22 Mart 2019 Cuma

Günler Sonra ☕


Yazmaya bu kadar ara verdiğim hiç olmamıştı.Tam tamına 40 gün :_ Blog yazmamanın dışında günlük bile karalamadım.Düzinelerce satır yazmak,senaryolar oluşturmak istiyorum.

Sınava 84 gün kaldı.Günlerim dershane-okul arasında ders çalışmak dışında bir şey yapmadan geçiyor.Nasıl bunaldığımı tarif edemem.Monotonluk kadar beni boğan bir şey yok.Her şey tek düze,ritmik ve tahmin edilebilir.Gram zevkli değil.Yine de amacıma odaklanmaya çalışıyorum.Ders çalışmak kışın olduğu gibi zorlamıyor.Çünkü zaman daraldı,''istemiyorum'' gibi bir şeyi kendime kabul ettiremiyorum.Her şey aşırı sıkıcı ve zorlayıcı olmaya devam etse de sürekli bu yazı hayal ediyorum.Sınavı kazanmışım,istediğim üniversite ve bölüm garanti gelecek ve kitapları paketleyip geri dönüşüme gönderiyorum...oh miss,tam olarak bunu istiyorum.Rahat ve eğlenceli bir yaz tatiline odaklanıyorum!

İzlediğim filmlerin hayatıma olan etkisini en zor dönemlerimde anlıyorum.Mesela şu sıralar aklımda sürekli Eat,Pray,Love dolaşıyor.Elizabeth'in harabedeki yaptığı konuşma...''Yıkım değişim için bir hediyedir.'' Yeterince yıkılmış hissederken bu değişimin geleceğine de inanıyorum.İnsan kendi karakterini kolay kolay değiştiremez belki ama ''-mış gibi'' yaparak bazı özelliklerinden sıyrılabilir.Sıyrılmak istediğim özelliklerimden,düşüncelerimden ve kırgınlıklarımdan arınmak istiyorum.Herkes ve her şey olağan halinde hiçbir şey olmuyormuşçasına devam ederken sürekli birilerine,bir şeylere takılı kalmak hayatımın her noktasını olumsuz etkiliyor.Halbuki onları elde ettikten sonra bir anda gözümden de düşebilir.İnsansal bir tatminsizlik mi yoksa gerçek bir istek mi ya da bu kararsızlığı yaşamak sadece ruhsal bir derinlik mi? Sorguladığım çok fazla şey varken kabul etmem gereken şeyler daha katlanılmaz oluyor.

Güzel bir haber vereyim! Büyük bir hayalim gerçekleşti! Hayko Cepkin konserine gittim,şu anda dinliyordum;aklıma geldi :') 22.45'te olan konser için dört saatten fazla bekledik.O kadar değdi ki anlatamam.Mekanın tam ortasında ve önlerden dans ede ede,kafa sallaya sallaya dinledim.Gerçekten sevdiğiniz bir sanatçının konserine gitmek muazzam bir hismiş.Bir kere daha gitmek için can atıyorum.Hayko Cepkin her şeyiyle gerçek bir sanatçı ve ikon kesinlikle xo

On sekiz yaşımı bitirmeden bir hayalimi gerçekleştirmek iyi hissettirdi.

Mezun olma işi yorucuymuş.Stüdyo çekiminden sonra okulda da çekim yapıldı.Bir de dış çekim için bir yere gideceğiz,tüm gün.Çok yorucu cidden.Bu temponun içinde pek keyif alamıyorum.Yine de beş yıla değsin de istiyorum.Liseli olmaktan yıldım.Özellikle de hiyerarşik okul yapısında bulunmaktan.Tamam,hiyerarşi hayatın her noktasında var fakat bu hiyerarşi sizi bireyden çok ''çocuk'' gören bir hiyerarşi.İlkokuldan beri katlanılmaz buluyordum büyüdükçe gözüme batmaya başladı.Az kaldı diyorum,birçok şeyi hatırlamayacaksın bile;ommm.

Bahsettiğim serideki ''Sonbaharın Hikayesi''ni de izledim.Çok hoştu.Fransanın Akdeniz havasına bayılıyorum.Film bir kadının iki erkek arasında birkaç yanlış anlaşılma sonucu kalışını,sorgulamalarını vs. ele alıyor.Oldukça sakin ve izlenilesiydi.Seri hakkında ne zaman yazarım bilmiyorum ama artık yazmaya hazırım.

Bir de daha vurucu bir film önereyim ''Kefernahum'' Caramel'in yönetmeni Nadin Labaki'nin filmi.Caramel hala favorim filmi ama bu film hepsinden çarpıcıydı.Zor şartlar altında yaşayan bir çocuğun hapishaneye düştükten sonra ailesine onu doğurdukları için açtığı davayı,göçmenliği ve orta doğunun yoksulluğunu konu alıyor.Bazı sahnelerde yutkunamadım bile.Çocuklar bunları yaşamayı hak etmiyor.Hiçbir çocuk,hiçbir ırk ve canlı hak etmiyor işte.Son sahnesi filmin en güzel yeriydi.Öyle bakakalıyorsunuz ekrana,adaletsiz düzene haykırmak istiyorsunuz...Gülümsüyorsunuz ama böyle buruk buruk.Filmde sevmediğim tek nokta bir yerden sonra sahne oluşturma çabasıyla uzatılmış olması.Halbuki böyle ağır bir konu daha özlü de işlenebilirdi.

İki ara bir dere de film önerisi yaptığıma göre gidebilirim :)

Kendinize iyi davranın!


çav.

12 Şubat 2019 Salı

Sınav,Kaygılar ve Dilekler

 
Neredeyse bir ay olacak,hiçbir şey yazamadım buraya.İsteğim varken enerjim,enerjim varken de isteğim yoktu.Daha çok birincisi.

Yarıyıl tatili beklediğimden daha hızlı geçti.Kuzenim geldi,Gökçe;İzmir'den tanıyorsunuz.Onunla ders çalışmaya çalışıp her gece bir film izledik.Keyifliydi.Sohbet ettik,dertleştik,gülüştük...Sınava aynı yıl girecek olmamız birbirimize bir nebze motivasyon oldu.Yaz için planlar yapmaya başladık bile :')

Başarısızlığın en küçüğüne bile katlanamıyorum.Verdiğim emek,hissettiğim ve istediklerimle gerçekler uyuşmayınca ,hele ki küçük noktalar yüzünden, gerçekten kahroluyorum.Geçen haftalarda uzun zaman sonra sadece başarısızlık duygusu için büyük bir mutsuzluk yaşadım.Aklımın her zaman bir köşesinde bu duygu zaten geziniyordu ama ilk kez sanki beni bu kadar yakalamış hissettim.O üzüntüden sonra bugünkü sonuç o kadar da kahretmedi mesela,daha mantıksal bakabildim hatta şu an yanlışlarımı kontrol ederken yazmaya başlayıverdim.Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama her sınavdan sonra matematikten mutlaka en az 3 soru daha çözebiliyorum hem de on dakikayı geçmeden.Nasıl tat kaçırıcı bir durum olduğunu anlamışsınızdır.

Sınav için başvurular da bugün başladı.Panik ya da heyecanlı değilim.Sadece başarısızlık kaygım var.Bunu eser miktarda tutmaya çalışıyorum.Fakat ruh halim gibi sınavlarım da dengesiz olunca kaygıyı kontrol etmek de zor oluyor.Her şeye rağmen çalışmaya devam ediyorum.Bazen çok zorluyor,içimden gerçekten zerre gelmiyor.Bir şeyi istemeden yapabilen biri asla değilim.İstediğim şeyleri de gerçekten yaparım.Kendimi zorlamak da stresi katlıyor.Hep şu sözler aklımda geziniyor: ''Çalışman lazım/Eksiksin/Erteliyosun olmayacak/Ya başaramazsan?/Herkes nasıl da çalışıyor bir de kendine bak...'' Bunlar kafada dönerken üstüne bazen malum insani dertler ve düşünceler de eklenince yaşam pek çekilir olmuyor.Bir yılın stresi için ilerideki mutluluk diyorlar ama bunun hiçbir garantisi yok ki.Beni salt mutlu edecek şey emeğimin karşılığını alabilmek ve hedeflerimi gerçekleştirmek olacak.Tabii bir de mutlu bir üniversite hayatı.Mutlu bir hayat herkesin dileği ama öncelikle istiyorum ki üniversite beklediğimden çok daha keyifli olsun.Farklılıklar,yeni şeyler ve mekanlar görmek istiyorum.Enerjimi törpüleyen bu seneden sonra her şey bambaşka güzel olacak,biliyorum.Öte yandan da sanki bütün çakralarım donmuş açılmak için bu sınavı bekliyor.Hayat slow motion,her şey sırtıma çivilenmiş asla çıkmayacak...

Tüm bu yoğunluğun içinde hislerime dair bazı şeylerin üstesinden geldim.Hani bazen kendi kendinize yolunuza taş koyarsınız ya,o taş yüzünden yaşadığınızı hissedemezsiniz.Öyle bir taşı kaldırmak için var gücümle kendime odaklandım,tam olarak kalksın istemiyorum;sadece tat alarak yaşamama izin versin istiyorum.Ha gayret bana.

İsteklerimden bahsedip içinde olduğum durumdan daha fazla soğumayacağım...Uyku,kitap,daha fazla film mesela....


Conte de printemps

(Dört mevsim serisinin İlkbahar bölümünü izledim haftalar önce.En sevdiğim bölüm oldu,Sonbaharı da izleyince bütün seri için bir yazı yazacağım yani umarımmm)

Sevgilerimle,


çav.




14 Ocak 2019 Pazartesi

Hislerden Dökülenler ☕

***
Hayatın istediğim gibi gitmemesine neden bu derece bozulup küsüyorum? Öylece oturduğum yerden değişimi beklerken nasıl kendimden medet umabiliyorum ki? Bu depresif ruh sana yardım etmeyecek,o işler öyle yürümüyor; hayat ağlayana acımıyor,susmasını ya da yorulmasını bekliyor sadece.İnsan da sanıyor ki çok üzüldüm bana acıdı,hayır sadece ağlamayı bıraktın.

Programımdaki her bir kutucuğu işaretlememek vicdan azabı gibi geliyor.Sınavlarda başarılı olsam bile kendimi yeren iç sesim beni öyle incitiyor ki bir başkasına böyle hissetirsem bana hayatı boyu kin tutar.İnsanın en büyük sorunu kendiyle bitmek bilmeyen cebelleşmesidir? Ya da sadece bazılarının bu cebelleşmeyi fark etmesi? Kendini kaptırması...

Hem birçok şey istiyorum hem de ciddi anlamda hiçbir şey.Hem her şeyi bir anda bırakmak günlerce odamdan çıkmamak istiyorum hem de dışardan eve girmemek.Hem hayallerim için şuanki halimi daha çok zorlamak istiyorum hem de anlık mutlulukların tadına varabilmek.

Hayatın kaotik yapısı ikilemleri kabul etmiyor.Ya da insan bir şeyi seçme durumundan korkuyor.Çünkü biliyor ki diğer bir seçeneği kaybedecek ve yeni bir kader çizgisi oluşturacak.O yolu çizebilenlere ''cesaretli'' diyor.Cesaretli olanlar bile bunu kendinde değil bir başkasında tanımlıyor,ne garip bir döngü.

Sabah heyecan verecek,mutlu edecek bir şey yoksa uyumak da uyanmak da anlamsız.Monoton yaşamın pişmemiş sebze gibi tadı var.Aksiyona girip bir şeylerle karışınca yemek olabiliyor.Çiğ sebze kemirdiğim bir hayat değil,lezzetli yemekler yiyebildiğim bir yaşam istiyorum.Fakat bir süre daha çiğ sebze kemirmeye devam edeceğim,en azından bir 5-6 ay boyunca.

Geçmişte yaşayıp geleceği düşlerken şu ana ayak uydurmak zor geliyor ruhuma.Her şu anım geçmiş olurken,bir sonraki dakika geleceğe dönüşürken hangi zaman diliminde neyi isteyip neyi gerçekten bekliyor olabilirim ki? Zaman da birçok şey gibi anlamsız,biz ona anlam yüklemedikçe.

Nirgün Marmara'nın bir sözüne denk geldim,size sayfalarca yazsam hislerimi bu kadar doğru ve güzel anlatamazdım.


Umut Duraklarının ön sözü bu olabilir,hatta bundan sonra olsun.

***
Gece telefona bunları karalamışım.Hafta tatsız başladı ama şu an daha iyi hissediyorum.İki tane deneme oldum aynı gün içinde,yordu gerçekten.İkisinin de neti aynı,şaşırdım.Son zamanlarda yaptığımın en düşüğüydü.Gerçi bir haftadır doğru düzgün TYT çalışmadığımı ve dikkat dağınıklığını hesaba katarsak kendime hak verebiliyorum.İç çatışmamı çoktan yaptım,sizin önünüzde fazla yüklenmeyeceğim.

Bu hafta ders anlamında önemli.Eksik konularımı tamamlayıp,günlük soru sayısını aksatmamaya çalışacağım.Haftalık programı bu yazıdan sonra halledeceğim.Konu eksiğim aşırı yok,sadece soru tipleri ve ayrıntılarda zorlanıyor bir de her daim düşmanım sınav anındaki dikkatsizliği aşmaya çabalıyorum.Zaman daralıyor.İçten içe hiç umursamayan insanı bile geriyor bu durum.Abim Cuma geliyor,telefonda konuştuk.Düştüğüm zamanlarda beni motive ediyor sağ olsun.Tatmin olmayan kişiliğimi pozitife çevirmem gerektiğini söyledi.Bunun için daha cesur ve cüretkar olmalıyım.Bu fikir güzel geldi,bir nebze su serpti.O gelince söylediği şeylere uyup kendimi olabildiğine zorlayacağım.Rahat bozulmadan bir şeyler kazanılmıyor,en azından bu sistem öyle işliyor.Halbuki hiç insani değil,felsefe yapıp yormayacağım kendimi daha fazla,huh.

Yine bir Fransız Indie grup keşfettim.Bu gerçek bir keşif olabilir,etkileşimi düşük ama şarkılar tam benlik.Birkaç gündür başka bir şey dinlemiyorum.


Requin Chagrin



Bolca Sevgi.

Çav.



31 Aralık 2018 Pazartesi

Kendime Notlar ve Yılın En'leri ☕


Üzerimden deyim yerindeyse tır gibi geçen bir haftadan sonra yılın son gününden,gecesinden yazıyorum.

🍀🍀🍀


🍀🍀🍀

Bu hafta ne ders ne ruhsal açıdan iyiydi.Her şey ters,mutsuz edici ve yorucuydu.Ders anlamında verimsiz geçmesi hiç hoş olmadı.Canım öyle bir istemedi ki anlatamam.O masaya oturmak istemedim,sabah olsun istemedim,okulla ilgili herhangi bir şey istemedim...istemedim de istemedim.Elimden geleni yapmaya çalışıp kendimi sırtladım,bu leş haftayı da atlatmış oldum.

Her yeni yıl içimi bir heyecan sararken bu yıl çok fazla heyecanlı hissedemedim.Halbuki uzun zamandır istediğim şeyi gerçekleştirip salona bir yılbaşı ağacı aldım,Mariah Carey eşliğinde kardeşimle süsledim.Efsane keyifliydi.Gördükçe içim açılıyor.Her defasında yazıyorum ama doğru,küçük şeyler bizi hayata bağlayan asıl noktalar.

2018 Benim açımdan kabus gibiydi.Sıfır abartıyla söylüyorum.Yoruldum,bir hayli kırıldım,ruhsal açıdan çok ağır çöküntüler yaşadım.Büyümek ve olgunlaşmak bu yollardan geçmekse daha nasıl kötü hissedebilirim bilmiyorum.Güzel şeyler çok sınırlı.Birkaç başarı.Günlük eğlenceler...Kötü şeyleri daha çabuk hatırlıyoruz ne yazık ki.Tüm yılın geneli böyle olunca unutmak da kolay olmuyor.

Hayat devam ediyor değil mi? Her şeye rağmen etmeli.İçimizden durdurmak ve biraz ara vermek gelse de o bizden bağımsız bir şekilde var.O kadar önemli değiliz,zaman bize göre işlemiyor.

Çok klasik bir şekilde ilerleyerek kendime yeni yıl için öğütler vereceğim.İbretlik olabilir bunlar,okumaya devam edin bence :')

Geçmişi şu anın yapma.Kalp kırıklıkları yaşadın,biliyorum.Hak etmediğin şeylere maruz kaldın,biliyorum.Fakat bunlar kaotik dünyada muhtemelen karşılacağın şeylerdi.Seninle beraber gelmesinler bu yıl.Geçmiş yılda kalan kötü anılardan ibaret olsunlar.Bırak onları,bırak lütfen.

Kimseye veya hiçbir şeye bağlanma.Bugüne kadar tek başına atlattığın onca şeyi düşün.Bunları sessizce halledecek kadar güçlüydün.Okyanusta yüzüp derede boğulma.Değer verdiğinde alamadığın zaman çekil oradan,hak ettiğini yaşamak istiyorsan yap bunu.Kurban değilsin,bu hayat senin;ne hissettiğini en iyi kendin biliyorsun,bildiğinden şaş ama hissettiğinden şaşma.

Elinden geleni yap.Bunu yapman oldukça kolay.Her zaman yaptığın bir şey bu.Çabalamak.Bu senin her saniye yaptığın bir şey.Kendinle,dünyayla ve onun getirdikleriyle bitmek bilmeyen mücadelen...Yine de yüklenme kendine.Bazen bırak biraz dinlensin,o ne zaman dinlenmesi gerektiğini bilecek kadar olgun.

Kararlı biri ol.Artık buna ihtiyacın var.Ne demiştim? Hislerin.Onları takip et.Hislerinin gücünü kullan.En zor zamanlarında kendini nasıl iyi hissettirmeye çalıştığını hatırla.Hislerinin sana fısıldadığını,seni nasıl umutlandırdığını.Bu yıl hislerinle karar ver,kararlarını mantığınla tart.İkileme düşme.En kötü karar diye bir şey olamaz,diğer seçeneği hiçbir zaman bilemezsin.

Mutlu olmaktan korkma.Çok gülen çok ağlayabilir ama mutluluk bunun dışında bir kavram.Mutluluk demek hayattan alınan memnuniyettir.Memnuniyetsiz tavırlarını yok et.Gelen seçenekleri kendi hayatına göre uydur ve mutlu olman için kendine şans ver.Buna zamanla zamanla alışacaksın.

Tekrar bir hatırlatma: korkma.Ruhunun derinindeki her türlü korku seni sen yapan şey değil.Seni sen yapan şey onlarla mücadele etme şeklin.En büyük cesaretin de bu mücadelen işte,elden bırakma.

Kendini sev.Olduğun halinle güzelsin.Olmadığın biri gibi davranmadın hiçbir zaman zaten.Bu bile kendini sevmen için bir sebep.Yapmacık bir insan olup olmadığın bir kimliğe bürünmedin.Günümüz dünyasında kişisel bir devrim bu.Kutla kendini.

Fiziksel özelliklerini kabul et.Onları sevmek zorunda değilsin tabi yok saymak zorunda da.Beğenmediğin bir noktanı kabul et fakat beğendiğin noktalarından daha çok bahset kendine.Saçının çirkin gözükmesi gözünün rengini çirkin yapamaz sonuçta.Her bedenin kendi içinde bir kişiliği yok mu? Dünyadan istediğin özgünlük bu değil mi? En büyük özgünlük tam olarak varoluşun o halde.Onu anlamsız sözlerinle incitme.

Hayatın savurduğu bir yaprak değilsin.Hissettiğin şeyler için kendini suçlama,sana bunları hissettirenler kendini zerre suçlu hissetmezken kendine pay çıkarma.Herkes ektiği biçer.Sen çok güzel şeyler ektin,karşılığını alacağın günü sabırla bekle;koç burcu sabırsızlığını törpüle.Sabır için bol bol dua et.

Huh.

Yeni yıl bu yazıyı okuyan herkese huzur versin.Yaşadığımız yer,çevre ve en önemlisi ruhumuz için bol bol huzur.Onu yakaladığımız sürece dünyanın kaosu bizi fırtınasına katmaya cesaret edemez.

Sizleri seviyorum,bu yıl da yazılarıma değer verip okuduğunuz için teşekkür ederim;bu beni gerçek anlamda doymuş hissettiren yegane şey,sizin sayenizde...

2018'in Enleri:

En Sevdiğim Film: Üç Renk Üçlemesi (tık)

En Sevdiğin Kitap: Veronika Ölmek İstiyor - P.Coelho

En Sevdiğim Şarkı: Ou va la Monde - La Femme (tık)

En Sevdiğim Dizi: Modern Family (10.Sezon)

En Sevdiğim Anime: Soredemo Sekai wa Utsukushii

En Güzel Zaman: İzmir'de geçirdiğim günler ardından gelen tatil.

En Kötü Zaman: Yaz tatilinin diğer kalan günleri,sonbaharın ortaları.

En Çok Vurulduğum Söz: ''...sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi,ama işin gerçeği,başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.'' (Veronika Ölmek İstiyor)

En Sevdiğim Yazım: ''Bucket List Hazırlamak ve Birtakım Hisler'' (tık)


O zaman bu yıl son kez:



çav!



16 Aralık 2018 Pazar

Eski Günlük,Güzel Bir Haber ve Meşguliyetler ☕


Günler çok yoğun geçiyor.Kendime istediğim gibi vakit ayıramıyorum,iki kelime bir şey yazmaya dahi üşeniyorum.Ya ders çalışma ya da bir yerlerde uyuma,uzanma halindeyim.Meşgulüm fakat çok keyifli bir meşguliyet olduğunu da söyleyemem,yorucu,sıkıcı ve zor olanından bir meşguliyet.

Ders çalışma tempom git gide oturdu.Bazı günler çalışamasam ve hiçbir şey yapmak içimden gelmese de eksiklerimi,yapmam gerekenleri biliyorum.Çalışırken kendimden daha eminim,sürekli deneme oluyoruz;eskisi kadar heyecanlandırmıyor.

Tecrübe edenlerin anlattığından bir tık daha zormuş her şey.Her an çalışma halinde olmak istiyosun,her saniye kayıp gibi geliyor ve hiçbir eğlenceli olayı keyfini çıkararak gerçekleştiremiyosun.Sürekli bir ders çalışmama vicdan azabıyla geziniyorsun.Ekstra dertler öncekinden daha fazla üzüp sinirlendiriyor.Ama ona da aldırmamak zorundasın.Her şeyi bırakmak istiyorsun ama sonra yapmak istediklerin geliyor aklına zorla zorla devam ediyorsun...Çok karışık ve sinir bozucu bir yıl,anlatamıyorum bile.Tek kelimeyle özetlersem büyük bir ''bıkkınlık'' okuldan,anlamakla yükümlü olunan her bir konudan.

🌙🌙🌙


🌙🌙🌙

Olgunlaştığımı hissediyorum hem de çok.Hayattaki her şeyin bir sebebi var.Yaşadığım kalp kırıklıklarını artık hayattaki mağdur benmişim gibi yorumlamıyorum.Negatif bir insan olmak istemiyorum,en azından bunun için çabalıyorum.Kendime bu kabalığı yapmama gerek yok.Elimde olanlarla güzel şeyler yapabilecekken kaybettiklerime odaklanıp var olan olanaklarım da gitsin istemiyorum.Endişelerim meşgul olduğum zamanlarda sıfırlanıyor.Sadece günü gününü tutmayan modum yüzünden bazen berbat hissediyorum ama bir şeylere odaklanarak bunu da aşabiliyorum.Hayallere olan inancım yavaş yavaş geri gelmeye başladı.Hayal kurarken kendimi engellemiyorum,sınırlar çizmiyorum.Ben olduğum sürece değerli hepsi,kendi şansımı her zamanki gibi oluşturmak zorundayım.

Geçen gün 8. Sınıfta yazdığım günlüğümü okudum.Gecenin bir vakti tokat yemişe döndüm.O zamanki Anılla şuanki Anıl arasında hissiyat açısından hiçbir fark yok,cidden hiçbir fark.Aradan dört yıl geçmiş ama ben yine genellikle mutsuz hisseden,yaşamdaki negatifliklerle boğuşmaya çalışan ve verdiği değerler yüzünden kazık yemiş biriyim.Bunu görmek canımı acıttı bildiğin.Nasıl olur ya dedim.Hiç mi akıllanmadın? Hiç bir ders çıkarmadın yaşadıklarından? Sonra değiştirdiğim şeylere odaklandım.Haliyen kendimi daha fazla tanıyorum.Eskisi gibi pata küte konuşup hareket etmiyorum,yaşların verdiği ağırbaşlılık var.Bu kadarla sınırlı değişim.Tabii bir de vizyonum genişlemiş.Dil öğrenmek,filmler ve kitaplar sağ olsun.Dualarımı yazmışım.Tamam isyan etmiyorum ama neredeyse hiçbiri gerçekleşmemiş.Her şeyin zamanı vardır tabii,yine de bir miktar üzdü.Olsun diyelim o zaman yazan Anıla da bu günleri anlatsam bu yaşa gelmeyi deli gibi istiyodu.Yine aynısın yine sensin,kendinden kaçış yok.Akıllan ve anına odaklan.

Güzel bir haberim var!

Geçen yazıda yazdığım yazıyla EF Education'dan yüzde yirmi indirim kazandım!Bir yıl içinde seçeceğim bir kampüste kullanabilirmişim.Ülkeler arasında İngiltere ve İtalya var.Zaten onlar olduğu için şansımı denemiştim.Herhangi bir şey kazanacağımı düşünmüyordum.Yazıyı çok dar bir zamanda yazdım,odaklanamadım ama şükür bir şeyler elde ettim.Umut Durakları ilk kez bana somut bir şey kazandırmış oldu bu cidden mutlu etti :') Sınavım güzel geçerse belki bu indirimi kullanabilirim.Şu anda hayatım sınavdan öncesi ve sonrası olarak ayrılmış durumda.Öncesinin nasıl olacağı sonrasında neler yaşayacağımı gösterecek.Hayat film gibi bense replikten repliğe atlayan oyuncu bazen de senarist.

Film demişken bu hafta abimin gelmesi şerefine korku filmleri izledik.Hell House llc çok güzel bir gerilim filmiydi.İki film birbirine zekice bağlanmış,sıfır yapmacıklık ve alabildiğinde kalite.Tavsiye ederim.

Diğer bir film ise hatırlar mısınız bilmiyorum ama ''Conte D'été'' diye bir filmden bahsetmiştim.Türkçe adı ''Yazın Hikayesi''.Aynı seriden ''Conte D'hiver'', ''Kış Filmi''ni izledim.Bu sefer de başrolümüz kadın üç tane erkek arasında kalıyor.Biri entelektüel biri yanında çalıştığı patronu diğeri ise yıllar önce sevgilisi olan adres karışıklığıyla kaybettiği kızının babası.Yazın Filmi kadar beğenmedim ama yine çok hoştu.Fransız filmlerinin hoş ambiyansı ve uzun diyalogları beni her zaman içine çekmeyi başarıyor.Diğer mevsimlerin filmini de izleyeceğim.


Üzerimdeki ''şanssızlık'' hissinden sıyrılamıyorum.Gözüm bana ait olan güzellikleri görmekte bir hayli kör.Neyse ki eskisi kadar salak da değil.Bazı konularda değiştiğimi biliyorum,yine tek başıma başardım bunu;alışmalıyım.

Güzel enerjinizi ve dualarınızı bekliyorum,size de en içten şekilde huzurlu haftalar diliyorum.


çav!



1 Aralık 2018 Cumartesi

5 Maddede Filmler ve Dil // #EFBloggerTürkiye 🌍


Duyguları,düşünceleri ve sezgileri anlamlandıran dille;farklı dünyalarda olmanın tadını alabildiğimiz filmlerin güçlü bir ilişkisi olduğuna inanıyorum.Farklı olanı anlamak isteme ve estetik arayışımızdan dolayı bir filmi izlerken konuşulan dili de ister istemez önemsiyoruz.

Dil öğrenmeye sürekli meraklı ve film izlemeyi de çok seven biri olarak bu kombinasyonu beş maddede inceleyeceğim.

1.Konuşma Dilinin Kulağa Hoş Gelmesi

En temel faktör bu.Bahsettiğim estetik zevk de bu kapsama giriyor.Bir filmi izlerken repliklerin telaffuz edilişi bütün filmin ambiyansını değiştiriyor.Her dilin ait olduğu bir ruh yapısı olduğuna inanıyorum.Mesela İtalyanca her sözcük sanki bir özlü sözmüş gibi şiirsel.Fransızca cümleler ise anlamı fark etmeksizin biraz melankolik.Farsça da Fransızca ile aynı dil ailesinden olduğu için yine biraz melankolik ve sanatsal.Uzak Doğu dilleri tonlamalar sayesinde yüksek tempolu...Örnekler çoğaltılabilir.Her dilin bizde uyandırdığı duygu farklı olduğu gibi bu film seçimlerimizi de etkiliyor.

Belki de öğrenilmesi en kolay dillerden sayılan ve bugün dünya dili olarak kabul edilen İngilizcenin her sektörde bu kadar önemli görülmesinin sebebi de insanların bu dili öğrenme ve anlamada ortak bir estetik zevke ulaşmış olmasıdır.

Film: Frantz
Dil: İngilizce-Fransızca-Almanca

*EF Fransızca Programları: tık
*EF Almanca Programları: tık


2.Filmin Evrensel Boyuta Ulaşması

Özgün içerik ve kaliteli bir yapımla bir film evrenselliği yakalayıp popülerleşebilir.İngilizceden devam edersek bugün çekilen birçok yapımın İngilizce olmasının bir sebebi de en çok konuşulan dilin İng. olmasından kaynaklıyor olsa gerek.

İnsanlar kendini en iyi şekilde anadilinde ifade edip aynı zamanda diğer dilleri de kendi anadilideki duygularla anlar.İngilizcenin ortak duyguları kendine has zenginliğiyle ifade edişi de filmlerin evrensel boyuta ulaşıp tanınmasında etkilidir.

Tabii kaliteli işlenişleri ve farklı kültürlere ışık tutan özgün yapımlarıyla evrenselliği yakalayabilmiş yapımlar da vardır,bkz:

Film: A Separation
Dil: Farsça

3.Dilin Oyunculuğa Etkisi

Belki fazla ayrıntı içeren bir madde ama dilin kesinlikle oyunculuğa bir etkisi olduğuna inanıyorum.Farklı milletlere ait oyuncuların farklı farklı ama milletlerine ait olan ortak bir auraları var.Beden hareketleri,dış görünüş ve telaffuz en belirgin örnekler olacaktır.Hatta ağlama sahnelerinde sergilenen oyunculuk bile dilin nasıl etkili olduğunu gösteriyor.Amerikan bir filmde genel olarak ağlama sahneleri kısa repliklerle geçilirken Türk filmlerinde yine genel olarak uzun olup dramatize edilir ve Türkçenin ağıt kültürüne ait dili kullanılır.

Dizi: The Tudors
Dil: İngilizce (İngiliz)

*EF İngiltere Dil Okulları: tık
*EF Amerika Dil Okulları: tık

4.Dilin Repliklere Etkisi

Duyguların dışa vurumu olan dilin filmdeki karşılığı replikler...Oluşturulan repliklerin anlamsal bütünlüğü,dile uyumu ve doğallığı filmin bütün ambiyansını etkiliyor.Örneğin Türkçede ''Hadi adamım!'' tarzı bir ifade pek fazla kullanılmazken Türk yapımı bir filmde böyle bir replikle karşılaşırsak kulağımıza oldukça çiğ gelecektir ve filmi özenti bulacağızdır.Oysa bu repliği birçok filmde İngilizce şekilde duyarken yadsımıyoruz.

Film: Babam ve Oğlum
Dil: Türkçe


5.Her Dil Bir Kültürün Aynasıdır

En başta belirttiğim gibi filmler bize yaşayamayacağımız dünyalarda olmayı tattırır.Kültürüne heveslendiğimiz ülkelerin öncelikle dilini öğrenmek isteriz.Çünkü o dilin o kültüre ait en önemli parça olduğunu bilir,en yakından keşfetmeye çalışırız.

Filmlerde kullanılan dil de bize dilin ait olduğu film,yapım ülkesi ve o ülkenin kültürüne dair ipuçları verir.Asya dilleri bu anlamda güzel bir örnek olacaktır.Birçok insan Asya ülkelerinin havalı alfabeli dillerine,minimalist sokaklarına ve ilginç kültürlerinin etkisine kapılarak Asya filmlerine,dizilerine vs. merak salıyor.

Film seçimlerimizde bile öğrenmek istediğimiz dilin-kültürün etkisi oluyor.Yapım dilinin ilgimizi çekmeyen ya da kulağa hoş gelmediğini düşündüğümüz bir dil olması bizi o filmden caydırabiliyor.Kendimden yola çıkacak olursam Fransız yapımı filmlerin favorim olmasının bir sebebi de Fransızcayı dinlemekten duyduğum hazdır.

Anime/Film: Garden of Words
Dil: Japonca


Dil öğrenmek gibi keyifli bir olayı filmlerle buluşturmak çok çok çok daha keyifli.Olabildiğince farklı yapım dillerindeki filmleri izlemeye özen gösterin.Her dil,yeni bir kültürü keşfetmekle hayatımızda araladığımız yeni bir pencere demek.Dünyada bu kadar fazla dil ve film varken bu zenginlikten yararlanmak gerek!

Sevgiler.


P.S:

*EF Yurtdışı programları: tık 






18 Kasım 2018 Pazar

Hafta Sonundan Karalamalar 🌑


Pazar // 02:26

Eat Pray Love'ı izlerken içimden yazmak geldi.İtalya'dan ayrılacağı sahneye kadar izledim.Zaten filmin en sevdiğim kısmı da İtalyadaki bölümleri.Özellikle o harabede yaptığı konuşmayı her dinlediğimde gözlerim doluyor,çok anlamlı ve güzel.Hayata bir nokta atışı.

Günler aşırı monoton geçiyor.Okula gidiyorum,dershaneye gidiyorum ve evde de ders çalışıyorum.Bıktım fakat elimden geleni yapmak için kendimi zorluyorum.Okuldan bıktım özellikle.Beş yıl lise olmazmış.Daha doğrusu bu okulda beş yıl asla okunmazmış.Her şey daha katlanılmaz ve sinir bozucu geliyor artık.Herkes bir an önce mezun olmayı bekliyor,haliyle.

Hafta başında enerjim normalken git gide öyle bir düşüyor ki özellikle Cuma sıfır noktasında oluyorum.Cumartesi de keza öyle.Pazar zaten o kadar depresif ki...Bunu aşamadım hiçbir zaman.Gün boyunca kendimi zorlaya zorlaya ders çalıştım.Günde beş saatlik uykularla ayakta kalmaya çalışınca her an uykuya hazır bir vaziyette geziyorum.Geçen cuma okula gitmeyip uyudum.Buna o kadar ihtiyacım varmış ki iki gün boyunca resmen cildim parladı.Ders çıkardım mı? Hayır.Kendimi uyutmamakta ısrar ediyorum.Telefonla uğraşıp düşünlere dalıyorum.Uyku moduna geçemiyorum,yoksa uykuya dalmam bu yorgunlukla kolay.

Geçen hafta psikiyatriste günlüğümü de götürmüştüm.Ona bazı kısımları okudum.İnsanın kendi günlüğünü bir başkasına okuması adrenalin dolu bir şeymiş.Arada bir günlüğümü açıp okuyorum ve şuna her defasında katılıyorum ''Hayatın savurup durdurduğu bir yaprak gibi hissediyorum.'' Başladığım noktalara her defasında geri dönüyor gibiyim.Tam kendime inanıyorum,bir anda ellerimden kayıyor.Tam pozitif olmak için adım atıyorum hop hayatımda bir aksilik oluyor.Bir hafta sıkı ders çalışıyorum diğer hafta hiçbir şey yapasım gelmiyor.Bu dengesizlik yıpratıcı.Evet her gün,her mod birbirini tutmaz ama sorun benim bunu en derin şekilde hissedip kontrol edememem.Sabırsızım,hem de çok.

Kendi içimde çekilip durduğum girdabı bir türlü kapatamıyorum.Özellikle geceleri ortaya çıkan bu karamsarlıkla sadece meşgulken baş edebiliyorum.Bir de bazen iyi hissederken.İyi bir oyuncuyum.Bazen gerçekten şaşırıyorum kendime.''Fake it until you make it'' sözü benim hayatıma itafen söylenmiş olabilir.Matematiği sevmiyordum fakat yapmaya çalıştıkça sevmek zorunda olduğumu da fark edip -mış gibi yaptım,şu an yapamadığım zamanlarda da seviyorum.Birkaç somut örnek daha geliyor aklıma...Geceleri meditasyon yapmayı bıraktım sayılır.Her şeye bir hışımla başlayıp vazgeçiyorum.Çok seviyorum,gösteremiyorum.Pozitif kalmaya çalışıyorum,kalamıyorum.Ne istediğimi bilmiyorum birçok insan gibi,daha doğrusu ben neye ihtiyacım olduğunu bilmiyorum.Belki de bilsem de söyleyemiyorum.

Hayal kurmaya artık pek hevesli hissetmesem de arzuladığım şeyler çok daha güçlü olmaya başladı.Belki bu da hayallerimin kılık değiştirmiş halidir.

Olduğumdan daha güçlü ve cesur olmak istiyorum.Ama bu sefer -mış gibi yaparak değil,gerçekten olmak istiyorum.

Yazarken her şey daha dramatik oluyor,uyumam gerek.



Gnitez.

***

Gece neler yazmışım öyle...hemen yayınlamak istemedim.Bazen çok negatif şeyler yazdıktan sonra garip bir suçluluk hissediyorum.Bu kadarını açmaya gerek var mıydı? gibisinden.Şimdi,pazar akşamı,okuyunca pek de yayınlanmayacak gibi gelmedi,sorun yok yani.

Günün yarısı dershanede geçti,pek bir şey yapamadım.Eat Pray Love'a devam etmek isterdim ama test çözmem lazım.Film seçemiyorum bir türlü,deli oluyorum.Sanki daha güzeli illa varmış gibi geliyor.Bu yüzden izlediğim filmlere dönmeye başladım.En sevdiklerimle ilgili bir liste oluşturur yazı yazarım belki,bana da hangisini tekrar izlemek istediğim hakkında fikir olur.Kalsın bir köşede bu fikir.

Bütün haftanın nasıl geçeceğini harfi harfine bilmek motivasyonumu düşünüyor.Monotonluğu hiçbir  zaman sevmiyorum.Hayattan ekşın bekleyince pek iyi şeyler gelmediğinden bir şey de beklemek istemiyorum.Birkaç değişiklik iyi gelebilir belki.Salt beni mutlu eden bir şey.Her şeye fayda için bakmak zorunda olduğum şu yılda beni dümdüz mutlu edecek bir etkinlik.Fazla zaman yemeyen ve aşırı yormayan...Yazı yazmak ve film izlemek olmaz.Onlar hep var zaten.Mesela spora başlamayı düşündüm ama zaman yok.Haftaiçi sınav,etüt,soru çözümü; hafta sonu dershane.Belki akşam bir saatliğine gidilebilir ama o da ders çalışmamı aksatabilir...Sınav senesinde sadece sınava odaklanan insanları kıskanıyorum.Hiçbir şeyin onların etkilemesine izin vermeden çalışıyorlar.Ders çalışırken ben de dış ortamdan kopabilsem de arta kalan zamanda odaklanma işini beceremiyorum.Her şeyi bu sınava bağlamak belki yanlış ama işin matematiğine göre öyle.Bu konuda toz pembe bakamıyorum.

Hiçbir şeyi boş veremiyorum.İşler ya çözülecek ya da çözülecek.Bu yüzden ergenliğin başından beri yaşadığım her kötü anı ilk etkisini korumasa da zaman geçişine göre bendeki etkisi hala güçlü.İnsanları,olayları ve hislerimi boş veremiyorum.Kontrol etmemem gerektiğini öğrendiğim haftadan eser kalmamış gibi gözükse de sanırım yine -mış gibi yaparak durumun üstesinden geliyorum.Bunu yaparken bile kontrol bende sonuçta.

Hayatın ''Evet,mutluyum.'' diyebileceğimiz belirli bir noktası var mıdır? Bence yok.Bu da ürkütücü bak.Mutluluk neye sahip olduğunla değil,kendini nasıl hissettirdiğinle ilgili çünkü.Benimle aynı şeyleri tecrübe etmiş farklı bir karakter benden çok daha mutlu olabilir.İnsan karakterinin de büyük değişimler geçirmesi zannımca imkansız.Yani her zaman biraz mutsuz hisseden biri olacağım,kendimi bunun içine çekeceğim.Koruma kalkanı gibi.Her an mutsuz hissedersem,sığınağım hazır.Dünyayla yarış halindeyim sanki,neye yetişip gerçekten neyi bekliyorum?

Bu yazıyı yazan kendime aynen şöyle bakıyorum:


Ve şunu da hatırlatıyorum:



Hadi şimdi iyi geceler xo