28 Temmuz 2019 Pazar

Sınav Sonucum,Bir Film ve Bir Kitap ☕


Gelmiş geçmiş en sıkıcı yazımı geçiriyorum.Bir yaz tatili ancak bu kadar monoton ve bunaltıcı olabilirdi.Yıl içinde ''şu sınav geçsin de...'' deyip yaza sıkıştırdığım neredeyse hiçbir şeyi yapamadım.Aman diyorum yine de,sürekli bir şeylerle uğraşmak zorunda değilim bazen aptal aptal yatağımdan çıkmadan günleri öldürmek de iyidir.Hatta şu sıralar sadece bunu yapıyorum.

Üniversite sınavının sonuçları açıklandı.Geçen seneye göre hesapladığımdan maalesef 2-3k düşük olmakla birlikte 18k'ya girdim.(TM Bölümünde) Mutlu muyum? Aşırı değil, Üzüldüm mü? Hayır.Annem ilk aradığında elim ayağıma dolaşmıştı.Adrenalini seven biri olarak hayatıma biraz heyecan girmesi bile mutlu edici gelmişti,mazoşizm resmen bu;her neyse...Sonucu görünce duraksadım.Tekrar tekrar okudum şimdi 180k falan çıkmasın diye.Sonra annemi tekrar arayıp söyledim.O benden heyecanlıydı,hayal kırıklığına uğramamdan korkmuş :')

Tercihlerimi de yaptım.Sadece hukuk fakültesi yazdım.Üniversiteleri sıralamak istemiyorum ama İzmir yoğunlukta yazdığımı söyleyebilirim.Hiçbir zaman İst. ve Ankara hedefim olmadığı için herhangi bir pişmanlık da yaşayacağımı düşünmüyorum.O iki şehir bana oldukça kaotik geliyor.Sürekli bir işleyiş,ses,insan kalabalıklığı...Üniversite kalitesi tabi ki şu an her şeyden önemli ama ben gideceğim şehirde bir yaşam kurmak istiyorum.Benim içinse en doğru yer her zaman İzmirdi,umarım olur.Lütfen dua edin,güzel enerjilerinizi bu işin olması için yollayın...bir şeyler yapın!

Bundan birkaç sene önce eminim blogda bir yazıda Üni. için ne kadar heyecanlı olduğumdan vs. bahsediyorumdur.İş ciddiye bindikçe çok da heyecanlı olmadığımı fark ettim.Sanki bir şekilde hayatımın işleyişine müdahale edemiyorum çünkü.Hayır,kadercilik olarak algılamayın.Sadece detaycıyım ve benim takılıp heyecan yaptığım detayların realitede yeri olmuyor.Sonra hayal kırıklığı denen illet şeyi yaşıyorum.Öyleyse daha ''olgun'' bir tavırla işleri oluruna bıraktım.Her tercihimden emin olup her şehirde bir yaşam kurabilir miyim ona baktım.Tabii bazı endişelerim var.Her yeni başlayacak insan gibi neler olacağını bilmemenin verdiği şöyle olur mu böyle olur mu endişesini taşıyorum.Uykusuz kaldığımı bile söyleyebilirim.Yazın uyku planları yaparken sabaha doğru falan uyuyorum.Bir oraya dön bir buraya,can sıkıntısı,gereksiz düşünceler,buna eklenen gecenin gereksiz sessizliği...

Birkaç işe yarar şey yapmışım bak,aklıma geldi.

Daktiloyu tamir ettirdikten sonra bir şiir yazabildim.Aşırı çiğ,tumblr'da paylaşmış olmam lazım;onun uzun hali.Fazla melankolik ve şairane olmaya zorlanmış gibi.Yine de daktiloyla yazmayı deneyimlemiş oldum.Zor iş,beklediğimden çok ter döktüm buna rağmen keyifliydi.Sanki gerçekten somut şekilde bir yazı yazmışım havasına girdim.Gözlerimde bir acemi mutluluk...

Virginia'nın Dalgalar kitabını da bitirdim.Utanarak söyleyeyim ki bu kitabı 1 yıl,evet bir yılda bitirdim.Sınav yılı başlamadan çeyreğini falan okumuştum koca yıl bitti bu yaz da geri kalanını okudum.Virginia'nın bilinçakışına alışık olmasam baştan başlardım ama şaşırtıcı bir şekilde olaydan kopmadan devam ettim.Güzeldi,klasik Virginia tadı.Eski dostların buluşması,farklı hayatlar,oradan oraya zıplayan betimleler...Yalnız hala bana göre en keyiflisi ''Deniz Feneri''.

Geçen gece de yine bir Eric R. filmi olan ''Le Rayon Vert''i izledim.Buram buram güneş kremi kokan,yaz sofralarında edilen uzun sohbetlerin olduğu tatlı bir filmdi.Baş karakterdeki kadının yaz tatili ve aşkı arayışını konu alıyordu.Adı da Jules Verne'nin ''Yeşil Işın'' kitabından.Onun ne olduğunu izlediğinizde öğrenmenize bırakıyorum,olayın esas kısmı o çünkü.Daha önce Eric R. izlediyseniz akar gider bu film;ilk kez bu yönetmeni izleyecekseniz de monotonluğa,bolca diyaloğa ve Fransızcaya hazır olun derim.

Onun dışında Netflixte Drag Race izleyip,çerezlik filmler bakınıyorum.Bir yerden sonra izlenecek film/dizi kalmadı hissine kapıldım.Bilinmedik ama kaliteli önerileri olan varsa alırım seve seve.

Yazının sonunu nasıl getireceğimi bilemedim.''Dalgalar''da altını çizdiğim bazı satırları paylaşayım:

''Bazen kendimi tanıyamıyorum,ya da beni ben yapan tohumları nasıl ölçeceğimi ve adlandıracağımı ve sayabileceğimi bilemiyorum.''

***

''Seninle birlikteyken en yetenekli insanlardan biri olduğumu sanmaya başlıyorum.Gençliğin neşesi doluyor içime,gücü doluyor,beni bekleyen şeyleri sezmeye başlıyorum.''

***

''Göğsünü fırtınalara açabilecek olan ben,sellerde boğulmaya neşeyle katlanacak olan ben,buraya mıhlandım;her şeye açığım.''

***

''Ruhumun hızı bedenime fazla geliyor.''

***

''Üstüme atlayan duygu şokundan korkuyorum,çünkü ben onunla baş edemem sizin yaptığınız gibi...''

***

''Günün koşuşturmasının ve bütün acılarının,dinlenmelerinin,beklemelerinin ve kuşkularının ardından yanına oturacağım birini istiyorum.''



çav.



14 Temmuz 2019 Pazar

İç Dökme,Yazı Yazmak ve Birtakım Şeyler 🌻


Sonbahar havasında bir yaz gününde kendimi yazmaya zorluyorum.Yazmak istiyorum,bir şey beni sürekli her şeyden elimi ayağımı çekmeye itse de buna karşı koymak istiyorum.

Son yazıyı bir hışımla yazıp çok geçmeden sildim.Çok negatiftim.Endişeler tavan yapmıştı,saçma bir korku yaşıyordum.Rutine girmek beni bu hale getiriyor.Her gün aynı şeyleri yaptığım bir haftanın yanında kafamda kocaman bir soruca işaretiyle yaşıyordum.Gerçi o soru işareti hala duruyor,üniversite sınavının sonuçları.Her an peşimde gezen bir kaygı,durduk yere insanı bir noktaya bakmaya kitliyor;düşünüyorum öylece.

On gün İzmir'de bir hafta sonra da Melikelerin yazlığında üç gün geçirdikten sonra eve döndüm.İzmir her zamanki İzmirdi benim için;canlı,huzurlu ve eğlenceli.Kuzenimle özlem gidermiş olduk,abimle buluştum...her şey kıvamındaydı.Yazlıkta da çok eğlendim.Üç kişilik çekirdek aile grubumuz olarak daha önce hiç birlikte bir yerde kalmamıştık dahası birlikte tatil de yapmamıştık,tahmin ettiğimden de güzeldi.Bunu sadece bir başlangıç saydık,devamı gelecek :)

Hava değişimiyle kafamdaki kara bulutlar biraz dağıldı.Şu an daha pozitif daha doğrusu ''düz'' bir bakış açısıyla sildiğim yazıdaki konulara değinmek istiyorum.

Yazma işi.Bu aralar canımı sıkıyor.Kitap dahi okuyamaz oldum.Hem bir şeyleri bekleme isteğinin hem de sadece dinlenmek istememin etkisi var ama şöyle de bir gerçek var ki yazmak antrenman isteyen bir iş aslında.Yazdıkça bir şeyler yerine oturuyor.Ben ise bilmem kaç tane hikaye başlangıcı yapıp bıraktım yıllardır,ya da başladığım senaryonun yarısını silip öylece koyverdim.Bir şeye muhteşem başladığımı hissedip her defasında ortalara doğru tökezliyorum.Oysa başlamak en zoru derler.Benim için devam ettirmek.İvmesi düşük bir motivasyonum var,rutin şeyler yaptıkça daha da düşebiliyor ya da kafamda bir soru işaretiyle dolaşırken.

Belki daha fazla araştırma yapmalıyım.Mesela senaryo konusuna aşırı hazırlıklı başlamamıştım.Bu yüzden yazdığım şeylerde de hep bir esinlenme varmış gibi oluyor.Fakat ben sadece kendi yazdığımı canlandırmak istiyorum.Demek ki biraz daha pişmek lazım,ama öylece durarak değil denemeye devam ederek.Huh,demesi kendime bile kolay;hadi yap da görelim diyorum.

Daktiloda sorun vardı.Şevvalle buluştuğumuzda aldıkları yere yaptırdık.Sorun varken olan yazma isteğim bum söndü.Olmayan şeyleri isteme gibi bir takıntım mı var? Onca şey olmamasına rağmen mi cidden? Yok ama bu sefer sanırım içsel bir yorgunluk.Çünkü birçok noktada daha da olgun biri olduğumu hissediyorum.Rahat alanımda mızmızlanıp duran biri olmak yerine at gözlüklerimi bir yere koyup özeleştirimi daha sağlıklı bir şekilde yapabiliyorum mesela.Sonuç mu? Bir değişim yok,hiçbir şeyde.Her eylemin bir sonucu olur gibi bir yasa yok muydu evrende? Demek ki yetersiz bir kuvvet uyguluyorum ya da istediklerimin zamanı gelmemiş.Birçok konuda pes etme noktasında çarpıp çarpıp yukarı çıkarken oraya yapışıp kalmaktan korkuyorum.Ah yine sınavın sonucuna döneceğim ama o birçok şeyi belirleyecek işte.En çok da motivasyon işini.Motivasyonumu başarıdan alan biriyim.Başarısızlık beni yeterince hırslandıramıyor zaten senemi verdiğim bir sınavda hırslandırsa neye yarar,zamanımın boşa gitmesi fikri...hayır lütfen.

Her türlü senaryoya hazır olmak için özel üniversiteleri de araştırmaya başladım.Çok sıkıcı bir iş.Hepsi birbirine benziyor,sürekli mutlu reklamlar,dershane gibi binalar falan...birkaç tanesini beğendim gerçi duruma göre cepte kalsın.

Üniversite muhabbeti çok boğdu artık değil mi? Yıl oldu resmen aynı sorunlar.Bakın bu da bir rutin *öğk*

Spora başladım,güzel bir haber.İki hafta oldu.Diyet yapalı da aynı şekilde.Diyet için ekstra bir programım yok,abur cubur hiç yemiyorum ve ekmeği kepekliye çevirdim.Kendi kafama göre ilerlesem de daha iyi hissettirdi ve işe yaradı da.Bir nokta dört kilo kadar verdim.Gerçi yazlıktayken baya bir bozdum...hatta bugün de...her neyse sporla tamamlıyorum ya,pazartesiden devam.Klasik diyet motivasyonu,her defasında işe yarar.

Spor salonuna gitmek özgüven konusunda da yardımcı oluyor.Aynalara küs biri olmasam da kendimi pek beğendiğimi söyleyemem.Spordayken mecbur her an aynanın karşısındasınız.Sürekli kendinizi inceleme fırsatı buluyorsunuz.Bedeninizde hoşunuza gitmeyen şeyleri de beğendiklerinizi de daha net görüyorsunuz.Ayrıca vücut farkındalığı gibi bir şey kazanıyorsunuz.Spora gidip vücut yapan insanların neden özgüvenli olduklarını daha iyi anladım,dışardan ''kendini göstermeye çalışıyor'' denilen şey aslında tamamiyle kendini sevmekle alaklı.Hem biri kendini göstermek de isteyebilir,eskiden bunu keko bulsam da artık normal geliyor.Birinin kendini sevmesi kimseyi rahatsız etmemeli.Spor salonu aynasından kimse benim gibi bir paragraf çıkarmamıştır :')

İçimi dökmek iyi hissettirdi.

Bu defa arayı fazla açmayacağım.Yazmak bazen benim için berbere gitmek gibi oluyor.Gitmeden önce bir üşenme evresi sonra ''oh be dünya varmış'' aynen böyle.

çav.

🌿🌿🌿


🌿🌿🌿



18 Haziran 2019 Salı

Uzun Zaman Sonra // Üniversite Sınavı,Hisler ve Planlar ☕


Aylar sonra yazı yazmaya başlayacaktım ki kahvem döküldü,her şeye rağmen modumu bozmayıp bloğun başına geçtim.Bu yazı yazılacak!

Üniversite sınavı bitti.Merak edenleriniz olduğunu da biliyorum.Şöyle söyleyeyim kontrol ettiğim kadarıyla istediğim ya da istediğimden bir tık kötü sıralamalarda olabilirim.Birinci basamaktaki matematik sorularını çok kısıtlı hatırladığımdan hiçbir şeyden emin olamıyorum.Net sayılarımı başlarda söylesem de artık söylemek de istemiyorum.Aklımda sürekli ''Ya daha kötüyse'' sorusu dolanıp duruyor.En iyisi susup sonuçların açıklanmasını beklemek.

Sınavı değerlendirmem gerekirse geçen seneye göre kesinlikle ama kesinlikle daha zordu.İnanır mısınız birinci basamakta özellikle yıl içinde öğrendiğim hiçbir bilgiyi kullanmadım.Sosyal ve Türkçede hali hazırda olan genel kültürümden,okuma becerimden yararlandım.Matematikde ise yıl içinde fazla sınav olmanın avantajından.Onun dışında ''aa şunu şurda öğretmişlerdi'' asla olmadım.Sınav sistemini elli kere değiştirirken müfredatlara ve işlenişlere de el atsalardı keşke.İkinci basamağım kendi alanım olduğundan çok daha iyiydi.Beklediğim gibi de geldiğini söyleyebilirim.Sürekli söylediğim gibi şu an için Allah utandırmasın.Umarım her şey beklediğim gibi olur.

Sınav süreci hakkında içimde olan bir sürü şey var.Bekledikçe unutacağımdan hemen dökülmek istiyorum.Her şeyden önce evet anlatıldığı kadar zor.Zamanınız okulda,dershanede geçiyor.Eve geliyorsunuz hala ders çalışmak zorundasınız,kendinize ayırdığınız zaman o kadar kısıtlı ki son zamanlarda o kadar çirkin ve bakımsız hissediyordum ki aynaya bakmaya çekiniyordum.İlk bunları dinlediğimde abartıyolar gibi gelse de cidden yaşanıyormuş.

Yıl içinde sadece ders çalışmak değil diğer kalan hayat telaşı da ekstra bir yoruyor.Her şey gözünüze batıyor.Küçük laflar canınızı daha çok acıtabiliyor,daha kırılgan ya da asabi olabiliyorsunuz.Ben her zaman biraz sinirli ve çabuk üzülen biri olduğumdan pek bir şey değişmedi.Ama bu yıl kendi içimde uğraştığım şeyler olduğundan çevreme eskisine göre daha az odaklandım.''İçi ölü'' derler ya biraz öyleydim.Hala öyleyim.Kahve mi döküldü hmm,telaş yok,şaşırmadım,robot gibi kalk temizle;bilerek dökmüşçesine...basit bir örnek.

Yıl boyu hissettiğim iğrenç duygulara,okulda-dershanede harcadığım sıkıcı saatlere değecek bir sonuç gelsin istiyorum.Bunu hak ettiğimi biliyorum bu yüzden kalpten bir şekilde diliyorum,istiyorum.

İstemekten bahsedince aklıma ''istek yasası'' olayı geldi.Mayısın sonuna doğru öğrendim sanırım.Çoğu kişi gibi ''The Secret'' belgeseli sayesinde.İşin özü biraz daha çetrefilli olsa da kısaca evrenden neyi isterseniz olduğuna dair bir inanış gibi bir şey.Biz istemediğimiz şeyleri hep düşündüğümüz için yaşıyormuşuz aslında.Benim gibi en ufak aksilikte karalar bağlayabilecek biri için inanılması güçtü ama denemek istedim.Kalbimden sürekli bir şeyler geçirdim,dillendirdim ve daha fazla dua etmeye başladım.O dönemlerde yeni öğrenmenin etkisiyle işler gerçekten güzel olmaya başladı.Sınavlardan önce özellikle uyguluyordum ve netlerim yükseldi,sınavlarda daha sakin oldum.Aslında ortada bir büyü falan yok,şaşılacak bir şey de.Sınava girerken ''olmayacak mı'' yerine ''olacak'' deyince beyin oldurmaya odaklanır haliyle.Tabii buna kalp gerçekten inanır ve isterse.

Şu an uyguluyor muyum diye bir sorun? Pek değil.Çünkü henüz ne istediğimi bile bilmiyorum.Sanırım huzurlu bir şekilde mutlu olmak ve birkaç sıkıcı insan hedefi dışında istediğim bir şey yok.Önceleri hayal kurmaktan gece uyuyamayan biri için sert bir dönüş gibi gözüküyor.Büyümektir belki adı belki de hayallerin kırılmışlığı.İki türlü de biraz dramatik geliyor kulağa.

Eski Anıl ne yapardı buna alışmaya çalışıyorum şimdilerde.Kitap okumaya hala mesafeliyim,özledim hem de deli gibi ama okurken paragraf okuyormuşum gibi geliyor odaklanamıyorum.Filmlere de odaklanamıyorum.Yeni film seçemiyorum.Sanırım birkaç hafta gerçekten hiçbir şey yapmamaya ihtiyacım var.Eat Pray Love'da ne diyordu İtalyan adam ''dolce far fiente'' (hiçbir şey yapmamamın mutluluğu) tam olarak biraz bu Akdeniz modundayım.Güneş kremi kokup,şort-terlik dolaşmak istiyorum.

Cuma okulun balosu var.Heyecanlıyım,yıl boyu bir tek balo için heyecanlandım zaten.Mezuniyet de kısa öz ve güzeldi.Şaka maka mezun oldum liseden.Hazırlıkla birlikte tam 5 yıl okudum.Vay be.Çekilir çile değildi,özellikle son iki yıl.Ama öldürmeyen şey güçlendirirmiş ya o hesap.Güçlendim mi? Tartışılır.Sabretmeyi öğrendim sanırım.Evet ben,ilk kez bu cümleyi kurdum.Tekrar söyleyeyim bakayım: Sabretmeyi öğrendim.Erken mi konuştum dersiniz?

Cumartesi de İzmire gitmeyi planlıyorum.Sonunda.Yıl boyu İzmir İzmir deyip durdum.Gerçekten özlediğim bir şehir.Her şeyiyle beni oraya ait hissettiriyor.Sırada üniversite okumak olsun,tam olsun.

Günler şimdilik bomboş.Miss gibi boş.Kardeşime İngilizce öğretmeye başladım.Geç kalkıp keyfime göre yemek yiyorum.Basit insani zevkler uzak kalınca nimet oluyor.İzmir dönüşü spora gitmek şart.Basit bir yürüyüşten sonra bile popom ağrıyor hamlamaktan.Fitness yapmak istiyorum.Yüzmeye gitmeyi de sevsem de hayatımda farklı bir pencereye ihtiyacım var.Standartlarımı ve normal akışımı değiştirmek istiyorum.Değişim istiyorum.Ben olarak kalabildiğim ve beni iyileştirebilecek bir değişim.Bakın ''istiyorum''.
Kısa bir süre sonra görüşmek üzere o zaman :) 

Çav. 

(Bunu demeyi bile özlemişim)

(yıkılmadım ayaktayım dırırımmm)







22 Mart 2019 Cuma

Günler Sonra ☕


Yazmaya bu kadar ara verdiğim hiç olmamıştı.Tam tamına 40 gün :_ Blog yazmamanın dışında günlük bile karalamadım.Düzinelerce satır yazmak,senaryolar oluşturmak istiyorum.

Sınava 84 gün kaldı.Günlerim dershane-okul arasında ders çalışmak dışında bir şey yapmadan geçiyor.Nasıl bunaldığımı tarif edemem.Monotonluk kadar beni boğan bir şey yok.Her şey tek düze,ritmik ve tahmin edilebilir.Gram zevkli değil.Yine de amacıma odaklanmaya çalışıyorum.Ders çalışmak kışın olduğu gibi zorlamıyor.Çünkü zaman daraldı,''istemiyorum'' gibi bir şeyi kendime kabul ettiremiyorum.Her şey aşırı sıkıcı ve zorlayıcı olmaya devam etse de sürekli bu yazı hayal ediyorum.Sınavı kazanmışım,istediğim üniversite ve bölüm garanti gelecek ve kitapları paketleyip geri dönüşüme gönderiyorum...oh miss,tam olarak bunu istiyorum.Rahat ve eğlenceli bir yaz tatiline odaklanıyorum!

İzlediğim filmlerin hayatıma olan etkisini en zor dönemlerimde anlıyorum.Mesela şu sıralar aklımda sürekli Eat,Pray,Love dolaşıyor.Elizabeth'in harabedeki yaptığı konuşma...''Yıkım değişim için bir hediyedir.'' Yeterince yıkılmış hissederken bu değişimin geleceğine de inanıyorum.İnsan kendi karakterini kolay kolay değiştiremez belki ama ''-mış gibi'' yaparak bazı özelliklerinden sıyrılabilir.Sıyrılmak istediğim özelliklerimden,düşüncelerimden ve kırgınlıklarımdan arınmak istiyorum.Herkes ve her şey olağan halinde hiçbir şey olmuyormuşçasına devam ederken sürekli birilerine,bir şeylere takılı kalmak hayatımın her noktasını olumsuz etkiliyor.Halbuki onları elde ettikten sonra bir anda gözümden de düşebilir.İnsansal bir tatminsizlik mi yoksa gerçek bir istek mi ya da bu kararsızlığı yaşamak sadece ruhsal bir derinlik mi? Sorguladığım çok fazla şey varken kabul etmem gereken şeyler daha katlanılmaz oluyor.

Güzel bir haber vereyim! Büyük bir hayalim gerçekleşti! Hayko Cepkin konserine gittim,şu anda dinliyordum;aklıma geldi :') 22.45'te olan konser için dört saatten fazla bekledik.O kadar değdi ki anlatamam.Mekanın tam ortasında ve önlerden dans ede ede,kafa sallaya sallaya dinledim.Gerçekten sevdiğiniz bir sanatçının konserine gitmek muazzam bir hismiş.Bir kere daha gitmek için can atıyorum.Hayko Cepkin her şeyiyle gerçek bir sanatçı ve ikon kesinlikle xo

On sekiz yaşımı bitirmeden bir hayalimi gerçekleştirmek iyi hissettirdi.

Mezun olma işi yorucuymuş.Stüdyo çekiminden sonra okulda da çekim yapıldı.Bir de dış çekim için bir yere gideceğiz,tüm gün.Çok yorucu cidden.Bu temponun içinde pek keyif alamıyorum.Yine de beş yıla değsin de istiyorum.Liseli olmaktan yıldım.Özellikle de hiyerarşik okul yapısında bulunmaktan.Tamam,hiyerarşi hayatın her noktasında var fakat bu hiyerarşi sizi bireyden çok ''çocuk'' gören bir hiyerarşi.İlkokuldan beri katlanılmaz buluyordum büyüdükçe gözüme batmaya başladı.Az kaldı diyorum,birçok şeyi hatırlamayacaksın bile;ommm.

Bahsettiğim serideki ''Sonbaharın Hikayesi''ni de izledim.Çok hoştu.Fransanın Akdeniz havasına bayılıyorum.Film bir kadının iki erkek arasında birkaç yanlış anlaşılma sonucu kalışını,sorgulamalarını vs. ele alıyor.Oldukça sakin ve izlenilesiydi.Seri hakkında ne zaman yazarım bilmiyorum ama artık yazmaya hazırım.

Bir de daha vurucu bir film önereyim ''Kefernahum'' Caramel'in yönetmeni Nadin Labaki'nin filmi.Caramel hala favorim filmi ama bu film hepsinden çarpıcıydı.Zor şartlar altında yaşayan bir çocuğun hapishaneye düştükten sonra ailesine onu doğurdukları için açtığı davayı,göçmenliği ve orta doğunun yoksulluğunu konu alıyor.Bazı sahnelerde yutkunamadım bile.Çocuklar bunları yaşamayı hak etmiyor.Hiçbir çocuk,hiçbir ırk ve canlı hak etmiyor işte.Son sahnesi filmin en güzel yeriydi.Öyle bakakalıyorsunuz ekrana,adaletsiz düzene haykırmak istiyorsunuz...Gülümsüyorsunuz ama böyle buruk buruk.Filmde sevmediğim tek nokta bir yerden sonra sahne oluşturma çabasıyla uzatılmış olması.Halbuki böyle ağır bir konu daha özlü de işlenebilirdi.

İki ara bir dere de film önerisi yaptığıma göre gidebilirim :)

Kendinize iyi davranın!


çav.

12 Şubat 2019 Salı

Sınav,Kaygılar ve Dilekler

 
Neredeyse bir ay olacak,hiçbir şey yazamadım buraya.İsteğim varken enerjim,enerjim varken de isteğim yoktu.Daha çok birincisi.

Yarıyıl tatili beklediğimden daha hızlı geçti.Kuzenim geldi,Gökçe;İzmir'den tanıyorsunuz.Onunla ders çalışmaya çalışıp her gece bir film izledik.Keyifliydi.Sohbet ettik,dertleştik,gülüştük...Sınava aynı yıl girecek olmamız birbirimize bir nebze motivasyon oldu.Yaz için planlar yapmaya başladık bile :')

Başarısızlığın en küçüğüne bile katlanamıyorum.Verdiğim emek,hissettiğim ve istediklerimle gerçekler uyuşmayınca ,hele ki küçük noktalar yüzünden, gerçekten kahroluyorum.Geçen haftalarda uzun zaman sonra sadece başarısızlık duygusu için büyük bir mutsuzluk yaşadım.Aklımın her zaman bir köşesinde bu duygu zaten geziniyordu ama ilk kez sanki beni bu kadar yakalamış hissettim.O üzüntüden sonra bugünkü sonuç o kadar da kahretmedi mesela,daha mantıksal bakabildim hatta şu an yanlışlarımı kontrol ederken yazmaya başlayıverdim.Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama her sınavdan sonra matematikten mutlaka en az 3 soru daha çözebiliyorum hem de on dakikayı geçmeden.Nasıl tat kaçırıcı bir durum olduğunu anlamışsınızdır.

Sınav için başvurular da bugün başladı.Panik ya da heyecanlı değilim.Sadece başarısızlık kaygım var.Bunu eser miktarda tutmaya çalışıyorum.Fakat ruh halim gibi sınavlarım da dengesiz olunca kaygıyı kontrol etmek de zor oluyor.Her şeye rağmen çalışmaya devam ediyorum.Bazen çok zorluyor,içimden gerçekten zerre gelmiyor.Bir şeyi istemeden yapabilen biri asla değilim.İstediğim şeyleri de gerçekten yaparım.Kendimi zorlamak da stresi katlıyor.Hep şu sözler aklımda geziniyor: ''Çalışman lazım/Eksiksin/Erteliyosun olmayacak/Ya başaramazsan?/Herkes nasıl da çalışıyor bir de kendine bak...'' Bunlar kafada dönerken üstüne bazen malum insani dertler ve düşünceler de eklenince yaşam pek çekilir olmuyor.Bir yılın stresi için ilerideki mutluluk diyorlar ama bunun hiçbir garantisi yok ki.Beni salt mutlu edecek şey emeğimin karşılığını alabilmek ve hedeflerimi gerçekleştirmek olacak.Tabii bir de mutlu bir üniversite hayatı.Mutlu bir hayat herkesin dileği ama öncelikle istiyorum ki üniversite beklediğimden çok daha keyifli olsun.Farklılıklar,yeni şeyler ve mekanlar görmek istiyorum.Enerjimi törpüleyen bu seneden sonra her şey bambaşka güzel olacak,biliyorum.Öte yandan da sanki bütün çakralarım donmuş açılmak için bu sınavı bekliyor.Hayat slow motion,her şey sırtıma çivilenmiş asla çıkmayacak...

Tüm bu yoğunluğun içinde hislerime dair bazı şeylerin üstesinden geldim.Hani bazen kendi kendinize yolunuza taş koyarsınız ya,o taş yüzünden yaşadığınızı hissedemezsiniz.Öyle bir taşı kaldırmak için var gücümle kendime odaklandım,tam olarak kalksın istemiyorum;sadece tat alarak yaşamama izin versin istiyorum.Ha gayret bana.

İsteklerimden bahsedip içinde olduğum durumdan daha fazla soğumayacağım...Uyku,kitap,daha fazla film mesela....


Conte de printemps

(Dört mevsim serisinin İlkbahar bölümünü izledim haftalar önce.En sevdiğim bölüm oldu,Sonbaharı da izleyince bütün seri için bir yazı yazacağım yani umarımmm)

Sevgilerimle,


çav.




14 Ocak 2019 Pazartesi

Hislerden Dökülenler ☕

***
Hayatın istediğim gibi gitmemesine neden bu derece bozulup küsüyorum? Öylece oturduğum yerden değişimi beklerken nasıl kendimden medet umabiliyorum ki? Bu depresif ruh sana yardım etmeyecek,o işler öyle yürümüyor; hayat ağlayana acımıyor,susmasını ya da yorulmasını bekliyor sadece.İnsan da sanıyor ki çok üzüldüm bana acıdı,hayır sadece ağlamayı bıraktın.

Programımdaki her bir kutucuğu işaretlememek vicdan azabı gibi geliyor.Sınavlarda başarılı olsam bile kendimi yeren iç sesim beni öyle incitiyor ki bir başkasına böyle hissetirsem bana hayatı boyu kin tutar.İnsanın en büyük sorunu kendiyle bitmek bilmeyen cebelleşmesidir? Ya da sadece bazılarının bu cebelleşmeyi fark etmesi? Kendini kaptırması...

Hem birçok şey istiyorum hem de ciddi anlamda hiçbir şey.Hem her şeyi bir anda bırakmak günlerce odamdan çıkmamak istiyorum hem de dışardan eve girmemek.Hem hayallerim için şuanki halimi daha çok zorlamak istiyorum hem de anlık mutlulukların tadına varabilmek.

Hayatın kaotik yapısı ikilemleri kabul etmiyor.Ya da insan bir şeyi seçme durumundan korkuyor.Çünkü biliyor ki diğer bir seçeneği kaybedecek ve yeni bir kader çizgisi oluşturacak.O yolu çizebilenlere ''cesaretli'' diyor.Cesaretli olanlar bile bunu kendinde değil bir başkasında tanımlıyor,ne garip bir döngü.

Sabah heyecan verecek,mutlu edecek bir şey yoksa uyumak da uyanmak da anlamsız.Monoton yaşamın pişmemiş sebze gibi tadı var.Aksiyona girip bir şeylerle karışınca yemek olabiliyor.Çiğ sebze kemirdiğim bir hayat değil,lezzetli yemekler yiyebildiğim bir yaşam istiyorum.Fakat bir süre daha çiğ sebze kemirmeye devam edeceğim,en azından bir 5-6 ay boyunca.

Geçmişte yaşayıp geleceği düşlerken şu ana ayak uydurmak zor geliyor ruhuma.Her şu anım geçmiş olurken,bir sonraki dakika geleceğe dönüşürken hangi zaman diliminde neyi isteyip neyi gerçekten bekliyor olabilirim ki? Zaman da birçok şey gibi anlamsız,biz ona anlam yüklemedikçe.

Nirgün Marmara'nın bir sözüne denk geldim,size sayfalarca yazsam hislerimi bu kadar doğru ve güzel anlatamazdım.


Umut Duraklarının ön sözü bu olabilir,hatta bundan sonra olsun.

***
Gece telefona bunları karalamışım.Hafta tatsız başladı ama şu an daha iyi hissediyorum.İki tane deneme oldum aynı gün içinde,yordu gerçekten.İkisinin de neti aynı,şaşırdım.Son zamanlarda yaptığımın en düşüğüydü.Gerçi bir haftadır doğru düzgün TYT çalışmadığımı ve dikkat dağınıklığını hesaba katarsak kendime hak verebiliyorum.İç çatışmamı çoktan yaptım,sizin önünüzde fazla yüklenmeyeceğim.

Bu hafta ders anlamında önemli.Eksik konularımı tamamlayıp,günlük soru sayısını aksatmamaya çalışacağım.Haftalık programı bu yazıdan sonra halledeceğim.Konu eksiğim aşırı yok,sadece soru tipleri ve ayrıntılarda zorlanıyor bir de her daim düşmanım sınav anındaki dikkatsizliği aşmaya çabalıyorum.Zaman daralıyor.İçten içe hiç umursamayan insanı bile geriyor bu durum.Abim Cuma geliyor,telefonda konuştuk.Düştüğüm zamanlarda beni motive ediyor sağ olsun.Tatmin olmayan kişiliğimi pozitife çevirmem gerektiğini söyledi.Bunun için daha cesur ve cüretkar olmalıyım.Bu fikir güzel geldi,bir nebze su serpti.O gelince söylediği şeylere uyup kendimi olabildiğine zorlayacağım.Rahat bozulmadan bir şeyler kazanılmıyor,en azından bu sistem öyle işliyor.Halbuki hiç insani değil,felsefe yapıp yormayacağım kendimi daha fazla,huh.

Yine bir Fransız Indie grup keşfettim.Bu gerçek bir keşif olabilir,etkileşimi düşük ama şarkılar tam benlik.Birkaç gündür başka bir şey dinlemiyorum.


Requin Chagrin



Bolca Sevgi.

Çav.



31 Aralık 2018 Pazartesi

Kendime Notlar ve Yılın En'leri ☕


Üzerimden deyim yerindeyse tır gibi geçen bir haftadan sonra yılın son gününden,gecesinden yazıyorum.

🍀🍀🍀


🍀🍀🍀

Bu hafta ne ders ne ruhsal açıdan iyiydi.Her şey ters,mutsuz edici ve yorucuydu.Ders anlamında verimsiz geçmesi hiç hoş olmadı.Canım öyle bir istemedi ki anlatamam.O masaya oturmak istemedim,sabah olsun istemedim,okulla ilgili herhangi bir şey istemedim...istemedim de istemedim.Elimden geleni yapmaya çalışıp kendimi sırtladım,bu leş haftayı da atlatmış oldum.

Her yeni yıl içimi bir heyecan sararken bu yıl çok fazla heyecanlı hissedemedim.Halbuki uzun zamandır istediğim şeyi gerçekleştirip salona bir yılbaşı ağacı aldım,Mariah Carey eşliğinde kardeşimle süsledim.Efsane keyifliydi.Gördükçe içim açılıyor.Her defasında yazıyorum ama doğru,küçük şeyler bizi hayata bağlayan asıl noktalar.

2018 Benim açımdan kabus gibiydi.Sıfır abartıyla söylüyorum.Yoruldum,bir hayli kırıldım,ruhsal açıdan çok ağır çöküntüler yaşadım.Büyümek ve olgunlaşmak bu yollardan geçmekse daha nasıl kötü hissedebilirim bilmiyorum.Güzel şeyler çok sınırlı.Birkaç başarı.Günlük eğlenceler...Kötü şeyleri daha çabuk hatırlıyoruz ne yazık ki.Tüm yılın geneli böyle olunca unutmak da kolay olmuyor.

Hayat devam ediyor değil mi? Her şeye rağmen etmeli.İçimizden durdurmak ve biraz ara vermek gelse de o bizden bağımsız bir şekilde var.O kadar önemli değiliz,zaman bize göre işlemiyor.

Çok klasik bir şekilde ilerleyerek kendime yeni yıl için öğütler vereceğim.İbretlik olabilir bunlar,okumaya devam edin bence :')

Geçmişi şu anın yapma.Kalp kırıklıkları yaşadın,biliyorum.Hak etmediğin şeylere maruz kaldın,biliyorum.Fakat bunlar kaotik dünyada muhtemelen karşılacağın şeylerdi.Seninle beraber gelmesinler bu yıl.Geçmiş yılda kalan kötü anılardan ibaret olsunlar.Bırak onları,bırak lütfen.

Kimseye veya hiçbir şeye bağlanma.Bugüne kadar tek başına atlattığın onca şeyi düşün.Bunları sessizce halledecek kadar güçlüydün.Okyanusta yüzüp derede boğulma.Değer verdiğinde alamadığın zaman çekil oradan,hak ettiğini yaşamak istiyorsan yap bunu.Kurban değilsin,bu hayat senin;ne hissettiğini en iyi kendin biliyorsun,bildiğinden şaş ama hissettiğinden şaşma.

Elinden geleni yap.Bunu yapman oldukça kolay.Her zaman yaptığın bir şey bu.Çabalamak.Bu senin her saniye yaptığın bir şey.Kendinle,dünyayla ve onun getirdikleriyle bitmek bilmeyen mücadelen...Yine de yüklenme kendine.Bazen bırak biraz dinlensin,o ne zaman dinlenmesi gerektiğini bilecek kadar olgun.

Kararlı biri ol.Artık buna ihtiyacın var.Ne demiştim? Hislerin.Onları takip et.Hislerinin gücünü kullan.En zor zamanlarında kendini nasıl iyi hissettirmeye çalıştığını hatırla.Hislerinin sana fısıldadığını,seni nasıl umutlandırdığını.Bu yıl hislerinle karar ver,kararlarını mantığınla tart.İkileme düşme.En kötü karar diye bir şey olamaz,diğer seçeneği hiçbir zaman bilemezsin.

Mutlu olmaktan korkma.Çok gülen çok ağlayabilir ama mutluluk bunun dışında bir kavram.Mutluluk demek hayattan alınan memnuniyettir.Memnuniyetsiz tavırlarını yok et.Gelen seçenekleri kendi hayatına göre uydur ve mutlu olman için kendine şans ver.Buna zamanla zamanla alışacaksın.

Tekrar bir hatırlatma: korkma.Ruhunun derinindeki her türlü korku seni sen yapan şey değil.Seni sen yapan şey onlarla mücadele etme şeklin.En büyük cesaretin de bu mücadelen işte,elden bırakma.

Kendini sev.Olduğun halinle güzelsin.Olmadığın biri gibi davranmadın hiçbir zaman zaten.Bu bile kendini sevmen için bir sebep.Yapmacık bir insan olup olmadığın bir kimliğe bürünmedin.Günümüz dünyasında kişisel bir devrim bu.Kutla kendini.

Fiziksel özelliklerini kabul et.Onları sevmek zorunda değilsin tabi yok saymak zorunda da.Beğenmediğin bir noktanı kabul et fakat beğendiğin noktalarından daha çok bahset kendine.Saçının çirkin gözükmesi gözünün rengini çirkin yapamaz sonuçta.Her bedenin kendi içinde bir kişiliği yok mu? Dünyadan istediğin özgünlük bu değil mi? En büyük özgünlük tam olarak varoluşun o halde.Onu anlamsız sözlerinle incitme.

Hayatın savurduğu bir yaprak değilsin.Hissettiğin şeyler için kendini suçlama,sana bunları hissettirenler kendini zerre suçlu hissetmezken kendine pay çıkarma.Herkes ektiği biçer.Sen çok güzel şeyler ektin,karşılığını alacağın günü sabırla bekle;koç burcu sabırsızlığını törpüle.Sabır için bol bol dua et.

Huh.

Yeni yıl bu yazıyı okuyan herkese huzur versin.Yaşadığımız yer,çevre ve en önemlisi ruhumuz için bol bol huzur.Onu yakaladığımız sürece dünyanın kaosu bizi fırtınasına katmaya cesaret edemez.

Sizleri seviyorum,bu yıl da yazılarıma değer verip okuduğunuz için teşekkür ederim;bu beni gerçek anlamda doymuş hissettiren yegane şey,sizin sayenizde...

2018'in Enleri:

En Sevdiğim Film: Üç Renk Üçlemesi (tık)

En Sevdiğin Kitap: Veronika Ölmek İstiyor - P.Coelho

En Sevdiğim Şarkı: Ou va la Monde - La Femme (tık)

En Sevdiğim Dizi: Modern Family (10.Sezon)

En Sevdiğim Anime: Soredemo Sekai wa Utsukushii

En Güzel Zaman: İzmir'de geçirdiğim günler ardından gelen tatil.

En Kötü Zaman: Yaz tatilinin diğer kalan günleri,sonbaharın ortaları.

En Çok Vurulduğum Söz: ''...sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi,ama işin gerçeği,başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.'' (Veronika Ölmek İstiyor)

En Sevdiğim Yazım: ''Bucket List Hazırlamak ve Birtakım Hisler'' (tık)


O zaman bu yıl son kez:



çav!