21 Haziran 2026 Pazar

Gece Kritiği, Yeni Kariyer Yolları ve Birtakım Şeyler

Bir anda yazmaya başladım. Evdeki bilgisayarın klavyesi zorluyor. İş laptopu daha küçük; ellerim kayıyor, arada bir sayı yazıp siliyorum.

Kariyerimde büyük bir değişim yapıyorum. Belki radikal denemez ama büyük bir değişiklik olduğu kesin. Avukatlık olmayan ama avukatlık bilgisi gerektiren global bir işe giriş yapacağım. Eski iş yerimde de devir sürecindeyim. Bana her şeyi öğreten yerden ayrılmak zor ama düşük ücret ve büyük stres daha da zordu.

Yaş aldıkça işlerin ciddileşmesi diye bir şey var. Artık yatağın daha rahat olmalı, hayatında fazla kaos olmamalı, alkol aldığın gecenin ertesi günü boş olmalı... Para çok önemli... Bunları sağlamak için kim var? Sadece sen. Bir yolunu bulmalısın.

İstanbul'da olalı 3 yıl olacak. Buraya bir bavulla gelip 2 haftada hem iş hem ev ayarladım. İlk hafta evime hırsız girmeye çalıştı, ben yine kalkıp işe gittim. Birkaç gece su ve elektrik yoktu. Yolları bilmiyorum, stresten yemek yiyemiyorum, gece televizyon açık uyuyordum; korkuyordum... Şimdi yeni evimde, arkamda kedim uyurken başka bir işe geçebilme stresini kaldırabilecek konforu elde ettim. Küçük şeyleri kutlamak lazım. Ben de bunu kutluyorum.

Kendi evimde huzur bulmayı kutluyorum. Bu eve girerken bile yaşadığım stres dolu günlerden ağzım kitlenmişti; yani kelimenin tam anlamıyla 1 ay çorbayla beslenmiştim. Ama sonuçta buradayım ve pes etmedim. Öyle çok an geldi ki etmedim. Mesela o anlardan biri, stajyerken icra dairesinde tüm günümü hasta şekilde geçirip fenalaşınca serum taktırmaya gittiğim ve ölüyorum sandığım gündü. Taşınırken boş evde yere çöküp annemlere beni almaları için ağladığım gün. Hırsız girmeye çalıştığı gecenin ertesi günü polisi arayıp "Sizi görebilir miyim?" dediğim gün. Aldatıldığımı öğrendiğim gün ve sonrasındaki günler... 3 yıl.

Şimdi nasıl bir işe girdiğimin detaylarını, işi biraz öğrendikten sonra sana anlatacağım. Çok detay verir miyim bilmiyorum. Belki beni stalklarsan LinkedIn'de falan güncellerim, görürsün. Türkçeyi bir kenara bırakıp İngilizceye geçiyorum ki bu beni çok geriyor. İngilizcem yeterli mi? Mülakatlarda yeterli bulmasalar almazlardı herhalde. Ee, vazgeçerlerse? Kafamda bir sürü soru var. Bu benim suçum olmazdı herhalde, değil mi? Aksanım var ama konuşmam akıcı ve denileni anlıyorum. Ee, gerisini artık herkes kendi dilinde bile yapay zekâya yaptırmıyor mu? Beni aydınlatın...

Shera Seven diye bir kadını TikTok aracılığıyla dinliyorum. Tam bir dark feminine energy ve mother. Tavsiyelerini kendime uyarlayarak dinliyorum. "Hayat adil değil, sen neden adil olasın?" bunlardan biri ve ben de öyle düşünüyorum. Bir avukat olarak hiçbir şeyin adil olmadığının en derin noktasına şahidim. Diğer söylediği şey ise: "Duygularını kontrol et, her küçük aptal şey için büyük heyecanlar yaşama." Çok doğru. Aptal büyük heyecanlar, hak ettiğinden azına verilen büyük ve avam tepkiler demek. Biraz dark ve gold digger bir yerden konuşuyor ama katılıyorum. Dünyayı eski Anıl gibi pembe ve huzurlu görmüyorum. Bir savaş alanında üzerime basılmasını istemiyorum ve kavgaya her zaman hazırım çünkü kendimi eskisinden daha çok seviyorum.

Ha, başta iş demiştik; çok anlatmadım. Öyle bir stres ve yorgunluk var ki üzerimde, her mesai sonrası travma sonrası stres yaşıyormuş gibi eve geliyorum. Bu cumartesi 14 saat uyudum. Diş sıkmaktan çenem ağrıyor. Sürekli yorgunum. Spor üyeliği alalı 1 yıl olacak, sadece 3 kez gidebildim. Diyetlerimi sürdüremiyorum. Akşam ne ailemi ne arkadaşlarımı duyasım var. Gün içinde herkesin derdini çözüp benden bir şey beklenmesinden midem bulandı. Genç ve güzel bir insanım; benden sürekli çözüm ve sorunlara dert ortağı olmamın beklenmesinden iğreniyorum. Avukatlıkta başarılıyım ve hırslıyım. İşin kötüsü, bu da tüketiyor beni. "Aman oldu de geç" yok. Babanın derdi gibi al üstüne aban... Tükendim.

26 yaş bir eşik gibi. 30 korkutuyor. Botoks ve mezoterapi bakıyorum. Forever Young dinleyip kederleniyorum. Teenage olmayı sonsuza kadar özleyeceğim; hâlâ özlüyorum.

Başka sana anlatabileceğim resmen hiçbir şey yok. Bir de Twitter'ım hacklendi... Ay, saçma sapan bir başlık ama üzdü, gerdi beni. Çok anlatasım bile yok; bil yeter işte, muhabbet olsun. Başka... Rodos'a gitmek istiyorum. Hiç yurt dışına gitmedim biliyor musun? Hem de yeşil pasaportum vardı ve öyle böyle gidecek param da vardı. Ne salak, ne konforcu bir insanım. Yok şartlar, yok insanlar... Üniversite yıllarına dönsem tek başıma, 3 günlüğüne de olsa bir İtalya yapar, Eat Pray Love kafası yaşardım. Bari şimdi kapıda vize varken adalar yapalım diyoruz. Gerçi işten çıkışımla yeni iş arasında çok zaman yok.

Başka ne var ne yok...nothing...Ben durmadan çalışıyorum blog, durmadan. Şükürler olsun çalışabilme gücüme ama istiyorum ki, hep hayal ediyorum ki öyle yatarak (keyif anlamında evren, yanlış anlama; sağlıklı şekilde yatarak!) para kazanayım, hiç stresim olmasın, low cortisol editleri gibi takılayım... İnşallah mı? (Annem inşallah deme amin de direkt Allahın yapabilme gücüne güvenin tam olsun diyor.) O zaman Amin...

Öpüyorum sizi. Beni güncelleyin ve tavsiyeler falan verin; acil ihtiyacım var. İşim düşünce gece 4 sularında geldiğim canım bloğum. <3

Çav.





Bambi. (Erkek çıktı ben kızım diye seviyorum biberonla beslerken...ahh oğluşum...)











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder