Sunday, July 22, 2018

Birtakım Melankolik Hisler,Rutin Hayat ve Kitaplar


Şu iki hafta üzerimden tır gibi geçti; yorgun ve hastayım,blog yazmak için mükemmel zamanlama(!)

🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛


🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛

Geçen hafta kuzenlerim bize geldi.Gökçeyi zaten tanıyorsunuz bu sefer Ece abla da geldi.Hafta boyunca planlar yapıp dışarı çıktık.Daha çok akşamları basketbol turnuvalarını izledik.Çanakkale'de yazın yapılabilecek en ulaşılabilir ve eğlenceli aktivitelerden biri.Yazları, bir iki kez sponsorlar sayesinde kordondaki sahada gerçekliyor.İzlemesi oldukça keyifli,akşam üzerinden geceye kadar izlediğimiz oldu;artık ne derece bağlı olduğumuzu anlayın :'D

Fark ettim ki Çanakkale'de yapılacak pek fazla bir şey de yok.İzmir'de her gün farklı bir şey yapabilmiştik.Burası o konuda büyük şehirde yaşayan kişiler için oldukça sıkıcı gelecektir,buna eminim.Fakat büyük şehirin kalabalığından ve kabalığından da eser yok.Hangisi daha önemli artık bu kişilere kalıyor.Küçük şehirlerde büyümüş biri olarak Çanakkale'yi tercih ederim.Fazla insana asla gelemiyorum.

Geçen Pazar dershane sınavı olduk,sınıf belirleme sınavı.Kalemliğimi unutarak gittim salak gibi.İlk başta büyük bir panik yaşasam da şükürler olsun ki tam arkamda sevdiğim bir sınıf arkadaşım oturuyordu.Sınıftan birileri de yardımcı oldu.Kalemi de silgiyi de edindim.Korkumdan soruların altını fazla çizemedim ve işlemleri sıraya yaptım.Yine de sonuç güzel gelmiş ki ilk sınıfa yerleştim.Fakat kendime çok fazla yüklendim yine.Sınav sonucum,özellikle matematik,asla tatmin etmedi.Kalemliğimi unutarak gittiğim için insanlara verdiğim izlenimi düşünüp durdum.Kendime karşı hiçbir zaman bağışlayıcı olamıyorum.En küçük tökezlememde en büyük düşmanım yine kendim oluyorum.Ne kadar yanlış olduğunun o kadar farkındayım ki...elimde değil işte.Bazen insan kendine söz geçirememesini düzeltmeye çalışırken bile kendine söz geçiremiyor.

Bu hafta dershane başladı.Sabah 9.30'dan 13.30'a kadar.Bazı günler etütler ve soru çözümü var.Tahmin ettiğimden daha yorucuydu.Bundan önceki bütün yazlarım evde pineklemeyle geçerken sabahları erken uyanmak çin işkencesi gibi geldi.Bir de kıyafet derdi var.Yazları oldum olası sevmiyorum.Hele bu yazdan nefret ettim.Nasıl bir sıcak tarif bile edemiyorum.Nefes alamıyorum resmen.Lütfen hemen sonbahar gelsin,hatta kar kış da olur...Dershane ortamı okul gibi.Bir sürü tanıdık var ve bu çok da güzel bir şey değil.Okulda zaten bunalıyoruz bir de dershanenin okul gibi olması insanı fena halde darlıyor.Bu haftayı alışma olarak kabul ediyorum,umarım bu haftayı daha güzel geçireceğim.

Hiç yoktan hasta oldum.Yediğim yiyeceklerden olduğunu düşünüyorum.Mide bulantısı,ateş,kemik ağrıları...Annem sayesinde biraz daha iyiyim.Hasta olmam gerekmeyen zamanlarda hastalık pusudaymış gibi ortaya çıkıyor.Geçen dönem yazılı haftası boyunca ciddi anlamda hastalanmıştım.Çoğu sınava hazırlanmadan girmiştim.Şimdi dershane başladı,pazartesi sınavımız var ve dakika bir gol bir anıl hasta.Tamam evrene negatif enerji yaymayacağım,her şeyi kabullenen biri olmaya başladım ama biraz ben de şanslı biri olabilir miyim lütfeeeen?!

Bol şikayetli bir yazı oluyor,farkındayım.Yazdıkça rahatlıyorum,ne yapayım.Siz pozitif enerjinizi koruyun,ommm.

Ruhsal anlamda da pek iyi değilim aslına bakarsanız.Pek çok şeyi,insanları sorguladığım bir dönemdeyim.Sanki ilişkilerimde hep bir noktada tıkanıyorum.Bunun sebebi benim çok düşünmem ve insanların umursamazlığı sanırım.Belki umursama kapasiteleri o kadar ama hep daha fazlasını bekliyorum,istiyorum.En ufak olayların bile kalbimi kırmasına izin veriyorum.Dünkü filmde güzel bir replik vardı ''Kimseye hayallerini yıkma iznini verme'' tarzı bir sözdü.Ne kadar doğru ve ne kadar anlamlı.Her türlü ilişki de aslında kendimizle ilişki kuruyormuş gibi oluyoruz.Mesela bir arkadaşınla sürekli tartışıyorsan aslında senin içinde çözemediğin ve ondan beklediğin bir şey vardır.Olaylarımız,hislerimiz ve anlam verdiğim şeyler hep içimizde.Eee karşı taraf bu derece derin düşünmeyince işler yürüyor mu? Maalesef hayır.Keşke herkes birkaç dakika karşısındakinin hissettikleriyle ve ona hissettirdikleriyle yüzleşse...Bir de normalde her şeye ağlayan biri değilimdir,hatta herkesin içinde ağlamaktan nefret ederim.Fakat bu sıralar soğan dense gözüm doluyor.Edebiyat dersinde hocamız Şehrazat'ın hikayesini anlatırken gözlerim istemsizce doldu.Her gece ölmemek için hikaye anlatması falan,içimde fırtınalar koptu o padişaha karşı.

Malum,fazla film izleyemedim ama bir tane Tezer Özlü kitabı okudum: ''Çocukluğun Soğuk Geceleri'' yazarın kendi hayatından kesit kesit bir şeyler anlattığı otobiyografik bir eser.Bu kadının dilini,ruhunu gerçekten sevdiğimi ve anladığımı fark ettim.Şuanda da ''Yeryüzüne Dayanabilmek İçin'' adlı kitabını okuyorum.Aynı zamanda ''Ye Dua Et Sev'' başucu kitabımı da okumaya devam ediyorum,işler daha güzel ve akıcı gitmeye başladı;daha çok sevdim.Anlayacağınız en huzurlu ve güvenli limanlar olan kitaplara sığındığım bir başka döneme daha girmiş bulunmaktayım.

''Hiç düşündünüz mü? Ölen bir insanı gerçekten bir kez daha görebilir misiniz? Ölen bir okula gidebilir misiniz? Ölen bir evde uyuyabilir misiniz? O yıllar öldü.O yılları bize öldürecek biçimde yaşattılar.''

''Geceler çok erken gelir hastanelere ama bitmek bilmez.''

Dün bütün odaların duvarları boyandı.Nasıl zor işmiş anlatamam.Eşyaları çek,temizle,kurumasını bekle,yerine koy,temizle...bir gün içinde bitirmek istediğimizden 10 saat sürdü abartısız.Ben hasta bir şekilde yatarken diğer ev halkının pestili çıktı :_ Odamda da değişiklikler oldu.Kütüphane vardı ya artık yok.Zaten epey eskiydi.Bütün kitaplarım annemin kitaplığında.Orası şu an ağzına kadar okuma kitabı dolu.Benim bilgisayar masasını değiştirip üstüne büyük raflar çakmayı düşünüyoruz.Şu an odam gözüme pek hoş gözükmüyor ve bu epey üzücü.Çalışma masası kısmı sadeleşti,Mona lisa ve Virginia posterini oradaki duvara astım fakat pek orantılı değil.Diğer her şeyi kaldırdım.

Hem fiziksel hem mental olarak ağzımın tadının olmadığı günler geçiriyorum.Dışarda ağır yemekler yemekten,çok soğuk içecekler içmekten ve insanlara sizi üzecekleri kadar anlam yüklemekten kaçının.Anlaştık mı?

çav!




Tuesday, July 3, 2018

Bozcaada,Twitter Sorunu,Senaryo Yazmak ve Birtakım Hisler


Yine kayıplara karışıp geri geldim,bu sefer eli dolu döndüm ama...anlatılacaklar birikti.



Öncelikle Twitter hesabıma giremiyorum ki bu fena halde canımı sıktı.13 Yaşından küçük hesapları kapatıyorlarmış.Ben de 2012'de hesap açıp doğum tarihimi 99dan 2000'e getirince hop hesabı kilitlediler.Kural değişikliği eski kullanıcılar için geçerli olmamalıydı.Zaten 13 Yaşından küçükken açmışım şu an 18 yaşımdayım...ee ne anlamı oldu şimdi? Saçmalığın daniskası,sinirler.

Twitter'sızken birçok olaydan habersiz kaldım.Düşüncelerimi aktaramadım,biriktim...Fakat bu bir yandan da iyi oldu.Twitter'da çoğunlukla gülüp eğlenebilsem de o kadar dehşet haberlerin arka perdesini de görmek günlerimi mahvediyordu.Kendim kapatamayacağımdan bir şekilde kader gelip el mi koydu acaba? Acımasızca yaptı bunu ama değmiştir umarım...Bakın ne kadar pozitif tepkiler veriyorum.Bu sıralar farklı bir mottoya geçmeye başladım.Ne olursa olsun ''bu da olacakmış'' hali.Üzülsem bile içimden bunu tekrarlıyorum.Alışkanlık mı aydınlanma mı ayırt edemiyorum.İyi bir gelişme gibi gözükse de geçici olduğunu hissediyorum.Dramatik ruhum bir yerden güzel bir açık verecek...om...

Geçen hafta oldukça sosyal geçti.Bizimkilerle Çarşamba günü ders çalışmak için buluştuk.Daha önce gittiğimiz bir kütüphane kapalı olunca kafeye gitmek zorunda kaldık.Hiç hoş olmadı çünkü arkadaşlarla ders çalışılabilecek tek yer kütüphanedir.Hatta o bile bazen zor olur :')


Ne zamandır ders çalışmalı fotoğraf paylaşmıyordum.1) Kamera sinir ediyor 2) Üşeniyorum

Cumartesi günü de Bozcaada'ya gittik ve gün boyunca orada takıldık.İkinci kez gidişimden olduğunu düşünüyorum: Önceki gibi büyülenmedim.Her şey güzel,normal geldi gözüme...Fakat bir şeyinden nefret ettim: Her şey aşırı pahalı...Tamam adasın tamam yaz sezonu siz de kazanın ama...insaf biraz ya :_

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼


Şevval'in kadrajından.


S.A.M

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼

Çok güzel iki tane şarkı ve bir tanesi sayesinde muazzam bir tablo keşfettim.Kulaklarınızın pasını yerle bir etmek için paylaşıyorum.Benim ruhuma huzur verdiler ve garip bir şekilde dinlerken güçlü hissettim.Klasik müziğe olan sevgim gittikçe büyüyor...



Vivaldi 

Portre: ''Genç Bir Kızın Portresi''- Antonio Rotari



Haggard

''Alman bir grup tarafından söylenen İtalyanca bir İsveç Halk Müziği''

Söylesem mi karar veremedim...senaryo yazmaya başladım.Celtx diye bir uygulamadan yazıyorum ama ücretliymiş.Yani birkaç güne Word dosyasına döneceğim,olsun.İki tane yazım tekniği var Fransız ve Amerikan.Bana Amerikan modeli daha basit ve güzel geldi.O şekilde yazıyorum.Şekilden çok içerik önemli tabii...şekil bir şekilde hallolur,önemli olan hikayenin kalitesi ve işlenişi diye düşünüyorum.Kimseyle paylaşmamıştım.Bir şeyi tamamlamadan paylaşmak ya da anlatmak istemiyorum artık.En azından içeriğinden bahsetmeyeceğim.Emin olup bir gün tamamlarsam ki şu an yazmakta olduğum hikaye içime sinmeye başladı,ilgili yerlere gönderirim ve kabul edilirse oynanır ve ve öğrenilmiş olunur. (güzel hayaller)

Senaryo yazmak bana göre hikaye yazmaktan daha kolay geldi.Her şey gözümde canlanırken kamera açısını takip ederek takır takır yazdım.Bu hikayeyi başka biri yazsa nasıl beğenirdim onu düşünerek ilerledim.Klişelerden sıyrılmak zor,bunun için daha fazla film izleyip bu konular hakkında araştırma yapmak lazım.Ben yaratıcılığıma güveneceğim...derin araştırmalar için zamanım olmayacak ne yazık ki.

Roman yazma denemesi yaparken de bana göre en zor iş  karakterlerin adını bulmaktır.Senaryoda da böyle oldu.Bir türlü ne desem bilemedim.X gibi şeyler ekleyip devam ettim.Öncelikle karakter adı bulunmalı mı bilmiyorum ama hikayenin akışına göre oluşan karaktere isim bulmak daha kolay geliyor,hoş beceremiyorum da...tek kusuru bu olsun diyeyim bari.

Türkiye'de son iki haftada yaşananları çok üzülerek izledim ve fark ettim ki hiçbir umudum kalmamış.Yalnız bunun sanki yaşamdan kopup kabuğa çekililmesi olarak algılanması saçma.Evet bunu isterdim fakat hayat devam ediyor ve her şeye rağmen hayatları,hayatlarımız uğruna mücadele veren insanlarımız var.Onlar için,kendimiz için devam etmek gerekiyor.Hırsla değil,azimle...Bu ülkede yaşamıyor olsam çok daha pozitif bir hayatım olacağına eminim diyebilirim.Dehşet verici olayları her yerde görebiliriz ama kaba,cahil,adaletsizliği kabul edebilen saldırgan insanları görmek katlanılmaz.Aslına bakarsak zaten bu ülkeden gitmek isteyenlere ''neyini beğenmiyorsun yav'' ya da ''defolun'' gibi sığ tepkiler verenlerin çoğunlukla bu ülkeyi yaşanılmaz hale getirenlerin ta kendisi olduğunu görebiliriz.Sorun ülke,kara parçası ya da coğrafi konumumuz değil...bu derece hoşgörüsüzlük ve cehaletle yaşamak.Umarım bir gün gençlerimizin tek derdinin hangi siyasi partinin onları yöneteceği değil akşama hangi partiye gidecekleri gibi ufak dertlerinin olduğu bir ülkemiz olur.Çocuklar kendilerine düşman kimselerin car car rahatça konuştuğu bir ülke yerine onları koruyan,ayrıştırmayan insanların olduğu bir ülkeye sahip olur.Güven ve huzur içinde büyüyebilir...bu konularda diyecek daha çok şeyim var ve hepsi birbirinden keskin...susma hakkımı kullanayım en iyisi.

Konunun üzerine yüreğime bir nebze su serpen kitap alıntımı paylaşıp yazıyı sonlandırayım:

''Karışıklık,felaket ve sahtekarlığın dünyasında bazen sadece güzelliğe güvenilebilir.Sadece sanatsal mükemmellik bozulmazdır.Hazzın değeri düşürülemez.Ve bazen gerçek olan tek değer bir yemektir.Öyleyse,kendini güzellik ve keyif aramaya adamak ciddi bir iş olabilir;ille de gerçeklerden kaçmanın bir yolu değil,ama bazen diğer her şey...retorik ve olay örgüsünün içine akarken gerçek olana tutunma yolu olarak.'' (ye dua et sev)


Huzurlu bir hafta diliyorum.

çav.








Thursday, June 21, 2018

Vedalar,Karamsarlık,Film ve Birtakım Düşünceler ☔


Ayrılıkla ve üzüntüsüyle geçen bir hafta sonunda haftanın güncesi yazamamıştım.Keyfim nispeten yerinde,hava yağmurlu ve kapalı...mis.

Abimi geçen hafta Amerika'ya uğurladık.Work&Travel için gitti.Evden çıkana kadar pek üzüldüğümü söyleyemem.Sadece heyecanlandım onun için.Ama evden çıkarken gitmesi içime dokundu.Sonuçta bambaşka bir ülke hatta kıta...her dakika aklımızda abim var,onun da biz.Şükür ki sağ salim vardı hatta ilk haftasını bitirmesine günler kaldı.Annem de aynı gün memlekete gitti.Anlayacağınız ev epey sessizleşti ve ben de yalnızlaştım.Ayrılıkları herkes gibi sevmiyorum.Güzel hikayelerin veda kısımlarını okumak yerine bir kenara fırlatıp atmak istiyorum.

Ders çalışmaya başlamıştım,her şey güzel ilerledi.Günlerim uyanıp ders çalışıp bilgisayarda takılmakla geçiyor.Bizimkilerle anca bu hafta buluşabildik.Bir hafta boyunca aktivite yapmadığımdan olacak ki geçen hafta ruhen çok kötüydüm,şu anda da iyi olduğumu söyleyemem ama alıştım bu duruma.Çok fazla şeyi aynı anda düşünüp aynı zamanda hassas bir insan olunca hayat içinden çıkılmaz bir hal alıyor.İç çatışmaları çözmek yerine direkt sonuca vardırmak lazım.İnsanları kırmamaya çalışmak yerine kendine karşı kibar olup kırılmamaya çalışmak lazım.Lazım da lazım...insanlar olarak ders çıkarmak dediğimiz şey aslında sadece sözde.Aynı şeyleri defalarca kez farklı versiyonlarda yaşayıp atlattığımızı düşünüyoruz.Oysa kaçamayız kendimizden.Bir şekilde gelir seni bulur,ders çıkardım dediklerin farklı hallerde karşına çıkar.O zaman çıkar bakalım yeni bir ders daha.Yorucu bir süreli döngüden ibaret hayat.

Uyku düzenim her yaz ve yıl olduğu gibi bozuk.Dün sabaha karşı yattım.Yalnız bu sorunla ilgili bir şey keşfettim.Uyuyamamaktan çok sanırım uyumak dahi istemiyorum.İstesem bile engelliyorum kendimi.Ne ile alakalı olduğunu bilmiyorum.Yeterince yorulduğum kış döneminde bile ikiden önce yatmamak için direnirdim.Alışkanlık mıdır psikolojik mi çıkaramıyorum.Fazla da takılmıyorum açıkçası.Geceleri seviyorum.Bana ne kadar saçma sapan düşünceler yükleyip karamsarlık doldursa da seviyorum.Zaten en çok en üzen şeylere bağlanıyoruz.En zararlı yiyecekleri ve alışkanlıkları seviyoruz.Bu da o hesap.


instagram: tık

Salı gecesi çok naif ve kaliteli bir film izledim.İlaç gibi geldi,şarkılarının etkisinden hala çıkamıyorum.Filmin adı ''Sukkar Banat'' Lübnan'da geçiyor ve Fransız yapımı.Bir kuaför salonundaki farklı tipteki kadınların hayatını anlatıyor.Kadın yaşamına dair birçok farklı yön gösterilirken aynı zaman sıcacık atmosferi ve samimi oyunculuklarıyla sizi içine alıyor.Şarkıları ise efsane,hemen iki favorimi paylaşıyorum:


Tango el Caramel



Khaled Mouzanar - Mreyte ya Mreyte

*çay demleme molası*

Perşembe günlerini kendime tatil ilan ettim.Bu gün ders çalışmadım.Akşamüzeri Şevval ile buluştuk,Melike yazlıklarında.Pınar da bizimle geldi,evde annem de olmayınca canı çok sıkılıyor.Yağmurlu havada plan yapmak saçma gibi gözükürken mekanların tıklım tıklım olduğunu görünce rahatladık.Keyifli ve huzurlu bir gün geçirmiş olduk :')


☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕

Yavaş yavaş yogaya kaldığım yerden devam etmeye başladım.Hatta annem de başlamış.Her gün yapıyor.Ben de onu görünce yoga yapmayı özlediğimi fark ettim.Birkaç gündür yapıyorum.Omuz ağrılarıma fena halde iyi geldi.Bugünü,dünya yoga gününü,es geçmiş oldum.Bir şeyleri yapmam gerektiği için yapmamayı kendime kural bellemek istiyorum.Çünkü bir insanı aslında en çok yoran şey bu.Kendine koyduğu keyif almaktan çok yapmak zorunda hissettiği bir sürü şey.Yoga bunun için en uzak şey olmalı.Kendini zorlamak yerine kendine karşı nazik oluşu öğretmeli yoga...O halde bu kafadan devam.

Ders çalıştığım günlerde kitap okumak rahatlatmak yerine yoruyor.O yüzden hala ''Ye Dua Et Sev''i okuyorum.Fena ilerlemiyor.Şunu fark ettim ki filmi çok daha güzel.Kitap bir sürü ayrıntıyla dolu.Biliyorum orjinali kitaptır fakat anlatılmak için anlatılan şeyler okuyucu olarak beni baydı.Tezer Özlü kitaplarını almak istiyorum.Sanırım ben karanlıktan hoşlanan bir okuyucuyum.Yazar beni felaket senaryolarıyla düşündürsün istiyorum.Beni gülümsetmeye çalışınca soğuyorum.

Bazen aklıma fena halde kitap&film senaryoları geliyor.Bir gece sadece bunu düşündüm ve not ettim.Sabah olunca ne mi oldu? ''Uf bu ne şimdi?'' deyip yüzümü buruşturdum.Gece boşuna uyumamız için verilmemiş değil mi? Senaryo yazmak nasıl bir şey diye azıcık araştırma yapmıştım.Çok kolay bir işe benzemiyor hatta hiç.Fakat sonra hikaye gibi yazılıp sonra senaryoya çevrilebildiğini düşündüm.Film izleye izleye kendim de bir senaryo yazmaya heveslendim.İçinde hem yazma hem film olan bir aktivite sanki tam benlik.Fikirlerimi oldukça not ediyorum.Bir senaryonuzun filme çevrilmesi büyüleyici bir şeydir eminim.Düşünsenize, kanlı canlı oluveriyor düşleriniz.Bunu isterdim.Hatta bunun ötesinde bunu bizzat kendim gerçekleştirmek isterdim.Eğitim isteyen işler fakat şimdiden hayallerimdeki yerini aldı.Kendi emeğimle yazdığım özgün bir senaryo...bakın özgün olmak çok zor.Fazla film izleyince insan illa etkileniyor.Neyse bir kutucuk açalım bu hayal için.Yıllar sonra içini doldurmayı da unutmayalım.Hıh,oldu.

Sevmek ile alışkanlık karıştırılabilir bir şey mi? Alışkanlık zaten sevgiden mi doğar? Bunları epey düşündüğüm bir hafta oldu.Kendi kendime farklı yorumlar yaptım.Sizin de görüşlerinizi merak ediyorum.Biraz aydınlanma tozuna ihtiyacım var!


huzurlu günler diliyorum,

çav.














Thursday, June 14, 2018

About Elly / A Separation - İran Sineması Hakkında


Filmler hakkında konuşmayalı epey olmuş!

Son zamanlarda pek fazla film izlemesem de aklımda kalan kaliteli filmler oldu.Yazı yazacak kadar etkilenmemiş olacağım ki ayrı bir başlık açmadım :)

İran sinemasından,aynı yönetmene ait,yeni bir film daha izleyince bu sinemanın ne kadar hoşuma gittiğini fark ettim.Genel hatlarıyla tekniklerinden anlayacak bilgiye sahip olmasam da işleyişler hakkında birkaç çıkarım yapabildim.



ABOUT ELLY

(Darbareye Elly)
2009
IMDb: 8.1
Yönetmen/Yazar: Asghar Farhadi

Hafızamda tazeyken öncelikle bu filmden bahsederek başlıyorum.

Filmin konusu bir grup ailenin çocuklarının öğretmeni Elly ile konaklamak için okyanus kıyısında bir eve gitmeleriyle başlıyor.Film boyunca Elly'nin kayboluşunu ve ardından yaşanan,çözünen gizemleri öğreniyoruz.İçten içe sizi geren bu film aynı zamanda İran toplumu hakkında birçok ipucu da veriyor.Zannımca sizi geren de bu,o sistemin içinde hissederken aynı korkuları yaşamak.

Oldukça durağan ilerleyen bir film.Bol bol diyalog var,yani tam benlik diyebilirim.Farsça o kadar güzel bir dil ki dinledikçe kurgu beni içine aldı.Devletin baskısı yüzünden İran'da özgür bir şekilde kurgu hazırlanamadığı açıkça gözüküyor.Sevgi konusu bile belli çerçeveler içinde,bastırılan duygular üzerinden anlatılmaya çalışılıyor.Oysa dünyada yasaklanması ve hoş görülmemesi gereken bir şey varsa o da nefretin ta kendisidir.



A SEPARATION

(Jodaeiye Nader az Simin)
2011
IMDb: 8.3
Yönetmen/Yazar: Asghar Farhadi


Daha önce izlediğim ve bahsettiğim bu filmi çok daha fazla beğendim.

Öncelikle oyunculuklar efsane ve ötesiydi.Kısıtlı bir şekilde çekilen İran sinemasına damgasını vuran,yetenekli oyuncular oluyor.

Ayrılık hikayesiyle başlayıp içine bir suçlamanın ve bu işlerin içinden çıkışını anlatan bu filmde yine İran toplumu ve devlet düzeni hakkında fikir sahibi oluyoruz.Bu açıdan,izlediğim en iyi filmlerden biri olan İsrail yapımı ''Gett'' filmine de oldukça benzettim.Aynı coğrafyanın sorunlarına değinen,özellikle kadın yaşamının üzerinde sürekli görünmeyen bir elin olduğunu hissettiren bu filmler oldukça özgün ve kaliteli.Ayrıca aklıma sürekli kendi ülkemiz de gelmedi değil.



İran sinemasının etnik sanat yönetmenliği ve bol konuşmalı başarılı oyunculuklarına fena halde vuruldum.Baskı içinde yönetilen bir ülkeden çıkan bu iki film bize:aslında sanatın her halde ve şekilde icra edilebileceği,her ne kadar devlet sansürlese de toplumsal sorunların sanatsal bakış açısıyla duyurulabileceğini kanıtlıyor.

İran sinemasını biraz da Fransız sinemasına benzettim ki ikisinin ortak yapımları da var.Bu iki filmi izlerken Fransız festival filmi izliyormuş gibi de hissedebilirsiniz.Aynı özgünlük ve kalite mevcut.Fransız filmlerini çok seven biri olarak aynı notu verdiğimi söyleyebilirim.Farsça için doğunun Fransızcası demiştim öyleyse doğunun Fransız filmleri de İran'dan çıkıyor diyebilirim..en azından bende uyandırdığı his tam olarak bu :')

İkisinin de sonu vurucu değil ya da sizi fena halde şaşırtan,etkileyen bir senaryo yok.Fakat baymayan yavaş işleyişleri ve içinizde uyandırdığı duygular,film bitince size bir ''ah'' çektiriyor.Klişe ilerleyen yapımlara karşı bu tarz farklı farklı yapımları şiddetle öneriyorum.Her telden film izlemek size bambaşka pencereleri aralıyor.Görmek istediğiniz,merak ettiğiniz dünyalara misafir ediyor.Benim için bundan yararlanmak büyük bir keyif.


(Bu tarzda film önerilerinizi dört gözle bekliyorum)

iyi seyirler

çav.

P.S: İran'da devrimden sonrasını etkileyici bir şekilde anlatan ünlü  ''Persepolis''i de unutmamak lazım.İzlenilesidir.  (Fransız/ABD ortak yapımı,yönetmen ve yazarlarından biri İran asıllı)



Saturday, June 9, 2018

İzmir,Yaz ve Birtakım Planlar 🌻


Sonunda yazacak gücü bulabildim!

İzmir'den döneli 2 gün oldu.Oradayken yazacak fırsat buldum fakat her şeyi biriktirip öyle paylaşmak istedim.Bu seferki İzmir macerası epey doluydu.Bir sürü farklı şey yapıp zamanı güzel değerlendirdik.

instagram: hopefulsalad


İlk kez böylesine hızlı geçen bir yolculuk geçirdim.Yol boyunca kitap okuyup günlük yazdım.Hani kendime sormam gereken cevapsız sorular vardı ya,işte onları sordum.Araç giderken yazmak biraz zordu ama kelimeler boncuk gibi döküldü.Kafamı pencereye çevirdiğimde İzmir'e geldiğimi fark ettim :')


Teyzemlerin balkonunda zaman geçirmeyi çok seviyorum.Kuzenimle her gece oturup drama dolu vakitler geçirdik :') Bir iki yıl önce denizi daha fazla görüyorduk fakat kentleşme sağ olsun manzara gittikçe kapanmış...yine de hala hoş.


Setacığım <3
İlk durak Alsancak...bana kalırsa İzmirdeki en güzel yer.Farklı insanlar,mekanlar ve aktiviteler dolu.Hepsi bir işleyiş içinde,estetik...


Sevgi Yoluna uğramamak olmaz! (Fotoğrafını çektiğim yerin tersi tarafta :'D)
Birçok kitabı uygun fiyatlara bulabileceğiniz tatlı bir sokak.''Ye Dua Et Sev'' in kitabını görünce aldım.Filmi kadar beni etkilediğini söyleyemeyeceğim,hala okuyorum.Ayrıca bir de bilgisayar masasının olduğu duvar için kucağında kedi tutan Mona Lisa posteri aldım.Fena olmadı.



dönüş yolu,vapur
Fotoğrafları ne yazık ki hep instastory'den çektim.Çünkü telefonun fotoğraf kalitesi iyice bozuldu :_


Sonraki günlerin sırasını hiç hatırlamıyorum,fotoğraflar oldukça karışık.Mavibahçe'de Deadpool 2'yi seyrettik.Birinci filmi kadar sevmedim,hatta direkt sevmedim. (üzülen emoji)




Aziz Yuhanna Kilisesi'ni ziyaret ettik.Hayatımda ziyaret ettiğim ilk kilise olmuş oldu.Her türlü dinin mabetini gezmek,incelemek istiyorum.Çok farklı bir his uyandırıyorlar içimde,bulunmayı seviyorum.Kilisede de böyle hissettim.Ambiyansı etkileyici,heykeller ve tablolar mükemmeldi.



Kuzenimin isteğiyle Alsancaktaki bu pembe fışkıran kafeye gittik.Pamuk şekerli dondurma ve tatlı türevi şeyler yapıyorlar.Fiyatları gereksiz pahalı ve maalesef tatları çok da güzel değildi,olsun dedik,denenebilir :_

İlk defa Sushico'da Sushi yedim.Tadı enfesti.California Dream adlı menüyü ortak aldık.Bize kalırsa iki kişiye gayet yetiyor.Denemelik düşünüyorsanız alınabilir.Bunun dışında Gündoğdu'da oturup çekirdek (çiğdem demiyorummm!) çitledik,sohbet ettik ve evde bıkmadan usanmadan monopoly oynadık!

Son iki gün abimin evine gittim.Dokuz Eylül'ü gezdim ve İrem Ablayla tanışmış oldum.Hukuk fakültesini görmek güzeldi.Fakat üni. konusunun beni hala pek heyecanlandırmadığını hissettim.İşte bir bina ve eğitim gören insanlar modundaydım.Oysaki avukat olmak en büyük hedefim.Yine de bir sürü farklı genç insanı aynı anda görmek enerjimi yükseltti,üni. bu açıdan süper bir ortam.Belki de mantıklı bakabilmek şu an asıl işeme yarayan şey olacaktır.Zamanın hissettireceklerine izin veriyorum :') İzmir bu sefer güzel yeniliklerle ve memnun olduğum tanışmalarla geçti,musmutlu ayrıldım.

''Eve Dönüş'' hissini seviyorum.Geldiğim gibi yatağıma atlayıp odamı ne kadar özlediğimi fark ettim.Kendime ait bir yaşama alanımın olmasını seviyorum,buna bir hayli alışığım.İzmir'e gitmek ne kadar iyi geldiyse de şehir değiştirmek kısa süreli bir hafıza kaybı gibi.Takıntılı yapım Çanakkale'ye geldiği gibi birçok şeyi düşünmeye,planlamaya başladı...


işte şu moda döndüm!

Önümde başarılı bir şekilde değerlendirmem gereken yaz tatili var.Arkadaşlarımla ve ailemle birçok plan tasarlarken bir yandan da sınava çalışma konusu,açılmasına az kalan dershane var.Bunun için hiç zaman kaybetmek istemiyorum,kendimi zorlayıp Pazartesi çalışmalara başlayacağım.Aslında planları paylaşmanın ne kadar gereksiz bir şey olduğunu düşünmeye başladım.Olmayan bir şey sonuçta,planla ilerle yap gel anlat,değil mi? Gerçi pek bir şeyi anlatmış olmadım,bundan zarar gelmez.Hem atom nasıl parçalanır onu anlatacak halim de yok.


Defteri Miniso'dan aldım.Bu yaz işime çok yaracak.

Olduğumdan daha fazla özgüvensiz hissettiğim bir dönemdeyim.Nedenleri bir bir yok etmek için harekete geçmek istiyorum.Mesela saçlarımı kestirdim.Uzunken kendimi hiç ama hiç beğenmiyorum.Şu an çok daha iyi hissediyorum.Bu gibi üşendiren ama yapınca mutlu hissedilen şeyleri kendime ödev edineceğim.Nehire karşı kürek çekmek sorunlara karşı sadece oturup üzülmek gibi bir şey.Çaba ve acı var fakat sonuç yok.Küreğimin yönünü çevirmem lazım.Her şey bir değişim içinde ben de dahil,yenilikleri kabullenmem lazım.En çokta kendi ruhumda,bedenimde ve planlarımda olanları...

Herkese huzurlu,mutlu,eğlenceli ve başarılı geçecek bir yaz tatili diliyorum.18 Yaşımın mottosu devam ediyor ''yenileşme'' herkese,hepimize!

çav.




























Saturday, May 26, 2018

Melankoliye Ara,Konser,Planlar ve Birtakım Hisler ☕


İki haftadır yoktum,bir uğrayayım dedim :')

🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸

Yazılılar bitti,son performans ödevlerini verdim ve bir okul yılı daha bitmiş oldu.Seneye 12. sınıfa geçeceğim,bildiğiniz gibi hazırlık okudum.Bazen pişman hissediyorum lisede hazırlık okuduğum için.Okul bu yıl fena halde sıkıcıydı,yer değişikliği,idarenin tavırları,öğretmenler falan...anlarsınız ya.Liseyi boşuna 4 yıl yapmamışlar.Hatta bir ara 3 yılmış.Koskoca beş yıl okumuş olacağım.Olsun diyorum,her şeyde bir hayır mutlaka vardır.Hazırlık okurken 12.sınıf olma fikri oldukça uzak gelirken bir buçuk sene sonra lise defterini kapatmış olacağım,bakalım.

Yaz tatili için gergin hissediyorum.Üniversite sınavına hazırlanmaya başlayacağım.Dertlerini dinlediğim arkadaşlarım,sosyal medyada heyecanlanan insanların yerine geçeceğim.Korkum yok sadece gerginim.Farkılılıkları ne kadar hoş bulsam da değişikliklerden çekiniyorum.Oysa her şey değişim içinde zaten çekinecek bir şey yok.Benimkisi bir savunma mekanizması sanırım.Her şey için eser miktarda endişelenme ki o durum için şimdiden üzülebilme ihtimalini çürütme.

Dershanenin programı 16 Temmuzda başlayacak.O zamana kadar çok güzel bir şekilde dinlenip aynı zamanda çalışmaya başlamalıyım.Pazartesi İzmir'e gideceğim.Kuzenimi,abimi ve İzmir'i çok özledim.Bir sürü plan yaptık,kafalarını ütüledim.İzmir'den döndükten bir hafta kadar sonra abimi Amerika'ya uğurlayacağız.Onun için de çok heyecanlıyım hem de üzgün.Abim liseyi bizden uzakta okudu ama ülke,hatta kıta değiştirmek bambaşka bir şey.Onun için mutluyum ama,inşallah en güzel şekilde gidip gelir;ona buradan şans dileyelim!

Meşgul olmak her zaman iyi hissettiriyor.Ondandır ki bu ay pek kötü hissetmedim,endişelerim gelmedi.Psikiyatriste son kez gitmeyi bile düşündüm.Sonra erken karar vermemeyim dedim.Bana söylediği birkaç şey vardı,onları hala uygulamadım.Verdiği ödevi yapıp gitmek istiyorum,belki İzmir'den sonra...Sanırım insan büyüdükçe kendinden biraz daha emin olmaya başlıyor.Artık kendimin neler hissettiğini anlayabiliyorum.Anılı tanıyabiliyorum,tepkilerini anlayabiliyorum.Sadece bazen,hatta her zaman fazla sorguluyorum.Kimsenin beni bilmediği kadar fazla içsel sorun yaşıyorum.Susmayan iç sesim küçüklüğümden beri devam ettiği için kabullenme yoluna gidiyorum galiba.Kendime de pek güvenemiyorum bir yandan.Yarın pat diye çok kötü de hissedebilirim.Simone De Beauvoir'in çok sevdiğim bir sözü var: ''Öyle aç gözlüyüm ki,yaşamdan her şeyi istiyorum;hem bir sürü arkadaşım olsun,hem de yalnız kalabileyim istiyorum.'' sanırım bu sözün devamı da vardı.İşte çoğunlukla böyleyim.Her şeyi her an istiyorum.Bir şeyin olmamasıyla her şeyi yok sayıyorum.Oysa hayatın böyle bir matematiği olamaz ki...

Her şeyin oldukça umutsuz ilerlediği bu yılda,seçimlerde oy kullanacağım.Henüz kime oy vereceğimi bilmiyorum fakat kime,neden vermeyeceğimi gayet iyi biliyorum.Siyaseti sevseniz de sevmeseniz de bir şekilde bu ülkede duymak,konuşmak zorunda kalıyorsunuz.Ne üzücü.Kendimi bu konuda şanssız ve negatif hissediyorum.Sizin tek istediğiniz huzurlu,medeni bir yaşamken aptal ideolojileriyle insanları himayesi altına almak isteyen topluluklar her bir yandan bağırıyor.Ne için bu fanatiklik yani? Televizyon programında yarışmacı destekler gibi siyasetçi destekliyorlar.Bıktım geri zekalı insanların saçmalıklarını görmek zorunda kalmaktan.

Blog okunmalarında biraz düşüş var.Bloğu büyük oranda kendim için yazsam da okuyucuların da katılması,yorum yazması insana motivasyon sağlıyor.Sıkıcı mı olmaya başladım acaba? Sürekli kendimden bahsetmem bayan bir şey mi? Gerçi kitap inceleme tarzı yazılarda da düşme var...olsundu... :_

Dramatik bir başlangıçtan sonra güzel bir şeye atlayayım.

19 Mayıs'ta Athena konserine gittik!!!!! Hayatımdaki en eğlenceli günlerden biriydi.İlk defa nasıl gözüktüğümü umursamadan bir şey yapıp hiç durmadan dans ettim,zıplayıp durdum.İnsanlık için küçük benim için büyük ve çooook eğlenceli bir adımdı.Konserdeki tek sorun ses sistemiydi ama grubun enerjisiyle o da pek sorun olmadı.''Ses Etmeyi'' söylediler.En sevdiğim şarkıları...herkes sap gibi dururken kendi sesime katlanarak bağıra bağıra söyledim,özür dilerim :') Bundan sonraki hedefim Hayko Cepkin Konseri,umarım gelir.Şebnem Ferah için de fırsat kolluyorum,salak gibi imkanım varken gitmemiştim.Her konser dendiğinde aklıma Lady Gaga konserine gidemeyişim ve bir ay boyunca ağlayışım geliyor.Annemlere hala kızgınım ya.Hele o konser günü nasıl berbat hissetmiştim,unutamıyorum.Onun konserine gitmek hala en büyük hayallerimden biri.Gerçekleşmeyecek gibi hissetsem de belki bir gün...?



Film seçerken aşırı zorlanıyorum.Saatlerce aradığım oluyor.Tam olarak beğenmiyorum ya da hiçbiri ilgimi çekmiyor.O yüzden bu aralar bol bol film önerisine ihtiyacım var.Böyle çok bilinmeyen bilinse de sanatsal yönü olan,aşırılıktan uzak ve kaliteli filmler...bu gece için favorilere birkaç şey ekledim;önerilerinizi de duymak isterim!

Enerjinizin sömürülmediği,huzurunuzun bozulmadığı ve ağız tadınızın kaçmadığı eğlenceli haftalarınız olsun!

çav.











Sunday, May 13, 2018

Yaşamın Ucuna Yolculuk / Kırmızı Saçlı Kadın - İki Kitap 💫


Son iki hafta birbirinden güzel kitaplar okuyunca paylaşmamak olmaz dedim!



Yaşamın Ucuna Yolculuk - Tezer Özlü

Tezer Özlüyü ilk kez Kafka Dergisinde görmüştüm.Kitaplıkta adı merakımı uyandıran bu kitabını görünce okumak istedim.Bir beklentim olmadan zaman geçsin diye okudum ama ilerledikçe çok çok çok beğendim.Tam benlikti.

Tezer Özlü otostopla Avrupayı gezmiş ve 43 yıllık yaşamına birçok öykü,şiir sığdırmış sevilen bir yazar.Kitapta Avrupayı gezerken yaşadıklarını,karşılaştıkları karşısındaki duygularını;geçmişinden söz ederek,hayat görüşlerini yansıtarak ve etkilendiği yazarlardan (Svevo,Kafka,Pavese) göndermeler yaparak akıcı bir şekilde anlatmış.Kitap oldukça karamsar duygularla yazılmış ki bunda yazarın manik-depresif halinden tedaviye alınmış olmasının etkisi var.Fakat bu karamsarlık beni boğmadı (bende genellikle karamsar biri olduğumdan olabilir) tam tersine realist buldum.


''Her sevginin başlangıcı ve süreci,o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu.Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi.''

O kadar güzel ve doğru bir söz ki...o kadar.

''Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz.En çok duvarlar arasında direnmiyor,en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz.''

''Hem karşı çıkıp,hem de sınırlarda yaşayan insan,yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak.Huzursuzluk duyacak ve ne yaşamdan hoşnut olacak,ne de rahatlıkla ölebilecek.Yaşlandıkça ölüm korkusu büyüyecek.Başkalarının yanında kendini güçlü göstermeye söylendiğinin bilincine varacak.''

Bu satırlar bana tokat gibi geldi,en kuvvetlisinden.

''Bir ülkenin zaferi,diğer ülkenin yenilgisi.Zafer de yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor.''

''Her 'ben' bencildir,her 'kır' kırsal olduğu gibi.''

''Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.Evlerinizle.Okullarınızla.İş yerlerinizle.Özel ya da resmi kuruşlarınızla içimi kemirttiniz.Ölmek istedim,dirilttiniz.Yazı yazmak istedim,aç kalırsınız,dediniz.Aç kalmayı denedim serum verdiniz.Delirdim,kafama elektrik verdiniz.''

Bu satırlar da içimi burktu,öylece okudum.


Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk

Orhan Pamuğun adını Nobel Edebiyat Ödülü ile duysam da daha önce hiçbir kitabını okumamıştım.Yine,sadece zaman geçsin diye okumaya başladığım bu kitaba vuruldum :) Bir önceki kitabın aksine olay ağırlıklı.Öylesine bir olay öylesine bir kurgu ki sizi içine çekip bırakmıyor.Başlarda sıkılıyor gibi hissetsem de biraz ilerleyince kitabı elimden düşüremedim,bir gün içinde bitiverdi.Sonu da beni bitiriverdi!

Konuyu spoiler vermeden anlatmak zor.Konuyu,olayı vs. araştırmadan okumanız gereken bir kitap.En küçük ön bilgi heyecanı kaçırabilir.1980'lerde Cem babasının evi terk etmesiyle para kazanmak için Mahmut Usta ile bir kuyu kazma işine girer.Öngören'de kuyu işi yaparken kırmızı saçlı bir tiyatro oyuncusu kadına aşık olur.Olaylar yaşanan bir kaza sonucu takır takır çözülmeye başlar.

Kitap baba-oğul ilişkisi üzerine mitolojik anlatımlara yer veriyor.Orhan Pamuk Batının ''Kral Oidipus''u ve Doğunun ''Rüstem ve Sührab''ı ile yaşamın efsanelerden nasıl oluştuğunu anlatıyor.İki efsane de ağzı açık bırakır cinsten,bu kitaptan öğrenmenizi tavsiye ederim.

''Olgunlaşmışsın,dediği şeyin aslında ruhumda kara bir leke olduğunu bir an fark ettiğini sandım.''


Bu kitap,en sevdiğim kitapları okurken yaşadığım,bir şeyler yeme ve doyma hissini verdi.Her bölümde biraz daha doymuş,tıka basa olmaya yaklaşmış gibi hissettim.Sonunda da bir rahatlama ve bittiği için biraz buruk bir sindirme...




keyifli okumalar.

çav.