Sunday, July 31, 2016

Haftanın Güncesi #28 (Yeni Bir Pencere+En Güzel Hafta) !!!


 Yazın en ama en güzel haftasıydı!



Bu hafta oldukça dolu geçti,nerden nasıl anlatmaya başlasam bilmiyorum.Galiba ilk önce zihnimde gerçekleştirdiğim birkaç değişiklikten bahsedeceğim.

Artık insanlara karşı ''hayır'' diyebiliyorum.Vicdanımın beni yönetmesini bir kenara bıraktım.Bu aslında biraz annemin sayesinde oldu.Normalde hiç sıkıntılarımı aileme anlatan biri değilim,nedenini gerçekten bilmiyorum halbuki öyle her şeyimi eleştiren bir ailem de yok tam tersine hep arkamdalar.Her neyse işte anneme bir konu hakkında danıştım uzun uzadıya anlattım.Annem şöyle dedi.

''İnsanlar senin düşündüğün gibi değil Anıl,ben 40 yaşıma geldim ve bir sürü insanla tanıştım;maalesef büyüdükçe anlayacaksın ki vicdanlı olmak o kadar da iyi bir şey değil,yüreğinin sesini dinle o en doğrusunu söyler.''

O ruh halimle beraber bu söz öyle bir kafama yerleşti ki şuan karakterime yeni bir şey kazandırdım gibi hissediyorum.Daha 2 günlük şeyler olmasına rağmen o eski aşırı vicdanlı insanıma ''aptal'' diyorum.Gerçekten bu yüzden çok kazık yedim,hayır diyemediğim için çok sıkıntılar yaşadım.

Fakat artık hepsine tekmeyi bastım.Kendime odaklanıyorum,bir şeyi istiyorsam EVET istemiyorsam HAYIR yaşadığım üzüntülerden sonra bir de insanları mutlu etmeye odaklanmayacağım çünkü hiçbirinin sonucu iyi olmadı,insanoğlu nankör ki bunu kedilere diyip dursalar bile :x

Diğer bir zihin değişikliğim ise kötü olaylara bakış açımla ilgili oldu.Bilenler bilir her şeyi aşırı büyütüp kuruntu yapan biriyimdir,biriydim.Hatta blog yazılarıma göz atıp evhamlarıma bakarsanız anlarsınız.İşte bunu azalttım.Olayları tam olarak anlatmayacağım biraz özeller ama artık çok düz bakıyorum her şeye.Beni üzecek şeyleri abartmıyorum beynime diyorum ki ''Bir şey yok,su akar yolunu bulur.'' bu kadar zaman sonra ilk kez kendi söküğümü kendim dikebiliyorum.Çok daha tatmin edici insanın kendisinin derdine çare olması.

Bu güzel şeyler hakkında bilgilendirici bir blog yazısı yazacağım.Çok güzel olacak o yazı,gerçekten ekranınızdan suratınıza mutluluk fışkıracak!

Bu hafta ders çalışma konusunda zirve yaptım hatta haddinden fazla.Nida adlı Japoncadan bir arkadaşımla düzenli olarak haftanın 2 günü kütüphaneye gitmeye başladık.Kendisi de başarılı biri olduğu için onunla çalışmak beni daha çok motive ediyor.Kulaklıkları takıyoruz 3 saat sonra sandalyelerden kalkıp yeni uyanmış gibi kütüphaneden çıkıyoruz.Gerçekten şunu söylemeliyim ki evde çalıştığım 3 saat kütüphanedeki 1 saat gibi,o kadar verimli ve güzel.

Kütüphane sonları da direkt Japoncaya geçiyoruz.Müjdeyi vereyim,sonunda şu sürekli gördüğünüz karakterleri,karışık kuruşuk yazıları öğrenmeye başladık yani Kanjiyi.Dürüst olmak gerekirse gözüm korktu biraz şimdilik 13 karakter öğrendik,hatta bu yazıyı yazdıktan sonra biraz tekrar yapacağım çünkü gerçekten karışıklar :x

Hafta bu şekilde verimli verimli giderken bir de araya günübirlik bir tatili sığdırdık.Hattuşadan bahsetmiştim hatırlıyorsunuz dimi?Gürede üye olduğumuz bir yer.Yine oraya gittik sabahtan akşama kadar durduk sonra yolda yemeğimizi yiyip eve döndük.Cuma günü olması çok güzeldi,kendimi şirketindeki işlerini bitirmiş jetiyle Avrupada tatil yapmaya giden bir iş adamı kadar konforlu hissettim!


Bookstagram: tık


Yüzmeye de devam ediyorum.Bu hafta öncekilere göre daha hızlıydım ve bir tık az yoruldum.Bu deli gibi sevindirici!!

Abimin doğum günüydü dün,o ben ve arkadaşı pasta yemeye gittik.19 Yaşında olması şaka gibi geliyor hala.Eskisi gibi hissediyorum o dokuzuncu sınıf ben altıncı.Büyümek çok garip bir şey ya :')


Instagram: tık

Olanlar böyleydi bu hafta.Hepsi güzeldi,hepsinden memnunum.Birazcık size gelecek hakkında aklıma gelen küçük planlardan bahsedeyim o halde.

Kış başlarken odamı tamamen yeniden düzenlemeye karar verdim.Minimalizm bloglarından,youtube kanallarından çok etkilendim.Odam artık kalabalık geliyor onları okudukça.Atılacak çok şeyim var hele de çöpçü benin!

Bir de bir youtube kanalı açmaya karar verdim daha doğrusu video koymaya.Fakat bir kamera bekliyorum ve aklıma gelecek güzel içerikler.Video yapmak için absürd şeyler koymak istemiyorum.Video yükleme amacım tamamiyle kendi diyalog kurabileceğim internet arkadaş grubumu oluşturmak.İnsanlarla konuşmayı,bilgi alışverişi yapmayı çok seviyorum.Bunu genişletmeyi denemekten ne çıkar?Mesela şu minicik bloğumda bile çok güzel insanlar tanıdım.En güzellerinden Kahve İçermiyiz(Namı diğer Dukuju*-*) ve Küçük Joe.

Aaa bakın Küçük Joe demişken çevirmenliğini yaptığı kitap sonunda yayımlandı!Çocuk kitabı olarak geçiyor ama çok tatlı bir şey gibi hatta saolsun bana da elinde olan kopyalardan birini gönderdi,burdan da teşekkür ederim ♥

Eğer kitaba göz atmak istiyorsanız küçük joe'nun bloğundaki fotoğrafa tıklamanız yeterli: tık

Hafta da,yazı da böyle tamamlanmış oldu!

Güzeldi,güzel şeyler öğrendim,güzel olaylar yaşadım.

Galiba bu yazının özeti kazandığım yeni pencereler gibi bir şey oldu.Böyle süslü püslü çiçekli olanlardan.Bundan sonra yapmam gereken çiçekleri soldurmamak,camımı temiz tutmak!

Umarım başarırım,başarırız;sevgiler xoxoxox




Saturday, July 30, 2016

Kendine Ait Bir Oda-Kitap (Virginia Woolf)

 
 

Bu yılın açık ara en ama en güzel kitabını okudum.

Virginia Woolf'u feminist sitelerden tanımıştım.Hayatını,görüşlerini ve farklı bir kalemi olduğunu zaten biliyordum.Fakat bir kez de onu kendi dünyasından,kitaplarından tanımak istedim.Bu kitabının adı ilgimi çekti,güzel olabileceğini düşündüm.

Gerçekten de adı gibi kitabın içeriği de tam bir düşünce dünyası.Yazarın kalemi tam benlik.Olayları 1. şahısdan anlatmasının yanı sıra sizi de yanınızda bulunduruyor,düşüncelerindeki bir kahraman yapıveriyor.Galiba böyle hissettetmemin bir sebebi de kitabın Virginia Woolf'un bir konuşması üzerine şekillenmesi.

Kitabın içeriğinin ana konusu KADINLAR VE KURMACA.Kitap boyunca Virginia Woolf bu başlıkta bir makale yazmak için araştırmalar yapıyor.Araştırmaları sırasında da karşılaştığı şeyleri  kitaba aktarmış.Onları kendi terazisinde tartmış.

Kadın-Erkek yazarlardan,kadın düşmanlığından,nedenlerinden,erkek egemenliğinden,kadınların neler yapması gerektiğinden bahsetmiş.

Kitapta en çok ilgimi çeken Virginia'nın zihinlerinin cinsiyetleri olduğundan bahsetmesi oldu.Ona göre bir yazar sadece erkek veya sadece kadın gibi yazmamalıydı.Tabiki cinsiyetlerinden dolayı bir yansıma olabilirdi ama başarılı olmak istiyorlarsa iki taraflı da düşünen,hisseden bir beyinleri olmalıydı.Yine ona göre başarılı olan yazarlar,şairler çift cinsiyetli zihinleri olanlardı.

Cinsiyet konusu açılmışken aynı zamanda şunu da diyor:

''Jane Austen,Emily Bronte başardılar,onlar erkek gibi değil kadın gibi yazdılar.''

Virginia'nın baktığı kitaplarda,şiirlerde kadınların hep gereğinden fazla hırçın veya ürkek olduğunu görmüştü.Ona göre bu erkeklerden bir çekinmeydi yani hırçın olarak erkeksi ürkek olarak korktuklarını düşünüyordu.

Bunları her okuduğumda altını çizerken ''Evet ya,of ne kadar doğru..'' tarzı cümleler kurdum.

Hadi Virginia'nın düşünce dünyasında gezinmeye devam edelim.

Ona göre çok başarılı olan kadın,erkek yazarlar aslında hep orta,alt sınıfın varlığı sayesinde yaşıyordu.Yani aslında önemli olan soylu birinin şiir yazıp yayınlatması değildi,orta sınıftan birinin bunu başarabilmesiydi.

Şöyle diyor:

''Tarihi yeniden yazıyor olsaydım bu değişikliği daha ayrıntılı anlatır ve onun Haçlı Seferlerinden ya da Güller Savaşından daha önemli olduğunu düşünürdüm.Orta tabaka kadınları yazmaya başlamışlardı.''

ve bir başka sözünde:

''..Çünkü başyapıtlar tek başlarına ve başkasının yardımı olmadan doğmazlar; yıllar süren,insanlarla bir arada olmakla gelişen ortak düşüncenin sonucudurlar,böylece kitlenin deneyimleri bir tek seste birleşir.''

Virginia aynı zamanda toplum değerlerini aşabilen insanların başarılı olduğunu düşünüyordu.Bana göre demek istediği farklı olmak için farklı olmak değil,gerçekten bir şeyleri değiştirmeyi başarmak.

Kitabın başlarında Virginia anneleri suçluyordu.Bu gerçekten çarpıcı ama doğru bir şey.Mesela düşünüyor ki şuanda evinde kocasının zenginliğini sürüp bir işe karışmayan kadınların yarın olacak kızlarına kötü bir dünya hazırlıyor.

Aynı şekilde kitabın sonlarında da hemcinselerine utanç verecek şekilde cahilsiniz diyor.Onların keşif yapmadığından,yazı yazmadığından,üretmediğinden yakınıyor.

Günümüze bakıyorum da tek amacı evlilik olan kadınları görünce Virginia'ya hak veriyorum.

Bir kitap boyunca şu gerçekten bahsediyor.

Shakespeare'i başarılı buluyor ve zihninin çift cinsiyetli olduğunu düşünüyor.Fakat diyor ki şöyle de bir gerçek var.Kız kardeşi de onun kadar başarılı olabilirdi,hatta ondan iyi bir kaleme sahip olabilirdi.Ama o abisi gibi özgür yetişmedi.Kadınlar görülmeyen o kız kardeş olmamalıydı.

Şöyle çarpıcı da bir sözü var bu konu hakkında:

''Dünya kadına ereklere dediği gibi 'İstersen yaz umrumda değil' demiyordu Dünya kaba kaba gülerek 'Yazmak mı?Ne işine yarıyor? diyordu.''

Şimdi anladınız mı demek istediğini..

Kitabın başında üniversitenin belli yerlerinin kadınlara yasak olduğundan bahsediyordu ve ortalarında da şu bilindik sözünü söylüyor:

''Üniversite idare amiri de olsanız beni çimlerden çıkarmanıza izin vermiyorum.İsterseniz kitaplarınıza kitap vurun;ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü,ne de kapatabileceğiniz bir kapı.''

Virginia benim bütün zamanlarda tanıdığım en aklı başında ve doğru feminist oldu.O sadece feminizmi sözle savunmadı,düşüncelerini dağıttı,kadınları kendi zihninin odalarında örgütledi.

Şunu da eklemek isterim ki erkek düşmanı biri değil kesinlikle.Hatta buna karşı bile diyebilirim.Şu sözünden çıkarım yapabiliriz:

''Bir cinsi ya da sınıfı tümüyle suçlamak saçmaydı.İnsan kitleleri hiçbir zaman yaptıklarından sorumlu değildirler.''

Virginia beni de beyninde açtığı kendi odasına davet ederek,paylaşarak normalde yazdığım kitap önerisi yazısının kendi kitabı için tarzını değiştirmiş oldu.

Ne kadar güçlü bir kalemin,ruhun var Virginia.


Bu kitabı her kadın,her erkek,her kadınsı erkek,her erkeksi kadın okumalı.

Tuesday, July 26, 2016

Küçük Adımlar


Dünyadaki her şeyin bir küçüğü vardır oluşabilmesi için.Mesela bütün maddelerin atomdan oluşması,her başarının;mutluluğun küçük adımlardan gelmesi gibi.

Bu büyüye inanıyorum yani her gün bir şeyler için minumum da olsa çalışmaya,onun adına küçük bir adım atmaya.

Ne olursa olsun gün içinde bir şeyler adına uğraşıyorum.İlla akademik olmak zorunda değil mesela odamı güzelleştiriyorum,blog yazıyorum.Gece başımı yastığa koyduğumda bomboş bir gün geçirdim yerine bak bugün de bir adım attın demek istiyorum.

Çokça sözü var aslında,çok uzağa gitmeyelim en basitinden bizden bir örnek: damlaya damlaya göl olur.

Emekleriniz,geçirdiğiniz verimli günler,adım atarkenki gayretiniz ve bunların hepsini her gün tekrar etmekle o hayali kurduğunuz şeylere ulaşacaksınız.

Güneşin Doğması=yeni bir gün,

Yeni bir gün=yeni bir doğuş,

Yeni bir doğuş=yeni işler,

Yeni işler =atılan küçük yeni adımlar,

Atılan küçük adımlar=hedefe,hayale ulaşma!

(Gün içinde yaptığınız küçük işleri bu matematiğe bakarak küçümsemeyin,onlar hayallerinizin temeli.)

*Pozitif Kalın*






Monday, July 25, 2016

Son Zamanlarda En Sık Dinlediklerim


 Bu aralar normalden bile çok şarkı dinler oldum.Yüzmeye giderken,evde otururken,oyun oynarken her dakika kulağımda bir şeyler çalışıyor.Bunun bir sebebi geçmişe dönüş yapmış olmam.Böyle unuttuğum,uzun zamandır dinlemediğim şarkıların suyunu tekrar çıkarıyorum.Çok güzel bir his,özlemişiiim :')

t.A.T.u ile geldi aklıma bu eskiye dönüş fikri.Geçen bir yerde onlarla ilgili post gördüm,nasıl da büyümüşler resmen kadın olmuşlar küçücük kız gibilerdi ya.Bilmeyenler için ilk başlarda kalabalık olarak başlayım sonra 2 kızın devam ettirdiği lezbiyen bir grup.Zamanında birçok ön yargıyı yıkarak,insanları görmezden gelerek müziklerini icra ediyorlardı hem de Rusya gibi homofobik bir ülkeden çıkarak.Hayranım bu kadınlara.Şuanda müzik yapıyorlar mı bir fikrim yok ama eskisi kadar ünlü değiller :')


                                               


En çok dinlediklerim:

All The Things She Said


All About Us



Not Gonna Get Us




Bu gördüğünüz tatlı kadın bana göre rap Kraliçesi! İsmi Azealia Banks.Çoğunuz gündeme geldiği bazı olaylarla biliyosunuzdur ama yine de seviyorum ben :& Galiba Hazırlığın başlarında çok dinliyordum sonra sıkılıp bıraktım bu aralar yeni çıkan The Big Big Beat şarkısıyla aşk yaşıyorum.Tarzı bambaşka.


Mia'ya hayran olmasam bile Bad Girls şarkısıyla tanımıştım.Bu aralar da tesadüfen Borders şarkısını dinledim.ÇOOOK GÜZEEL.Özellikle anlamı,klibi falan.Bu arada fotoğraftaki kadın 41 yaşında,şaka gibiiiğğ.


Bana göre dünyanın en cool kadınlarından biri olan Mariah Carey'i dinlemeye tekrar döndüm.Obsessed adlı en ikonik şarkısını yüzlerce kez dinlemişimdir.

Diğer sıkça dinlediğim şarkıları;

Meteorite

Hero

We Belong Together


Emma Shaplin adlı opera sanatçısı bu kadının Spente le Stelle adlı mükemmel eserini kesinlikle dinlemelisiniz! Geçen senelerde bir yarışmada duymuştum tesadüfen de spotifyda buldum!!!


Parov Stelar'ın The Sun adlı şarkısını Özdenin son podyumundan beri her gün dinliyorum,0 abartı.Bir şarkı bu kadar güzel bu kadar cana yakın OLAMAZ.

Son zamanlarda en sık dinlediğim sanatçılar bunlardı.Diğer şarkılarını da göz atmayı unutmayın,hepsinin kayda değer işleri var xoxox







Sunday, July 24, 2016

Haftanın Güncesi #27 (Güzel Şeyler vs Drama)

 Çok garip bir hafta geçirdim güzel mi kötü mü verimli verimsiz mi olduğu hakkında en ufak fikrim yok.

Güzel şeylerden başlayacak olursam sonunda Japonca A2 kursumuz başladı.Sınıfta 7 kişi falanız ve öğretmenimiz de değişmedi,iyi ki xoxox yeni kişiler tanıdım.Yaş olarak benden çok büyük insanlar var ve bu çok güzel.Öğrenmenin yaşının olmadığını,bilginin,bir şeyler bilmenin ne kadar büyük bir güç olduğunu haftanın 2 günü hatırlayabiliyorum,bu çok motive edici *-*

Güzel şeylerle devam edelim o halde.Bazı şeylerin farkına vardım bu hafta ve öyle böyle farkına varmak değil tokmak gibi indi kafama.Galiba şunu anladım: BU HAYAT BENİM,KALEM BENİM ELİMDE,SADECE YAZINA ODAKLAN NORMALDEYAPTIĞIN GİBİ.Evet elimde olsa altından yazardım bu cümleyi ki hiçbir maddeden etkilenmeden beynimde kalabilsin.(Bunun hakkında ayrı bir yazı yazmak geldi aklıma,bakalım :&)

Beni çoğunlukla mutsuz eden şeyin odaklandığım başka hayatlar olduğunu fark ettim.Örneğin mükemmel bir yaşamı olan youtuber,zengin bir blogger,acayip yakışıklı bir ünlü veya bilmem kimsenin sahip oldukları.Bunlara belki de yaşım itibariyle fazlasıyla odaklanır kendi hayatımı küçümserdim,kendimi küçümserdim.Fakat kendime şunu demeyi başardım DAHA 16 YAŞINDASIN GERİZEKALI İLK BİR ŞEYLER BAŞAR ONDAN SONRA KENDİNİ KARŞILAŞTIR.Sert oldu ama işe yaradı bundan sonrası için hep bir tık mutlu olacağım!


kahkaha efekti


Ayrıca bu duygular içindeyken de facebook'da şu sözü gördüm,CUK OTURDU.


Haklsın Kafka hem de çoook!

Çevremde gereksiz bir kalabalık yok ama çoğunlukla kendimin yarattığı bir gürültü vardı onu da kısmaya çalışıyorum.

Güzellikler bu kadardı hımm evet bu kadardı galiba...

Şimdi birazcık drama yapalım.

Cidden kimse blog falan okumuyor memlekette.Zaten acayip okunan bir bloğum yoktu ama son zamanlarda cidden düştü.Kime göre neye göre derseniz günlük 85 ziyaret falan alıyorum yazı yazmadığımda yazdığımda ise 150 falan.Hak ettiğimi düşünmüyorum ya bu kadar az okunmayı..belki de hak ediyorum...yok ya...niye acaba...

Saçım kepeklendi yine!Nedeni ne bilmiyorum aslında geçmişti uzunca bir dönem.Acaba yine bir şeyleri çok kafaya mı takmaya başladım (Bilinçaltı sorgulanıyor)


Böyle garipçe bir haftaydı.Takvime bugün bizimkilerle baktık da okulların açılmasına 2 aycıkcıkcık varmış...

dramatik sonla perde kapanır







Friday, July 22, 2016

Uykuya Dalma Problemi - Yaşadıklarım,Tavsiyeler


Bildiğiniz üzere uzunca bir süredir uykuya dalma problemim vardı.Bunu birazcık da olsa aştığımı düşünüyorum bu yüzden aynı durumdan muzdarip olanlara yardımcı olmak istedim.Basit bir sorun gibi gözükse de ne kadar sinir bozucu ve mutsuz edici olduğunu çok iyi anlıyorum.

Öncelikle benim hislerimden ve nedenlerimden bahsedeyim.Okul zamanı aklım hep dolu olduğu için yatağa girdiğimde bile bir şeyler düşünüyordum.Bu yüzden de gece on ikide yatağa girip sabaha kadar uyumadığım oluyordu.Bir müddet sonra bu durumun varlığına alıştığım için çabalamak,daha mutsuz olmak yerine onunla yaşamaya çalıştım,yatağa gece 1-2 gibi girdim ki o zaman bile uykuya dalmam zor oldu.

Şöyle ki bir sürü öneriler okudum ve hepsi boş geldi.Birinde yazıyordu ki ''Gece yatağa girdiğinizde düşünmeyin!'' HMMM evet ya çok kolay.Ben dursam da beynin sürekli çalışıyor,tam kapattım beynimdeki televizyonu oh diyorum bu sefer de beynimi durduduğumu düşünüyorum.Karışık gelebilir yazdıklarım ama eminim beni anlayanlar olacaktır.Bu sonsuz bir döngü gibi ve ürkütücü.

Şimdi size önerebileceğim ve ''gerçekten'' işe yarayan şeylere geçeyim,hepsini denedim ve güzel sonuçlar aldım.

Uyumadan önce telefonunuzun içini temizleyin.Mesela gereksiz mesajları,fotoğrafları silin.Yeni bir duvar kağıdı yapın,profil fotoğraflarınızdan birini yenileyin.Bu gerçekten rahatlatıyor.Sanki hayatınızda uyumadan önce bir yük varmış da onu yok ediyormuşsunuz gibi garip bir psikoloji içinde rahatlıyorsunuz.Ayrıca uyumadan önce bütün sosyal medya hesaplarınıza son kez göz atın çünkü çoğunlukla düşündüğümüz şeyler o mecralardan oluyor,uyumadan önce aklımızda soru işareti kalmasın ki bunu zaten hepimiz yapıyoruzdur :x

Uyku pozisyonunuzu uyumadan önce ayarlayın.Uyku sırasında düşünen beyin sıkılıp bir şeyler yapmak ister bu yüzden de durmadan sizi ordan buraya çevirir.Bunu engellemek için önceden yatağınızı konforlu hale getirin.En önemlilerinden biri hafif de olsa yastığınızın altına onu yükselteçek bir şey koyun,çarşafınızı pencereden bir iki kez silkin geceleri gelen hafif serin hava gerçekten anında çarşafa işliyor ve çok tatlı bir soğukluk bırakıyor.Eğer üşenmezseniz diğerlerini de bu şekilde havalandırabilirsiniz.

Şarkı dinlemeyin.Evet ben de normalde şarkı dinleyerek daha güzel uyuduğumu düşünürdüm fakat fark ettim ki öyle değilmiş.Şarkı dinlerken gelen uykuyu kulaklığı çıkarmak ve son kez telefona bakmak için bozuyoruz.Bu da uykuya odaklandığımız saatlerin hepsini çöp ediyor.Uyumadan birkaç saat önce bilgisayarda falan takılırken istediğiniz şeyleri dinleyin böylelikle gece aklınıza bir kez bile gelmezler.

Su ve süt için. Uyumadan hemen önce bir bardak süt ve sonrasında su için.Daha sonra da mutlaka ağzınız nefes alabilmesi için dişlerinizi fırçalayın.Gerçekten içiniz ferahlıyor ve bunu uyku için yaptığınızı anlayan beyniniz size uyumanızda yardımcı oluyor.

Gününüzü verimli geçirin ve yorulun.Eğer gün içinde yapacağım dediğiniz her şeyi tamamlarsanız gece düşüneceğiniz,planlayacağınız bir şey kalmaz.Bu sizi tatmin olmuş hissettirir ve uykuya dalmanızı kolaylaştırır.Ayrıca öyle böyle bir şekilde yorulun.Spor yapın.Bütün gününü evde yatarak geçiren bir vücut dinlenmek için bir sebep bulamaz.

Benim yaptığım ve size verebileceğim tavsiyeler bu kadar.Umarım başarılı olursunuz,bir de unutmayın ki bu sorun hayatınızın sonuna kadar devam etmeyecek.Aşabilirsiniz,aşabiliriz.


En sevdiğim quote'lardan biri.







Tuesday, July 19, 2016

İç Huzur


 Bazen çevremde ne kadar kötü şeyler olsa da,fırtınalar kopsa da içimin cennet gibi olduğunu hissediyorum.Her şeyden etkilenen biri olarak bunu başarabildiğimi fark ettim.

Eskisi kadar takmıyorum her şeyi,kim beni seviyor kim bana değer veriyor insanlardan ne bekliyorum? Fark ettim ki bunları sorun etmeyi azalttım.

Formülünü biliyor muyum? Hayır.

Bence bu sadece alışmışlıkla alakalı.Bir şeylere,birilerine sürekli değer verip istediğiniz değeri göremediğinizde artık dediğiniz kısımda devreye bıkmışlıklık ve devamında umursamama geliyor.Hani hiçbir şeyi takmayan insanlara diyoruz ya ''Ne kadar gamsız!''

Doğrusunu söylemek gerekirse bu tip insanlar sinirimi bozardı çünkü bunu yapmayı başaramadığım için kıskanırdım.Fakat şimdi bakış açım değişti çoğuna.Anladım ki insanlar alışmışlıklardan sonra umursama hissini kaybedebiliyor.Hepsi için demiyorum istisnalar da vardır elbet.

Benim ''artık'' dediğim şey ne oldu bir fikrim yok.

Sadece bundan sonra başlıktaki şeye daha çok odaklanmaya karar verdim.Kendime,kendi işime.

İç huzur;sizi ve çevreyi gördüğünüz pencereyi güzelleştirecek şey.




Sunday, July 17, 2016

Haftanın Güncesi #26 (Umutsuz)


Bu hafta güzel başlamıştı.Yüzmeye devam ettim,ders çalışma da aynı şekilde.Bir tek cuma ve cumartesi biraz boş geçti.Malum olaylardan dolayı bittim,ruhuma ağırlık çöktü.

Cuma moralim bozuk gibiydi tüm gün zaten.İçimde bir sıkıntı vardı salak salak evde gezip bilgisayarda amaçsızca sörf yapıyordum.Akşam on gibi DARBE OLUYOR başlıklı haberi görünce koşup televizyonu açtım.Ailecek sabaha kadar olan her şeyi şaşkınlıkla,kaygıyla,korkuyla izledik.Küçük kardeşim benim suratımı görüp kaygılanınca tek diyebildiğimiz ''Yok ya sadece başbakan değişiyormuş biz de onu bekliyoruz sadece bizim merakımız''

Bilmiyorum ne yazsam ya.Kendimden konuşsam o kadar yapmacık olacağım ki anlatamam.

Bloğumu siyasetle kirletmeyeceğim ama hepimiz her şeyi biliyoruz bence.Bu ülkede 6 yaşındaki çocuklar bile ideolojik şeylerde boy gösteriyor.Fikrimiz beynimize sığmıyor maşallah!

Nice savaşlarla,mücadelelerle alınan bu ülkeye yapılanlar o kadar içimi acıtıyor ki. Bugün evimde oturup bu bloğu yazmamı sağlayan,yaşamımı bana veren insanlardan özür dileyesim geliyor.''Beklediğiniz olmadı biliyorum,onlar adına da özür dilerim.''

Umudum falan vardı diyordum ya,her yerde adım hope'lu şeyler falan..yok artık.Umudumu neye kime bağlayayım?Kim beni,ailemi koruyor,koruyacak?

Güvensiz hissediyorum,mutsuzum,umutsuzum;kurtulmak istiyorum.

Beni bu hisler içine sokanları asla affetmeyeceğim.Hepsi zihnimin bir köşesinde liste halinde yazılı.

Bir de ne var biliyor musunuz? Dün şunu anladım ki bir kez daha bu ülkede asla sen ben gibiler mutlu olamayacağız.

Çünkü hırsız,tecavüzcü,kelle kesici,diğer insanlara saygısız,cahil,düşünmeyen ve gurursuz değiliz.

Kazanacağımız yer,zaman burası değil,olmayacak.


En güvenli sığınak.





Friday, July 15, 2016

Akame ga Kill! - Anime


 Nagi no Asukaradan bile çok sevdiğim bir anime oldu,düşünün!!!

Ya kurgusu,karakterleri vs. o kadar güzel ve gerçekçiydi ki hatta bitirince ''Ben bunu blogda nasıl cümlelerle anlatıcam şimdi?'' diye düşündüm.Hatta hemen yazmak yerine dövüş kısımlarını 2-3 kere daha izledim.Evet diğer favorim olan animelere göre psikopatın bol olduğu kanın eksik olmadığı bir animeydi fakat duygusallık yine bosboldu 2 kere ciddi anlamda ağlattılar beni :') 

Tatsumi adlı bir çocuk ve iki arkadaşı köylerine zenginlik getirmek için yaşları geldiğinde sırtlarına çantalarına alıp yola çıkarlar.Yolda Tatsuminin arkadaşları haydutlar tarafından kaçırılır.Yoluna tek başına devam eden bu çocuk aslında hayalini kurduğu bu imparatorluğun o kadar da güzel olmadığını askeri şubede reddedilip ardından da dolandırdırıldıktan sonra anlar.Fakat dahası da vardır.İmparatorluk aslında halka acı çektirmekten zevk alan,para avcısı insanlar tarafından yönetilmektedir.Buna karşı olan devrim ordusu ve imparatorluk silahlarıyla (zamanın imparatoru ölümlü olduğunu hatırlayınca 48 tane efsanevi silah ürettirmiştir bu silahlar da ülkenin dört bir tarafındaki savaşçıların eline geçmiştir) güçlendilirmiş Night Raid adı verilen özel bir grup da vardır.Tatsumi onlarla tesadüfen tanışır ve aralarına zorla da olsa katılır.Devamın da konu bu özel ve güçlü grubun imparatorluğu devirme hikayesini,arkadaşlık ilişkilerini ele alıyor.

Animenin en sevdiğim yönü ön yargıyla izlenilememesi oldu.Hiçbir şey belli değil bu animede kimin öleceği,yaşıyacağı,kim kimi seviyo kim daha güçlü..sadece izleyip öğrenebiliyorsunuz.

Diğer bir güzel yanı da aynı içinde bulunduğumuz dünyayı anlatıyor olması.Karnı yemekten büyümüş yöneticiler, sefil çalışanlar ve sırf buna karşı çıktığı için hain gibi gösterilen gerçek kahramanlar.

Karakter Analizlerim:

Bu anime için bunu yapmam çok zor ama yine de 3 tane favori çıkardım ondan önce de bütün Night Raid üyelerini kısaca tanıtacağım;


2.Tatsumi

Konuda adı geçen başrol.Mükemmel bir şekilde kılıç kullanibiliyor ve daha sonlaralı 5. fotoğrafta gördüğünüz karakterin zırhını alıyor.

4.Leone:

Tatsuminin her zaman abla diye seslendiği ama ona hep çok daha sıcak davranan tatlı mı tatlı bir kadın.İmparator silahı kısmen aslana dönüşebilen vücudu,aynı zamanda kendini de yenileyebiliyor.

6.Bulat

Homoseksüel bir savaşçı.Grubun her zaman direği gibi duruyor.İmparator silahı üzerindeki çok kullanımlı zırh.

7.Lubbock

Grubun haylaz çocuğu.İmparator silahı istediği gibi kontrol edebildiği misinalar.

8.Chelsea

Gruba sonradan dahil olan sert sözlerinin altında geçirdiği acılar yatan iyi yürekli bir kız.İmparator silahı şekil değiştirebilmesini sağlayan bir çanta ve zehirli olduğunu düşündüğüm bir iğne.

9.Susanoo

Gruba Chelsea ile beraber dahil olan görünümünün aksine titizlik manyağı güçlü mü güçlü bir adam.İmparator silahı silindir şeklinde dönebilen keskin bir alet.

10.Najenda

Grubun başkanı olmasına rağmen daha pasif kalan eski bir komutan.İmparator silahı var mı emin değilim ama kolunda  özel bir güç olduğu kesin.

Şimdi saymadığım diğer 3 favorime gelelim:



1.Akame


İlk gördüğüm an bu kız benim favorim olacak dedim.Rei Hinoya sizce de aşırı derecede benzemiyor mu?Hani şu mars koruyucusu olan Koç burcu xoxoxo

Görünümünden çok karakterini de benzettim.Onun gibi arkadaşlarına aşırı korumacı ve adaletin savaşçısı görevini üstlenmiş gibi.Bence Tatsumiden de çok başrol bu kız.İmparator silahı elindeki kılıç.Bir kesiği bile insanı öldürmeye yetiyor.Ayrıca aşırı da hızlı.Bu silaha sahip olmak isterdim!

3.Mine


İlk dikkatimi çeken her şeyi delip geçebilecek güçteki silahı oldu.Daha sonra karakterini de sevmeye başladım.Aslında gıcık bir kız çocuğu gibi davransa da arkadaşlarını içten içe hep seviyor ve koruyor.Tatsumiyle atışmaları efsane komikti ^^

Ayrıca Pınarın da favorisi galiba onun sebebi benden farklı olarak pembe olması! 


5.Sheele


Görünümünü en çok sevdiğim karakter oldu.İlk başlarda biraz psikopat olduğunu sansam da hayat hikayesini dinleyince içim cız etti.İmparator silahı her şeyi kesebilen büyük makası.Bu silahı da çok isterdim!!!


Aslında karakterler hakkında daha uzun yazabilirdim ama hayat hikayelerini izleyerek öğrenmeniz daha duygusal ve anlamlı olur.

Bu anime için yazacaklarım bu kadardı. 

tekrar tekrar tekrar diğerleri gibi aynı şeyi diyorum;


kesinlikle bir bakın derim!!!^-*

Dipnot: Ayrıca bu animenin soundtracklarına da hayran oldum dinlemek isterseniz tık







Wednesday, July 13, 2016

Mutlu Olma İhtimalimiz - Kitap

Yeni gelen kitaplardan en kısa olanıyla başladım ve 40 dakika gibi az bir sürede de bitirdim.S. Freud'un kitaplarından aforizmalar şeklinde derleme yapılmış.

Kitabı alma amacım sık sık adını duyduğum bu adamın mentalitesini keşfetmekti.Keşfettiğime de inanıyorum.Sevdim kendilerini,güzel bir kafası var!


Sizin için favori sözlerimi de alıntıladım;


Immm maalesef.


!!!!


Bu en sevdiklerimden biri oldu.Ne kadar doğru söylemiş.İlham bana göre de gelen bir şey değil siz onu yaratırsınız ama sadece geldiğini sanırsınız.




İşte en sevdiğim.Ne kadar doğru,ne kadar mantıklı ve ne kadar güzel.


Katılıyorum..


Ruh ve beden karmaşası.


Dünya daha mükemmel olabilirdi..keşke..


Huy değişmez ama bilgi artabilir.



Bunları daha önceden duymuştum.


Bir insan olarak zaman zaman başaramasam da bu da doğru,haklı.


İlk cümleyi Kendine Karşı Kibar Ol başlığı altında hep derim kendime,insanlara.




Bunu aynen yaşıyorum,yaşadım.


Freud'dan daha farklı düşünce sistemleri bekliyordum.Belki kendimi övdüğümü vs. düşüneceksiniz ama hiçbir sözü bana yabancı gelmedi.Kitap ne kadar düşündürücü de olsa ben düşünmedim çünkü bunlar zaten belleğimde olan şeylerdi,Freud sadece başarılarıyla bunların patentini almıştı.Yanlız sevmediğim anlamına gelmiyor bu;çok sevdim kitabı çok değişik duygular içine girdim.



Tuesday, July 12, 2016

5 Adımda Kendi Başına Dil Öğrenmek! - Tecrübelerim


Yaz geldi,boş zaman bolken eminim çoğu kişi istediği bir dili kendi başına öğrenmeye çalışacaktır.Kendimden biliyorum,Japoncaya aynen bu şekilde başlamıştım.Fakat tecrübesiz olduğum ve fazla araştırma yapmadığım için çok bir işe yaramadı,sizin işinize yaraması için tecrübe ettiklerimi,dikkat edilmesi gerekenleri paylaşacağım.

Nasıl Japonca Öğreniyorum yazısı için: tık

1.Öğreneceğiniz Dili İyice Araştırın.

Dil öğrenmek de aynı bir bina inşa etmek gibi.Temel bilgilerinizin sağlam olması gerekiyor.Bu yüzden önünüze gelen ilk kaynakla çalışmaya başlamayın.

Dil hakkında bilgi sahibi olun;grammar,kelime yapılarını Türkçeyle karşılaştırın.

Sosyal medyada bu dil adına kurulmuş Türk sayfalarına,forumlara bakın.

Kitapçılarda veya internette o dile ait geniş kapsamlı dil bilgisi kitapları ve sözlükleri bulun.Yoksa youtubedan online ders veren kanallara bakın.

Bunları yaparak karşınıza önceden nelerin çıkabileceğini saptamış olursunuz.

2.Gerçekten İstiyor muyum? Sorusuna cevap verin.

Sırf eğlence olsun vs. diye bence boşu boşuna zamanınıza yazık etmeyin.Bu dili neden öğrenmek istediğinizi düşünün.

Alanınızda mı yardımcı olacak? O ülkeye seyahat mı edeceksiniz? Yoksa sadece öğreniyor olmak için mi?

Nedensiz bir şekilde başlamayın çalışmaya.Sonuç denen şeyin varlığı bir nedenden gelir.

3.Doğru Çalışma Stilini Belirleyin.

Bu bana göre dilden dile göre değişiyor.Mesela ben Japonca alfabe çalışırken Katakana başladım ki normalde Hiragana başlanırmış rahat olması için.Bu yüzden afallamıştım kursa başlarken.Gerçekten de doğruymuş bu.

Aynı bu şekilde çoğu dilde püf noktalar ve atlanmaması gereken şeyler var bu yüzden akıllı bir plan oluşturun,araştırmalarınıza uygun çalışma stilinizi belirleyin.

4.Planlama Yapın.

Dil öğrenirken en önemli şeylerden biri tartışmasız plandır.Çünkü dil öğrenmek nankör en küçük eksik,çalışılmayan yer unutulur.

Bu yüzden haftalık bir plan yapın mesela günlere isim verin;

Pazartesi: Dinleme&Yazma günü.
Salı: Grammar günü
Çarşamba:Kelime Tekrar günü
...

Şeklinde oluşturabilirsiniz.

5.Hayatınızda O Dile Yer Verin.

Kursa gitmediğiniz için pratik yapmak zor olacaktır.Bu yüzden kendinize pratik yapabilecek alanlar yaratın.

Mesela bunun için en güzel yer Interpals milyonlarca farklı dilden insanlar var ben de dönem dönem orda arkadaş edinerek İngilizcemi geliştirdim öğrenmek istediğiniz dildeki insanlara mesaj atarak sohbet etmeye çalışın onlara ne yapmam gerekiyor nasıl geliştirebilirim tarzı sorular sorun eminim bir yardımcı olan çıkacaktır.

Okuması basit olsa da zannımca bu 5 madde de çok önemli.Benim hepsinde minik minik hatalarım oldu bu yüzden tecrübelerimi bu şekilde aktarmak istedim.

Yine her şeyin özeti gibi konumuz aslında: SIKI ÇALIŞMAK!

İyi şanslar.

Hazırlık sınıfı ve dil öğrenme metodları hakkındaki yazım: tık







Monday, July 11, 2016

Kızıl Darı Tarlaları - Kitap

Süründüre süründüre eksik de olsa bitirebildiğim bir kitap oldu..

Annem okurken dikkatimi çekmişti,konusunu da öğrenince kesinlikle ''tam benlik'' dedim bir heves okumaya başladım.Kitap Japonyanın Çin soykırımını anlatıyor.(Bana göre gerçek bir soykırım) Japonyayı vs. seven biri olarak bu tür karanlık yüzlerini de biliyorum.Maalesef iki milletin de işkence  kültürü ve kan sevgisi konusunda birbirlerinden aşağı kalır yanı yok.

Kitap ilk başlarda çok sürükleyici,sürekli uzak doğu hakkında bir şeyler öğretiyor sizlere.Fakat bir 100 sayfa sonra kan,ter,göz yaşından başka hiçbir şey okumaz oluyorsunuz.Biliyorum hepsi gerçek ve üzücü olan da bu.Yazar kendi dedesinin,babasının hayatını kaleme almış.Ben okurken üzüntüye dayanamazken yazarın yazarkenki yüz ifadesini,ruh halini çok merak ediyorum.

Size abartmıyorum resmen saydım 100 sayfa boyunca sadece bir kadının cenazesi anlatılıyor.Eee kitap böyle olunca haliyen mutluyken okuyasım gelmedi;öyle öyle kaç ay elimde kaldı.Monoton filmleri severim ama kitap olunca cıks olmuyo ya,bayıyor.

Güzel şeyler öğrendim ama Çin hakkında.Gerçi güzel diyemem ama işte güzel olan öğrenmek.Hani bunlar köpekleri canlı canlı yakıp yiyo ya işte nedenini kısmen keşfettim.Japonlar Çin köylerini istila ettikten sonra yerli köpekler ceset yemeye başlamış açlıktan.Binlerce köpek zombi gibi olmuş.Bunun üzerine sağ kalanlar Japonlar yerine köpeklerle savaşmaya başlamış.Yakmışlar,kesmişler.Okurken içim gitti bir taraftan da empati yapıp ürküttüm.Bence bu bölgedeki kültür tarihlerine dayanıyor.Şimdi de köpeklerin lanetli vs. olduklarına inandıklarını düşünüyorum doğru mudur bilmem sadece benim bir çıkarımım araştırmayı pek istemiyorum bu tip canilikleri.

Kitap Nobel ödüllü.Gerçekten de hak etmiş sıkıcı olmasına rağmen.Ağır bir dili yok sadece sakız gibi uzayan konular var lakin hepsi gerçek oluşundan uzun.

Eğer madalyonun arka tarafını görmek istiyorsanız bu tip kitaplara ve bu kitaba bir bakın derim :x


2012 Nobel Edebiyat Ödülü - Mo Yan'ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı.

Sunday, July 10, 2016

Haftanın Güncesi #25 (Verimli)


Çoğunlukla verimli geçen bir haftayı geride bıraktım.Hatta gerçekten ''çoğunlukla'' !

Bayram öncekiler gibi monoton geçti.Akrabamız falan yok zaten Çanakkalede,Annemler birkaç aile dostuna uğradı,birkaç insan da bize o kadar.Bunun dışında ailecek vakit geçirdik,bence çok daha eğlenceliydi!

Fizik ve diğer dersleri çalışmaya devam ediyorum.Ekstradan Japonca da çalıştım ara ara.A2 Yarın başlıyor,bana yeni kursa adapte olmam için şans dileyin,dua edin!Katakana,Hiragana baktım tekrardan rezil olmamak için :x grammar bilgim sınavlar için çalışırken bomba olmuştu,o konuda eminim kendimden *-*

Abimle 2-3 gün sabahları 8de uyanıp yürüyüşe çıktık.3-4.5 km arasında 30 dakikalık yürüyüşler oldu galiba.Sabahları erken uyanmak o kadar güzel bir şeymiş ki anlatamam,hele sporu,yogayı katınca bomba gibi hissediyorsunuz.Bunun sayesinde biraz da uykuya dalma problemimi attım.Erken uyanınca,spor yapınca geceleri uykum gelmeye başladı.Yine de önlemimi aldım ben ama,uyumadan 30dk önce kakaolu süt içiyorum,aynı çocukluğumdaki gibi işe yarıyor :') Bunun dışında da uykuya kolay daldıran yöntemler keşfettim normalde 3-4 saatte uyuyamazken 1 saate indirdim! Yazacağım bu konuda çünkü şöyle bir gezindim de internette bomboş,doğru düzgün bir şey yazan yok hepsi klasik.Yok aklınızdakileri silin şunu yapın bilmem ne...KOLAYSA SEN YAP

Kitap siparişlerim geldiii!!!Hem de bir gün içinde.Resmen ağzım açık kargocuya baktım,utanmasam YUH diyebilirdim sesli bir şekilde.Koşup paketimi yırtarak açtım,annem de ben de kitaplarımıza kavuşmuş olduk ^^


Bu kitapları aldım.Zlata'nın Günlüğü son anda dahil oldu listeme.Tamamen tesadüf eseri gördüm.Şimdi hiç bahsetmeyeyim konularından falan.Okudukça yazılarını atarım.Hangisinden başlasam bilemiyorum hala,galiba en kısadan en uzuna doğru gideceğim ki buraya yazacak şeylerim olsun '-'


Perşembe günü sosyalliğin dibine vurup dışarı çıktım.Her zamanki gibi önceleri bahsettiğim iki yakın arkadaşım Melike ve Şevvalle buluştum.Yedik,içtik,güldük,eğlendik.Deşarj oldum,yenilendim!


Şuraya da bir fotoğrafımızı bırakayım! :3

Instagram: tık






Saturday, July 9, 2016

Dungeon ni Deai wo Motomeru no wa Machigatteiru Darou ka-Anime



Yılın 6. animesiyle de tanışmış,kaynaşmış oldum^-*

Yine muhteşem ve ötesiydi.Galiba şansıma hep güzel animeler izliyorum,kötüsüyle henüz karşılaşamadım!

Konudan hemen özetleyerek bahsedeyim;

Tanrılar canları öbür dünyada sıkılmaya başladıkları için bir kule yaratarak buraya canavarlar göndermektedir.''Maceraperestler'' denilen savaşçılarda mensup olduğu ailelerle (Tanrılara ait.) bu kulede kat çıkara canavarlardan para düşürmektedir.Başrolümüz Cranel ise dramatik bir çocukluktan sonra maceraperest olmaya karar vermiştir.Bunun için bir sürü Tanrının,ailenin kapısını çalar ama hiçbiri kabul etmez.En sonunda Tanrıça Hestia olmayan ailesini Cranel ile oluşturmaya başlar.

Olaylar devamında fantastik,dram arası gide gele gide gele gelişiyor.Anime sözlüğüne göre bu tip serilere harem deniyormuş.Kuzenimden öğrendim.Yani şöyle ki bu başrol çocuğumuz Cranel'e bütün hanım kızlar aşık,bunu pek sevmedim sanırım ama bol bol komik sahne var bununla ilgili :>

Karakter Analizlerim:

Bell Cranel





Başrolümüz işte kendileri.Dünyalar iyisi bir çocuk.Hatta bu birazcık saflık derecesinde.Bazen kendini insanlar için o kadar tehlikeye atıyor ki anime boyunca ''baka,baka'' diyebilirsiniz.Yine de her zaman yanı başımda olsun diyebileceğimiz arkadaş türünden.Çok sevmekle beraber Natsumeye de benzettim.Sanki onun savaşçı olmuş hali gibi bir şey.


Hestia


Mitolojide aile tanrıçası olarak geçen Hestia!

Cranel'i sevip tanrıçasını sevmezsem ayıp olur diye düşündüm.Onu da sevdim.Cranal'e sırıl sıklam aşık.Rakip de tanımıyor,onu bir kızla görünce kendinden geçiyor :x Açıkçası ben de Hesita&Cranel aşkından yanayım!

Diğer tanrılardan farklı olarak nazik ve egosuz oluşu onu sevme nedenim oldu.

<3

Ryu Lion


İlk bölümlerde normal garson bir kız olarak tanıyacağınız bu elf  aslında çok güçlü bir maceraperest.Bilek gücünün yanında sadakatli ve iyi yürekli oluşu beni kendine çekti 

xoxoxoxoxoxoxo


Bete Loga


İlk kez serseriliğiyle ön plana çıkan bir karakteri sevdim.Aslında çok repliği de yok ama nedense bana cana yakın ve gerçekçi geldi.

Diğer karakterleri ve animeyi detaylı tanımak için: tık


Dikkatimi çeken,benim sevdiğim karakterler bu şekildeydi.İzleyip seversiniz umarım :*








Sunday, July 3, 2016

Haftanın Güncesi #24 (Sakin)


 Yaz hızlanmaya başladı,TEMMUZA GELDİK!!

Ders çalışma işleri aynı gidiyor aksama olmadı.Günde en az 1-1.5 saat mutlaka bir şeyler çalışıyorum.Çoğunlukla Fizik oluyor bu.Diğer dersler hakkında bir program yapmadım kafama göre elime aldığımı çalışıyorum.İşin güzel kısmı senenin başındaki konular bile hala aklımda tekrar etmeden testlerini çözebiliyorum,bu gülümsetti.

Hafta içinde çok güzel youtube kanalları keşfettim.O kadar güzelleri ki kimseyle paylaşmadım :x bu galiba yeni kararlarımdan biri.İnsanlarla onların benimle paylaştıklarından daha fazla şey paylaştığımı fark ettim.Değişimi seviyorum minik çaplı da olsa mutlu olmak için güzel bir adım diye düşünüyorum.

Hıh işte o bloggerlardan birine mektup yazıcam.TAA Japonyaya gidecek bir mektup.Anneme dedim gönderebiliriz dedi.Umarım sağ salim mektubumu alabilir.İnsanları ya ilk görüşte severim ya da sevmem ve bu genelde değişmez.O yüzden böyle ani kararlarla sevgi gösterileri yapabiliyorum hem İngilizce hem deneyim açısından da bana yararlı olacak.Benim evimden çıkan bir kağıdın 1 gün uzaklıktaki bir yere gitmesi çok garip,hızla gelişen dünyaya anlam veremiyorum bazen ^-*

Japonya demişken Japonca kursum 11 Temmuzda A2 ile devam ediyor!! Çok heycanlıyım yeni kurs arkadaşları,yeni seviye Japonca beni ürkütmekle beraber mutlu ediyor :')

Dün demiştim ya buralar hep DUTLUK:

Hala değişmedi ve bu benim hevesemi kaçırıyor yazmak için.Şizofren gibi hissediyorum.''Söz uçar yazı kalır'' demişler ama benim yazdıklarım da uçuyor gibi..

Normalde bu yazıyı bile bu gece yazmicaktım ama sıkıntıdan yazdım,dürüst oldum :x

Yeni haftaya güzel başlamak istiyorum bu yüzden bu hafta olduğu gibi erkenden kalkacağım.Artık kaçta uyursam uyuyim erkenden kalkabiliyorum!Büyük gelişme.Bir de bu rutine sporu da ekledim mi tamamdır.Yaz süper geçiverir.

Neyse kaçiyim ben,yeni hafta başladı bile :*

xoxoxo

Buddha

Yine ve yine..

Ölene kadar hayat mottom bu olacak.

Saturday, July 2, 2016

Buralar Hep Dutluk!


Her gün düzenli olarak blogger'a girip kim ne yazmış yorum falan var mı okunma ne olmuş diye bakarım.

Önceleri hep binaydı,insandı,ses vardı neşe vardı!Şimdi buralar hep dutluk(!)

Ben de dahil olmak üzere okuduğum blog yazarları rehavete kapılmış gibi.Kışın ne güzel haftada 3-4 yeni yazı okurdum şimdi 1 belki okuyorum.

Yaz geldi,sıcaklar başladı;çiçekler,ağaçlar,böcekler,deniz daha güzel gözükürken biz buraları sulamayı unuttuk kendi halimize düştük :x

İçerik bulma,sohbet etme zamanımız gelmiş gibi duruyor!

Yazın,çizin,yoksa blog açın;bu ortam için bir şeyler yapın.


Okuyalım,düşünelim,konuşalım xoxoxoxo

-Blogger Belediye Başkanı: Anıl Ateş


Dutluk halkımı selamlarken