Saturday, May 26, 2018

Melankoliye Ara,Konser,Planlar ve Birtakım Hisler ☕


İki haftadır yoktum,bir uğrayayım dedim :')

🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸

Yazılılar bitti,son performans ödevlerini verdim ve bir okul yılı daha bitmiş oldu.Seneye 12. sınıfa geçeceğim,bildiğiniz gibi hazırlık okudum.Bazen pişman hissediyorum lisede hazırlık okuduğum için.Okul bu yıl fena halde sıkıcıydı,yer değişikliği,idarenin tavırları,öğretmenler falan...anlarsınız ya.Liseyi boşuna 4 yıl yapmamışlar.Hatta bir ara 3 yılmış.Koskoca beş yıl okumuş olacağım.Olsun diyorum,her şeyde bir hayır mutlaka vardır.Hazırlık okurken 12.sınıf olma fikri oldukça uzak gelirken bir buçuk sene sonra lise defterini kapatmış olacağım,bakalım.

Yaz tatili için gergin hissediyorum.Üniversite sınavına hazırlanmaya başlayacağım.Dertlerini dinlediğim arkadaşlarım,sosyal medyada heyecanlanan insanların yerine geçeceğim.Korkum yok sadece gerginim.Farkılılıkları ne kadar hoş bulsam da değişikliklerden çekiniyorum.Oysa her şey değişim içinde zaten çekinecek bir şey yok.Benimkisi bir savunma mekanizması sanırım.Her şey için eser miktarda endişelenme ki o durum için şimdiden üzülebilme ihtimalini çürütme.

Dershanenin programı 16 Temmuzda başlayacak.O zamana kadar çok güzel bir şekilde dinlenip aynı zamanda çalışmaya başlamalıyım.Pazartesi İzmir'e gideceğim.Kuzenimi,abimi ve İzmir'i çok özledim.Bir sürü plan yaptık,kafalarını ütüledim.İzmir'den döndükten bir hafta kadar sonra abimi Amerika'ya uğurlayacağız.Onun için de çok heyecanlıyım hem de üzgün.Abim liseyi bizden uzakta okudu ama ülke,hatta kıta değiştirmek bambaşka bir şey.Onun için mutluyum ama,inşallah en güzel şekilde gidip gelir;ona buradan şans dileyelim!

Meşgul olmak her zaman iyi hissettiriyor.Ondandır ki bu ay pek kötü hissetmedim,endişelerim gelmedi.Psikiyatriste son kez gitmeyi bile düşündüm.Sonra erken karar vermemeyim dedim.Bana söylediği birkaç şey vardı,onları hala uygulamadım.Verdiği ödevi yapıp gitmek istiyorum,belki İzmir'den sonra...Sanırım insan büyüdükçe kendinden biraz daha emin olmaya başlıyor.Artık kendimin neler hissettiğini anlayabiliyorum.Anılı tanıyabiliyorum,tepkilerini anlayabiliyorum.Sadece bazen,hatta her zaman fazla sorguluyorum.Kimsenin beni bilmediği kadar fazla içsel sorun yaşıyorum.Susmayan iç sesim küçüklüğümden beri devam ettiği için kabullenme yoluna gidiyorum galiba.Kendime de pek güvenemiyorum bir yandan.Yarın pat diye çok kötü de hissedebilirim.Simone De Beauvoir'in çok sevdiğim bir sözü var: ''Öyle aç gözlüyüm ki,yaşamdan her şeyi istiyorum;hem bir sürü arkadaşım olsun,hem de yalnız kalabileyim istiyorum.'' sanırım bu sözün devamı da vardı.İşte çoğunlukla böyleyim.Her şeyi her an istiyorum.Bir şeyin olmamasıyla her şeyi yok sayıyorum.Oysa hayatın böyle bir matematiği olamaz ki...

Her şeyin oldukça umutsuz ilerlediği bu yılda,seçimlerde oy kullanacağım.Henüz kime oy vereceğimi bilmiyorum fakat kime,neden vermeyeceğimi gayet iyi biliyorum.Siyaseti sevseniz de sevmeseniz de bir şekilde bu ülkede duymak,konuşmak zorunda kalıyorsunuz.Ne üzücü.Kendimi bu konuda şanssız ve negatif hissediyorum.Sizin tek istediğiniz huzurlu,medeni bir yaşamken aptal ideolojileriyle insanları himayesi altına almak isteyen topluluklar her bir yandan bağırıyor.Ne için bu fanatiklik yani? Televizyon programında yarışmacı destekler gibi siyasetçi destekliyorlar.Bıktım geri zekalı insanların saçmalıklarını görmek zorunda kalmaktan.

Blog okunmalarında biraz düşüş var.Bloğu büyük oranda kendim için yazsam da okuyucuların da katılması,yorum yazması insana motivasyon sağlıyor.Sıkıcı mı olmaya başladım acaba? Sürekli kendimden bahsetmem bayan bir şey mi? Gerçi kitap inceleme tarzı yazılarda da düşme var...olsundu... :_

Dramatik bir başlangıçtan sonra güzel bir şeye atlayayım.

19 Mayıs'ta Athena konserine gittik!!!!! Hayatımdaki en eğlenceli günlerden biriydi.İlk defa nasıl gözüktüğümü umursamadan bir şey yapıp hiç durmadan dans ettim,zıplayıp durdum.İnsanlık için küçük benim için büyük ve çooook eğlenceli bir adımdı.Konserdeki tek sorun ses sistemiydi ama grubun enerjisiyle o da pek sorun olmadı.''Ses Etmeyi'' söylediler.En sevdiğim şarkıları...herkes sap gibi dururken kendi sesime katlanarak bağıra bağıra söyledim,özür dilerim :') Bundan sonraki hedefim Hayko Cepkin Konseri,umarım gelir.Şebnem Ferah için de fırsat kolluyorum,salak gibi imkanım varken gitmemiştim.Her konser dendiğinde aklıma Lady Gaga konserine gidemeyişim ve bir ay boyunca ağlayışım geliyor.Annemlere hala kızgınım ya.Hele o konser günü nasıl berbat hissetmiştim,unutamıyorum.Onun konserine gitmek hala en büyük hayallerimden biri.Gerçekleşmeyecek gibi hissetsem de belki bir gün...?



Film seçerken aşırı zorlanıyorum.Saatlerce aradığım oluyor.Tam olarak beğenmiyorum ya da hiçbiri ilgimi çekmiyor.O yüzden bu aralar bol bol film önerisine ihtiyacım var.Böyle çok bilinmeyen bilinse de sanatsal yönü olan,aşırılıktan uzak ve kaliteli filmler...bu gece için favorilere birkaç şey ekledim;önerilerinizi de duymak isterim!

Enerjinizin sömürülmediği,huzurunuzun bozulmadığı ve ağız tadınızın kaçmadığı eğlenceli haftalarınız olsun!

çav.











Sunday, May 13, 2018

Yaşamın Ucuna Yolculuk / Kırmızı Saçlı Kadın - İki Kitap 💫


Son iki hafta birbirinden güzel kitaplar okuyunca paylaşmamak olmaz dedim!



Yaşamın Ucuna Yolculuk - Tezer Özlü

Tezer Özlüyü ilk kez Kafka Dergisinde görmüştüm.Kitaplıkta adı merakımı uyandıran bu kitabını görünce okumak istedim.Bir beklentim olmadan zaman geçsin diye okudum ama ilerledikçe çok çok çok beğendim.Tam benlikti.

Tezer Özlü otostopla Avrupayı gezmiş ve 43 yıllık yaşamına birçok öykü,şiir sığdırmış sevilen bir yazar.Kitapta Avrupayı gezerken yaşadıklarını,karşılaştıkları karşısındaki duygularını;geçmişinden söz ederek,hayat görüşlerini yansıtarak ve etkilendiği yazarlardan (Svevo,Kafka,Pavese) göndermeler yaparak akıcı bir şekilde anlatmış.Kitap oldukça karamsar duygularla yazılmış ki bunda yazarın manik-depresif halinden tedaviye alınmış olmasının etkisi var.Fakat bu karamsarlık beni boğmadı (bende genellikle karamsar biri olduğumdan olabilir) tam tersine realist buldum.


''Her sevginin başlangıcı ve süreci,o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu.Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi.''

O kadar güzel ve doğru bir söz ki...o kadar.

''Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz.En çok duvarlar arasında direnmiyor,en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz.''

''Hem karşı çıkıp,hem de sınırlarda yaşayan insan,yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak.Huzursuzluk duyacak ve ne yaşamdan hoşnut olacak,ne de rahatlıkla ölebilecek.Yaşlandıkça ölüm korkusu büyüyecek.Başkalarının yanında kendini güçlü göstermeye söylendiğinin bilincine varacak.''

Bu satırlar bana tokat gibi geldi,en kuvvetlisinden.

''Bir ülkenin zaferi,diğer ülkenin yenilgisi.Zafer de yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor.''

''Her 'ben' bencildir,her 'kır' kırsal olduğu gibi.''

''Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz.Evlerinizle.Okullarınızla.İş yerlerinizle.Özel ya da resmi kuruşlarınızla içimi kemirttiniz.Ölmek istedim,dirilttiniz.Yazı yazmak istedim,aç kalırsınız,dediniz.Aç kalmayı denedim serum verdiniz.Delirdim,kafama elektrik verdiniz.''

Bu satırlar da içimi burktu,öylece okudum.


Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk

Orhan Pamuğun adını Nobel Edebiyat Ödülü ile duysam da daha önce hiçbir kitabını okumamıştım.Yine,sadece zaman geçsin diye okumaya başladığım bu kitaba vuruldum :) Bir önceki kitabın aksine olay ağırlıklı.Öylesine bir olay öylesine bir kurgu ki sizi içine çekip bırakmıyor.Başlarda sıkılıyor gibi hissetsem de biraz ilerleyince kitabı elimden düşüremedim,bir gün içinde bitiverdi.Sonu da beni bitiriverdi!

Konuyu spoiler vermeden anlatmak zor.Konuyu,olayı vs. araştırmadan okumanız gereken bir kitap.En küçük ön bilgi heyecanı kaçırabilir.1980'lerde Cem babasının evi terk etmesiyle para kazanmak için Mahmut Usta ile bir kuyu kazma işine girer.Öngören'de kuyu işi yaparken kırmızı saçlı bir tiyatro oyuncusu kadına aşık olur.Olaylar yaşanan bir kaza sonucu takır takır çözülmeye başlar.

Kitap baba-oğul ilişkisi üzerine mitolojik anlatımlara yer veriyor.Orhan Pamuk Batının ''Kral Oidipus''u ve Doğunun ''Rüstem ve Sührab''ı ile yaşamın efsanelerden nasıl oluştuğunu anlatıyor.İki efsane de ağzı açık bırakır cinsten,bu kitaptan öğrenmenizi tavsiye ederim.

''Olgunlaşmışsın,dediği şeyin aslında ruhumda kara bir leke olduğunu bir an fark ettiğini sandım.''


Bu kitap,en sevdiğim kitapları okurken yaşadığım,bir şeyler yeme ve doyma hissini verdi.Her bölümde biraz daha doymuş,tıka basa olmaya yaklaşmış gibi hissettim.Sonunda da bir rahatlama ve bittiği için biraz buruk bir sindirme...




keyifli okumalar.

çav.








Saturday, May 5, 2018

Sempozyum,İç Dökme,Sorgulamalar,Kitap ve Filmler ☕


İki haftalık bir aradan sonra yine buralardayım,kafanızı ütüleyeceğim :')

Sempozyum işi sonunda bitti.Kışın başından beri süren bir süreçti ve sona erdiği için rahatlamış hissediyorum.İlk kez tek başıma bir otelde kaldım hatta şansıma ya da şanssızlığıma tek kişilik oda bana düştü.Şanssızlık diyorum çünkü herkes bir şekilde arkadaş edinip ya da arkadaşlarıyla gelip birbirine destek oldu.Ben tek başıma kaldım ve bu fena halde canımı sıktı.Yalnız olmak sevdiğim bir şey değil bunu tekrar anladım.Yine de tecrübe oldu diyorum,tekrar yaşasam o zaman hissettiğim kadar kötü olmam;kendime odaklanırım.

Sunum sırasında hiç heyecanlanmadım.Kendimi çok farklı hissettim.Bir masa kuruldu,üstünde bir kağıt adım yazılı,bizi izleyen insanlar ve sempozyumu yöneten bir akademisyen.Hepsi çok heyecanlı şeyler olsa da ben güzel sunum yapmaya odaklandığım için etrafı flu olarak gördüm.Sunum yaparken balık esir milli eğitim bakanı ile resmen göz gözeydim.Sunumum beş dakika falan sürdü.Normalde sadece kağıdı okuyacaktım ama bir baktım millet kağıtlar slaytlar hazırlamış işi ciddiye bindirmiş ben de iki ara bir derede kendi kendime konuşarak anlatmayı denedim ve tek provayla sunum yaptım.Fena da olmadı.

Çanakkale gibi şehir yokmuş bu arada.Bir kez daha anladım.Her şehir dışına çıktığımda bunu söylüyorum.Bir İzmir'e gidince pek demiyorum,buranın büyümüş hali gibi orası çünkü.Çanakkale'nin huzuru az yerde var.Umarım sonsuza kadar bozulmaz!

Ondan sonraki hafta da okulun sempozyumuna katıldım.Aslında bir etkinlik kaldıracak kadar enerjim yoktu fakat konu cinsiyet eşitsizliği olunca bir şeyler söylemek istedim.Konuyu ataerkil düzen üstünden ele alarak açıkladım.O da geldi geçti,huh.

Bu iki hafta içinde bir yandan da okul derslerine odaklanmaya çalıştım.Bir ara tempoyu arttırsam da yine düştüm.İçimden zerre çalışmak gelmiyor.Çalışmasam da vicdan azabı çekiyorum.Böyle durumlarda tek yaptığım kendimi rahatlatmak için matematik bakmak oluyor.Diğer derslere çalışmak daha sıkıcı sanki.İşe yaramayacakmış gibi hissediyorsun oysa bal gibi de yarayacak.Matematiği o kadar yüceltip sınavın merkezine koydular ki matematiksiz geçen bir çalışma bomboş hissettiriyor,trajikomik.

İnsan bir şeylerle meşgul olunca ya da gerçekten dert edinince endişe problemleri azalıyor.Mesela şu iki hafta da beni üzen birkaç şey olsa da (keşke açık seçik anlatabilsem) gardolap temizlerken tıktığım tişörtlerim gibi zihnimin karanlık köşelerine ittiriverdim.Etkisi daha az şimdi.Bir yerden patlak verir mi dersiniz? Düşünmemeye çalışayım -om-


-geceler-

Birkaç şeyi oldukça sorguluyorum.Birincisi şu: İnsanlar gerçekten hissettikleri gibi davranıyor mu?
Bence büyük oranda hayır.Örneğin üzülen bir insan gören kişi o durumun gereceğince üzülmüş gibi davranıyor.Gerçekten hissetmese bile kurallaşmış gibi tepkiler gösteriyor.Günlük hayatta bu gibi ayrıntılar gözüme çarpınca güven problemimin olduğunu hatırlıyorum.Her şeye karşı eser miktarda bir güvensizlik.Hayal kırıklılığını önlemek için bir kabuk ya da duvar.Kırılması hem çok zor hem çok kolay.Öylesine bir malzemeden yapılmış.

İkinci şey de şu ki: Kurduğumuz hayaller gerçekleşmeyeceği için mi bir hayal? Yani şöyle ki bir sürü hayalim var ama etrafa şöyle bir bakınca çoğu kişinin de bir sürü hayali vardı.Tam olarak hayalini yaşayan da yok/az.Daha çok şöyle bir hava hakim ''hayallerim şöyleydi ama hayat bana şunu gösterdi,daha mutluyum/mutsuzum'' acaba bu yüzden mi çok güzel hayaller kurarız? Gerçekleşmeyecek şeyleri hissedebilmek için.Öyleyse durum vahim.Hayallerim öylesine güzel ki ve gerçek olmalarını o kadar istiyorum ki...çalışmak ve inanç da lazım pof.Hem de istemekten daha çok.Hayaller ancak hedefimsi olduğunda gerçek oluyor.Çıktığımız bulutlardan sarkıp gerçek dünyaya şöyle göz atmak lazım.

Son şey sorgulamadan öte bir tespit,bir hatam.Kendinizi gereğinden fazla eleştirmeniz ve incelemeniz mutsuzlaştırır.Bu sonuca bizzat yaşayarak vardım.O kadar sorguluyorum ki kendimizi bazen.Neden bu böyle şu şöyle şunu yaptın ya da şunu nasıl yapacaksın...kafamdaki sorular kalbime ok gibi saplanıp duruyor.Boşvermem gerekenler listesinin ilk maddesi: KENDİM.Sal artık,bırak yakasını da rahat rahat yaşasın.

Bugün Hıdırellezmiş! Twitter'da gezerken gördüm ve çok mutlu oldum.Şöyle bir düşünüyorum da gül ağacının altına gömdüğüm çoğu dilek gerçekleşti.Kabul,bazılarını hatırlamıyorum ama gerçekleşenler oldu.Dilekler söylenmezmiş ama hepimiz adına bloğun adındaki ''umut''tan dileyeyim.Malum ülke gündemiydi,günlük hayatın telaşlarıydı,psikolojik buhranlardı ordan oraya savrulup duruyoruz...


Ederlezi

bu geceye özel! 

Geçen iki hafta film/kitap konusunda verimli geçti sayılır.Sınıfta ''Zootopia'' adlı bir animasyon izledik.Sosyal sorunlara çok güzel bir şekilde gönderme yapan ve oldukça tatlı  fazlasıyla komik bir film;yaş fark etmeksizin izlenir,sevilir!

Aynı günün gecesi de İran sinemasından bir film izledim ismi ''A Separation'' Bir boşanma davasını ve o esnada yaşanan bir suçlama olayını ele alıyor.Farklı kültürlerden ve yaşamlardan filmler izlemenin hastasıyım.Oyunculuklar da o kadar güzeldi ki bir karakterin gözleri dolduğu gibi ağlayasım geldi.Mekanlar sınırlı olsa da iki saat su gibi akıp geçiyor.Ayrıca Farsça çok hoş,Doğunun Fransızcası gibi.

''Yaşamın Ucuna Yolculuk'' adlı kitabı okudum.Bayıldım çünkü tam benlik.Tezer Özlü gezdiği yerlerden bahsederken bir yandan da konudan konuya atlayıp hislerini bizlerle dertleşir gibi anlatıyor.Çok güzel cümlelerin altını çizdim çok.Onu içten bir şekilde anladım.Ayrıca şunu fark ettim ki: kalemlerini hissedebildiğim yazarlar ya intihar etmiş ya da bunu denemiş oluyor ve bu bana edebiyatın acılardan nasıl beslendiğini hatırlatıyor.O yazarları bir ayrı seviyorum işte.Tezer Özlü, tanıştığımıza memnun oldum.



Salondaki bu hasır sehpayı odama taşıdım *yaratıcı hissediyor*

Gönül ister ki bitirişi piknik fotoğraflarıyla yapayım lakin geleneksel Özgürlük Parkı S.A.M pikniğimiz hava durumu sebebiyle iptal oldu,bizim eve kaçtık :')


huzurlu haftalar!

çav.












Friday, April 20, 2018

Deniz Feneri - Virginia Woolf


Virginia'dan okuduğum dördüncü kitap,beğeni sıralamama göre ise şimdilik birinci!



Kitabın okuması da incelemesini yapması da zor.Hatta araştırdığım kadarıyla bir listede okunması en zor kitaplar arasına girmiş fakat onun diğer kitaplarındaki dilini bilenler için baştaki kavrama zorluğundan sonra akıp gidiyor.Kaliteli yazmış,okuyucunun kafasındaki dünyayı nasıl şekillendireceğini iyi biliyor.Okudukça alışıyorsunuz.Olayları anladıkça,karakterlere aşina oldukça kafanızdan portreler,doğa manzaraları çiziyorsunuz.Virginia büyük bir yazar ve sanırım bu onun ustalık eseri.

Konu sekiz çocuklu Ramsay ailesinin dostlarıyla yaptıkları tatili anlatıyor.Aslına bakarsanız ortada net bir olay yok.Durumlar içinde bir serüvene çıkıyoruz sadece.Aile dostlarından Lily evlenmemiş ressam bir kadın ve Virginia bu karakterdeki düşüncelerle kendi feminist duygularını yansıtıyor.Evli ve bencil bilimadamı kocasına aşık Mrs.Ramsay ile Lily kitap boyunca karşılaştırılıyor.Virginia bu şekilde kadının toplumdaki yerini ve hayatta evlilik dışında bir anlamı olup olamayacağını inceliyor.Aynı zamanda Ramsay ailesiyle yazar kendi ailesinden de izler paylaşıyor.Bu bağlamda otobiyografik bir eser olarak kabul edilir.

Bu kitabı sakin bir kafayla okumanızı tavsiye ederim.Okul ortamında okuyunca odaklanma sıkıntısı yaşadım.Oysa her koşulda istediğim işe odaklanabilen biriyim.Bu kitap sizden bir köşeye çekilip kendinizi ona bırakmanızı istiyor.Zihninizi boşaltın,kitaba kanalize olun ve bırakın Virginia size bir hikaye anlatsın.Bilinçakışıyla o yaşamdan bu yaşama,bir zihinden başka bir zihne dolaştırsın.Siz de kaybolup gidip,sayfalarca okuyun aynı yerde kalmış gibi hissedin fakat bir o kadar da ilerlemiş olun.Okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor,benzersiz.

Kitap da adını koyamadığım bir çeşit hüzün de var.Buna yol açan şeyin Virginia Woolf'un eserlerini yazarken sahip olduğu ruh hali olduğunu düşünüyorum.İniş çıkışlar,ani düşünce patlamaları ve birden gerçekleşen olaylar...

Alıntılarım:

''Bu kadar üzgün görünen kimse olmamıştır hiç.Karanlıkta,buruk ve kara,güneşten çıkıp derinliklere inen ışının yarı yerinde bir gözyaşı oluşmuş olabilir; bir gözyaşı akmıştır; sular bir o yana bir bu yana çalkalanmış,gözyaşını içine almış ve durulmuştur.Bu kadar üzgün görünen kimse olmamıştır hiç.''

🚢

''Sakin olmalıydı,yalnız olmalıydı.Bütün bu yapılıp edilenler,ayrıntılı,ışıltılı,sesli,buharlaşmıştı; ve insan,ağırbaşlılık duygusu içinde,küçülüp kendi oluyordu,başkalarının göremediği,kama şeklinde karanlık bir çekirdek oluyordu.''

🚢

''Çünkü ne olursa olsun,dedi içinden,motifin üzerinde duran tuzluk gözüne ilişince,çok şükür evlenmeye ihtiyacı yoktu; o aşağılanmaya katlanmak zorunda değildi.Gücünü böyle yitirmesi gerekmiyordu.''

🚢

''Sonbahar ağaçları ayın sarı ışığında,hasat dolunayının ışığında parlar; bu ışık,çalışırken harcanan enerjiyi yumuşatır,ekin anızını yatıştırır ve sahili yalayan dalgaları mavileştirir.''



keyifli okumalar


çav.

Sunday, April 15, 2018

Bir Pazar Gecesi,Film,Troia Gezisi ve Yenilenme 🌻


Bir Pazar gecesi daha.Preisner dinleyip yazı yazmak istiyorum.Hava değişimi dilimi damağımı kurutuyor,kahve ya da çay yok; sadece su,daha çok su ve su!

18.Yaşımın ilk haftasını geçirdim sayılır.Fena bir hafta değildi.Canımı sıkan ve aklımı bulandıran birkaç konu dışında hayat monotondu.Okul-Ev-Dershane gidip geldim.

Bir haftayı ''aydınlanma haftası'' olarak isimlendirmiştim ya,hatta yazısı da var,işte aynısı oldu.Belki bu ikinci bir aydınlanmadır ya da kabuktan sıyrılmaya devam etme.Uzun dönemli yakın bir arkadaşlığım bitti diyebilirim,bunu tek taraflı umursadığıma eminim,fakat üzülüp kahrolmadım pek.İnsanlar hayatımızdan çıkıp gidebiliyor,onunla neler yaşasanız da ne kadar iyi olsanız da bazen sadece gidiyorlar.Suçlu suçsuz bir kenara,gidebiliyorlar işte.Bu normal.Her şey yenilik içinde ve zaman zaman hayatımızdaki kayıplar bir yenisi için olabilir.Bu, insanları silip silip yeni birileri gelsin,olarak algılanmamalı (bazı insanların yaptığının aksine).Bazen bir kişinin yerinin boş kalması başta can acıtsa da sonrasında kendimiz için hayırlı olabilir.Kafamızdaki soru işaretleri gider mesela ya da tek taraflı duygularımız azalarak kaybolur.Birbirimizin hayatlarında rollerden ibaretiz,birbirimize değer verdiğimiz kadar varız ya da vermediğimiz kadar yokuz; o kadarız.

Sempozyuma 26 Nisan'da gideceğim.Sunumun taslağını hazırladım,kendi kendime 4-5 defa okudum.Ne yalan söyliyeyim hem çok heyecanlıyım hem de hiç.Daha doğrusu hevesim yok,bu süreç beni çok üzüp çok gerdi.İnsanda heves falan bırakmadılar.Sadece bir sürü insanın karşısında bir metin okumanın heyecanı var.Lütfen bana şans dileyin ve sempozyum sunumları hakkında bilginiz,öneriniz vs. varsa paylaşın; ciddi anlamda her ikisine de ihtiyacım var!

Okulda son haftalar gelmiş gibi bir hava var ama daha ikinci yazılıları,yani son,dahi olmadık.Hava durumu insan psikolojisi üzerine ne kadar etkili.Her sabah uyandığımda bir yere geç kalmışım gibi telaşlanıyorum.Halbuki sadece hava aydınlık.Kafa karanlıkta uyanıp saç baş düzeltmeye alışmış.

İlk yazılılardan sonra toparlanamadım daha,yarından itibaren ciddi ciddi ders çalışmalara devam etmem gerek.Şaka maka seneye ben sınava gireceğim,üniversiteli olacağım.Hazırlık okumasaydım bu sene yaşıtlarımla mezundum,üniversiteli olacaktım.Bu sınav resmen insan hayatının dönüm noktası.Korkum az,sadece olacaklar için heyecanlıyım.

4 Yıl sonra ilk kez sınıfça geziye,Troia'yı görmeye gittik.Onu da belediye düzenlemiş,malum bu yıl Troia yılı.Bir sürü turist vardı.Hikayesini bildiğim bir yeri nasıl daha önce görmedim hem de dibimdeyken, şaşırdım.Herkes bulunduğu şehri turistmiş gibi bir kez daha gezmeli,enfes bir his.



Antik Kentin duvarları.

Yüzlerce yıl önce başka insanların yaslandığı,dibinde oturduğu duvarlara yüzlerce yıl sonra dokunmak...Resmen,canlı canlı,bizzat tarih.




Su kuyularına yaz aylarında kuşlar girdiği için hala su bulunduğu düşünülüyormuş .Yanlış hatırlamıyorsam burası mabet bölgesi.


Şehrin girişi.Bir tabeladaki fotoğrafına bir de bu taşlara baktığımda mest oldum.Burası bir şehirdi,insanlar vardı,hayat vardı...hepsi geçip gitti tarih oldu.Biz de olacağız.



Troia defalarca yıkılıp inşaa edilen bir kent olunca arkeolojik incelemelerde de karbon yönetmiyle buluntuların yaşı hesaplanıp bu şekilde hangi Troia'ya ait olduğu belirtiliyor.



Manzara da ''efsaneydi''



Şehrin tiyatrosunun ve meclisinin bulunduğu yerdeki bir taş.Üzerinde Yunanca bir şeyler yazıyordu.Daha fazla yaklaşabilsem okunaklı çekerdim.Şimdi düşündüm de neden rehbere sormadım ki!? Fotoğraf çekip etrafa aval aval bakmaktan pek dinleyememiş olabilirim,kabul.


Ve ve ve şehrin simgesi Truva Atı.Merkezdeki at filmde kullanılan,bu da efsanede bahsedilen,orijinali.


Uzun zaman sonra gezi içeren bir yazı yazdım.Eğlenceli oluyor,keyif aldım!

Dün gece ''Veronique'nın İkili Yaşamı''nı izledim.3 Renk Üçlemesinin yapımcısından.Hatta Kırmızı Renkteki o mükemmel güzellikteki kadın oynuyor.Üçlemeye göre oldukça ağır.Fakat izlerken gözümü dahi kırpmadım.Kısaca konusu, bir hali Polonya'da bir hali Fransa'da yaşayan Veronique'nın hayatı işleniyor.Aynı zamanda daha önce klasik müzik önerisi yaparken bahsettiğim Preisner'in Enfer isimli eserine sıkça yer verilmiş.Film ondan ibaret desem yalan olmaz.Farklı farklı versiyonları çalıp duruyor.Hayatımda duyduğum en güzel şey olabilir.Ruhumu dinlendiriyor,beynimdeki haykırışlara tercüman oluyor...Zbigniew Preisner'in Lacrimosa'sı da çok güzel.Ne çok güzel dedim,abartmıyorum ama öyle işte; aşığıyım.



la double vie de veronique

(Irene Jacob)


 Kaliteli sanat filmleri ve zihnime hitap eden kitaplarla tanışınca içten içe mutlu oluyorum.Her şey yeniden başlayacakmış gibi hissediyorum.Belki bu bir ufkun açılma hissidir ya da bir pencerenin,her neyse.Mutlu eden küçük şeyler için şükrediyorum,hepimiz adına.

Daldan dala atladığım bir yazı oldu.Bu seferlik böyle olsun.

Ağız tadımızın bozulmadığı haftalar diliyorum.

Çav.







Friday, April 13, 2018

Veronika Ölmek İstiyor - Kitap


Kitabı Wannart'da kitap önerilerinin olduğu bir yazıda gördüm.İsmi ve konusu oldukça ilgimi çekince bir haftalık meraklı bir bekleyişten sonra okudum,iyi ki rast gelmişim. 

Kitabın konusu intihara teşebbüs eden fakat başarısız olduktan sonra Slovenya'da bulunan Villete adlı tımarhaneye yatırılan Veronika'nın hikayesini anlatıyor.Aynı zamanda Veronika'nın bu akıl hastanesinde tanıştığı insanların öykülerine de değiniliyor.

Kitabın en sevdiğim kısmını anlatsam spoiler vermiş olurum ama şöyle söyleyebilirim ki dramayı seven duygularımla aldığım ve ağlayacağım bir kitap olmasını beklerken özellikle son bölümünde tam tersi bir etki yarattı.Her günümüzün aslında hayatımızın muhtemel bir son günü olduğu gerçeğini hatırlattı.Fakat bunu işleyiş biçimi o kadar vurucu ki bu hatırlatma size ilk kez duymuşsunuz etkisini yaratıyor.

Aynı zamanda kitapta delirme,delilik ve ruh hastalıkları konusunda da öykülerden yola çıkılarak bilgiler verilmiş,yorumlar yapılmış.Bunda yazar Paulo Coelho'nun da bir dönem akıl hastanesinde yatmasının etkisi var tabi.Hatta yazar yazma isteğini de şu şekilde açıklamış: ''Uzun yıllar önce aklımı kaybettim diyebilirim,çıldırdım ve çok fazla meditasyon yaptım.Yazıyorum çünkü bu benim bireysel efsanem.Çıldırma noktasına gelebilmek için yapmanız gereken ilk şey kendinizi kaybetmek.Yazıyorum çünkü bu benim paylaşma yöntemim.Eğer paylaşmasanız insan değilsiniz.''

İlginç,güzel ve anlamlı bir kitap.Aklımdan uzun süre çıkmayacağına eminim.


Alıntılarım:


''...sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi,ama işin gerçeği,başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.''

🎹

''Hepimiz şu ya da bu biçimde deliyiz zaten.''

🎹

''İnsanlar ancak koşullar buna elverdiğinde delirme lüksüne sahiptiler.''

🎹

''İnsanları mutluluk olasılığı ne kadar yükselirse,mutsuzlukları da  o kadar artıyor demek.''

🎹

''İçindeki sen,başkalarının biçimlendirmediği sen.''

🎹

''...yasaların sorunları çözmek için değil,çelişkileri mümkün olduğunca uzatmak için yapıldığını çabuk kavramıştı.''

🎹

''Şu anda yaşama fırsatım var,bunu değerlendirebiliyor muyum?''

🎹

''Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla birlikte yaşamayı öğrense.Dünya daha kötü bir yer mi olurdu? Hayır insanlar daha yürekli daha mutlu olurlardı.''

🎹

''...Duygular hep vardı ama gizlenmek zorundaydı.''


***

Keyifli Okumalar







Thursday, April 5, 2018

Bahar ve Doğum Günü #18 💫


Ne zamandır yazmıyorum,özledim!

Evet yeni bir yaş günü yazısını daha yazıyorum.Zaman hızlı geçiyor diyeceğim ama zamanı geçirirken durum öyle değil.Dramayla başlayıp güzelliklerle sonlandıracağım.

On yedi yaşına girerken çok heyecanlıydım ve herkesin dilinden düşmeyen bu yaşın bana da süper şeyler getireceğine inancım tamdı.Fakat öyle olmadı.Daha önceki yaşlarımda da zorluklar yaşadım,hiçbir zaman hep pozitif ve mutlu biri olmadım ama ilk kez bu kadar mutsuz olduğum bir yaş geçirdim.Mental olarak sürekli çöküşlerdeydim ve insan ilişkilerinde yıpranıp durdum.Yeni yeni kendime zarar veren psikolojik huylar edindim,hiç olmadığı kadar hassas biri oluverdim.Haksızlık etmeyeyim diyorum ama koskoca bir yılı hatırladığımda güzel günleri çok sayılı görüyorum.Negatif biri de mi oldum acaba? Ya da sadece mutlu hissetmekten korkan biri?

Olumlu biri olmaya çalıştıkça daha çok bocaladım.Ders ve diğer etkinlikler anlamında oldukça yoruldum.Bunu pek sorun etmesem de siz işinizi yapmaya çalışırken kan emici insanlar sizi geri çekmeye çalışabiliyor.Bununla tanıştım mesela.Artık buna hazırım.Tecrübe etmediğim bu mu kalmıştı? Ee kalmış.

On yedinin tek güzel yanı her yaşımda olduğu gibi birçok yeni şey öğrenmiş olmam oldu.Fikirlerim benimle beraber olgunlaştı.Çok güzel kitaplar okudum,filmler anlamında muazzamdı,düşüncelerimi ifade etme yeteneğimi geliştirdim,dil öğrenmeye devam ettim bla bla bla...hepsi küçük mutluluklardı.Onlar da olmasa ne yapardım bilmiyorum.Herkes kendini hayata bağlayan minik mutlulukları keşfetmeli,mutlaka!

Geride bıraktığım yaşı sahneden almak istiyorum,ona kırgınım :_

Çanakkale'ye Bahar tam anlamıyla geldi.Baharın başlangıcını seviyorum.Polen dönemleri can sıkıcı olsa da yazın yaklaşıp okulun biteceği fikri insana ilaç gibi geliyor.Okul olmadan sahip olacağın zamanı kendin düzenlemen,bir yere bağlı olmadan gününü geçirmen vs. hepsi heyecan verici.

İtiraf edeyim ilk kez bir doğum günü için pek fazla heyecanlanmadım.Bunun reşit olduğum 18. yaş gününe denk gelmesinin sebepleri var.Mesela artık çocuk sayılmayacak fikri ve yavaş yavaş gerçekten büyüdüğümü hissetme.Beklentileri düşürme olayını abarttım mı acaba? Oysa çoğu kişinin iple çektiği bir yaş bu.Tadını çıkarmak lazım,her yaş gibi.

Güne geleyim!

Bizimkilerle kutladım tabi ki.Favori kafemizde çok güzel bir sürpriz hazırlamışlar,mutlu oldum.Biliyorum duygularını dışarı pek vurabilen biri değilim ama gerçekten mutlu oldum.Onun dışında gün boyunca doğum günümü kutlayan dostlarım oldu.Utançtan yerin dibine girdim,böyle anlarda ne yapılır bilmiyorum.Hepsini çok seviyorum ama diyemiyorum bile,sadece gülümsüyorum.Umarım insanlar onlara ne kadar değer verdiğimi biliyordur,buradan da bildireyim; kişiler üzerine alınacak :')



:')


''Bakın bugün güzel bir foto. çekmek zorundayız''



after party(!)

Ve ve ve her doğum günü yazısının klasiği,doğum günlerinin en heyecanlı tarafı: hediyeler!!!


Kitaplar D&R'ın bana hediyesi olmuş oldu.Salı günü sipariş ettim tam bugün geldi :') 

Bu zevkli hediyeler için tekrar tekrar teşekkür ederim! Annemler de güzel bir saat aldı,saat takmak pek alışkanlığım olmasa da yeni bir şey kazanmak istedim.Fossil'in klasik modellerinden.Aslında yıllar önce bir youtuber'da görüp istemiştim şimdi nasip oldu.Abimin ve bir arkadaşımın hediyesini de sabırsızlıkla bekliyorum.

Çevremdeki bu güzel insanlara öpücükler yolluyorum.

On sekiz yaşından pek bir beklentim yok.Neler değişir onu da bilmiyorum.Hiçbir plan program hayal meyal olmadan dümdüz devam edeceğim.

Umarım bu yeni yaş hayatıma güzel şeyler getirir.Eski yaşlarımı unutturur,yenileri için heyecanlandırır ve bana istediğim enerjiyi verir.Bunların hepsinin yaşın değil kendimin yapacağımın farkındayım.Laflarım kendime,duy duy...

Eski yaşa vedamı yaptım,çekilebilirim :)

çav.