Sunday, December 17, 2017

Hafta Sonundan Notlar ☕


Yine bir Cumartesi.Bu sefer akşamüzeri,yazmak için geceyi beklemedim.

Bu hafta fena halde yoğun ve yorgundum.Güzel haberi vererek başlayayım,münazara yarışmasını bizim takım kazandı! Final konumuz ''sanat mı bilim mi toplumu geliştirir?'' idi ve sanatı savunan biz iki puan farkla kazandık.Fakat pek sevinemedim.Başarılı olmaya takıntılı olabilen biri olarak bu sefer büyük bir sevinç yaşamadım hele de final.Bunu haftanın yorgunluğuna ve münazara yüzünden yaşadığım strese bağladım.Halbuki ne çok abartıyorum her şeyi.Üstüne üstelik sonrasında abarttım diye kendimle çatışıyorum.Hayatımın özeti bu tam olarak.

Güzel bir haberim daha var ama henüz açıklamayacağım.Bir şeylerin daha kesinleşmesi ve ilerlemesi lazım.Sonrasında sizle de paylaşacağım.Bu blogda duyurulmayı hak eden bir haber,beklemede kalın...İnsan ilişkilerinde tahammül seviyemin sıfır olduğu bir haftaydı.Çünkü kendimle ilgili çatışmalar yaşarken bir de bir başkasına odaklanmak güç oluyor.Üstüne üstlük insanlar bencilce davranınca kayışlarım kopuyor.Birinin kalbini kırmaktan korkmama rağmen bazen insanların fena halde hak ettiğini düşünüyorum.Kırılan taraf olmak bakalım canıma ne zaman tak edecek?

Dün bizimkilerle Aile Arasında filmine gittik.Gülse Birsel ne iş çıkarmış merak ediyordum.Tam onluk bir filmdi.Kaliteli komedi unsurlarının yanında verdiği mesajlar da efsane.Örneğin film boyunca ahlakla,normalarla ilgili sorgulamalar yapıp bunların ne olup olmadığına kimsenin karar veremeyeceğini vurguluyor.Aynı zamanda en çok ahlaktan bahsedenlerin bahsettiği şeyden kendisinin yoksun olduğundan.

Bu hafta performans ödevlerini bitirip,can sıkıcı,sonrasında düzgünce ders çalışmaya başlamam lazım.Savsakladım baya.Zaman tıkır tıkır işlerken boş durmak en nefret ettiğim şeydir.Onu da halletmeye başlarsam içim rahatlayacak.Bakalım.


Cumartesi,sabahın köründe uyanmış olmanın haklı yorgunluğu.

🌻🌻🌻🌻🌻🌻


Pazara ışınlandım.

Dershaneye gitmeden önce kahve içiyorum.Pazar günleri dershane hiç çekilmiyor.Yorgunum ve yapmam gereken şeyler var ama akşama kadar dershanede olacağım.Ertesi gün okul.Pazar sabahlarını sevsem de akşamına doğru tadım kaçıyor.Ancak 15 Tatil keyfimi yerine getirebilir.

Matematik çözerken youtube'dan şarkı açacaktım ve ne zamandır dinlemediğim eski şarkıları keşfettim.Sizle de paylaşayım da hep beraber duygulanalım :')


Suavi - Hasret Türküsü



Candan Erçetin - Meğer



Gökhan Kırdar - Yerine Sevemem

Aynı anda bir sürü duyguyu yaşatabilen mükemmel şarkılar.Neyi hatırladığınızı veya ne için üzüldüğünüzü hatırlayamadan dinliyorsunuz.Efsaneler.

Cuma günü tesadüfen Kafkaokur aldım.Düzenli olarak almasam da böyle denk geldikçe almayı sevdiğim bir dergi.Hem kafamı dinlemek için de yardımcı olur diye düşündüm.Cumartesi gecesi bu aralar bayılarak içtiğim mavi çaydan hazırlayıp yatağa yayıldım.Bilirsiniz Cumartesi geceleri mutlaka film izlerim ama bu sefer daha rahat bir şekilde dinlenmek geldi içimden.İyi de oldu.Aralık ayının kapağında Ahmet Arif var.Adını duyduğum ve şiirlerinden birkaç alıntı bildiğim bir şairdi ama daha da yakından tanıdığım için mutlu oldum.Önemli bir değermiş.


🌻🌻🌻🌻🌻🌻

çav!















Saturday, December 9, 2017

Yoğun Günler,Yorgunluk,Çöküşler,Hayaller ve Planlar 🌻


Haftanın en sevdiğim zamanı: Cumartesi gecesi.Demli bir çay,yapılacakları halletmiş olmanın haklı gururu ve film,dizi,anime izlemek için beni bekleyen bomboş saatler.Miss gibi bir konsept.

Geçen haftadan beri münazara işleriyle uğraştım hala da uğraşıyorum.Perşembe günü konumuz ''Doğa mı insana hakimdir insan mı doğaya?'' idi.Doğanın hükümdarlığını savunarak kazandık.Çok hazırlandık,emek verdik; karşı takım da çok iyiydi.Zorlu ama başarılı bir münazara geçirdik.Sonrasında yine kura çekildi ve direkt finale bir takım çıktı...şimdi biz diğer kalan takımla bir maç daha yapacağız.Konu nükleer santraller ve biz nükleer santrallerin yararlarını savunuyoruz.''Eyvah'' dediğinizi duyar gibiyim.Greenpeace'i takip eden ve seven biri olarak profosyonel davranıp bir avukat edasıyla işimi yapacağım.İş iştir(!) Süre kısıtlı,bugünden çalışmaya başladık.Lütfen duanızı,güzel dileklerinizi ekrandan aktarıverin; hiç olmadığı kadar ihtiyacım var.Pozitif enerjinin gücüne inanıyorum.

Her şey mükemmel olsun derken buna kendimi dahil etmiyorum.Bütün işlerim süper ilerlesin diye çabalıyorum ama bir şeyi kaçırıyorum,ya ben? Genellikle hislerime göre hareket eden biri olsam da bazen dünyanın en mantıkçı insanı kesilip psikolojikmen kendime zarar verdiğimi göz ardı edebiliyorum.Bir şey de olmasın,bir şey de eksik kalsın...yok,olamaz(!) Farkında olmam bile iyi bir şey bence.Değişebilir mi? Sanmam.İlkokuldan beri böyleyim.Koç burcu olmam da etkiliyor zannımca.Huy işte,can çıkar o çıkmaz.

İnsan ilişkilerinde tahammül derecemin 0 olduğu bir dönemdeyim.Kimseyi alttan almak,nazını çekmek ya da üzülmesin diye hatasını söylememek istemiyorum.Bu konularda yazmaya dahi cesaret edemediğim zayıf noktalarım var.Fakat nedense içimden bu aralar böyle geçiyor.Galiba bunun en büyük sebebi daha önce de dert yandığım hayal kırıklıkları.Herkesin hayatında bazı beklentileri ve istekleri vardır.Benim de var.Fakat bendekilerin şöyle bir problemi var.Çok güç oluyorlar.Şükür etmemek ya da isyan değil ama bir şeyi istediğim vakit hep çok çabalamam lazım.Zaten güzel her şey için çaba gerekir ama benimki o hesap da değil.En minik bir şey bile olabilir,şansla kazanamam illa aşırı azim sonrasında sıkıntı...kendimi kastığımdan mı geliyor bu his? ...ne çok kendimle konuşuyorum.Resmen zihnimi okuyorsunuz bu blogda :')

Son iki haftadır mental ve bedenen bitmiş olsam da pozitif kalmamı sağlayan tek bir şey var.YILBAŞI YAKLAŞIYOR.Çocuk gibi heyecanlanıyorum hala.Renkli ışıklar,süslenmiş vitrinler,yılbaşı ağaçları.Nasıl mutlu olunmaz ki? Bu sene odamı süslemeye karar verdim.Salona da el atarım...belki ağaç da alırız.Babam pek sıcak bakmıyor annem kararsız evin çocukları biz istekli.Olmazsa da olmasın,süslemeyle de bir şeyler halledebilirim.Yılbaşı planını şimdiden yapmaya başladık ama bir eksikle...abim ne yazık ki gelemiyor.Finalleri varmış.Sinir oldum.Bizim de ertesi gün matematik sınavımız var.Rahat bırakın şu insanları da bir eğlensinler.Bir güncük...Klasik bir rutin olacak ama yine film izleyip,kordon boyu yürüyüp kendi ziyafetimizi yapacağız.Böyle özel günlerde evde olmayı seviyorum.Değerini çok daha iyi anlayıp sahip olduklarınızın farkına varıyorsunuz.

Instagramdaki ülke fotoğrafları paylaşan hesaplara kitlenmiş durumdayım.Ara sıra bakardım ama şimdi bazılarını takip edip günlük hayallere dalmaya başladım.En çok gitmek istediğim ülkeleri kafamda sıralıyorum.Fotoğrafa uzun uzun bakıp o sokakta fotoğraf çekindiğimi düşünüyorum.İlk durağım Londra-İng. olacak.Bayılıyorum o şehrin tarihi havasına,zarif görüntüsüne.Sonrasında Japonya.Ya Osaka ya da Tokyo.Işıklı gecelerde ya da huzurlu tapınaklarda zaman geçirmek istiyorum.Biliyorum rota baya bir ters oldu ama istek sırası işte,hayali.Son durak da İtalya.Floransa,Venedik,Roma gezisi.En olabilecek yer burası zaten,daha yakın ve ucuz.İlk üçüm bu şekilde...istediğim gibi gerçekleşebilse hiç durmadan Avrupa'yı gezip daha sonra Uzak Doğuyu tavaf ederdim.Bir aydır pasaportum var.Yazın belki abimle belki arkadaşlarımla bir yurt dışı seyehati yapmak istiyorum.Şunu gördüm ki seyahatler için cesur olmak gerekiyor.Ne parayı ne de şartları bekleyeceksin.Olduğu kadar olabildiği yere.Güzel slogan oldu,unutmayayım!

''Yalnız Bir Avcıdır Yürek'' kitabını bitirdim.Fikirlerimi kısaca demem gerekirse: beğenemedim.Beğenmeyi çook istedim ama olmadı.Spoiler olabilir ama bir intiharı bile 3 cümlede anlatmış yazar.Hiç benlik değil.Gereksiz olaylar sayfalarca anlatılmış intihar gibi trajik bir şey birkaç cümle.Cıks hiç hiç benlik değil.Olayların beni içine alması,detayları öğrenmem,karakterleri daha da yakından tanımam lazım.İngiliz Edebiyatını seviyorum bu konuda.Amerikalılar benim sınıfımda kaldı.Amma da üzülecekler şimdi,tüh demeseydim :'D

Son zamanlar şöyle ''işte bu'' dediğim bir film izlemiyordum ta ki ''Koş Lola Koş''u izleyene kadar.Kısa,felsefi,durmayan aksiyonlu ve kelebek etkili bir film.Mutlaka izleyin.Heyecanlanacak ve hayatınıza dair bazı şeyleri sorgulayacaksınız.Alman filmlerine bayılıyorum.Dilleri hoşuma gitmekle beraber olaylara bakışları,diyaloglar çok kaliteli oluyor.Fransızlardan bile başarılılar bence.

Geçen hafta ders anlamında muhteşemdi.Fakat bu hafta münazara yüzünden bocaladım.Yine de iki tane deneme sınavında da birinde ilk ona sonuncusunda da ilk beşe girerek güzel sonuçlar elde ettim.Haftanın en güzel haberi bu olabilir.Emeklerimin karşılığını aldığımda pamuk gibi biri oluyorum.Sakinlik çöküyor üzerime.Yine de fazla pamuklaşmamak lazım.Bir tık daha eforla daha iyi sonuçlar elde edebilirim.İstediğim yerler için henüz yeterli puanlar ortada yok.


Çok güzel bir kafe açılmış, geçen haftalarda keşfettik.Adı en sevdiğim mitolojik tanrının adı yani Apollon.Sahipleriyle çok güzel diyalog kurduk.İçimiz ısındı,buraya daha çok geliriz gibi duruyor.

💫💫💫


💫💫💫

Kafe barlar sokağına giden bu ara sokakta bulunuyor.İnanır mısınız altı yıldır Çanakkale'deyim ilk kez böyle bir sokak gördüm.Minicik ama oldukça samimi.

instagram: hopefulsalad

Durumlar böyle.Geleneği bozmayıp sonlara doğru planlardan bahsedeyim.Yine bir münazara, kazanırsak valinin de katılacağı final yarışması ve devamında dersler,yazılı haftası sonrasında yılbaşı heyecanı,hediyeleşmeler ve kutlamalar.Daha kafamda birçok plan uzaydaki meteor parçaları gibi geziniyor.Hayat biz planlar yaparken gerçekleşenler derler ya göreceğiz her şey nasıl sonuçlanacak.

Sizlerle bir şey paylaşmayı özlemişim,rahatladım.Her birinize güzel haftalar ve her konuda istediğiniz kadar başarı dilerim.Yapabiliriz,inanıyorum!














Wednesday, November 22, 2017

Yağmur,Öneriler ve Planlar ☕


Hafta ortasından bildiriyorum: modum da hava da yer yer yağışlı.



Şehir en sevdiğim haline sonunda büründü.Parklara sonbaharın elli tonu hakim,hava yağışlı ve hafif soğuk.İnsanlar atkısını,botunu,beresini giyinmiş elinde kahve yürüyor; sokaklar yaza nazaran sessiz...miss gibi.

Yazılılar bitti.Bütün sınavlarım güzel geçti,memnunum.Tek sayısal ders olan matematiğe olan ilgim artmaya başladı.Sözeller art arda gelince bayıyormuş,bunu gördüm.Hep bir ezber ezber...bazı şeyleri sırf yazılı için ezberleyip ertesi gün unutuyoruz.Gerçi hukuk okumak isteyen biri olarak bu kafayla bakmamam lazım ama.Yine bir 'gerçi' hukuk okurken istediğim alanda bir şeyler öğrendiğimden ilgimi çekiyor olacak.Matematiği sevmekten bahsedince aklıma Mean Girls'ten bir replik geliyor: ''Matematiği seviyorum çünkü her yerde aynı.''. Bence de en güzel yanı bu.Nereye giderseniz gidin üçgenin iç açıları,fonksiyon çözümü,problemler vs.aynı.Yapıyor olabilmenizin dilinizle,ırkınızla alakası yok.

Bu aralar yazamamaya başladım.Boş zamanım olduğunda bile iki kelimeyi bir araya getiremiyorum,ne oldu anlamadım.Galiba yazı yazarken her şeyi kafamda fazlasıyla şekillendiriyorum.Aynı konuşurken olduğu gibi.Bütün söyleyeceklerim aklıma bir anda hücum edince her şey allak bullak oluyor,saçmalıyorum.Sinir bozucu!

Yukarıda matematiği övüp yazamamaktan bahsetmem bir nebze dehşete düşürdü,easy boy.

Geçen Cumartesi manyaklar gibi bilgisayar başında oturdum.Yazılı haftasının gerginliğini üzerimden atmanın tek yolu buydu.Dizi olarak Stranger Things'i bitirdim.DEHŞETTİ.Dizinin konusunu nasıl anlatsam bilemedim ama içinde birçok şey var.Nostalji,bilim kurgu,macera,dram...işin en güzel kısmı ise bütün bu temanın baş rolünde çocukların olması.Bu her şeyi daha eğlenceli ve doğal kılıyor.İkinci sezon birincisinden çok daha güzeldi.Başlarda sıkılsam da sona doğru,özellikle son iki bölümde,heyecandan çıldırdım.



Diğer bir dizi de YEDİ NUMARA! Evvet o 2000'lerde çekilen Türk dizisi.Ne kadar özlemişim anlatamam.Yedi yaşımdayken tekrarlarını izlerdim on yedi oldum yine izliyorum.Üniversiteli gençlerin yaşamını,kültür çatışmasını anlatan öylesine güzel ve samimi bir dizi ki izlerken içim ısınıyor.Her gece uyumadan youtube'dan bir bölümünü izliyorum.Bir nevi yeni deşarj yöntemim.



Aynı gün bir de animemi bitirdim.Adı Inari Konkon,Koi Iroha.Fena değildi.Tanrısal şeyleri,okul hayatını ve aşkı konu alan tatlı bir anime.Sonunda gözlerim doldu,izlenebilir.

Ve Cumartesi gününü bir filmle kapattım.Indignation.Yahudi bir öğrencinin taşradan üniversiteye gelişini ve hayatına dair şeyleri anlatıyor.Oyunculukları beğensem de konunun işlenişinden hiç hoşlanmadım.Farklı yapalım derken tad kaçıran bir olay akışı yapmışlar.Filmlere zaman kaybı demeyi sevmem ama zamanımın boşa gittiğini hissetmedim değil :(

Yazılıların bitişiyle kitaplara da geri döndüm.''Yalnız Bir Avcıdır Yürek'' hala bitmedi.Sıkılmaya başladığımı itiraf etmeliyim.Yanlış söylüyor olabilirim ama galiba genel olarak Amerikan Edebiyatı olay hikayeciliğine dayanıyor.Ardı ardına olaylar anlatıyorlar ama karakterlerle ilgili duyguya çok az yer veriyorlar.Oysa ben biraz durum okumayı sevenlerdenim.Abartılmayan ayrıntıdan,betimlemeden hoşlanırım.Umarım kitap sonuna doğru güzelleşir ve beni pişman etmez.İsmine vurulmuştum oysaki.

Dil ve Anlatım performansı için ''Genç Werther'in Acıları''nı okuyacağım.Daha önce okuduğumu hissettiğim mektup tarzındaki bu kitabı çok sık duydum.Sonunda tanışacağım ya da anımsamış olacağım.Felsefe projesi için de ''Ölü Filozoflar Kahvesi''ni seçtim.Evet seçmemin tek nedeni içinde ''kahve'' sözcüğünün geçmesi,vizyonsuzluk(!) Felsefeye bu aralar fena halde merak saldım.Bu kitap da Sofie'nin Dünyası gibi felsefeye giriş kitabı olarak sayılıyormuş.İkisini de,her ne kadar ödev olsalar da,okuyacağım için heyecanlıyım.

Huh,bir çırpıda ne çok şey önermişim.Teması öneri olan bir yazıda bile bu kadar geveze olmam şimdi anlatasım tuttu.Bari yazının girişine gidip modumun da neden yağmurlu olduğundan bahsedeyim.

Tabi ki en büyük etmen endişeler endişeler endişeler.Öncelikle çalışma düzenine bir anda adapte olamadım ve şu aralar zerre kalem tutasım gelmiyor.Okul desen baydı.Gelecek seneyi düşünüp şuan oturmamın aşırı yanlış olduğu düşüncesi moral bozdu bla bla bla.Bu bir örnek olmakla birlikte içsel şeyler de yaşadım.Üstü kapalı anlatabilirim ama öyle de bir anlamı olmuyor.İçsel meseleler işte,kuruntular falan; anlarsınız.

Az önce bana çok iyi gelen,her zaman aşırı motive eden Jenny Mustard adlı kadının ve sevgilisinin videosunu izledim.Onlara bağımlıyım desem yeridir.Hayata bakış açıları beni çalışmaya motive ediyor.İki senedir falan takip ediyorum ve fena halde seviyorum...Her neyse işte ''Dünyada En Yaşanabilir 10 Kent'' diye bir listeyi yorumlamışlar.Yorumları falan okudum herkes heyecanlı bir şekilde şehrini anlatmış falan.Trajikomik bir gerçek gördüm.Şehirlerin kötü yanlarından bahsederken çoğunlukla havasından yakınmışlar.Vah vah.Bizim ülkede de herkes canının derdinde.Kendini kurtarma peşinde.Ne acı.Aynı dünyalarda bambaşka ambiyanslarda yaşıyoruz.Hayallerimi gerçekleştirip istediğim ülkeleri gezmek belki de birinde yaşamayı çok istiyorum.Sonuçta doğduğumuz yerle sınırlı kalmak istemiyor oluşumuz şartlar sağlandığı müddetçe en doğal hakkımız.

Ben yine okul münazarasına katıldım bu arada.Geçen seneki takımı koruduk.Bu sefer biraz daha öz güvenliyiz ve tekrar adaletsiz olmayacağını umuyoruz...

Bir diğer plan ise kendime güzel bir çalışma çizelgesi yapıp ygs-lys (sınav sisteminin adı benim için hep bu olacak) çalışmaya devam etmek.Evet,öğretmenin hazırladığına biraz ara vermek istedim çünkü beni biraz geriyordu...

Her şeyin düzgünce ilerlemesini çoook istiyorum.Keşke sadece çook istemekle her şey gerçekleşebilse.Dünyanın en mutlusu olurdum o zaman.Şimdi bana düşen bir de çoook mücadele etmek.Pof.

çav.

Saturday, November 11, 2017

Film,Klasik Müzik,Rüya ve Yaşananlar ☕


Yazamıyorum bu aralar.Hem vakit yok hem de cümleleri toparlayabilecek aklım.Perşembe gecesi bir gaza gelip yazı yazmaya başladım.Bir saat uğraştım ardından defalarca okudum, neyse sabaha yayınlarım dedim.Sonra taa Cuma akşamı okuldan geldim ve yine okudum okudum durdum.Sonuç olarak beğenemedim,saçmalamışım.Sildim.


Tatlı bir gün w-bizimkilerle xo

Huh.Bugün Cumartesi ve nispeten sevdiğim bir gün.İlhamım ve yazabilecek gücüm var.Dershaneden yeni geldim.Kahvesini istemeden fazla eklediğim kahvemi içiyorum.Acı kahve tadımı kaçırıyor.Çok şekerli de olmasın ama...orta kıvam olsun işte.Bakın şimdi bunu hayata bağlarsam orta kıvam kahve diye bir şey yok diyebilirim.Dramatik olarak böyle.Ya her şey acı,ya da şekerli...bir şekilde içerken tadınızı kaçırıyor.En iyisi üşengeç olmayıp tadı eşitlemek için bir şeyler yapmalıyız...oh edebiyat da yaptım :')

İlk yazılı haftam bitti.Pek zor dersler yoktu.Yine de fena halde yoruldum.Hepsinden güzel sonuçlar bekliyorum.Asıl benim için önemli olanlar haftaya.Matematik ve Edebiyat.Edebiyatı çok seviyorum.Matematikle biraz sorunlarım olmaya başladı.Kolay konular var aslında ama tek bir işlem hatası yaptığınızda sonucu yanlış çıkartacak türden konular var.Bu benim gibi hızlı çözmeye çalışıp bolca dikkatsizlik yapan biri için atlatılması gereken bir şey...derken sayısalcı abim geldi! Özlemişimmm.IT adlı korku filmini izleyeceğiz belki bir ara da Testereye gideceğiz.Bahsettiğim üzere beraber film izlemeye bayılırız,özellikle korku.Heyecanlıyım bu gece IT'i izleyeceğim.Beraber izleyeceğiz diye sabrettik yoksa ikimiz de 50 kere izlemiştik.

Filmlerden bahsetmişken Salı günü tv'den Maymunlar Cehennemin son filmini izledik.Evi sinemaya yeğlerim.Çok beklediğim ya da çevremdekilerin istediği bir film olmadığı sürece sinemada izlemekten hoşlanmıyorum.İnsanların sinemada konuşmaları,geç gelenler,hışırtı sesleri vs. sinir ediyor.Her neyse.Bilim kurgu pek sevmeyen biri olmama rağmen bu filmi çok sevdim.Animasyonlar o kadar başarılı ki gerçek hayata döndüğünüzde maymunlara filmdeki gözle bakmaya başlıyorsunuz.Hayvanlara olan sevgimi arttıran insanlıktan tekrar utanmama neden olan bir film oldu.Her şeyi mahvedip sonra cezalarını masum hayvanlara hatta bitkilere çektiriyoruz.Halbuki hayvanlar insanların çoğundan daha güzel kalpli.Bu sabah gördüm bir örneğini.Durakta beklerken kedi toprağa yatmış debeleniyordu.İçimden sevesim geldi ama alerjim olduğu için yanaşamadım.Kadının biri geldi biraz durduktan sonra markete gidip kediye yiyecek bir şeyler aldı.Nasıl sevindi görmeniz lazım.Heyecandan poşettekilere odaklanamadı manyak :'D Güzel düşünceli bir insan ve masum bir hayvanın bu anlarını izlemek içimi ısıttı.Keşke sevseydim,ben de bir şeyler yapabilirdim hissiyle gelen otobüse atladım.Umarım o tatlı kediyi bir daha görürüm!

Şua an spotify'da şarkı dinlerken aklıma size de bir şeyler önermek geldi.Çok güzel bir klasik müzik keşfettim.Ders çalışırken klasik müzik ya da opera dinlemeye bayılıyorum.Konseptim de şöyle: kahve/çay,pijama altı ve tişört,masaya yayılmış kitaplar-kalemler...Odaklanmamı ve daha motive hissetmemi sağladığına inanıyorum.Denemelisiniz.

🌼


Smetana - Moldau (Ma Vlast)

Bir taneyle olmaz! Birkaç tane önereyim mini playlist olsun.Zaten spotify'da birçok klasik müzik listesi var.Göz atarsınız.


Beethoven'ın ünlü Moonlight Sonata'sı.Çok güzel çok :')




Tomaso Albinoni - Adagio in G Minor // Bunu daha önce de önermiştim.En sevdiklerimden biridir.



Johann Sebastian Bach - Cello Suite No.1

🌼

Geçen hafta psikiyatristle konuştuğumda bana rüyaların önemiyle ilgili bir şeyler anlattı.Onunla konuştuktan sonra rüyalarıma odaklanmaya çalıştım.Normalde pek hatırlayan biri değilim,kırk yılda bir; o da kabus.(hayatımın özeti bu ya) Bu hafta Türkan Saylan'ı gördüm! Hem de bir davaya gidiyordu.Yani duruşma salonu falan görmedim ama sanki telepati ile anlaştık.Yüz güldüren bir rüya oldu.İçinde hem ilerici bir kadın hem de avukatlığa dair şeyler var.Alttan alttan güzel bir mesaj mı veriyor ne? Evet evet öyle,güzele yoruyoruum!

Aydınlanma Haftasından sonra pek farklı şeyler yaşamadım.Hatta modum bir tık düştü.Aman takmıyorum.Modunuzun ne derecede olduğuna takılmadan yaşayınca hayat daha kolay.Buna ya anlık yaşama deyin ya da başka bir şey.İnsan olduğumuzu kabul edip kendimizi rahatsız etmemeliyiz.Her modumun düştüğünde aklımın Buddha'nın aşırı sevdiğim bir lafı geliyor.''Mutlu olmanın yolları yoktur,mutluluk bir yoldur.'' Aynen öyle.

Yapmam gereken şeyler dağ kadar.İlk önce oturup sıkı bir şekilde matematik çalışmalıyım.Sonra edebiyat ve tarihe de göz atmam lazım.Saat 15:18 olmuş.Bu saatleri sevmiyorum.İnsanın ne yapacağını şaşırdığı bir saat...aman neyse laf lafı açmadan yazımı yayınlayayım.Sizle bir şeyler paylaşmayı özlemişim,tabi sizi de :')


Çav! ♥










Saturday, October 28, 2017

Ayla - Film



Dün sinemada izlediğim bu filmin etkisinden henüz çıkmış değilim...

FRAGMAN:




Türk sinemasının dram türünü çoğunlukla beğenmişimdir.Fakat böylesini ilk defa izledim.Hem çekimler hem oyunculuklar hem de konunun işlenişi mükemmel.Tek bir kusur dahi bulamadım.

Film Kore Savaşında cepheye giden Süleyman Astsubay ve savaş meydanında bulup evlat edindiği Ayla'nın iç burkan hikayesini anlatıyor.Birebir yaşanmış,kanıtlı bir hikaye.İşte filmin en dramatik yanı da bu.İzlediğiniz olaylar,savaş,göz yaşları gerçek.Acı gerçek...

Film boyunca ağladık.Bir ara sinirlerim bozuldu ve ağlamamak için resmen gözlerimi kapattım.Güney Koreli tatlı kızın oyunculuğu kalbinize öyle bir dokunuyor ki yaşananlar zorunuza gidiyor.Savaştan,savaşın getirdiği her şeyden tekrar ve tekrar nefret ediyorsunuz.

Filmin son sahnesinde hıçkırıklara boğulduk.Kendimizi salondan attıktan sonra beş dakika açık havada oturup sakinleşmeyi bekledik.Nasıl beğendik,nasıl etkilendik artık siz düşünün :')

Mutlaka bu filmi sinemalarda izleyin,izleyin ki emeklerin karşılığı alınsın.Aynı zamanda Oscar'a da adaymış.Aday diğer filmleri izlemedim ama bu filmin ödül alabilecek kadar kaliteli olduğuna inanıyorum.Uzun zaman sonra Türk yapımı bir filmi bu derece sevdim.

Türk Sineması ve film listem yeni bir unutulmaz kazanmış oldu,mutluyum; teşekkürler.

Dipnot: Yanınıza bolca peçete almayı unutmayın!!!

💗



Sunday, October 22, 2017

Aydınlanma Haftası ve Hoş Şeyler 🌿


Uzun zaman sonra fiziksel olarak daha çok yorulduğum bir hafta geçirdim.Adını koyamadığım aydınlanmalar yaşadım.Mesela fark ettim ki insanlara gereğinden fazla anlam yüklüyorum.Herkesi gözümde koymak istediğim yere koyuyorum.Bu genellikle değerlerinin üstünde oluyor.Sonra yine üzülen ben olup kendimi hayal kırıklığı yaşamaya mahkummuş gibi görüyorum.Oysa sorun böyle hissetmemin en başında.Fark etmek bile bir başlangıç,bunu çözmeye çalışacağım.

İlk kez bir şeyler anlatmaya direkt girdim çünkü fark ettim ki meşgul olmaktan güzel yazamamaya başladım.Örneğin dün gece bir güzel içimi döküp bu yazının ortasına gelmiştim ki ikinci kez okuduğumda postu direkt sildim.Biraz özele kaçmıştım ve kelimelerin yerleri anlamsızcaydı.Moral bozmadım,dün geceyi kendime ayırdım.Uzun bir aradan sonra anime izledim,''Midnight in Paris'' adlı filmin de çeyreğini falan izleyebildim.Yorgunluktan gözlerimi açamıyorum.Bu gece uyumadan önce kalan kısmı da izlemeyi düşünüyorum.Fena bir film değil,izlemeye değer.

Ders programıma başarılı bir şekilde uydum.Gerçekten istediğim zaman her şeyi yapabiliyorum.Bu özelliğimin yanında da klasik bir koç burcu olarak her şeye mükemmel hızlı ve kusursuz başlayıp çabuk bıkıyorum ya da sıkılıyorum.Ergenlik özelliği gibi gelse de tanıdığım koç burçlarının da hepsi böyle.Burcuma sevsem de ceremesi de çok.Dimi ama? :')

Geçen hafta bahsettiğim deneme sınavının sonucu açıklandı.Puanım asla istediğim gibi olmasa da sıralamam beklediğimden iyi geldi.Bu da demek ki herkes benim gibi zorlanmış.Sınav demişken birçok kez sızlandığım üni.sınavı da belli oldu.YKS diye bir şey.Ayrıntıları ilgilinizi çekmez diye anlatmıyorum ama ne iyi ne kötü diyebilirim.Her şey gibi avantajı ve dezavantajı olacaktır.Tabi bunu bulana kadar da bin şeyi değiştirip insanların psikolojileriyle oynadılar.Hazırlık okumasam bu yıl üniversite sınavına girecektim.Bazen ''ah keşke...'' desem de sonra hazırlığın bana kattıklarını hatırlayıp mutlu oluyorum.Olgunlaşmak,dil öğrenmek,liseye alışmak,dinlenmek...Bakalım seneye kadar bu sınav sisteminde neler değişecek.Sevinçle bekliyoruz(!)

Bloğun okunmalarında dikkatimi çeken bir şeyler oldu.Ukrayna'dan çok fazla okunma alıyorum.Önceleri de fazlaydı ama bu son haftalar haftalık ve günlükte resmen Türkiye'nin iki katı.Şok oldum ilk görünce,sonra abimi arayıp sordum.Bana bilgisayar terimleriyle bir şeyler anlattı,aklıma yattı.Beni oralardan okuyan biri olduğunu düşünmüyorum ama keşke olsa.Uluslararası okunmak mükemmel bir şey olurdu.Daha fazla insanın fikirlerimi okuması,hayatıma ortak olması,benimle konuşması...hayali bile mutlu etti.Belki bir gün gerçekleşir,aşırı isterim.

Cuma günü bizimkilerle okul çıkışı yemek yiyip kahve içtik.Çok huzurlu ve güzel bir gündü.Yoğun geçen haftaların arasında yapılan sosyalleşmeler ilaç gibi geliyor.İnsana her şeyi yapabilirsin hissini veriyor.

☕☕☕


☕☕☕

Cumartesi de spontane bir şekilde kendi kendime kısa bir vakit geçirdim.Dershane sonrası birkaç şey alıp Starbucksta kahve içtim.Evde tek başıma zaman geçirmeyi çok sevsem de sokakta tek başıma olmak pek hoşlandığım bir şey değil.Bu biraz sosyal utangaçlık vs. ile ilgili.Kendime bunun da gayet normal ve güzel bir şey olduğunu kanıtlamış oldum.Özellikle ne telefona baktım ne de kitap okudum.Sadece içinde bulunduğum ana odaklandım.Galiba bu psikolojik olarak önemli bir zafer kazandım.Her boş zamanında ya geçmişi ya geleceği düşünüp kaygılanan biri olarak üstelerinden gelip anın keyfini çıkardım.Bunu daha sık yapmaya çalışacağım.Hep dediğim gibi: minik zaferler önemli!

Ayın sonunda psikiyatristle görüşmem var.Her ay bir kere diye anlaşmıştık.Nelerden bahsedeceğimi düşünmeden gitmek daha rahat ve iyi hissettiriyor.Zaten çoğu şeyi konuşup elektriğimizi tutturmuştuk.Bundan sonrası daha kolay ve güzel geçecek diye umuyorum.Bu hafta mental olarak fena değildim mesela.Zamansız anksiyetelerime kulak asmamaya çalıştım.Öz güvenim yerlerde değildi.Kendimi beğendim,yaptıklarımı içten içe taktir ettim.AW.Böyle anlatınca bir hoşuma gitti.Kendimi izninizle tebrik ediyorum,en önemlisi devamını diliyorum,istiyorum,rica ediyorum.




Felsefe öğretmeni ''Hayatın anlamı nedir?'' adlı bir kompozisyon ödevi verdi.Üzerine düşünecek pek vakit bulamadım ama bir şeyler yazmaya başladım.Yine iç çelişkiler ve karmaşalar yaşasam da zaten felsefenin de amacı bu diye düşünüyorum.Bu kargaşayı yaşayıp kendi doğruma ulaşacağım.İç fırtınalardan sonra gelen sakinliğin tadını daha keyifli çıkarabileceğim.Belki haftaya neler yazdığımı paylaşırım,şimdilik görüntü bulanık.

Hoş bir yazı oldu sanki,kısa kesmeli o halde.

Kendinize iyi bakın.

Çav.



Sunday, October 15, 2017

Bir Film 🎨 Bir Kitap 🌻 // (Mona Lisa Smile-Theo'ya Mektuplar)

(01.38: Bu yazıyı sabahleyin yazmak için sabırsızlanıyorum.)



Geçen haftalarda bahsettiğim ''Mona Lisa Smile'' adlı filmi dün izleme imkanı buldum.Ertelediğim için kendime çok kızdım.Çünkü benim ''bu yıl izlediklerim'' listemde ilk beşe girdi.Çok sevdim,hayran kaldım.

Filmi izlememin ilk nedeni Julia Roberts'ın oynuyor oluşuydu.Bayılıyorum bu kadına.Güzel,yetenekli,mütevazi ve içten.Onu izlerken kendimi iyi hissediyorum.İstisnasız her filminde göz yaşlarıma hakim olamıyorum.Güçlü bir sanatçı,muazzam bir insan.

Filmin konusu ve oyuncu kadrasu da oldukça ilgi çekici.İdealist bir sanat tarihi öğretmeni olan Katherine (Julia R.) Wellesley adlı kızlara eğitim veren muhafazakar bir koleje kabul edilir.California'dan buraya sırf bu iş ve bir şeyleri değiştirmek için gelir.Film bu ilerici öğretmenin öğrencilerine farklı bakış açıları kazandırma mücadelesini ve 1950'lerdeki kadın rolünü anlatıyor.

Aynı zamanda film boyunca sanat,sanat tarihi ve olayları farklı değerlendirmeye dair bir sürü şey öğrenebiliyorsunuz.Film sanatı konu almasının yanı sıra başlı başına kendi de bir sanat filmi diyebilirim.Katherenie karakterinin tabuları yıkan konuşmaları,sanatı farklı biçimlerde ele alıp zaman zaman öğrencilerine sorduğu sorularla sizi de düşündürtmesi,ikili ilişkilerdeki eşitliğe dikkat çekişi...her şeyiyle kalite kokan bir film.

Oyuncu kadrosunun çoğu da kadınlardan oluşuyor.Hepsi de siması tanıdık olan kadın oyuncular.İzlerken ''aa bu kızı tanıyorum'' oluyorsunuz.Bu açıdan da sevdim.Başarılı kadın oyuncular ek roller yerine başrollerin hakkını vererek güzel bir iş çıkarmış.Ayrıca bir açıdan da ''Ölü Ozanlar Derneği''nin kadın versiyonuna benziyor.Onu izlemedim gerçi ama konusunu biliyorum.Bazı yorumlar da bu yönde.Ondan daha güzel bile olabilir.

Filmi izlerken sık sık duraklatıp ss'ler aldım.Sahnelerin her biri çok güzel açılarla alınmış ve hoş bir hava yakalanmış.Tabi bir de işin içinde Julia Roberts var!


:)


Filmin konusu sanat olunca Van Gogh'dan da bahsediliyor.


1950lerin zarif dokunuşlu kıyafetlerini de izliyoruz.Çok güzeller,çok.


En sevdiğim sahnelerden biri.


Bu güzel kareyi yakalamasam olmazdı.


<3

Bonus: Bu film sayesinde çoook anlamlı ve güzel bir şarkı keşfettim!



''It's Istanbul not Constantinople.''


Şimdi de gelelim geçen hafta bitirdiğim ''Theo'ya Mektuplar'' adlı kitaba.

Kitap Vincent Van Gogh'un Paris'te galeri yöneticisi olan kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor.Mektuplar sayesinde ressamın iç dünyasını daha samimi bir şekilde görüp sanat anlayışı hakkında fikirler ediniyoruz.Van Gogh favori ressamım olmamasına rağmen en farklı bulduğum sanatçılar arasında.Karnı açken bile kendini sanatla tatmin etmesi.sürekli bir şeyler üretme arzusu ve başarıyı yakalayabilmek için durmadan çalışması oldukça motive edici.Bu zengin iç dünyasında kendinize dair bir şeyler bulabilirsiniz.

Alıntılarım:

''Hem hayat bize niçin bağışlandı: bedenimiz acı içinde kıvrandığı zaman bile yüreğimizi zenginleştirelim diye değil mi?''



''Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz,çünkü asıl güç sevgidedir.''



''Güçlükler,dertler her çeşitten engellerle karşılaşmamak güvenli olmak için bir neden değildir,kendimize kolay bir hayat düzenlemekten kaçınmalıyız.''



''Ne çok güzellik var sanatta! İnsan gördüğünü aklında tutabilirse,her zaman yapacak,düşünecek bir iş bulur kendine,yalnız kalmaz hiç,gerçekten yalnız sayılmaz.''



''Sanat doğaya eklenmiş insandır.''



''Canı isteyen üzülsün,ben bıktım üzüntüden.Çayırkuşu bahar günü ne kadar neşeliyse o kadar neşeli olmak istiyorum.''



''...Çünkü sanatçı demek 'hep arayan ve yetkini hiçbir zaman bulamayan insan' demektir.''



''Aslanım unutmayalım ki küçük heyecanlar hayatlarımızın büyük kaptanlarıdır ve hiç farkına varmadan dinleriz onları.''



Benim için ise sanat hayatı çekilir kılan yegane şeydir.





çav.

Wednesday, October 11, 2017

İstanbul,Düğün,Hisler ve Rutinler ☕✨


İstanbul'dan geleli 3 gün oldu.Ara sıcak bir şekilde yazıyorum.

Küçüklüğümden beri görüştüğüm,ablam gibi gördüğüm kuzenimin düğününe katılmak için Cuma günü yola çıktık.İlk kez Pamukkale ile yolculuk yaptım.İyi ki de yapmışım.Başarılı bir firma.Muavinleri diğer otobüslere kıyasla çok daha saygılı ve kibar insanlar.Sürekli servis yapma,yardımcı olma derdindelerdi.Koltuklar vs. de bana rahat geldi.Bakın ben rahat diyorsam gerçekten rahattır :') Reklam yapıyor gibi anlattım ama bahsetmesem olmazdı.Haklarını vermek lazım.

İstanbul'a en son 2 sene önce yine bir düğün için gitmiştim.Kuzenlerimin yavaş yavaş evleniyor ve bu çook garip.Hepsinin benim yaşlarımda olduğu yılları anımsıyorum.O zamanlarda evleneceklerini düşünsem komiğime giderdi.Şimdi çocukken gülünç gelen şeylerin bir bir gerçekleştiğini görüyorum.Büyümek bu olsa gerek.

İstanbul son gördüğümden beri pek değişmemiş.Zaten yine sadece Kadıköy'ü gezebildik.Kafama koydum ama bir gün sırf gezme için gidip karşıya da geçeceğim.Görmek istediğim yerleri göreceğim.Kadıköy popüler ve hoş bir yer.İstanbul'un diğer gürültülü yerlerine nispeten sokaklarında bir sakinlik var.Aynı şekilde gözle görülen bir hoşgörü ortamı var.Çok güzel dükkanlar,tatlı tatlı kafeler var.Gönül ister ki profosyonel bir makinem olsun size kaliteli fotoğraflar çekebileyim ama ne yazık ki telefonla idare etmek zorunda kaldım.Buna da bir çare bulmam lazım artık.Annecim babacımmm duyun sesimi kalppp.


(Ben dönüş yolundayken kuzenim vapurdan Haydarpaşa'yı çekip bana atmış.Utanmasam minik bir çığlık atacaktım.Salak kafam yine yanına gidip göremedim.Açılış fotoğrafını onu yapmazsam ayıp olurdu.Çoooook güzelsin :'))


Nedense bu sokağı gördüğüm an aklıma Avrupa yakası geldi.Çok hoş bir estetiği var.



Kadıköy'ün sokaklarında kaybolmaya başladığınız yer.



Sanatın olduğu her yer güzelleşiyor!


Daha önce diğer kiliseyi fotoğraflamıştım,sıra bunda.Önceden de bahsettiğim gibi tarihi mabetler ilgimi çekiyor.

Önceki geldiğimde kafelere oturma imkanım olmamıştı.Benim isteğimle ''Zoo'' adlı bir kafeye oturduk ve bir şeyler içtik.Sevimli bir yer.Konseptlerine bayıldım.Kendi halinde,küçük ve şık.Tam benlik.


İstanbul'un minnoş kedileri ♥

Cumartesi günü de düğünümüz oldu.Aslına bakarsanız gitmeyecektim bile.Çünkü yolculuktan bir gün önce gözüm fena halde enfeksiyon kaptı.Zaten ağır bir şekilde griptim.Anlayacağınız bütün ok işaretleri ''gitme''yi gösteriyordu.Neyse,dedim.Plan bozulmasın diye elimden geleni yaptım ve o gün orada bulunmam gerektiği ve çook istediğim için gittim.İyi ki de gitmişim.Annemin geniş bir ailesi var.Teyzeler,dayılar,kuzenler.Hepsini bir arada görmek güçlü hissettirdi,mutlu oldum.

Bir ilk yaşandı,takım elbise giydim.Gerçi altıma siyah kotumu geçirdim.Kumaş pantalonu deneyip bir kenara attım.Henüz o resmiyette hissetmediğime kanaat getirdim :') 


s e t a ! x o


Düğünden sonra herkes baygın bir şekilde uyudu.Üç dört saat kestirdikten sonra sabahın erken saatlerinde uyanıp servisle otobüslerin olduğu yere gittim.Şanssızlıklar bizi buldu yine tabi.Yağmur yağdı,taksiyi aradık açmadı.Huh,olur öyle şeyler işte, büyük şehir.

Dönüş yolculuğum çok huzurluydu.Sakin bir şekilde yağmur yağdı,kahve içtim ve kitap okudum.Düşünmeye,hayal kurmaya bol bol vaktim oldu.Severizzz!

Çanakkale'ye döndükten sonra da kaçırdığım konuları yetiştirme ve ders çalışma düzenime dönme endişem başladı.Onu da halletim.Özellikle bugün oldukça yoğundu.Okuldan sonra dershanede soru çözüp hocalara soru sordum.Günün yarısını dışarıda ama verimli bir şekilde geçirdim.Sanırsam anksiyeteme en iyi gelen şeylerden biri meşgul olmak,üretmek.Çalışma masamda Platon'un bir sözü asılı,aklıma o geldi bakın.''Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır.''Biz çalışıyor olalım ki kuruntular dinlensin.Biz dinlenirsek onlar daha çok çalışır.


Bunu da buraya pinliyeyim :)

Günler su gibi akıp giderken ben planner tutmayı bırakır oldum.Zaten hiçbir zaman tam olarak yazdığım şeylere uyamıyorum.Ya planlar değişiyor ya da eksik-fazla yapıyorum.Sonrasında bu da canımı sıkıyor.Galiba bu yüzden istemsizce bir ara verdim.Her gün, yarın neler yapacağımı düşünmek etkili bir planlama yöntemi oluyor.(Yarın deneme sınavım var mesela! Dua,iyi şans,dilek! plz!)

O zaman bir bardak çay daha içip yavaş yavaş yatmaya hazırlanabilirim.

Huzurlu geceler ve güzel haftalar.






Thursday, October 5, 2017

Benim Hüzünlü Or*spularım - Kitap


Sümüklü peçetelerimle birlikte yılın on birinci kitabı hakkında yazıyoruz -alkış-



Kitabın yazarı Marquez.Daha önce ''Kırmızı Pazartesi'' adlı kitabını okumuştum,oldukça güzeldi.Yazarı biraz daha yakından tanımak için bir diğer ünlü kitabı olan ''Benim Hüzünlü Or*spularım''ı okudum.Kitabın ismini sansürlemek saçma aslında,sonuçta Oscar Wilde'ın da dediği gibi ''Ahlaka uygun ya da ahlaksız kitap diye bir şey yoktur.Kitaplar iyi ya da kötü yazılmıştır.Hepsi bu.''  Yine de ben blogda yer alacağı için sansürlemekten yanayım :')

Kitabın konusu yazılması zor cinsten.Zor diyorum çünkü konu biraz hassas ve eleştriye oldukça açık.Tam Marquezlik yani.Bu kitabını da okuyup yazarın dilini kavradıktan sonra onu ''çılgın'' şeklinde tanımlayabildim.Hatta ''farklı ve çılgın'' daha doğru olur.Zaten başarısı hakkında söz söylemem.

90. Yaş gününü kutlayacak bir adam bakire bir kızla ilişkiye girmek ister.Daha sonrasında ilişkiye gireceği bu 14 yaşındaki kıza aşık olur.Ölüme adım adım giden bu adamın aşk hikayesini ve yaşadığı iç fırtınaları okuyoruz.Aynı zamanda yaşlılıkla ilgili tecrübelerini de öğreniyoruz.

Açıkçası beni yer yer rahatsız eden bir kitap oldu.Evet bu bir sanat eseri ve sanatçı hayatta var olan her şeyi anlatabilir ama bir okuyucu olarak konu canımı sıktı.Küçücük kızların dedesi yaşındaki insanlara malmış gibi satılması falan...fena halde rahatsız edici,moral bozucu ve sinirlendirici.Aynen bu üç duyguyu yaşaya yaşaya okudum.(Kitapları yarım bırakmayı hiç sevmem)

Kitabın tek sevdiğim yanı yaşlılık ile ilgili anlattıkları oldu.Yaşlanmaktan korkan biri olarak meraklı bir şekilde okudum.Sonrasında yaşlılığın aslında çok da korkunç olmadığı kanısına vardım.Eskiyen şey bedenlerimiz.Ruhumuz istediğimiz sürece yenilenmeye hazır.Bana böyle bir pencereyi araladı.

Alıntılar:

''Yavrucuğum,bu dünyada yalnızız.''

''İnsanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız.''

''Ahlak da bir zaman sorunudur.''

''Hayatın bana verdiklerinin hepsi buydu.Ondan daha fazlasını koparmak için de hiçbir şey yapmamıştım.''


Saturday, September 30, 2017

Yeni Kitaplar,Huzurlu Bir Gün ve Birtakım Şeyler


// Eylül ayının son günü  //

Yorgun bir haftayı daha kapatmama az kaldı.Eser miktarda dramalı ve oldukça huzurluydu.Oldukça diyorum çünkü resmen Sonbahar geldi.Hatta bir tık daha soğuğu ve rüzgarlısı...Yünlü hırkamı,montumu,uzun çorapları ve botlarımı özlemişim.Hala güzel ve güvende hissettiriyorlar :')

Kendimi tebrik edebileceğim bir hafta oldu.Hiç es geçmeden her gün çok iyi bir şekilde ders çalıştım.Hem YGS hem de LYS bakabildim.Gerçi artık yeni sınav sistemiyle bu isimler tarih oldu ama konular aynı.Eğitim sistemi hakkında tekrar konuşup tadımı kaçırmayacağım,kusura bakma MEB bu sefer üzemeyeceksin.Dershaneyi de aksatmadım.Güzel ilerliyor,aman nazar değmesin.Dershane hocalarını çok seviyorum.Hepsi alanlarında çok başarılı,imreniyorum.İşi ne olursa olsun en iyisi olmak için çaba harcayan insanlar bana ilham veriyor.Onlardan biri olmak istiyorum,inşallah.

Okulun uzakta oluşu yavaş yavaş yormaya başladı.Haftaiçi yapılan o 30dk'lık servis yolculukları vücudumu pert ediyor.Gün içinde bir ton uğraşılması gerereken konu da olunca çekilmiyor.Eski okulumuzu merkezde gördükçe sarısalım geliyor.Özellikle arka bahçe burnumda tütüyor.Bir aralar fotoğraf atmıştım.Sonbaharda muazzam oluyor.Zaten arka bahçelerin her haline bayılırım.Garip bir çekiciliği var bende.Kıyıda köşede ama güzel olan şeyleri seviyorum.

Dün gece 15dk'lık bir yoga rutini yaptım.Uyumadan önce geç bir saat olduğundan kendimi zorlamadım.Nasıl hoş hissettirdi anlatamam.Nispeten omuz ağrılarım azaldı.Aslında yapmam gereken gün içinde sırtımı fazla yormamak ama ne yazık ki mümkün değil.Çanta taşımak,sırada kambur oturmak gibi şeyler günün sonunda mahvediyor.Haftaiçi her gece bu rutini uygulayayım diye düşündüm.İlk bir videodan yapmaya çalıştım sonra baktım olmuyor kendim devam ettim.Video için büyük bir ekran lazım.Küçücük telefona bakayım derken hareketleri doğru yapmaya ve nefese odaklanamıyorum.Hafta sonları daha uzun ve bol hareketli yapacağım.Mesela bu yazıdan sonra yapsam fena olmaz.Hava enfes bir sonbahar renginde.Evin içi ılık.

Cuma okul çıkışı bizimkilerle test kitabı alışverişine gittik sonra da döner yedik ve en son sıcak çikolata içip günü bitirdik.Test kitapları bir hayli pahalı.Kitapçılar ise tıklım tıklım.Hemen gereksiz bir şekilde ne kadar kazandıklarını hesap etmeye çalıştım,sonra da üşenip yarıda kestim...



Bu kafeyi daha önce de paylaşmıştım.Yağmurlu bir havada burada bulunmak iyi hissettirdi.Kurabiye tabağında yazan yazı hoşuma gitti ''Kahve her şeyi çözer''.

Bugüne uçalım.

Perşembe günü D&R'dan yaptığımız kitap siparişi Cumartesi günü geldi.Bayılıyorum bu hızlılıklarına.İnternetten kitap alma olayına da bayılıyorum.Gelmesini beklerken durup dururken hatırlayıp mutlu olmak,eve geldiğinde poşetini yırtarak açmak ve sanki biri hediye etmişçesine çocuk gibi sevinmek falan...


Sonbahar temalı; kedili, fareli nevresimimi çıkardım! Yılın vanilya kokulu mumunu da yaktım!

Şimdi hangisinden başlasam karar veremedim ama büyük ihtimal ''Theo'ya Mektuplar''dan başlayacağım.Kısa kitapları aradan çıkarmak daha güzel oluyor.En sona en merak ettiklerimden ''Yalnız Bir Avcıdır Yürek''i okuyacağım.Anlamlı başlıklar her zaman ilgimi çekmiştir.Umarım hiçbirinden pişman olmam.Ayrıca yine İngiliz olan,kitapları feminist imgeler barındıran Jane Austen ile tanışacağım için heyecanlıyım.Aslında bir de aynı yazarın ''İkna'' adlı kitabını almıştım.Herhalde ellerinde olmadığından henüz hazırlık aşamasında.Halbuki ilk onu okumayı planlıyordum.Bakalım Virginia kadar sevecek miyim? 


''Bu yüzden lütfen kendine sor: Eğer korkmasaydım ne yapardım? Ve sonra git,onu yap.''

Tumblr'da gördüğüm bu muazzam alıntıyı hemen ss'ledim.Sonra düşündüm eğer korkmasaydım yapabileceğim şeyler neler? Ya da geçmişte neleri değiştirirdim? Mantıklı şeyler çıktı.Korkmak kadar cesaretli olmak da doğal bir şey.Öyleyse ara sıra fazladan cesarete de yeltenmek lazım.Mesela sürekli kararsız kaldığım bir anda bu soruyu kendime soracağım.Çünkü bu aralar kararsızlıklarım tavan yaptı.Yine her şeyi çok düşünmekten tabi.Kendime soracağım direkt ''Onu bunu bırak, sonuçlarını düşünmeksiniz içinden hangisini yapmak geçiyor? GİT YAP.'' bingo.

Bir şeyi fark ettim daha doğrusu bir insan türünü.Varlıklarından emindim ama bir kez daha dibine kadar emin oldum.Kendileri istediği sürece bir şeyleri iyi sürdüren istemedikleri anda yok olan insanlar.En hoşlanmadığım türlerden.Sadakatsizliğe ve nankörlüğe gelemiyorum.Böyleyseniz aman vazgeçin.Hayatta kendinizi düşünmek elbet önemli,elbet kendinize değer verin ama bu bencilliğe kaçtığı an durun.İnsanları hayal kırıklığına uğratmayın,ister karma ister ektiğini biçmek deyin; gelir aynı şeyler sizi bulur.Yine de artık hayatımda olan can sıkıcı şeylere daha az şaşırıyorum.İlla oluyorlar,illa insanlar değişiyor ve illa üzüleceğim.

İki hafta sonra bugün İstanbul'da kuzenimin düğününde olacağım.Ne zamandır bir düğüne gitmediğimden merak ediyorum ve sonbaharda İstanbul'da olmak nasıl olacak görmek altıma siyah kot giyeceğim.Kumaş giydim hiç benmişim gibi hissettirmedi.Hatta utanmasam onun altına bile converse giyecektim.Gerçi güzel olur ama annem yapılacak mekana uygun olmadığını söyledi.Daha klasik bir ayakkabım var onu giyeceğim artık.Kadıköy'e gitmek istiyorum.Bu sefer Süreyya Operasının önünde fotoğraf çektirmem şart.Ya da başka bir mekanın önünde.Haydarpaşa'yı görmeyi de istiyorum.Benim için Türkiye'deki en en en güzel yapıt.Baktıkça iyi hissediyorum.Bakalım,bir plan daha gerçekleşmeyi kuzu kuzu bekliyor :)

O zaman benden bu kadar.Günün devamı ödev yapmak ve film izlemekle geçecek.Bu gecenin filmi ''Mona Lisa Smile'' Julia Roberts ve konusu için izleyeceğim.Kararım dakikalar için değişebilir.Siz de bakın,belki diğer yazıya yorumlarınızı paylaşırsınız.Ya da izlediyseniz fikirlerini spoiler'sız bekliyorum xo

Huzurlu ve sağlıklı hafta sonları dilerim...

ÇAV.










Sunday, September 24, 2017

İlk Hafta ve Bla Bla Bla ☕


Haftayı yazmadan kapatmak istemedim.Yorgun argın yazıyorum,bakayım neler dökülecek.

Yeni okul binasına zor da olsa alıştık.Eskisinden bir hayli büyük ve yeni.Ben nostaljik okulumuzu daha bir benimsemiştim.Bu binada sanki yeni bir okula nakil olmuşum gibi hissediyorum.Servis olayı var bir de.Çocukluğuma dönmüş gibiyim.Evime uzak bir okul,servise binmek falan.Bu işin en avantajlı yanı daha bir okul ciddiyetine bürünmüş olmam.Sınav motivasyonu için faydalı.Mesela artık giyinirken aşırı özenmek saçma geliyor,her gün beni gören insanlarla olacağım.Oysaki çarşıda okurken öyle olmuyordu.Bu değişimden ne mutluyum ne de mutsuz.Yuvarlanıp gidiyorum kıvamı.

Dershane de yeni bir başlangıç.İlk kez bir dershaneyi çok sevdim.Normalde hep ''dershaneler bana göre değil'' derdim.Büyük konuşmuşum.Bu sefer hiç olmadığı kadar verim alacağımı hissediyordum.Hocalarla muhabbetimiz o 8. sınıf zamanlarından çok farklı.Büyümüş hissettim...konu dershaneye gelmişken; geçenlerde ygs-lys kalkıyor diye haber çıktı.İlk nasıl moralim bozuldu anlatamam.2000'liler olarak lanetliyiz sanki.Her sınava gireceğimiz dönem bir değişiklik oluyor.Hayır mı şer mi bilemem ama oluyor işte.Yeni sistem ile ilgili videolar izledim.Valla ne yalan söyliyeyim sistem isterse mükemmel olsun benim bu yönetenlere güvenim sıfır.O yüzden aynı stil çalışıp önümde ygs-lys varmış gibi yapacağım.Zaten konular aynı,isterse ekstra fazla çalışayım; zararı olmaz.

Spotify'dan ''Back to Autumn'' dinliyorum.Havalar ekinokstan sonra soğumaya başladı.Üşümeyi özlemişim.Hafif soğuk havaları seviyorum hatta bazen daha da soğuklarını.Fakat bunu dillendirmeye biraz utanıyorum.Belki benim salaklığım ama sokakta bir sürü hayvan,evsiz-yoksul insan varken ''soğuğu seviyorum,havalar soğusun!'' demek garip hissettiriyor.Aklıma geliveriyorlar.Abartıyorum dimi? kendimle bu konuda hemfikirim.

Sağ gözüm alerjiden şişti.Bu konu hakkında küçük çaplı sinir krizi yaşadım.Her şey üst üste gelince böyle oluyorum.Bir şanssızlıklar silsilesi yaşadım hafta sonu + Cuma günü.Küçük şeyler ama tık tık tık oldular.Göz kapağı şişmesi de üstüne eklenince kayış koptu.300 civarı kişinin olduğu bir okulda tozlardan,rüzgardan etkilenip yüzü gözü şişen tek bünye benim.Hayır her sabah saatlerce hapşurmaya da razıyım,şu göz şişmesin,küçülmesin..plz...

Mızmızlanmayı bırakıp azıcık da güzel şeylerden bahsedeyim.

Cumartesi günü bizimkilerle Sushi yemek için her zamanki kafeye gittik.Sushi servisi daha geç bir saatte olacağından beklemek istemedik ve noodle yemeye karar verdik.Her geldiğimizde ya serviste ya da fiyatta bir farklılık oluyor.Azıcık hayal kırıklığıyla beraber bir şeyler içip dağıldık.Pinliyeyim, hatıralansın. (yeni kelime ürettim)


Bazen kendi kendime düşünürken bir şeyler yazıyorum.Genellikle bloğa yazar gibi yapıyorum.Bu haftanın ortalarında öyle yaparken anlatacak bir sürü şey düşünmüştüm.Cümleler birleşince kısa mı oldu yoksa ben mi güzel yazamadım.Meğersem baya klasik bir haftaymış.Çok yorulunca çok şey yaşadım sandım herhalde.Tüh.

Ne zamandır yoga yapmıyorum bak.Fark ettim ki tekrar yapmaya başlama zamanım gelmiş.Eskisi kadar esnek değilim ve omuz ağrılarım daha kötü.Kendime düşünecek zaman da oluşturmam lazım hem.Ne ara yapsam kararsızım.Belki uyumadan önce kısa kısa yaparım.Ya da sadece hafta sonları ki o çok ara vererek olur...spor salonuna yazılma fikri de var aklımda.Küçük planları yazdıkça netleştiriyorum: öyle böyle sportif bir aktivite yapılacaaak!

Her pazar gecesi olduğu gibi ödev yapacağım...ne!? yazabileceğim en sıkıcı şeyi de yazdığıma göre bu yazıyı yayınlayıp çekileyim en iyisi.Vücudumun dinlenmek, iç sesim güzel şeylerin olmasını istiyor.Haklılar.


sağlıcakla.







Thursday, September 14, 2017

Karışık,Tatilin Son Günleri 🍁


Bu başlığı atmak ben de istemezdim...

2017'nin yazı benim için oldukça yoğundu.Önceki yazlarım gibi sadece bilgisayar odaklı geçmedi.Gerçi yine günümün çoğu bilgisayar başında geçiyor (bundan gayet mutluyum) ama yanı sıra bir sürü şey de yaptım.Yaz başında ders çalıştım.Aslında hedefim ygs konularını bitirmekti ama çok daha farklı bir yol izleyip test çözme rutinime döndüm.Testlerdeki yanlış verdiğim konuların tekrarını yaptım.Maksimum iki ay düzenli şekilde çalışmışımdır ki iyi bir süre.Verim de yüzde altmış falandır (her şeye oran vermeye bayılırım) sonra seyahatler bir hayli fazlaydı.Gökçe'nin bize gelmesi gibi beklenmedik ama güzel şeyler oldu...bol bol anime-film izledim..kitap okumaya çalıştım..kısmen gördüğünüz gibiydi işte.Bir yazı daha uğurlamış oldum,hatta arkasından çoktan el salladım :')

Geçenlerde twitter'de yabancı bir post gördüm.2017 Yılının yüzde altmış dokuzunun bittiğini söylüyordu.Ekrana öyle bakakaldım.Şaka gibi,koca bir yılın yüzde altmış dokuzu bitmiş ama benim adıma akılda kalan, güzel olan şeyler birkaç tane.2016'nın farklı bir versiyonunu yaşıyor gibiyim.Bu yüzden okul da eskisi gibi ''bu yıl iyi geçecek'' şeklinde heyecanlandırmıyor beni.Aynı şeyleri programlanmış gibi yapmaya devam edeceğim.Hatta tempo bir tık artacak.

Şu birkaç haftam fena geçmiyor,haklarını yiyemem.Sonbaharı boşuna sevmiyorum,beni farklı bir havaya sokuyor.Kesit kesit paylaşayım.




13.09.2017

Bize bir gaz geldi Çarşamba dedik ki hadi kütüphaneye ders çalışmaya gidelim.Peki ya sonra ne oldu? Kütüphanenin girişinde güvenlik görevlisi tarafından otobüsten indirildik,üyeliğimiz olmadığı için içeri alınmadık,geldiğimiz yolun bir kısmını yürüyerek geri döndük,Starbucks'a oturduk,sohbet etmekten max 1.5 saat çalışabildik.Tam bizlik bir hareket olduğundan kimse şaşırmadı,halimizden memnunduk ♥

Daha önce sizlere anlatabildiğim için bir gelişme daha söyleyebilirim.Aynı günün akşamında da yeni bir psikiyatristle görüştüm.Öncekinden çook çook daha güzel ve verimli geçti.Devamı gelecek diye planlıyoruz.Böyle :')

Zamanı geriye saralım.

Salı günü sabahtan abim gitti.Her gidişinde ev bir anda sessizleşiyor ve benim için daha sıkıcı oluyor.Keşke yanımızda okuyabilme şansı olsa,hepimiz için daha mutlu edici olurdu.Vedaları hiç sevmiyorum,zaten kim sever ki?

Bu yaz üniversite hakkında sohbet ederken abim evde kalmanın zorluklarından da bahsetti.Eskiden olsa uzak gibi gelirdi ama galiba baya yakınlaştım.Hazırlık okumasaydım büyük ihtimal seneye yaza üniversiteliydim.Zaman sudan hızlı.Kendimi hayal ettim.Galiba evden ilk ayrılışımda çok fazla ağlarım.Hiç yalan söyliyemiyeceğim bu konuda.Zor bir şey.Bir yandan da şöyle düşündüm.Zaten zor şeyleri kimse zevk alarak yapmıyor,zorunluluk.Sen de yapacaksın,alışacaksın.Böyle düşününce rahatladım,kendime gayet doğru bir öğüt verdiğime inanıyorummm.

Önceki günlerde bizimkilerle kahvaltıya gittik.Parkta zaman geçirdik,kahve içtik.Huzurlu bir gündü,buraya da pinliyorum.


Yapraklar bir hayli dökülmüş.Gölgeler serin.Oh miss.


Planner'ın eksik kısımlarını tamamladım sıkıntıdan.Çirkin oldu ya,cıks beğenmedim ben bu seneninkini.Seneye tarihli ajanda alacağım.Ben öyle süslemeli güzel şeyleri beceremiyorum.Daha doğrusu zamanımı ayıramıyorum.Eskisi gibi ajandaya devam edeceğim,kafam rahat olsun.

Bu Cumartesi dershanenin sınıf belirleme sınavı var.Gerilmemeye çalışıyorum ama birazcık öyleyim.Nedeni sınavda neler olacağı değil sonrasında başarısız olma ihtimalim.Ah bu mükemmelliyetçilik.Şans dileyin,dua edin,pozitif enerji gönderin...ihtiyacım var! xo

Her şeyin gönlümüzce olması dileğiyle,

ÇAV.