Tuesday, September 25, 2018

Ihlamur Etkisi ve Hisler


Bugün hava kışın habercisi gibi kapalı ve soğuk.Hasta olduğum için okula gidemedim bu yüzden biraz da şanslı hissediyorum.Evde öylece oturup hiçbir şey yapmamak için geçerli bir sebebim var.



Yazmaya zaman bulamadım ve bu beni sinir ediyor.Blog yazmaya aşırı hevesli olduğum günlerde mutlaka bir iş çıkıyor ya da üşeniyorum.Daha çok üşeniyorum çünkü gün boyu okul,dershane ve evde ders çalışmak derken ekstra bir şey yapmaya zamanım olsa da enerjim olmuyor.Bütün yılın daha da yoğunlaşarak böyle geçecek olmasına alışmaya başladım.Meşguliyet bir anlamda iyidir de diyorum,aptalca kuruntulara ve yersiz endişelere izin vermez.Umarım vermeyecek.

Ihlamur içiyorum ve sonbahar playlist'i dinliyorum.Youtube'daki bir iki saatlik klasik müzik çalma listelerine takmış durumdayım.Özellikle ders çalışırken öyle iyi geliyor ki...Favorim bu aralar Mozart ama genele vurursam Vivaldi.Ne güzel ve eşsiz ruhlar bu sanatçılar.Yıllar geçti eskimediler,hala kalplere dokunmaya devam ediyorlar.Hala sevildiklerini,hayran kalındıklarını bilmelerini isterdim,belki biliyorlardır da...


(Faulkner - Ballade'ye bayıldım.)



Ders çalışırken daha çok bunu dinliyorum.

Bir şey hakkında düşünmek ya da hayal kurmak bağımlılık gibi.Takıldığım zaman takılıyorum ve unutabilmem,o şeyi düşünmekten kendimi alıkoyabilmem uzun zaman alıyor.Her şeyim çözümlensin,her şey tam olarak istediğim gibi olsun istiyorum.En küçük aksaklık bütün yaşamı dayanılmaz görmemi sağlıyor.Kendimi dünyanın en suçlu ve işe yaramaz kişisi gibi hissediyorum.Aynaya baktığımda memnun olmuyorum.Kusurlarımı aşılmaz gibi görüyorum.Bu düşünce girdaplarına defalarca kez girip çıkıyorum.Her sabah daha farklı olacakmış gibi gelirken saatler ilerleyince işler değişiyor.İki haftadan sonra tekrar daha iyiyim.Aslında düşünmek sağlıklı bir eylem fakat insanların bencil,kaba ve hoşgörüsüz olduğu yerlerde sizin fazla düşünceli olmanız yaşamınızın içine etmekten başka bir işe yaramıyor.

İnsana kendinden başka kimse yardım edemez.Bunun yalnız olmayla da bir ilgisi yok.Tamamen yalnızlık hissiyle ilgili bir şey.Dünyanın en iyi ruh bilimcisi bile olsanız kendiniz hakkında aşamadığınız ruhsal problemleriniz illa ki olacak.İnsan olmanın kuralı da bu bir anlamda.Sürekli bir yalnızlık hissi ve yalnız bir dönüş.Dünyayı bir sistem olarak düşününce işler çok daha berrak ve tartışılabilir oluyor.

Sınav senem için kendime çok büyük bir söz verdim,daha doğrusu neden bu sınavı istediğim şekilde kazanmam gerektiğini keşfettim.Okul yoluna servisle yaklaşırken yaşandı bu keşif.Bir anda kelimeler kafamda cümleler oluşturmaya başladı ve gerçekten neden çalışmam gerektiğini anladım.Birkaç gün bunu düşündükten sonra kalem kağıttan bıkmamdan olsa gerek telefonuma paragraf dolusu bir günlük yazdım.Kendime bu sözü vermek ve kanıtlamak için elimden gelen edebiliği kullandım.Şaşırtıcı bir şekilde sabah,öğlen ve akşamüstü okuyunca da aynı şeylere onay verdiğimi hissettim.Yani yazdıklarım saçma falan değildi,gerçekten hissettiğim ve istediklerimdi.

Ne olduğundan bahsetmeyeceğim çünkü altından kalkamayacağım şeyler söylemekten nefret ederim.Gerçi bu her insanın hayatı için amaçladığı bir şey olabilir.Olsun.Bazen bazı şeyler kişinin içinde kalmalı.Paylaşınca değerinin kaybolmasından korkuyorum çünkü...her neyse.

Bizimkilerle geçen haftalarda dışarı çıktık.O kadar zaman geçmiş gibi hissediyorum ki yazmayalı,bir şeyler paylaşmayalı...


Kordon yürüyüşleri,dostlar,serin havalar,kafeler ve doğadan estetik görüntüler.Sonbahar.


Yine İran sinemasından çok başarılı bir film izledim.Bu seferki bir korku filmi.İsmi ''Under the Shadow''.Çok fazla korku filmi izlemiş biri olarak yer yer fazlasıyla irkildim.Fakat sona doğru aslında filmin size ne mesaj vermeye çalıştığını anlıyorsunuz.Korku yönetimi,kadın ve savaş temaları çok çarpıcı bir şekilde işlenmiş.Özellikle bizlere daha da fazla ürkütücü gelebilir.

Sabah da televizyonda ''If...'' isimli 68 yapımı bir İngiliz filmine denk geldim.Sıkı kuralların olduğu bir okulda bir grup öğrencinin baş kaldırışını anlatıyor.Allahtan yeni başlamıştı da izlemeye devam ettim.Aksi taktirde filmleri ortadan izlemeyi sinir bozucu buluyorum.İşleniş ve oyunculuklar çok güzeldi.İngiliz aksanını dinlemesi bile hoş zannımca.Okulda yapılan zorbalıklar asabınızı bozsa da son sahneye kadar dayanın derim :)

Günler monoton ilerlerken kendime söz geçirmeyi,sabrı ve azmi öğrenmeye çalışıyorum.En azından kendimin neleri aşabildiğini unutmamaya çalışıyorum çünkü hiç kimse sizin neleri başardığınızı anlamak istemeyecek,sonuçta ne yaptığınız en önemli kısım olarak kalacak.

Herkese huzurlu haftalar ve özgüvenli işler diliyorum.


🍂☕🍂☕🍂☕🍂













Wednesday, September 5, 2018

Sonbahar,Özlediğim Sohbetler ve Planlar ☕


Tamam sakinim.

Bu yazıyı iki gündür yazmayı deniyorum,şimdi de 3. kez yazıyorum.Az önce tekrar bütün sayfa saçma sapan bir şekilde silindi.Tekrar olursa pes edeceğim.İçimdekileri döküp döküp tekrar doldurmak zorunda kaldım.Aynı kıvamda olmayacak ama pes edesim yok,huh tekrar yazıyorum,om.

Sonbahar geldi.Havalar hala ölümüne sıcak olsa da sonbahar atmosferini hissetmeye başladım.Yapraklar yavaş yavaş dökülmeye,sararmaya başladı.Şehir daha sakin.İnsanlar işlerine odaklanmaya çalışıyor.Sonbahar melankolisini de birlikte getirdi bana,sağlam bu sefer.İtiraf etmem gerekirse bazen melankoli derinden derine mutlu ediyor.Çünkü daha iyi yazabiliyorum ve birçok şey hakkında farkındalığım artıyor.Günlüğe mutsuz hissederken döktüğüm cümleler sonrasında okuduğumda beni iyileştiriyor.Kendimi anlamış,bir şeyleri aşmış gibi hissediyorum.Bu sefer öyle de değil işte,dümdüzüm.
Ders çalışma temposunu yavaş yavaş arttırmaya ve buna alışmaya başladım.Özellikle geçen hafta oldukça verimli geçti.Bir şeyleri yapmak için değil de verim almak için yapınca her şey daha akıcı oluyor.Sevmediğim mat-2'den üşenmeden sağlam bir konu tekrarı yaptım mesela (Matematikte mantığımı daha fazla kullanabildiğim konuları seviyorum.Soru tipi ezberlemeyi ya da formül ezberlemeyi değil.) Yapılamayan konulara odaklanmak bu işin püf noktası.Aynı zamanda en zor noktası da sanırım.İnsan sevmediği şeyleri yapınca istemsizce mayışıyor.Direnmenin tek yolu işe yaradığını hissedecek bir şeyler.Mesela saat tutarak çalışmak benim işime yaradı.Forest uygulamasıyla çalışınca ne kadar saat boyunca verimli kalabildiğimi fark ettim.Mutlaka öneriyorum,özellikle hoşlanmadığınız dersleri çalışırken direkt görebileceğiniz bir saatiniz olsun.Ne kadar odaklanabildiğinizi bilmek bir sonrakine arttırmak için daha motive olmanızı sağlayacaktır.On dakikaysa on dakikadan başlayın.Önemli olan o on dakikadan bir saate çıkabilmek.Bir saate geldikten sonra da üç,dört diye devam etmek.Verim dediğimiz şey üstüne koyarak artıyormuş,çoğumuzun denediği gibi çullanarak değil :')


Yeni bir gelişmem var.Telefon aldım.En son ne zaman studyblr temalı fotoğraf paylaştım hatırlamıyorum.Artık paylaşabileceğim.Estetik fotoğrafları görmenin ve çekmenin hastasıyım.Küçük mutluluklar hayatın köşe taşları gibi.Tam mutlu olmak diye bir şey asla yok,o sadece bir şükür cümlesi olabilir.Ben de artık mutlu olma hissi için kendimi daha çok yıpratmayacağım,hayat böyleyse böyle.Şu an 4. Kez silinen yazıyı Word’de devam ettirsem,sinirim altüst olsa bile böyle.Şansım da böyle,ee ben de böyleyim.(Yazı tipi ve düzen için kusuruma bakmayın.)
🍂🍂🍂

🍂🍂🍂


7/24 Müzik dinlemek istiyorum şu sıralar.Sesi daha güzel olan insanların benim adıma bir şeyler hakkında isyan etmesi,konuşması,duygularıma tercüman olması öyle güvende hissettiriyor ki…Sağlam bir keşif yaptım.La Femme adında bir grup.Fransız.Bakın Fransızcaya sevgim artık durdurulamıyor,şimdi de müziklerine sardım.Ülkeler dünyaya dillerini yaymak için evrensel değerleri gayet güzel kullanabilirin somut bir örneğiyim.İtalyanca filmden sonra İtalyanca,Fransızca filmden sonra Fransızca öğrenmeye heves edebiliyorum.İkisi aklımda,olacak!

La Femme - Ou Va Le Monde


Ne zamandır film muhabbeti de yapmıyorum değil mi??? Bunu fena halde özledim.Şimdi gevezelik yapayım biraz :)

Conte D’ete’den bahsetmemişim.Aslında izleyeli epey oldu ama hakkında bir şeyler yazasım var.Bir Fransız filmi,evet! Yazlıkta eski aşkını bekleyen bir çocuğun bu sırada yaşadığı flörtleri ve arkadaşlıkları anlatıyor.Eski bir yapım oluşundan her sahne ayrı bir ilgi çekici.Fransanın sahil yaşamı çok güzel ve huzurlu.Fakat başroldeki çocuk eminim sizin de sinirlerinizi bozacak.Aşkını ilan edip söz vermediği kimse kalmadı film boyunca.Zaten büyük bir olay da yok.Her sahne bir kız ve çocuğun yürüyüşünü,sohbetini konu alıyor.Son sahneye kadar kapatmamak için zor durabilirsiniz ama bana kalırsa bekleyin.Sonu içten içe gerici,merak uyandırıcı ve bana kalırsa etkileyiciydi.Monoton filmlerden hoşlanırım diyorsanız direkt izleyin zaten…Türkçesi ‘’Yaz Filmi’’ ve farklı konularda seri şeklinde devam ettiğini gördüm.Her mevsimin bir filmi.Kapıldığına üzüldüğüm bir fikir.Sonbaharınkini de mutlaka izleyeceğim.

Filmden,bir denizci şarkısı.


Bayram tatilinde bir anime bitirdim! Evet sonunda bir animeyi bitirebildim! 12 Bölümlük dramatik bir romantik komedi,adı: Soredemo Sekai wa Utsukushii.On üç yaşında bir kral ve yaşça büyük kraliçenin yaşamını konu ediyor.Farklı bir evrende başlarda yadırgayacağınız bir aşk hikayesi.Hatta aşktan öte bir sevginin hikayesi.Gerçek yaşamda da bu yaşta tahta çıkan kralların eşleri yaşıtları mı oluyordu? Ya da krallar yaşıt kadınlarla mı evlendiriliyordu? Hayır.Bu gerçeklerin sanal bir anime aleminde olmasına rağmen her şeyi vıcık vıcık aşka bağlayan yüzeysel insanların saçma yorumlarını gördüm.Anime aslında aşk falan anlatmıyor bile.Kimsesiz kalmış bir çocuğun evlenmek durumunda olduğu kadın sayesinde aile kavramını nasıl keşfettiğine değiniliyor.

Animenin müzikleri de oldukça güzel.Kraliçenin yağmur yağdırırken söylediği (inanmıyorum şu an gök gürledi awwww) şarkı çoook güzel.Mutlaka dinleyin,şu sıcakları defetmek için birkaç defa dinleseniz de olur!


IT'S A TENDER RAIN!


Krallardan kraliçelerden bahsetmişken gelelim en son izlediğim filme: Marie Antoniette.Fransız devriminden önceki son kraliçenin yaşamını izliyoruz.Avrupalı bir kurgunun Amerikan bir yorumuyla.Bu karışıma bayılmasam da sevdim.

Marie Antoniette ‘’ekmek yoksa pasta yesinler’’ dendiği söylentisiyle tanınan bir kraliçe.Araştırdığım ve filmde gördüğüm kadarıyla aslında böyle bir söz söylememiş.Devrimciler bir çıkar noktası bulmak,halkı galyana getirmek için bu sözü kraliçe adına uydurup manşetlere taşımış.Her iki ihtimali de olabilir görüyorum ama demediğine inanıyorum şu an.On dört yaşında saraya ülkesinin çıkarları için getirilen bir kadına suç atmak çok zor mu? Hele öyle bir dönemde,bir kadına? Hayır hiç değil.Şimdi bile çamur at izi kalsın diye bir olay var.Her dönem işe yaramış.

Stefan Zweig’in Marie Antoniette hakkında bir biyografisi varmış,hiç bilmiyordum.Ekşi’den bulduğum şöyle bir kesitini paylaşayım:

"Marie Antoinette ne hanedanın çizmeye çalıştığı gibi kutsal bir ilahi bir varlık,ne de ihtilalcilerin savunduğu gibi düşkün bir kadın değildi. Marie Antoinette,sıradan bir insandı. Bugün yaşayan ve yarın yaşayacak kadınlardan farklı değildi.Ne şeytani düşünceleri ne de kahramanlık duyguları vardı. Sözün kısası bir trajedi kahramanına benzemiyordu

Doğuştan kahraman olmayan insanın çektiği acının derecesi soylu bir kahramanın acısından daha az değildir. Hatta belki de daha ağırdır.Çünkü sıradan bir insanın bunu tek başına çekmeye gücü yoktur.

Sıradan birisi;Marie Antoinette kaderin kurbanı olarak kahraman olmanın en güzel örneğini verir."

Yarın tatile gideceğiz.Önce,tatile gidersem düzenin bozulacağını düşündüğüm için istemedim ama sonra bu tatilin yılın son dinlenmesi olacağını hatırlayınca canı gönülden gitmek istedim.Tatilde dinlenmek,yüzmek ve ders çalışabilmek istiyorum.Sürekli aktivetinin olduğu tatilleri tercih etsem de bu sefer dinlenmeye bakacağım.Zamana uymaya çalışmak yerine zamanı kendime uyduracağım.Kasmamayı deneceğim,birçok şeyi düşünmemeye çalışacağım.Kendime en azından bunun için bir şans tanıyacağım.

Dördüncü kez yazdığım bu yazı artık unutulmazlar arasında,oldukça değerli.Azmim için kendimi tebrik ediyorum! Bir aksilik çıkmadan yayınlansın artık.

Sonbaharın hepimize huzur getirmesi dileğiyle,

Çav.

Saturday, August 18, 2018

Bucket List Hazırlamak ve Birtakım Hisler 🌻


Ara vereli bir hafta oldu,yazı yayınlamayalı neredeyse koca bir ay...

Geçen haftaki haftalık yazıyı yayınladıktan bir saat sonra sildim.Ne kadarınız okudu bilmiyorum ama benim için bile fazla karamsardı.Kendim üst üste dört kere falan okuyunca silmem gerektiğine kanaat getirdim.Bu kadar hayıflanmaya da gerek yoktu canım yani...

Bahsettiğim şeyleri yinelemem gerekecek şimdi.Olsun,şu an ruhsal olarak daha iyiyim.Geçen haftaların berbatlığı yok üzerimde.Nasıl mı atlattım? En dibi hissederek.Bu bazen işime yarıyor.Hiçbir zaman normal yollardan iyi hissedemiyorum.Kimse,hiçbir şey tam olarak mutlu edemiyor.Kendi kendimi en berbat ruh haline sokup sonra berbatlık derecesini azalta azalta ''normal'' ruh haline dönüyorum.Oradaki normal de ''nispeten mutlu'' anlamında olmalı.

Dershane haftaya tatil.Üzerimden yük kalkmış gibi hissediyorum.Yaz sıcağında hiç devamsızlık yapmadan gittim.O kadar yorucu ki yaz zamanı dışarıda olmak zorunda kalmak,anlatamam.Zaten bu yaz küresel ısınmadan olsa gerek çekinilmez derecede sıcak.Toplu taşıma kalabalık ve sıcak,dayanamadığım için durmadan erkenden iniyorum.Bir noktada ağır sırt çantamla kendimi kordondan denizin serin sularına sonsuza dek bırakacağım diye korktum.

Bayram tatili hem güzel hem daha da gerici aslında.Dershane sayesinde kütüphanede kalıp çalışıyordum ya da dersler sayesinde çalışmış oluyorduk ama şimdi her şey benim elimde.Bu bir haftanın eksiksiz olmasa da verimli geçmesi gerek...Sınav yılında olmak hiçbir şey çalışmasanız bile yorucu bir şey.İnsan psikolojik olarak gergin hissediyor mesela.Sürekli bir gelecek muhabbeti,çalışın diyen öğretmenler,senden çok asılanları görmek ya da emeklerinin karşılığını alamaman...hepsi fena halde gerici.

Geçen haftalar boyunca kalp çarpıntılarım olmaya başladı.Bahsettiğim gerginliklerden olduğunu düşünüyorum hem de biraz anksiyete biraz da karamsarlıktan...sakin hissettiğim zamanlarda gelmiyor,ruh değişimime göre bir anda ortaya çıkıyor.Gereksiz heyecan hissetmek gibi bir his,hiç hoş değil.Doktora gideceğim ama psikolojik olduğu için annem ne diyeceklerini tahmin ediyor.Yine içimize sinsin diye gitmeyi düşünüyoruz.

İnsanlara yüklediğim gereksiz anlamlardan ve çabuk sinirlenen yapımdan kurtulmak istiyorum.Fazla anlam yüklemem hem karakterim hem de ilgi alanlarımla ilgili.Filmlerden fazlasıyla etkilenip gerçek hayatta da görmek isteyebiliyorum.Kendimi şanssız hissediyorum böyle olunca da.Saçmaladığımı anlamak uzun sürmüyor Allahtan.Diğeriyse tamamen karakterimden ve bence burcumdan.En gereksiz olaylara fazlasıyla sinirlenebiliyorum.Saman alevi gibi derler ya,öyle oluyor ama sonuçta insan ruhuna zararlı bir şey öfke,fazlası ruhtan öte bedene bile zarar.

Aklımda eğlenceli planlar var kendim için.Birkaç kere bucket list hazırlama girişimim olmuştu fakat yaşım küçüktü.Dünyayı şuanki kadar bilmiyordum ya da kendimden şuanki kadar emin değildim.Fakat şu an,18 yaşımda böyle bir listeyi tekrar hazırlamam çok daha sağlıklı olur diye düşündüm.Sizinle biraz paylaşayım,daha hiç yazıya dökmedim.

Öncelikle en kolay dileklerden düşündüm.Dünyayı gezmek.Ama bu çok genel ve olabiliritesi düşük.Dünyayı gezecek kadar maceracı değilim,bunu istediğim rahatlıkta başarmam da imkansız.O yüzden iki ülkeyi öncelikle gezmek istiyorum;hatta belki yaşamak.İngiltere ve Japonya.İkisini şöyle bir gezsem,birer ya da daha fazla ay hatta yıllar kalsam...İngiltere'nin havası,ortamı,mimarisi ve sanata verdiği değer her şeyiyle beni büyülüyor.Japonyadan çok bahsettim biliyorsunuzdur artık nedenlerimi.Fakat istemenin en büyük sebebi sokaklarında gördüğüm huzur.Bu kadar basit ama etkili bir neden.O huzuru,minimalistliği deneyimlemek istiyorum.İmkansız istekler değil sanki? Bunlar cepte duruyor hala.


Lunaparkları gerçekten çok seviyorum.O tarz eğlenceli yerlerin hastasıyım.Bir diğer isteğim büyük hatta devasa bir roller coaster'a binmek.İzmir'de küçüğüne binmiştim.Hızlıydı ama istediğim kadar eğlenceli değil.Büyük bir lunaparkta eğlenmek istiyorum.Yanımda arkadaşlarım da olsun,tek başına keyfi çıkmaz.Midesi bulanan,korkan ya da çığlık atan insanlara gülmeye de bayılırım çünkü...


Sokakta sabahlamak istiyorum.Bir gece boyunca dışarıda olmak sonra da gün doğumunu izlemek istiyorum.Çanakkale bunun için güvenli bir yer aslında.Kordon geceleri nasıl çok merak ediyorum.Deneyen arkadaşlarım vardı ve hiçbir şorun yaşamamışlar,eğlendiklerini söylemişlerdi.Sadece fazlasıyla ıssızmış,bu biraz sıkıcı.Ben de denemek istiyorum.İzmir'de ya da Çanakkale'de bütün bir geceyi dışarıda geçirmek kulağa aşırı heyecanlı geliyor.İmkan olarak üstekilere göre daha kolay sanki dimi?


Bir kitap ve bir senaryo tamamlamak istiyorum.Bakın bunu gerçekten istiyorum,hepsinden öte istiyorum.İkisi için de bir şeyler yapıp durdum ama rutin hayatın hengamesinde odaklanamadım.Oysa güzel fikirlerim var,çöpe gitmelerini istemiyorum.Klişeye gitmeden,kendim gibi yazıp bunu somut hale getirmek istiyorum.Belki saçma ama basılmaları ya da filme dönüşmeleri de umurumda değil.Öncelikle tek isteğim tamamlanmış olmaları.Sonrası daha büyük bir hayalden öte plan.


Doğu Ekspresiyle seyehat etmek istiyorum.Bunu da uzun zamandır hayal ediyorum.Herhangi bir uzun tren yolculuğu da olur.Görünen o ki tam benlik bir şey trenle yolculuk...huzurlu,sakin ve fotoğraf çekme malzemesi açısından cennet!


Daha basit bir istek geliyor şimdi,hem de bayat basit: Bir akşam yemeği hazırlamak istiyorum.Ama her şeyiyle.Öyle basit yemekler de değil.Yemek bilgim olmadığından hangi yemek olacağını da hayal edemedim :'D Mutfak konusunda çok beceriksizim.Basit bir keki 3 saatte yapıp çöpe atmıştım.Mutfak için alışkanlık ya da sevgi gerekli.İkisi de yok bende...işte tam olarak bu yüzden denemek istiyorum.Acaba benim hazırladığım yemeğin tadı nasıl olur? Bunu mutlaka yapacağım.Deneğim de ya dostlarım ya da ailem olacak,hatta hepsine birden hazırlayabilirim :')


Huzurlu bir açık alanda yoga yapmak istiyorum.Farklı bir ülke,ya da herhangi bir park.Sessiz,sakin,yeşil bir yer olması yeter.İnsanların içinde yoga yapmak hoşuma gitmez,odaklanamam.Bu yüzden sessizlik şart.Tek ses rüzgarın oluşturduğu hışırtılar olmalı,o derece.Eee bu da kolay sanki? Yaşanacak umarım.


Japoncayı neredeyse unutuyorum.Bu beni gerçekten üzüyor.Hatırlamam gereken bir dolu şey var.Zaman yok ne yazık ki.Bu sene ders dışında ekstra bir şeye enerji harcayamam.Fakat ilerisi için Japonca'da seviye atlayıp iki dil daha öğrenmek istiyorum.Fransızca ve İtalyanca.Heveslendim bu aralar fazlasıyla.Şu yazıdan sonra bile başlayabilirim ama kendimi dizginliyorum.Bu sene zaten yorucu,ekstra kafa yorgunluğuna gerek yok.Seneye yazın bu gün,umarım mutluyumdur,üç dili aynı anda keyifli bir şekilde çalışacağım.



Hedef kapsamında olan dilekler de var,onları dahil etmeyeceğim.Ör: Hukuk fakültesini kazanmak.Bu tarz hedefler bence bucket list kapsamından çok hedeflediklerim tarzı bir listenin dahilinde.Bucket List'de beni dümdüz mutlu edecek şeyler olsun istiyorum.Hukuk okumak,avukat olmak hayalimden öte en büyük hedefim çünkü.Beni mutlu edecek mi? Fazlasıya.Fakat önce koca bir sene stres altına sokup mutsuz da edecek :') İkilemde kaldım bu konuda bak.

Şimdilik liste böyle.Aklımda başka şeyler de var ama artık geri kalanını yazıya dökeceğim.18 Tane madde olacak.18 Yaşımda hazırladığım yapmak istediğim 18 Şey.Yazmış olmak için değil sindire sindire oluşturacağım.18 Tane şeyi bir çırpıda yazıp hiçbirini gerçekten istememek saçma olur.Bucket List hazırlamanın en önemli noktası bu bence.Gerçekten istediğiniz şeyleri yazmalısınız,bir başkası yapıyor ve güzel gözüktüğü için değil.Sizi mutlu eder mi? Siz yapabilir misiniz? bu noktalar belirleyici.

Hedeflerden,hayallerden ve gerçekleşmemiş güzel şeylerden bahsetmek aşırı keyifli bir şey değil mi? Hayal gücü gibi değerli bir şeye sahibiz aslında.Gözümüzü kapatıp hatta kapatmadan da birçok yere gidip kendimizi farklı farklı ortamlarda görebiliyoruz.Ah bir de teker teker gerçek olsalar...Umarım herkesin canı gönülde istediği hayalleri,hedefleri artık ne varsa gerçek olur.Dünyanın bütün çilesine hem mental hem fiziksel olarak katlanan canlılar olarak bu ödülleri hak ediyoruz.



wasting time

Princess Chelsea geri döndü!

Gün boyunca kendimle ilgilendim.Odayı baştan aşağı temizledim,düzenledim.Sonra kendimi de aynı özenle temizledim ve tertemiz çarşaflara atlayıp uyudum.Zaman kaybı diye kendimi tedirgin hissettiğim her şeyi yaptıktan sonra rahatlıyorum.Bugünün işini yarına bırakma diye bir poster bastırıp odama asmak istiyorum.Halbuki gününde bitirilip ertesi güne kalmayan şeyler ne kolay.Duygularımız için bile öyle.Bugün bunu hissediyorum,bugün kötüyüm ama yarına bırakmak zorunda mıyım onu? O günde kalsa olmaz mı? Çünkü o,o günün duygusuydu,bugün yenisine ihtiyacım var.

Ne kadar pozitif konuştum,tarih alın bir yerlere not edin ve tebrik edin plz! :)

Bir de Soredemo Sekai wa Utsukukushii diye bir animeye başladım.Güzele benziyor şimdilik.Anime izlemeyi özlemişim.Artık en son,Ay Savaşçılarını tekrar izleyecektim,düşünün..

Bu gün hafta için ders planını çıkarmam lazım.Ders planı oluşturmak bile yorucu bir şey ya...Yarın Edirne'ye gideceğiz,günübirlik gezmeye.Bu aralar gezen bir aile olduk.Evin çocukları olarak üşengecizdir ve biraz da şikayetçi.Bu yüzden bir yere gidilmeden kırk kere düşünülür.Bu sıra spontan takılıyoruz,tütütü.Edirne'yi merak ediyorum,hafiften heyecanlıyım.Bakalım :)

Mutlu geçireceğiniz bir bayram ve kurduğunuz hayallerin gerçekleştiği bir yaşamınız olsun.

çav.












Sunday, July 22, 2018

Birtakım Melankolik Hisler,Rutin Hayat ve Kitaplar


Şu iki hafta üzerimden tır gibi geçti; yorgun ve hastayım,blog yazmak için mükemmel zamanlama(!)

🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛


🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛🌛

Geçen hafta kuzenlerim bize geldi.Gökçeyi zaten tanıyorsunuz bu sefer Ece abla da geldi.Hafta boyunca planlar yapıp dışarı çıktık.Daha çok akşamları basketbol turnuvalarını izledik.Çanakkale'de yazın yapılabilecek en ulaşılabilir ve eğlenceli aktivitelerden biri.Yazları, bir iki kez sponsorlar sayesinde kordondaki sahada gerçekliyor.İzlemesi oldukça keyifli,akşam üzerinden geceye kadar izlediğimiz oldu;artık ne derece bağlı olduğumuzu anlayın :'D

Fark ettim ki Çanakkale'de yapılacak pek fazla bir şey de yok.İzmir'de her gün farklı bir şey yapabilmiştik.Burası o konuda büyük şehirde yaşayan kişiler için oldukça sıkıcı gelecektir,buna eminim.Fakat büyük şehirin kalabalığından ve kabalığından da eser yok.Hangisi daha önemli artık bu kişilere kalıyor.Küçük şehirlerde büyümüş biri olarak Çanakkale'yi tercih ederim.Fazla insana asla gelemiyorum.

Geçen Pazar dershane sınavı olduk,sınıf belirleme sınavı.Kalemliğimi unutarak gittim salak gibi.İlk başta büyük bir panik yaşasam da şükürler olsun ki tam arkamda sevdiğim bir sınıf arkadaşım oturuyordu.Sınıftan birileri de yardımcı oldu.Kalemi de silgiyi de edindim.Korkumdan soruların altını fazla çizemedim ve işlemleri sıraya yaptım.Yine de sonuç güzel gelmiş ki ilk sınıfa yerleştim.Fakat kendime çok fazla yüklendim yine.Sınav sonucum,özellikle matematik,asla tatmin etmedi.Kalemliğimi unutarak gittiğim için insanlara verdiğim izlenimi düşünüp durdum.Kendime karşı hiçbir zaman bağışlayıcı olamıyorum.En küçük tökezlememde en büyük düşmanım yine kendim oluyorum.Ne kadar yanlış olduğunun o kadar farkındayım ki...elimde değil işte.Bazen insan kendine söz geçirememesini düzeltmeye çalışırken bile kendine söz geçiremiyor.

Bu hafta dershane başladı.Sabah 9.30'dan 13.30'a kadar.Bazı günler etütler ve soru çözümü var.Tahmin ettiğimden daha yorucuydu.Bundan önceki bütün yazlarım evde pineklemeyle geçerken sabahları erken uyanmak çin işkencesi gibi geldi.Bir de kıyafet derdi var.Yazları oldum olası sevmiyorum.Hele bu yazdan nefret ettim.Nasıl bir sıcak tarif bile edemiyorum.Nefes alamıyorum resmen.Lütfen hemen sonbahar gelsin,hatta kar kış da olur...Dershane ortamı okul gibi.Bir sürü tanıdık var ve bu çok da güzel bir şey değil.Okulda zaten bunalıyoruz bir de dershanenin okul gibi olması insanı fena halde darlıyor.Bu haftayı alışma olarak kabul ediyorum,umarım bu haftayı daha güzel geçireceğim.

Hiç yoktan hasta oldum.Yediğim yiyeceklerden olduğunu düşünüyorum.Mide bulantısı,ateş,kemik ağrıları...Annem sayesinde biraz daha iyiyim.Hasta olmam gerekmeyen zamanlarda hastalık pusudaymış gibi ortaya çıkıyor.Geçen dönem yazılı haftası boyunca ciddi anlamda hastalanmıştım.Çoğu sınava hazırlanmadan girmiştim.Şimdi dershane başladı,pazartesi sınavımız var ve dakika bir gol bir anıl hasta.Tamam evrene negatif enerji yaymayacağım,her şeyi kabullenen biri olmaya başladım ama biraz ben de şanslı biri olabilir miyim lütfeeeen?!

Bol şikayetli bir yazı oluyor,farkındayım.Yazdıkça rahatlıyorum,ne yapayım.Siz pozitif enerjinizi koruyun,ommm.

Ruhsal anlamda da pek iyi değilim aslına bakarsanız.Pek çok şeyi,insanları sorguladığım bir dönemdeyim.Sanki ilişkilerimde hep bir noktada tıkanıyorum.Bunun sebebi benim çok düşünmem ve insanların umursamazlığı sanırım.Belki umursama kapasiteleri o kadar ama hep daha fazlasını bekliyorum,istiyorum.En ufak olayların bile kalbimi kırmasına izin veriyorum.Dünkü filmde güzel bir replik vardı ''Kimseye hayallerini yıkma iznini verme'' tarzı bir sözdü.Ne kadar doğru ve ne kadar anlamlı.Her türlü ilişki de aslında kendimizle ilişki kuruyormuş gibi oluyoruz.Mesela bir arkadaşınla sürekli tartışıyorsan aslında senin içinde çözemediğin ve ondan beklediğin bir şey vardır.Olaylarımız,hislerimiz ve anlam verdiğim şeyler hep içimizde.Eee karşı taraf bu derece derin düşünmeyince işler yürüyor mu? Maalesef hayır.Keşke herkes birkaç dakika karşısındakinin hissettikleriyle ve ona hissettirdikleriyle yüzleşse...Bir de normalde her şeye ağlayan biri değilimdir,hatta herkesin içinde ağlamaktan nefret ederim.Fakat bu sıralar soğan dense gözüm doluyor.Edebiyat dersinde hocamız Şehrazat'ın hikayesini anlatırken gözlerim istemsizce doldu.Her gece ölmemek için hikaye anlatması falan,içimde fırtınalar koptu o padişaha karşı.

Malum,fazla film izleyemedim ama bir tane Tezer Özlü kitabı okudum: ''Çocukluğun Soğuk Geceleri'' yazarın kendi hayatından kesit kesit bir şeyler anlattığı otobiyografik bir eser.Bu kadının dilini,ruhunu gerçekten sevdiğimi ve anladığımı fark ettim.Şuanda da ''Yeryüzüne Dayanabilmek İçin'' adlı kitabını okuyorum.Aynı zamanda ''Ye Dua Et Sev'' başucu kitabımı da okumaya devam ediyorum,işler daha güzel ve akıcı gitmeye başladı;daha çok sevdim.Anlayacağınız en huzurlu ve güvenli limanlar olan kitaplara sığındığım bir başka döneme daha girmiş bulunmaktayım.

''Hiç düşündünüz mü? Ölen bir insanı gerçekten bir kez daha görebilir misiniz? Ölen bir okula gidebilir misiniz? Ölen bir evde uyuyabilir misiniz? O yıllar öldü.O yılları bize öldürecek biçimde yaşattılar.''

''Geceler çok erken gelir hastanelere ama bitmek bilmez.''

Dün bütün odaların duvarları boyandı.Nasıl zor işmiş anlatamam.Eşyaları çek,temizle,kurumasını bekle,yerine koy,temizle...bir gün içinde bitirmek istediğimizden 10 saat sürdü abartısız.Ben hasta bir şekilde yatarken diğer ev halkının pestili çıktı :_ Odamda da değişiklikler oldu.Kütüphane vardı ya artık yok.Zaten epey eskiydi.Bütün kitaplarım annemin kitaplığında.Orası şu an ağzına kadar okuma kitabı dolu.Benim bilgisayar masasını değiştirip üstüne büyük raflar çakmayı düşünüyoruz.Şu an odam gözüme pek hoş gözükmüyor ve bu epey üzücü.Çalışma masası kısmı sadeleşti,Mona lisa ve Virginia posterini oradaki duvara astım fakat pek orantılı değil.Diğer her şeyi kaldırdım.

Hem fiziksel hem mental olarak ağzımın tadının olmadığı günler geçiriyorum.Dışarda ağır yemekler yemekten,çok soğuk içecekler içmekten ve insanlara sizi üzecekleri kadar anlam yüklemekten kaçının.Anlaştık mı?

çav!




Tuesday, July 3, 2018

Bozcaada,Twitter Sorunu,Senaryo Yazmak ve Birtakım Hisler


Yine kayıplara karışıp geri geldim,bu sefer eli dolu döndüm ama...anlatılacaklar birikti.



Öncelikle Twitter hesabıma giremiyorum ki bu fena halde canımı sıktı.13 Yaşından küçük hesapları kapatıyorlarmış.Ben de 2012'de hesap açıp doğum tarihimi 99dan 2000'e getirince hop hesabı kilitlediler.Kural değişikliği eski kullanıcılar için geçerli olmamalıydı.Zaten 13 Yaşından küçükken açmışım şu an 18 yaşımdayım...ee ne anlamı oldu şimdi? Saçmalığın daniskası,sinirler.

Twitter'sızken birçok olaydan habersiz kaldım.Düşüncelerimi aktaramadım,biriktim...Fakat bu bir yandan da iyi oldu.Twitter'da çoğunlukla gülüp eğlenebilsem de o kadar dehşet haberlerin arka perdesini de görmek günlerimi mahvediyordu.Kendim kapatamayacağımdan bir şekilde kader gelip el mi koydu acaba? Acımasızca yaptı bunu ama değmiştir umarım...Bakın ne kadar pozitif tepkiler veriyorum.Bu sıralar farklı bir mottoya geçmeye başladım.Ne olursa olsun ''bu da olacakmış'' hali.Üzülsem bile içimden bunu tekrarlıyorum.Alışkanlık mı aydınlanma mı ayırt edemiyorum.İyi bir gelişme gibi gözükse de geçici olduğunu hissediyorum.Dramatik ruhum bir yerden güzel bir açık verecek...om...

Geçen hafta oldukça sosyal geçti.Bizimkilerle Çarşamba günü ders çalışmak için buluştuk.Daha önce gittiğimiz bir kütüphane kapalı olunca kafeye gitmek zorunda kaldık.Hiç hoş olmadı çünkü arkadaşlarla ders çalışılabilecek tek yer kütüphanedir.Hatta o bile bazen zor olur :')


Ne zamandır ders çalışmalı fotoğraf paylaşmıyordum.1) Kamera sinir ediyor 2) Üşeniyorum

Cumartesi günü de Bozcaada'ya gittik ve gün boyunca orada takıldık.İkinci kez gidişimden olduğunu düşünüyorum: Önceki gibi büyülenmedim.Her şey güzel,normal geldi gözüme...Fakat bir şeyinden nefret ettim: Her şey aşırı pahalı...Tamam adasın tamam yaz sezonu siz de kazanın ama...insaf biraz ya :_

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼


Şevval'in kadrajından.


S.A.M

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼

Çok güzel iki tane şarkı ve bir tanesi sayesinde muazzam bir tablo keşfettim.Kulaklarınızın pasını yerle bir etmek için paylaşıyorum.Benim ruhuma huzur verdiler ve garip bir şekilde dinlerken güçlü hissettim.Klasik müziğe olan sevgim gittikçe büyüyor...



Vivaldi 

Portre: ''Genç Bir Kızın Portresi''- Antonio Rotari



Haggard

''Alman bir grup tarafından söylenen İtalyanca bir İsveç Halk Müziği''

Söylesem mi karar veremedim...senaryo yazmaya başladım.Celtx diye bir uygulamadan yazıyorum ama ücretliymiş.Yani birkaç güne Word dosyasına döneceğim,olsun.İki tane yazım tekniği var Fransız ve Amerikan.Bana Amerikan modeli daha basit ve güzel geldi.O şekilde yazıyorum.Şekilden çok içerik önemli tabii...şekil bir şekilde hallolur,önemli olan hikayenin kalitesi ve işlenişi diye düşünüyorum.Kimseyle paylaşmamıştım.Bir şeyi tamamlamadan paylaşmak ya da anlatmak istemiyorum artık.En azından içeriğinden bahsetmeyeceğim.Emin olup bir gün tamamlarsam ki şu an yazmakta olduğum hikaye içime sinmeye başladı,ilgili yerlere gönderirim ve kabul edilirse oynanır ve ve öğrenilmiş olunur. (güzel hayaller)

Senaryo yazmak bana göre hikaye yazmaktan daha kolay geldi.Her şey gözümde canlanırken kamera açısını takip ederek takır takır yazdım.Bu hikayeyi başka biri yazsa nasıl beğenirdim onu düşünerek ilerledim.Klişelerden sıyrılmak zor,bunun için daha fazla film izleyip bu konular hakkında araştırma yapmak lazım.Ben yaratıcılığıma güveneceğim...derin araştırmalar için zamanım olmayacak ne yazık ki.

Roman yazma denemesi yaparken de bana göre en zor iş  karakterlerin adını bulmaktır.Senaryoda da böyle oldu.Bir türlü ne desem bilemedim.X gibi şeyler ekleyip devam ettim.Öncelikle karakter adı bulunmalı mı bilmiyorum ama hikayenin akışına göre oluşan karaktere isim bulmak daha kolay geliyor,hoş beceremiyorum da...tek kusuru bu olsun diyeyim bari.

Türkiye'de son iki haftada yaşananları çok üzülerek izledim ve fark ettim ki hiçbir umudum kalmamış.Yalnız bunun sanki yaşamdan kopup kabuğa çekililmesi olarak algılanması saçma.Evet bunu isterdim fakat hayat devam ediyor ve her şeye rağmen hayatları,hayatlarımız uğruna mücadele veren insanlarımız var.Onlar için,kendimiz için devam etmek gerekiyor.Hırsla değil,azimle...Bu ülkede yaşamıyor olsam çok daha pozitif bir hayatım olacağına eminim diyebilirim.Dehşet verici olayları her yerde görebiliriz ama kaba,cahil,adaletsizliği kabul edebilen saldırgan insanları görmek katlanılmaz.Aslına bakarsak zaten bu ülkeden gitmek isteyenlere ''neyini beğenmiyorsun yav'' ya da ''defolun'' gibi sığ tepkiler verenlerin çoğunlukla bu ülkeyi yaşanılmaz hale getirenlerin ta kendisi olduğunu görebiliriz.Sorun ülke,kara parçası ya da coğrafi konumumuz değil...bu derece hoşgörüsüzlük ve cehaletle yaşamak.Umarım bir gün gençlerimizin tek derdinin hangi siyasi partinin onları yöneteceği değil akşama hangi partiye gidecekleri gibi ufak dertlerinin olduğu bir ülkemiz olur.Çocuklar kendilerine düşman kimselerin car car rahatça konuştuğu bir ülke yerine onları koruyan,ayrıştırmayan insanların olduğu bir ülkeye sahip olur.Güven ve huzur içinde büyüyebilir...bu konularda diyecek daha çok şeyim var ve hepsi birbirinden keskin...susma hakkımı kullanayım en iyisi.

Konunun üzerine yüreğime bir nebze su serpen kitap alıntımı paylaşıp yazıyı sonlandırayım:

''Karışıklık,felaket ve sahtekarlığın dünyasında bazen sadece güzelliğe güvenilebilir.Sadece sanatsal mükemmellik bozulmazdır.Hazzın değeri düşürülemez.Ve bazen gerçek olan tek değer bir yemektir.Öyleyse,kendini güzellik ve keyif aramaya adamak ciddi bir iş olabilir;ille de gerçeklerden kaçmanın bir yolu değil,ama bazen diğer her şey...retorik ve olay örgüsünün içine akarken gerçek olana tutunma yolu olarak.'' (ye dua et sev)


Huzurlu bir hafta diliyorum.

çav.








Thursday, June 21, 2018

Vedalar,Karamsarlık,Film ve Birtakım Düşünceler ☔


Ayrılıkla ve üzüntüsüyle geçen bir hafta sonunda haftanın güncesi yazamamıştım.Keyfim nispeten yerinde,hava yağmurlu ve kapalı...mis.

Abimi geçen hafta Amerika'ya uğurladık.Work&Travel için gitti.Evden çıkana kadar pek üzüldüğümü söyleyemem.Sadece heyecanlandım onun için.Ama evden çıkarken gitmesi içime dokundu.Sonuçta bambaşka bir ülke hatta kıta...her dakika aklımızda abim var,onun da biz.Şükür ki sağ salim vardı hatta ilk haftasını bitirmesine günler kaldı.Annem de aynı gün memlekete gitti.Anlayacağınız ev epey sessizleşti ve ben de yalnızlaştım.Ayrılıkları herkes gibi sevmiyorum.Güzel hikayelerin veda kısımlarını okumak yerine bir kenara fırlatıp atmak istiyorum.

Ders çalışmaya başlamıştım,her şey güzel ilerledi.Günlerim uyanıp ders çalışıp bilgisayarda takılmakla geçiyor.Bizimkilerle anca bu hafta buluşabildik.Bir hafta boyunca aktivite yapmadığımdan olacak ki geçen hafta ruhen çok kötüydüm,şu anda da iyi olduğumu söyleyemem ama alıştım bu duruma.Çok fazla şeyi aynı anda düşünüp aynı zamanda hassas bir insan olunca hayat içinden çıkılmaz bir hal alıyor.İç çatışmaları çözmek yerine direkt sonuca vardırmak lazım.İnsanları kırmamaya çalışmak yerine kendine karşı kibar olup kırılmamaya çalışmak lazım.Lazım da lazım...insanlar olarak ders çıkarmak dediğimiz şey aslında sadece sözde.Aynı şeyleri defalarca kez farklı versiyonlarda yaşayıp atlattığımızı düşünüyoruz.Oysa kaçamayız kendimizden.Bir şekilde gelir seni bulur,ders çıkardım dediklerin farklı hallerde karşına çıkar.O zaman çıkar bakalım yeni bir ders daha.Yorucu bir süreli döngüden ibaret hayat.

Uyku düzenim her yaz ve yıl olduğu gibi bozuk.Dün sabaha karşı yattım.Yalnız bu sorunla ilgili bir şey keşfettim.Uyuyamamaktan çok sanırım uyumak dahi istemiyorum.İstesem bile engelliyorum kendimi.Ne ile alakalı olduğunu bilmiyorum.Yeterince yorulduğum kış döneminde bile ikiden önce yatmamak için direnirdim.Alışkanlık mıdır psikolojik mi çıkaramıyorum.Fazla da takılmıyorum açıkçası.Geceleri seviyorum.Bana ne kadar saçma sapan düşünceler yükleyip karamsarlık doldursa da seviyorum.Zaten en çok en üzen şeylere bağlanıyoruz.En zararlı yiyecekleri ve alışkanlıkları seviyoruz.Bu da o hesap.


instagram: tık

Salı gecesi çok naif ve kaliteli bir film izledim.İlaç gibi geldi,şarkılarının etkisinden hala çıkamıyorum.Filmin adı ''Sukkar Banat'' Lübnan'da geçiyor ve Fransız yapımı.Bir kuaför salonundaki farklı tipteki kadınların hayatını anlatıyor.Kadın yaşamına dair birçok farklı yön gösterilirken aynı zaman sıcacık atmosferi ve samimi oyunculuklarıyla sizi içine alıyor.Şarkıları ise efsane,hemen iki favorimi paylaşıyorum:


Tango el Caramel



Khaled Mouzanar - Mreyte ya Mreyte

*çay demleme molası*

Perşembe günlerini kendime tatil ilan ettim.Bu gün ders çalışmadım.Akşamüzeri Şevval ile buluştuk,Melike yazlıklarında.Pınar da bizimle geldi,evde annem de olmayınca canı çok sıkılıyor.Yağmurlu havada plan yapmak saçma gibi gözükürken mekanların tıklım tıklım olduğunu görünce rahatladık.Keyifli ve huzurlu bir gün geçirmiş olduk :')


☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕☕

Yavaş yavaş yogaya kaldığım yerden devam etmeye başladım.Hatta annem de başlamış.Her gün yapıyor.Ben de onu görünce yoga yapmayı özlediğimi fark ettim.Birkaç gündür yapıyorum.Omuz ağrılarıma fena halde iyi geldi.Bugünü,dünya yoga gününü,es geçmiş oldum.Bir şeyleri yapmam gerektiği için yapmamayı kendime kural bellemek istiyorum.Çünkü bir insanı aslında en çok yoran şey bu.Kendine koyduğu keyif almaktan çok yapmak zorunda hissettiği bir sürü şey.Yoga bunun için en uzak şey olmalı.Kendini zorlamak yerine kendine karşı nazik oluşu öğretmeli yoga...O halde bu kafadan devam.

Ders çalıştığım günlerde kitap okumak rahatlatmak yerine yoruyor.O yüzden hala ''Ye Dua Et Sev''i okuyorum.Fena ilerlemiyor.Şunu fark ettim ki filmi çok daha güzel.Kitap bir sürü ayrıntıyla dolu.Biliyorum orjinali kitaptır fakat anlatılmak için anlatılan şeyler okuyucu olarak beni baydı.Tezer Özlü kitaplarını almak istiyorum.Sanırım ben karanlıktan hoşlanan bir okuyucuyum.Yazar beni felaket senaryolarıyla düşündürsün istiyorum.Beni gülümsetmeye çalışınca soğuyorum.

Bazen aklıma fena halde kitap&film senaryoları geliyor.Bir gece sadece bunu düşündüm ve not ettim.Sabah olunca ne mi oldu? ''Uf bu ne şimdi?'' deyip yüzümü buruşturdum.Gece boşuna uyumamız için verilmemiş değil mi? Senaryo yazmak nasıl bir şey diye azıcık araştırma yapmıştım.Çok kolay bir işe benzemiyor hatta hiç.Fakat sonra hikaye gibi yazılıp sonra senaryoya çevrilebildiğini düşündüm.Film izleye izleye kendim de bir senaryo yazmaya heveslendim.İçinde hem yazma hem film olan bir aktivite sanki tam benlik.Fikirlerimi oldukça not ediyorum.Bir senaryonuzun filme çevrilmesi büyüleyici bir şeydir eminim.Düşünsenize, kanlı canlı oluveriyor düşleriniz.Bunu isterdim.Hatta bunun ötesinde bunu bizzat kendim gerçekleştirmek isterdim.Eğitim isteyen işler fakat şimdiden hayallerimdeki yerini aldı.Kendi emeğimle yazdığım özgün bir senaryo...bakın özgün olmak çok zor.Fazla film izleyince insan illa etkileniyor.Neyse bir kutucuk açalım bu hayal için.Yıllar sonra içini doldurmayı da unutmayalım.Hıh,oldu.

Sevmek ile alışkanlık karıştırılabilir bir şey mi? Alışkanlık zaten sevgiden mi doğar? Bunları epey düşündüğüm bir hafta oldu.Kendi kendime farklı yorumlar yaptım.Sizin de görüşlerinizi merak ediyorum.Biraz aydınlanma tozuna ihtiyacım var!


huzurlu günler diliyorum,

çav.














Thursday, June 14, 2018

About Elly / A Separation - İran Sineması Hakkında


Filmler hakkında konuşmayalı epey olmuş!

Son zamanlarda pek fazla film izlemesem de aklımda kalan kaliteli filmler oldu.Yazı yazacak kadar etkilenmemiş olacağım ki ayrı bir başlık açmadım :)

İran sinemasından,aynı yönetmene ait,yeni bir film daha izleyince bu sinemanın ne kadar hoşuma gittiğini fark ettim.Genel hatlarıyla tekniklerinden anlayacak bilgiye sahip olmasam da işleyişler hakkında birkaç çıkarım yapabildim.



ABOUT ELLY

(Darbareye Elly)
2009
IMDb: 8.1
Yönetmen/Yazar: Asghar Farhadi

Hafızamda tazeyken öncelikle bu filmden bahsederek başlıyorum.

Filmin konusu bir grup ailenin çocuklarının öğretmeni Elly ile konaklamak için okyanus kıyısında bir eve gitmeleriyle başlıyor.Film boyunca Elly'nin kayboluşunu ve ardından yaşanan,çözünen gizemleri öğreniyoruz.İçten içe sizi geren bu film aynı zamanda İran toplumu hakkında birçok ipucu da veriyor.Zannımca sizi geren de bu,o sistemin içinde hissederken aynı korkuları yaşamak.

Oldukça durağan ilerleyen bir film.Bol bol diyalog var,yani tam benlik diyebilirim.Farsça o kadar güzel bir dil ki dinledikçe kurgu beni içine aldı.Devletin baskısı yüzünden İran'da özgür bir şekilde kurgu hazırlanamadığı açıkça gözüküyor.Sevgi konusu bile belli çerçeveler içinde,bastırılan duygular üzerinden anlatılmaya çalışılıyor.Oysa dünyada yasaklanması ve hoş görülmemesi gereken bir şey varsa o da nefretin ta kendisidir.



A SEPARATION

(Jodaeiye Nader az Simin)
2011
IMDb: 8.3
Yönetmen/Yazar: Asghar Farhadi


Daha önce izlediğim ve bahsettiğim bu filmi çok daha fazla beğendim.

Öncelikle oyunculuklar efsane ve ötesiydi.Kısıtlı bir şekilde çekilen İran sinemasına damgasını vuran,yetenekli oyuncular oluyor.

Ayrılık hikayesiyle başlayıp içine bir suçlamanın ve bu işlerin içinden çıkışını anlatan bu filmde yine İran toplumu ve devlet düzeni hakkında fikir sahibi oluyoruz.Bu açıdan,izlediğim en iyi filmlerden biri olan İsrail yapımı ''Gett'' filmine de oldukça benzettim.Aynı coğrafyanın sorunlarına değinen,özellikle kadın yaşamının üzerinde sürekli görünmeyen bir elin olduğunu hissettiren bu filmler oldukça özgün ve kaliteli.Ayrıca aklıma sürekli kendi ülkemiz de gelmedi değil.



İran sinemasının etnik sanat yönetmenliği ve bol konuşmalı başarılı oyunculuklarına fena halde vuruldum.Baskı içinde yönetilen bir ülkeden çıkan bu iki film bize:aslında sanatın her halde ve şekilde icra edilebileceği,her ne kadar devlet sansürlese de toplumsal sorunların sanatsal bakış açısıyla duyurulabileceğini kanıtlıyor.

İran sinemasını biraz da Fransız sinemasına benzettim ki ikisinin ortak yapımları da var.Bu iki filmi izlerken Fransız festival filmi izliyormuş gibi de hissedebilirsiniz.Aynı özgünlük ve kalite mevcut.Fransız filmlerini çok seven biri olarak aynı notu verdiğimi söyleyebilirim.Farsça için doğunun Fransızcası demiştim öyleyse doğunun Fransız filmleri de İran'dan çıkıyor diyebilirim..en azından bende uyandırdığı his tam olarak bu :')

İkisinin de sonu vurucu değil ya da sizi fena halde şaşırtan,etkileyen bir senaryo yok.Fakat baymayan yavaş işleyişleri ve içinizde uyandırdığı duygular,film bitince size bir ''ah'' çektiriyor.Klişe ilerleyen yapımlara karşı bu tarz farklı farklı yapımları şiddetle öneriyorum.Her telden film izlemek size bambaşka pencereleri aralıyor.Görmek istediğiniz,merak ettiğiniz dünyalara misafir ediyor.Benim için bundan yararlanmak büyük bir keyif.


(Bu tarzda film önerilerinizi dört gözle bekliyorum)

iyi seyirler

çav.

P.S: İran'da devrimden sonrasını etkileyici bir şekilde anlatan ünlü  ''Persepolis''i de unutmamak lazım.İzlenilesidir.  (Fransız/ABD ortak yapımı,yönetmen ve yazarlarından biri İran asıllı)