma 
2.Ani değişen sinir sistemi

Bu ikisinden asla kurtulamayacakmışım gibi hissediyorum.

Birincisi şöyle geliyor.Mesela güzel güzel oturuyorum,bir şeylerle meşgulüm.Sonra banyoya gittiğimde aynada kendimi incelemeye başlıyorum.Sağa dönüyorum sola dönüyorum ''Kilo mu aldın sen?'' Saçıma aynaya kafamı sokarak odaklanıyorum ''Yıkasam mı? Of kestirsem mi yoksa?'' Sonra aynadan daha da uzaklaşıyorum ''Kendimi başkasının gözünden görsem ne düşünürdüm'' Tekrar yaklaşıyorum ''Çirkin derdim herhalde..ya da bakmazdım..'' Evet içimden seri diyaloglar halinde tam olarak bunlar geçiyor.

İkinci madde de cabası zaten.Sabah mutlu uyansam mutlaka ama mutlaka günün sonunda bir şey moralimi bozuyor.Negatifliklere odaklandığımı düşünmeyin,sadece bir şekilde oluyor işte.Ya da mutlu geçen günün tam ortalarında bir şeye sinirim bozuluyor herkesten,her şeyden nefret ediyorum.Herkes defolsun hayatımdan diyorum.

Ergen olmak be like böyle şeyler :(

Yorgunluk da bunları arttırdı galiba.Japoncanın saatleri değişmedi.Çarşamba günü 4'de okuldan çıkıp 6'da ona gittim.Perşembe gidemedim ama bundan sonra mutlaka kaçırmadan dersleri görmeliyim.

Yazın gece dörtte beşte uyumalar da sağ olsun  sabah 7'de kalkmaya başlayınca vücut NAPIYOSUN BE SEN diye haykırmaya başladı.

Hadi yine uslu bir çocuk olup şükür edeyim; en azından uyku problemim yok yorgunluktan baygın gibi uyuyorum geceleri.

Böyle bitirdim haftayı,gerçi daha bugün Cuma; moralim de malum her öğrenci gibi iyi sayılır.



Kitaplığımın göz bebekleri ♥

''Zlata'nın Günlüğünü'' hakkında bir yazı yazacağım,kolay okunan,anlamlı bir kitap.

Kozalak da ''Sonbahar Kafaları'' -  Azmettim hafta boyunca okulun arka bahçesindeki kozalakların düşmesini bekledim.Düştüler.Beş tane aldım,eve bi geldim sadece bir tanesi gözüme hoş gözüktü.Diğerleri pis gibi geldi,iğrenip attım :/ Önceki gibi pencere pervazıma koyacaktım aslında ama olsun bu tatlı kozalak da işimi gördü.

Yolda gördüğünüz kuş tüyleri ve kozalakları benim için alın!^^



Bu kitabı okumak için neyi bekledim bilmiyorum,annemin kitaplığında kuzu kuzu beklemişti haftalarca.Okul döneminin ilk kitabı 1984.Hızlı gidiyorum çünkü yine bir Orwell yaratıcılığı akıyor.

Size bendekinden daha mutlu haftalar xoxox



Saturday, September 17, 2016

Çalışma Masası Güncellemesi



     Yaz biterken yapılacak son bir işim kalmıştı:

  • ÇALIŞMA MASASINI DÜZENLE
ve ve kapanışı da böylece bu işi de hallederek yapmış oldum.Görüşürüz,nasıl geçtiğini asla anlayamadığım,dinlendim mi bilemediğim telaşlı yaz.Hoş geldin yeni mükemmel geçeceğine emin olduğun okul yılı(!)


Bilgisayarı sonunda önceki gibi diğer masaya kaldırdım.Oh be genişledi baya sanki..hatta bu haliyle bile gözüme boş geliyor.Daha panoya girişmedim o yüzden çer çöp her şey asılı.


Şu kuş tüyünü yazın ortalarında eve gelirken bulmuştum ve içtiğim kahve kutusunun içine koyasım geldi.Fark ettiğiniz üzere gözüme estetik gelen her şey benim için çöp değil.

Ikeadan aldığım kalemlikler,sizce de diğerlerinden daha güzel olmamış mı O.o

Evet yine bir kahve kutusu,sadece tükenmez kalemleri koyuyorum.Kendileri bir yıldır bana yoldaşlık yapıyor.



Masanın en huzur verici kısmı.


Bu kavanozları atasım var ya da pencere kenarına mumluk yapacağım.Fakat böyle gözüme çarptıkça dil çalışasım geliyor.Belki kışın motive eder diye şimdilik dursun dedim.


Üsteki bölmelerden birini kendimce düzenledim.Diğeri boş.Fark ettim ki gerçekten ihtiyacımdan fazla notluğa sahibim,yazılı haftası yenilerini almak yerine elimdekileri kullanacağım.UMARIM!


Eski ajandalar,anı defterim,notluklar,özet defterleri...karışık bir çekmece.


Dil ile ilgili kullandığım sözlükleri atmaya kıyamıyorum.Aldıkça birikti,ben de bu çekmecede saklıyorum.Ayrıca özel günlerin faturası,doğum günümde gelen notlar ve ilk yoga yapmaya başladığımda kullandığım minik defter de var :')

-Huh yazarken bile üzerimden yük kalkmış gibi hissettim.-

Benden bu kadar,herkese bu Pazartesi için pozitifliğin doruklarında enerjiler xoxoxox