Saturday, November 26, 2016

Elli Bin Okunma,Rahat Bir Hafta Sonu - Günlük Kıvamında ☕


 Sonunda yazılılar bitti.Zihnim hala ezberlediğim şeylerle dolu,dün geç yattım bugün de geç kalkınca allak bullak hissediyorum.

Her dersin yazılısından sonra ''garipti'' dememe rağmen neredeyse hepsinden yüksek notlar aldım.Aslında bu benim için gerçekten garipti çünkü normalde bir sınavımın kötü geçtiğini hissediyorsam kesinlikle kötü gelir.Bu sefer tam tersi gerçekleşti.Aslında bu daha da mutlu ediciymiş..beklenmeyen güzel şeylerin olması falan.

Güzel bir haberim var beni hafta ortasında delicesine mutlu etti!! Hanna'ya mektubum ulaştı.Evet tam tamına 1 ay sonra.Neden bu kadar geç oldu bilmiyorum.Hanna öncelikli mail olarak göndermelisin dedi.Bundan sonra bizzat kendim postalayıp öyle yapacağım.Biraz daha ulaşmasaydı kafayı yiyecektik ikimiz de.Çok şükür ki beğendi mektubumu.Gönderdiğim quote'lu kağıdı odasına asacakmış hatta :')

Güzel bir diğer şeyse blogda elli bin okunmayı geçmişim.Blogger güncelleme yapmak için benim elli bini geçmemi beklemiş sanki.Sevdim yeni sistemi ama hala yorum kısmı gıcık edici.Şöyle yorum geldiği an bildirim gibi bir şey gelse fena olmaz sanki.Çok yorum aldığım da yok ama güzel olabilirdi.Umarım o da eklenir bir başka güncellemeye.

Yılbaşı yaklaşıyoooor!! Hatta yabancılar başladı bile yılbaşı ağaçlarını süslemeye.Yılın sevdiğim iki günü var: Yılbaşı ve Doğum Günüm.İkisini de mükemmel geçirmeye çalışıyorum.Çünkü ikisinin de özel olduğuna inanıyorum.

Yılbaşının özel oluşunun sebebi şu.Hangi dinden hangi inanıştan olursanız olun sonuçta dünya olarak koskoca bir yılı iyi kötü yaşadık.Sanki bir kitabı bitirmişiz gibi.O gün son sayfaları okuyup rafa kaldıracağız.Ertesi günse yepyeni bir kitabın ilk sayfasını açacağız.Heycanlandırıcı değil de ne?!!

Doğum günleri ise yılın bir günü gerçekten sevdiğimiz kişinin varlığını kutlamak gibi.Sonuçta her gün onu sevdiğimizi gösterebiliriz ama o gün o 1 yıl daha bizimle yaşadı,bizimle birlikteydi.Ve bence bu da kutlanılası.

Yazılı haftasından dolayı kitap okuyamadım.Aslında istesem Harry Potter'ı bitirebilirim ama galiba Kırmızı Pazartesiyi tekrar okuyacağım.Taa hazırlık sınıfındayken okumuştum,edebiyatçı sınav yapacakmış o kitaptan.Açıkçası birkaç istisna dışında okuduğum kitapları tekrar okumayı,izlediğim filmleri tekrar izlemeyi koca bir zaman kaybı buluyorum.Milyonlarca okunacak kitap-film var neden zamanımı aklımda kalanlara harcıyayım ki?

Öyle işte.Bu hafta sonu olabildiğince rahat geçecek.Zaten üç hafta sonra 2. yazılılar başlıyor...neyse unutalım onu ben dinlenmeye bakacağım şu anlık.Bugün bol bol dizi-film-youtube takılıp yarın da bizimkilerle buluşacağım.

Bingo,gerçek;rahat bir haftasonu xoxoxox


Sunday, November 20, 2016

The Breakfast Club - Film 🍴☕


Dün bahsettiğim filmi izledim!!! 

80'ler 60'lar vs. dönem dizilerini,filmlerini,kitaplarını çok seviyorum.Günümüze kıyasla o kadar doğal ve içten ki; oyuncuların aşırı makyajları yok,kıyafetler şatafatlı veya marka olmaktan kısmen uzak ve yaşanan olaylar tamamen gerçek hayattan alınmış.Olabildiğince duru.

Film birbirinden farklı 5 gencin aldıkları cezalar sonucu bir Cumartesi gününü sabahtan akşama kadar kütüphanede nasıl geçirdiklerini anlatıyor.Olaylar tek bir mekanda geçmesine rağmen diyaloglar fazla olduğu için aşırı monoton gelmiyor.Gençler liseli olunca sorunlar,konular,sohbetler de ergenlerin genel problemlerinden oluyor.Ailelerle kavga,ilişkiler,başarısız olma korkusu,psikolojik problemler.Filmdeki her genç bu problemlerden birini temsil ediyor gibi.Yani bu gençlerden birinin sizi yansıtıyor olma ihtimali yüksek!

İşin garip tarafı daha dün içsel problemlerimden bahsedip ardından bu filmi izlemiş olmam.Sayesinde gece yatmadan önce uzunca bir düşündüm.Gençliğimi nasıl geçirdiğimi,Türkiye'de gençliğin şuanda nasıl olduğunu ve diğer ülkedeki gençleri falan...Biliyor musunuz? bence aşırı bariz fark yok.Genel olarak problemlerimiz ortak ama çözüm yollarımız tamamiyle farklı.İşte bu da bizi farklı kılan şey zaten.Filmden bu mesajı da kendi payıma çıkarabildim.

Elde bir kupa kahve , ince bir battaniyeye sarmalanarak izlenebilecek samimi bir 80'ler filmi.Gönül rahatlığıyla öneriyorum :')

''Büyüdüğünde kalbin ölür.''


John-Andrew-Allison-Clarie-Brian : THE BREAKFAST CLUB!


Saturday, November 19, 2016

İlk Yazılı Haftası,Haftasonu,Özgüvensizlik? - Günlük Kıvamında 🍃


 Huh.

İlk yazılı haftasını atlattım.Genel olarak beklediğimden iyi geçti hepsi.Bu sefer geçen yıla kıyasla daha rahattım ve pozitif kalabilmeyi becerdim.Sürekli kendimi kötüye hazırlamanın aptalca olduğunu fark ettim çünkü aslında sürekli kötüye hazırlanarak kötüyü çağırıyormuşum...nys...

Hafta sonlarını gerçekten çok seviyorum.Okulun olmaması bir kenara kafam özellikle Cumartesi günü nasıl rahatlıyor anlatamam.Hem önceki gün istediğim saatte uyumuş hem de tüm günü kendime ayırabiliyor oluyorum.

Mesela bugün hem ders çalıştım hem dizimin kalan bölümlerini izleyip ilk sezonu bitirdim (Sense8-mutlaka izleyin!!!) hem de şuan bir film izlemeye hazırlanabiliyorum.Haftaiçi okul-ev okul-ev yapan biri için bu bir HOBİDİR.İNANILMAZDIR.MUTLULUKTUR.

Hafta sonlarını sevmemdeki bir diğer sebep ise genel olarak evdeyim.Neden bilmiyorum ama bu aralar acayip kasıyorum kendimi dışarda.Sanki hiçbir şey artık bana uyumlu gelmiyor gibi.Giydiklerim,yazdıklarım,konuşmalarım beni yansıtmıyor gibi.Özgüvensizlik mi denir buna bilmiyorum.Örneğin içimde iki kişi var gibi hissediyorum.Bu karakter açısından değil yani yine aynı Anıl tek ruh ama kişiler farklı.Çok fazla zıt şeyi çok sevdiğimi gördüm.En basitinden bazen aşırı derece pozitif oluyorum ama ertesi gün aynı şekilde realist olmayı savunuyorum ve ikisine de gerçek anlamda inanıyorum.Sonra yine en en basitinden bir gün Instagram konseptimden nefret ediyorum ertesi gün ''bu beni yansıtıyor'' diyorum.Ergenlik galiba yine ama bilemiyorum.Bu seferki farklı sanki: bu sefer bunun farkına üzülerek varmadım,sanki uzaktan bir göz olarak kendimi görmeye başladım.

Ve belki yukarıdaki paragraftaki fikirlerim yarın sabah çok saçma gelecek.''Bu beni yansıtmayan bir yazı'' diyeceğim..Bilmiyorum..ya da içimdeki diğer Anıl bilmiyor..ya da öbürkü..

Bu hafta Veda diye bir film izledik okulda.Baya popülermiş zaten,Atatürk'ün hayatı anlatılıyor.Fikriye Hanım'a delicesine üzüldüm.Atatürk'ün hayatında böyle bir trajedinin olduğunu bilmiyordum.Hoop ordan günümüze dönerek bir şey söylemek istiyorum.Bence ilişkilerde eğer ortada kıskançlık,üçüncü kişi diye muhabbetler varsa suçlu o üçüncü kişi veya kıskandığınız kişi değildir.Suçlu tam olarak sevdiğiniz kişidir.İsterse dünya mükemmel aldatıcı ve aşırı kötü olsun ki öyle,sizin yanınızda buna rağmen durabiliyorsa ''seviyordur.'' Haksız mıyım?

Pof...

Ha bir de aslında bu haftanın bombası çok farklı.Yeni yasa tasarısı falan...bir şey söylimi cidden hiçbir şeye şaşırmıyorum.O kadar normal geliyor ki bunu söyleyebilen insanlar(varlıklar),o kadar yani.Bu dönemde yaşamayı gerçekten dilemezdim.Şöyle 80'lerde falan genç olmak o kadar cazip duruyor ki.. filmler,kıyafetler,insanların modernliği,kibar kibar pozları.Yaşamadan özlüyorum o dönemleri,ilginç bir his.

Neyse, hafta sonumun müko rutinini tamamlamak adına şimdi bulduğum filmi izliyeceğim adı ''The Breakfast Club'' 85 yapımı.Aslında adını çokça duymuştum ama izlemeye üşendiğim zamanlara denk gelmişti.

Şimdi tam film izleme kıvamında her şey; sıcak bir fincan çay,karışık bir kafa ve cevap aranan içsel problemler.

ÇAV.





Abimle o gitmeden bir gün önce Annemin favori kahvecisine gitmiştik.

Şuan okuduğum kitap: Harry Potter ve Lanetli Çocuk 

(Beklediğimden iyi ilerliyor.)









03.05.2015 Bahar Şenliğinden kalan bir fotoğraf.

O bitkiler şuan anı defterimde.

:')

#tb


Instagram: hopefulsalad

Sunday, November 13, 2016

Eat,Pray,Love - Film 🌈


  Geçen hafta ''Bu filmi daha önce nasıl izlememişim?!'' dediğim bir filmi daha izlemiş oldum!       

Ye,Dua Et,Sev.

Film tam olarak bu 3 eylemi anlatıyor.Yaşadığı kötü ilişkiler ve yolunda gitmeyen işler sonrası depresyona giren bir kadının varını yoğunu satarak giriştiği macera işleniyor.İlk durak İtalya.Liz burada bir arkadaş grubu edinir ve İtalyanca öğrenir,İtalyan yemeklerinin tadını çıkarır.Filmin en deli dolu sahneleri bu bölümde geçiyor.Liz İtalya'nın en ücra köşelerinin birinde çok güzel ve beni etkileyen bir şeyden bahsediyor.

''Romada gördüğüm en sessiz,en yalnız yerlerden biri.Şehir yüzyıllar boyunca etrafında büyümüş genişlemiş.Sanki bırakmak istemediğin değerli bir kalp yarası gibi,acısı iyi hissettiriyor.Hepimiz aynı kalmak için bir şeyler istiyoruz.Değişmekten korktuğumuz için mutsuzluğa razı oluyor,giderek yıkılıyoruz.Sonra burda etrafa baktığımda kaosun bugüne dek geldiğini,dönüştüğünü,yandığını,yağmalandığını; sonrasında kendini ayağa kaldıracak bir yol bulduğunu gördüm.Ve bir şeyi anladım belki de hayatım o kadar kaotik değildi,belki de dünya böyleydi ve ona bağlanmak tek gerçek tuzaktı.Harabe bir lütuf.Harabe değişime giden yol...'' (Üşenmeden filmin o partını tekrar izledim...huh :'))

İtalya'da son akşam yemeği davetinden sonra da 1 yıl kalmak üzere Hindistanda bir meditasyon kampına katılıyor.(Bu kısımlarda aklıma küçük joe geldi :'D) Burada ruhundaki kendini,iç huzurunu bulmak için çabalıyor.Fakat ilk başlarda yine hüsrana uğruyor.Ve devamında klasik bir drama filmindeki gibi güzel şeyler olmaya başlıyor.

Aslında filmin kilit noktası ilk başlarda ama spoiler olmaması için cımbızla çeke çeke anlattım.

Filmin bir çekici tarafı da Julia Roberts gibi yetenekli bir oyuncunun başrol oluşu.Özellikle drama filmlerine bu kadının aurasının felaket yakıştığını düşünüyorum.

Kendinize benim yaptığım gibi güzel dersler çıkarabileceğiniz,sakin bir yaklaşık iki saat geçirebileceğiniz iç ısıtan bir film.Kesinlikle öneririm.



Friday, November 11, 2016

Odaklan,Sakin Ol,Üstesinden Gel - Günlük Kıvamında 🌾


 İhtiyacım olan her şeyi kendime komut verircesine başlığa yazdım sanki.

Yorucu bir hafta daha geldi geçti.Güzel miydi kararsızım ama çoğunlukla verimli geçti diyebilirim.Haftaya yazılılarım başlıyor ve soluksuz geçecek bir 2 haftayı kapsıyor.Bu sene bana göre geçen seneden daha zor dersler.Daha doğrusu zor değil ama böyle daha karışık daha mantık gerektirici cinsten.Mesela bir Osmanlıca dersi var ki hiç sormayın.Zerre sevmedim.Sosyal Bilimler olduğumuz için iki yıl zorunlu bir de,bir ucundan sevmeyi denesem iyi olacak sanki...Bir de Biyolojiden çekiniyo gibiyim.Anatomik şeyleri görüyoruz bu sene ve çok gıcık hepsi.Tıbbi tıbbi terimler falan..KAPA ÇENENİ ANIL..burada ders konuşacak kadar da kafayı yemedim.şükür. ♥


10 Kasım günleri size ne hissettiriyor bilmem ama benim kalbime ince bir örtü giydiriyor gibi hissediyorum.Atatürk'ün bedenen ayrılışının anıldığı günde bizim sınıfımız çok güzel bir oratoryo sergiledi.Gerçekten sinema filmi izlemiş gibi hissettim bittiğinde.Hani böyle salonda pür dikkat durursunuz sonra gün ışığına çıkınca saat kaç? az önce neler hissettim öyle? şapşallığı yaşarsınız ya.Tam olarak o cinsten sevdim,sınıfımla gurur duydum.Aslında böyle etkinliklere hep katılmak istiyorum ama galiba sahne için fazla utangacım.

Abim geldi ve onun gelmesiyle evde tam bir yaz havası oluştu.Bilgisayar benim çalışma masasında; abim diğer masaya kuruldu.Küçücük odamda bir kişiyle gelen insan kalabalıklığı.Normalde düzenleme çabasına girerdim ama şuan hoşuma bile gidiyo.Ruhen rahatladım.Okulu yokmuş gibi hissettiriyor :&

Perşembe okuldan eve geldiğimde Annemle verdiğimiz kitap siparişleri gelmişti.Annem 40 ben 16 yaşındayım ama kitap görünce sevincimiz çocuk gibi oluyor :') Ben Harry Potter'ın 8. kitabı ve Virgiana'dan Mrs.Dollway'i aldım annem de 6-7 tane Stefan Zweif kitabı aldı.Beraber okuyacağız Zweig'in kitaplarını.İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar kitabından sonra sevdim yazarın üslübunu vs.

Başka diyecek bir şeyim?

Hıh.yeni animeye başladım geçen haftasonu adı Trinity Seven..konusu falan belki daha sonra bahsederim ama fena değil izlemeye değer.Bakın derim.

Öyle işte.Şimdi bu hafta sonu ve önümdeki 2 hafta için üç tane şeyi yapmaya ihtiyacım var:

Odaklanmaya,sakin olmaya,istediğim şeylerin üstesinden gelmeye.

Bol şans dileğinizden,duanızdan,güzel enerjilerinizden bir tutam alırım!^^








  ''Büyük Atatürk!

   Seni anlayan ve seven bir gençlik,

   Her zaman var olacaktır.''

   INSTAGRAM: HOPEFULSALAD







Friday, November 4, 2016

Yorucu Haftalar ve Duygu Bulantıları - Günlük Kıvamında 🍁


 Sonunda bir şeyler yazabilecek vakit ve sağlam bir ruh halimi bulabildiğim için çok mutluyum!

Ekimin son haftaları hayatımda unutamayacağım kötü bir tecrübe edindim.Şimdi hiç anlatıp kafamı bulandırmak istemiyorum ama kötü bir şeydi işte.Bununla birlikte yorulmanın diplerini gördüm.Aman okul kursları aksamasın aman Japoncadan eksiğim olamaz falan derken fiziken bittim.Bir de bunun yanında garip yeni bir beslenme düzenim oluştu.Böyle paketli olan şeylerden iğrenmeye başladım,çikolata da dahil.Porsiyonlarımı baya bir az tutmaya başladım çünkü bir iki lokmaya doyuyordum vs. vs.Benden beklenmeyecek bir düzene sahip oluverdim.Şuanda da o kadar sert olmasa da etkisi devam ediyor.

Ekimin buldozer gibi üzerimden geçmesinden sonra Kasım ayı sakin başladı.

Kendimi biraz başarısız hissediyorum ama.Ne konuda ve neden böyle hissediyorum tam kestiremiyorum aslında.Bu başarısızlık akademik vs. de değil.Sadece öyle hissediyorum.Sanki böyle bir şeyler için çok çabalıyor ama asla sonuca varamıyor gibi görüyorum kendimi.

Bu hissimi haftaya Perşembe sonlanacak olan Japonca kursumu düşünerek bastırmaya çalışıyorum.İç seslerim yine konuşuyor: ''Aptal şey böyle hissetmen saçma! Baksana Japonca A2'yi bitireceksin,sayılı günün var.Hem de bu işin altından okul döneminde başarıyla kalktın!'' diğeri bu pozitiflik fışkıran düşünceyi bastırıyor ''Eee ne geçti eline?Öğrendin tamam ama unutacaksın ilerde.Bunun üniversite sınav dönemi de var.Ne uğraşıp durdun?'' bu sadece bir örnek olsun hislerimi somutlaştırmak için.Bunun gibi şeyler işte,Lana Del Rey'in Ride şarkısında geçen sözde dediği gibi:

''Zihnimde bir savaş var.''

Güzel şeylere uçuyorum o zaman,gözyaşları silinsin?

Hanna'ya mektup gönderdim! Çok tatlı oldu bence umarım o da beğenir.Güzel bir paragraf yazdım,kendi yazdığım birkaç sonbahar temalı quote'u içine koydum bir de John Lennon'lu kart sokuşturuverdim.Hasır rengi zarfla beraber acayip bohem bir havası oldu tam da arkadaşıma yakışır cinsten.Yanlız babam galiba öncelikli mektup olarak göndermemiş.Bu yüzden gitmesi uzun zaman alabilirmiş...tam bir hafta geçti bugün,dua edin sağ salim en erken vakitte varsın şu mektup!

İzlanda'da afs yapan arkadaşımla konuştum dün gece.Onunla her konuştuğumda yurt dışına açılma isteğim tavan yapıyor.Bir de şunu düşünüyorum,o kadar ırk var devlet var toprak sınırları var..neden var ki? keşke hepimiz aynı milletten devletten bir toprakta olsaydık diyorum.Böylelikle dünyanın her yeri bizim olurdu,gitmek için tonlarca belgeyle uğraşmak zorunda kalmazdık.Hatta bu tip bir görüşü savunan insanlar var sanırım.Cahilliğime verin tam dediklerini açıklamayazsam ama ''Ülke sınırları kaldırılsın.'' gibi bir ütopyayı savunuyorlar.Twitterde denk gelmiştim.Bana sorarsanız tam bir kaos olurdu..sanki şuanda değilmişiz gibi...

Daldan dala atlayarak bir yazının daha son satırlarına ulaştım.İki hafta boyunca içimi bu tür yazılarla dökmeyince saçmaladım gibi hissediyorum :/

Neyse artıkın.

Daha mutlu,güvenli ve huzurlu bir haftasonu diliyorum :')

Instagram: hopefulsalad