Haftanın Güncesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haftanın Güncesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2021 Pazar

Hayat Güncellemeleri, Tartışmalar ve Birtakım Düşünceler

Blog 200k okunmayı geçmiş! Film ve kitap güncellemelerimi yaparken bunu görüp içime bir yazma isteği düştü. Önce profeminist pencerede yazmak istediğim yazının devamını getiriyim dedim olmadı. Ben de döndüm yeniden yuvaya...

Uzun süredir kalem oynatmıyorum. Şubatın başlarında yazdığım hikayenin devamını güzel bir şekilde getirdim. Şöyle baştan bir okudum da hiç fena değil. Bakın bunu diyebilmek bile fazlasıyla önemli. Ne olursa olsun isterse berbat, tamamlamak istiyorum. Yaratıcı işleri yaparken temel kural bu olmalı: Tamamlamak. Ortaya ne çıkacağını düşünmeden devam etmek. Çünkü her bir şeyi tamamlamadan ilerledikçe aklının bir köşesi o kurguda takılı kalıyor. Yeni kurguya o tamamlanmamış şey rahatsız edici bir şekilde yansıyor. Ben en azından buna karşı koyamıyorum. Aklıma koydum blog kısacası, o hikayeler tamamlanacak. ''Hikayeler'' biraz spoiler olmuş olabilir ayrıca :)

Bu tamamlanmamışla devam etmek bana yaşam hakkında da bir şeyler düşündürdü. Hikaye için kurgu tamamlama olan şey yaşam için ''döngü'' olarak düşünülebilir. Gerçekten düşününce öyle değil mi? Yaşamın her dönemi bir döngüden ibaret. Yaşadığın her neyse ve kaç yaşındaysan bu hemen hemen herkesin yaşayabileceği yaş getirilerinden ibaret. Fakat belirleyici olan şey sana ait olan faktörler. Günün sonunda sana ait olan faktörler ve benliğine dönüyorsun. Anlaşılmadıysa somutlaştırayım: Ergenlik dönemi bir döngü. Bu döngünün tamamlandığı süreçte kendimize dönüp kilidi vuramadığımızda o süreçte yaşananlar kaç yaşına gelirsek gelelim hayatımızın orta yerinde yansıyor. Vaktinde tamamlanmamış döngüler birleşerek bir tamamlanmamışlığın getirdiği suçluluk hissini ruhumuza düşürüyor. Bunu düşününce o duyguya sahip olduğumu hissettim blog. Belki çevresel faktörlerimden değil ama kendi karakterimden dolayı ben bu sağlıklı büyüme durumunu gerçekleştiremiyor olabilirim. Bu psikolojik bir tanı değil elbet sadece düşünce. Yalnız bu farkındalığın işe de yarayacağını düşünüyorum. Size travma gelen yaş aralığını yarım kalmış kopuk bir halka olarak hayal edin. O kopuk kısmı ne düzeltirdi? (Geçmişi değiştirme gibi süper gücümüz olmadığını hayal ederek düşünün) Bakın bu soru aklıma yeni geldi, kendimde bir yanıt arayacağım.

(''Ehliyet alma yaşları'' döngüsünü bitirmek için ilk adımı geçtim, direksiyon dersleri için bekliyorum. Haber edeyim dedim, unutmuşum :))

Bir (1) yıldır evdeyiz farkında mısınız? Tam bir yıldır günümüzün, haftalarımızın ve aylarımızın çoğu evde geçiyor. İlk karantinada kendimizi güvende ve huzurlu hissederken şu an süreç başkalaştı. Hayat dışarıda devam ediyor ama sen içerdesin. Kendine odaklanma şansın ''online''lık çılgınlığıyla elinden alınıyor. Her zaman müsait olman gereken, düzen baskısı altında hissettiğin bir yaşam formu evrimi geldi. Neydim değil ne olacağım nasıl geldi vurdu hakikaten ama. Bundan iki yıl önce maskeli yaşam deseler ihtimal vermezdik. Filmvari olabilecek her şey de sanat gibi yaşamın bir izdüşümü demek ki. Eyvah, o zaman sırada zombi istilası olabilir. (Bu konuda bayağı tecrübeliyim kulağıma heyecanlı bile geliyor -masaya üç kere tıklatma-)

İnsan hakları hukukunda geliştim blog. Hem bu ülke bunu bana mecbur etti hem de takip ettiğim eğitim ve yazılarla bunu gerçekleştirdim. Saha her zaman daha zorludur elbet ama püf noktaları edindiğimi söyleyebilirim. Bölüme girerken de idealim hep bu şekildeydi. Özellikle lgbti+ ve kadın hakları konusunda hak savunuculuğu yapmak istiyordum. Bunu yapabilmeye yaklaşmak düşününce güçlü hissettiriyor. Elimizde hala mekanizmalar var. Kendimizi savunabilecek kadar güçlüyüz. Emin olun yalnız da değiliz. Gündeme atıf yapıyorum bence anladın. Haberleri tekrarlayıp monoton bir cumartesi akşamı tadınız kaçsın istemiyorum. Gerçekleşecek blog. Bir gün dünya nasıl covidle bambaşka olduysa insanca yaşama taleplerinin gücüyle de bambaşka hale gelecek. Bu da diktacıların, kötülerin ve patriyarkanın covid gibi korkusu olacak :) 

Annemle Broadchurch adlı bir İngiliz dizisini bitirdik. Dünyanın her bucağının kadınlar ve çocuklar için nasıl yaşanılmaz hale getirilmeye çalışıldığına dair fikir sahibi oldurup sinirlerinizi hoplatabilecek tarzda bir dizi. Gerim gerim geriliyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz fakat tüm bunlar gayet sakin bir atmosfer içinde gerçekleşiyor. Olivia Colman etkisi de var tabi, annem çok sevmese de ben bu kadının oyunculuğuna bayılıyorum. Bakın bu İngiltere cidden çok garip bir yer. Aslında hiç hayal edilen gibi değil. TERF tartışmaları da en şiddetli şekilde orada başladı, oysa bir yandan mahkemede İncil öpüyorlar, muhafazakar damarları güçlü...Ben Fransız wannabeliğinden devam etmeyi tercih ediyorum :'D

TERF de demişken konuşmadan geçemeyeceğim. Tartışmaları twitter hesabımdan sıkı bir şekilde takip edip fikirlerimi de beyan ediyorum (korka korka) Nasıl kan davasına dönüştü bu konu anlamış değilim. Fuhuş karşıtı kadınların Fransada-İspanyada uğradığı saldırılara, yani bildiğiniz fiziksel saldırdılar, veya TERF atfedilen kadınların maruz kaldığı mimleme çalışmalarına hiddetle karşıyım. 8 Martta feminist dediğiniz kişiler aleyhine pankart açmak sizi dümdüz bir kadın düşmanı yapar, lamı cimi yok. Diğer yandan sayısını kadın düşmanlığı yapan aktivistlere oranla daha az gördüğüm bir grup feminist kadının bazı ifadelerinden de oldukça rahatsız oldum, birkaçını takipten çıktım. Yalnız bu ifadelerin rahatsız ediciliği alelade bir erkeğin her gün kurduğu cümlelerin yanında hiçbir şey. Ben bu tip olaylarda kimin dediğini ve diyenin fiili etkilik derecesini de göz önünde bulunduruyorum. Mantıksızlık, ideolojik tartışmalarda en büyük çıkmaz, somut değerlendirmelere ihtiyacımız var. LGBTİQ+ ve Kadın hareketinin tek bir ortak düşmanı varken kocaman bir cephe savaşı açılması öylesine gereksiz bir enerji tüketimi ki...Saflarımız böyle dağıldıkça gelen şiddetin etkisi balyoz gibi hissedilecek. Yalnız bir gerçeklik var ki o da feminizmin artık kuir hegemonyasında olduğu. Bunu Feminist gece yürüyüşünden apaçık görebiliriz. Zannımca da feminizm bütün ezilenlerin anası olması gerekir gibi bir yükümlülüğü yok. Feminizm kadınlar için kadınların kurtuluşudur. Kadınlar kazanımlarını kayıplar vererek, acılar çekerek kazandı.  Bu Pride'ımız için de geçerli. Örneğin eşcinseller de kendi özgürlüklerini almadan gidip heteroseksüellerinin falanca derdini savunmak zorunda bırakılamaz. Olabildiğince basit ve temkinli konuştum farkındaysanız, anlaşıldı umarım. Eğer tartışmalara çok uzaksanız twitter arama kısmına ''TERF'' yazmanız yeterli; kolay gelsin.

***

Akşam üzeri yukardakileri yazıp bırakmışım. 

Günler de saatler de çok hızlı geçiyor. Hele hafta sonları herhangi faydalı bir aktivite yapamadan 15 saniye içinde bitiyor gibi. Bu takıklığım yüzünden saat kullanmasam mı diye bir fikir düştü aklıma. Sadece hafta sonunu saatsiz geçirmek en azından. Gerekli bir şey olursa sadece ona bakma izni olsun. (Tembelim ben galiba blog, kendime yol yapıyorum. *Anyway :')

Doğum günüme az kaldı. 21 Yaşına gireceğim. Eğer lisenin başında hatta 18 yaşında falan olsaydım bu yaşlarımı o kadar başka hayal ediyor olurdum ki...Şu ankiyle alakam yok o hayallerimdeki kişinin. Bu yıl biraz daha heyecanlı ve sürprizli geçsin diye evde bir şeyler yapmaya çalışacağız, kızlar da gelecek. AVM'de parti malzemesi satan bir mekan vardı gidip oradan fikir alacağım. Öyle işte blog. Karantina başlarken 19 yaşındaydım 5 Nisanda 21'e gireceğim. Nasıl gençlik ama(!)

Burada sonlandırayım. Nisan başında tekrar uğrarım diye planlıyorum.

Kendinize iyi davranın!

çav.

p.s yazı dilim paslandıysa affola.




pozitif bir kapanış ♥

🧿







30 Ocak 2021 Cumartesi

Söylenmeler, Planlar ve Diğer Birtakım Şeyler ☕

 Ben geldim, evet biliyorum yine uzun bir aradan sonra.

Vizeler, finaller bitti şükür. Yorgunluğunu yeni yeni atıp kendime gelebiliyorum. Her zamanki gibi süreç bir mağduriyetle başladı. Normalde 3 hafta olan sınav haftası 1 haftaya kadar düşürülüp peş peşe sınavlar eklendi. Yazdık çizdik ama bir sonuç yok. Atanmış rektörler öğrenicinin halinden ancak bu kadar anlayabilir. Akademiyle alakasız birer memurlar sonuçta, ne emir veriyorsa onu yapabiliyorlar.

Gündemi görüyorsunuz değil mi? Yine nefret söylemleri, nefret suçuna teşvik başladı. Boğaziçi meselesi tam sadece bir ''boğaziçi'' meselesi olmuşken (bunu zannımca kendileri yaptı) her ötekinin ötekisi lgbti+lara saldırma fırsatı bulan gericiler ve işbirlikçileri yine sahneye teşrif etti. Bu ülkenin içişleri bakanı dahi buna dahil olup bir fiil nefret söyleminde bulundu. Bazen nerede ne için  mücadele ediyoruz diye soruyorum kendime. Savaşmadan yaşamak diye bir seçenek yok mu Ortadoğuda? Haklı olan kazanacak, ne zaman? Biz görebilecek miyiz? Ya da hepsi bir yanılsama mı? Başıma ağrılar girdi dün gece tüm bunları düşünürken. Küçük joe gündemi ''görünmez el'' olarak tanımlamıştı hiç unutmam. O görünmez el sakin sakin gün geçirip yogasını yapan bana laps diye bindi yine anlayacağın. Olsun yine gelsin yine def edelim. 

40 Günlük bir yoga serisine başladım. Toprak elementindeyim şu an. Çetin Çetintaş'ın ilgili videosundan yapıyorum. Yeni başlayanlara pek uygun değil ama daha önce yaptıysanız vücut 5-6 denemede açılıyor. Ben de yavaştan açılmaya başladım. Bazı günler üşeniyorum fakat şöyle bir şey var ki 40 gün aralıksız devam etmek zorundasınız yoksa en başa dönmeniz gerekir. 40 Günden sonra diğer elementlere geçiyorsunuz, sırasını unuttum. Tamamlamayı planlıyorum. Diyeti de beraberinde götürecektim, sınavlardan önce 2 hafta yapmıştım oysaki yalnız bu sefer 2 gün sürdü :'D Yemeyi seviyorum blog. Yemeyince veya bir şeyi yememeye zorlanınca mutsuz oluyorum. Sanırım bünyeyle ve uyku saatiyle de çok ilgili bu beslenme. Gece 5-6'da uyuyan biri nasıl gece bir şey yemeden dursun mesela? Veya internette yazan her bilgi benim vücuduma olacak mı? Diyetisyene gitmeyi de kendi bedenim için gereksiz buluyorum. Yine de aklımın bir köşesinde duruyor. Keşke sadece bu dertlerle haşır neşir olacağımız, bunları konuşacağımız bir yaşamımız olsa.

Yılı bir hayli kitaplı ve filmli kapatmıştım. Yeni yılın ilk ayı biterken de 10 film izlemişim bile. Kitap da yolda bitiyor, yan sütuna ekleyeceğim onları da. Digiturk bu aralar efsane filmler yayınlıyor. Gece mutlaka bakıyorum ve hep yeni, farklı ve kaliteli şeyler buluyorum. Mutlaka bakın eğer kullanıyorsanız. Bazen internetten bulmak zulüm olabiliyor. Örneğin o kadar çok gerilim/korku izlemişim ki şakasız bir şekilde izleyecek yeni bir tane, en azından sağlam, kalmamış. Çok arada derede çıkıyor. Televizyonda denk gelmek o yüzden daha rahat. Sanki radyodan şarkı dinlemek gibi, hep daha fazla zevk verir insana; özel gelir.

Kafeleri çok özledim. Arkadaşlarımla beraber bir kafede oturup tüm gün kahve içmek istiyorum. Arkada insan sesleri, yoldan geçen arabalar, bir yandan denizi izlemek, kibar garsonlar...sonrasında kordonda yürüyüş, sokak kedilerini köpeklerini sevmek, bir ara soluklanırken sokak müzisyenini dinlemek, çarşıdaki dükkanları hiçbir şey almayacağını bilmene rağmen kurcalamak, gün sonunda tatlı krizine girip bir mekanda son kez oturup tatlı bir şeyler yemek...hepsini özledim. Yine iyi bile dayandık bu şekilde. İlk karantina zamanları daha izoleydik. Yani herkes evdeydi ve ilk kez bu kadar dinlenme fırsatı bulmuştuk. Fakat şu an hayat devam ediyor, zenginler her türlü fırsattan yararlanıyor; diğer herkes evinde. Yaşam devam ederken yaşamdan dışlanıyormuşuz gibi hissediyorum. Bunun sınıfsal yönü daha derin ve gerçek tabii. Kapitalizm daha ne kadar leş bir şey olduğunu gösterebilir ki? Bir tarafta işini kaybettiği için sadaka gibi verilen paralarla geçinmeye çalışanlar diğer tarafta kayak tatilleri. Her şeyin meşru zeminini ''çalışmak, sektör'' gibi kelimelerle süslemezler mi bir de...Karantina önlemleri bile eşit uygulanmazken Hollanda gibi ülkelerde yaşanan önlemlere protestoyu hiç mantıksız bulmamaya başladım. Gördüğünüz gibi alışıyoruz her şeye rağmen. Evden de olsa yaşamlarımızı devam ettirmek, ''gelişmek'' için çabalıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynamak böyle bir şey.

Tekrar Almanca çalışmaya başladım. Bu dil çok zor blog. Anlamasına anlıyorum tek tük, okuduklarımdan bir şeyler de çıkarabiliyorum ama writing bir zulüm. O kadar çok hatırlanması gereken kural var ki...Zaten ara verilen dile devam etmek bir dile en temelden başlamaktan çok daha zor oluyor. Kim bilir Japoncam ne alemde mesela. Hala okuyabiliyorum alfabeyi, az çok anlayabiliyorum ama eminim en başa geri sarmışımdır. Siz siz olun öğrendiğiniz dilin peşini bırakmayın, çok nankör oluyorlar. (friendly reminder diyelim bu paragrafa <3)

Yaz için planlarım var, covid el verirse gerçekleşecek gibi duruyor. Şimdilik detaylarını anlatmayayım olursa bahsederim. Hayat *normalleşse de planlarımızın önünde olan bin tane engelin yanına bir de virüs gibi gerçek bir engel eklenmese değil mi? Umarız!

Kendinize dikkat edin, araya açmamam için bana yazmayı unutmayın :')

çav.


Haftalar önceden. 


26 Haziran 2020 Cuma

Sınavlar,Taşınma ve Birtakım Güncellemeler ☀️


Geldim blog!

Arayı çok tutmayacağım dedim ama olmadı yine.Finallerle uğraşıyordum,anlatacağım.

Ayın 15'inde sınavlarım başladı fakat büyük bir aksilik yaşandı hatta twitter'da tt olduk.Sistem çöktü,hepimiz pc başlarında kaldık öylece.Halbuki aşırı ön görülebilir bir şeydi.Sonra tekrar vizelerin şekline dönüldü,sistem kaldığı yerden işlemeye başladı.Bir tane sınavım kaldı en korktuğum ders çalışasım bile yok ite kaka bir şeyler yapacağım.Bir tane de ödev var belgesel incelemeli.Onu da 30'una kadar hallediyorum.Sonra gerçek yaz tatili başlıyor.Gerçi bayağıdır tatildeyiz ama sınavların bitme psikolojisi farklı oluyor,o zaman tatilde hissediyorsun.

Günler yine rutin geçiyor blog.Bir gelişme var sadece: Taşınıyoruz.Uzun zamandır ev bakıyorduk sonunda içimize bir tanesi sindi.Temmuz sonu gibi inşallah o evin içinde tam yerleşmiş bir şekilde size yazıyor olacağım.Odalarımız ayrıldı artık.Üç kardeşe de oda olması bakalım nasıl olacak,bir kez küçükken abimle odamızı ayırmışlardı biz yine gece gidip birlikte yatmıştık :') Oda dekarasyonu falan için heyecanlıyım alanım büyük,balkonum bile olacak! Fakat illa bir şekilde üni.ye döneceğim için bir tarafımda pek fazla odaklanamıyor.O oda ben gidince kalacak öyle.Keşke tüm eşyalarımızı yanımızda taşıyabilsek.Kendi yatağımı ve masamı her yere götürmek istiyorum,her yere.Haftaya Kocaeli'ne gidebiliriz.Yurtta kaldı bütün yazlık gömleklerim.Eksikliklerini çekiyorum.Püfür püfür gömlek giymeyi özledim,bu sıcakta tişört giymeyi bir kere bırakınca gömleği özlüyorsunuz,deneyin bak.Yurttaki eşyalarım ne haldedir kim bilir.Nevresimimi çöpe falan atmak isteyebilirim.Tozu hayal ediyorum da şimdi eww...temizlenmiş midir ki hiç? Güvenmiyorum.Bugün rüyamda yurtta olduğumu gördüm kabus gibi geldi.Kurtulduğum için mutluyum.Bir tane üniversite bir tane de bölüm hakkında yazı yazmayı planlıyorum.Orada bahsedeceğim deneyimlerimden.Zamanında istediğim gibi akıtamamıştım derdimi,doluyum.Neyse,anı olarak kaldı bu da diğer bütün kötü tecrübeler gibi.

Karantinada bir terapistle konuşuyorduk 7-8 seansta bitirdik.Karşılıklı bir karardı ikimiz de yeterli olduğunu düşündük.Daha iyi hissediyorum.En azından endişe durumlarında ne yaşadığımı biliyorum asıl amaç da bu blog.Kendini tanımak,ne hissettiği bilmek.En berbat anda bile bunun farkında olmak.Eğer bir terapistle konuşmak istiyorsan ondan bunu bekle.Güzel şeyleri duymaya ihtiyacımız var ama en çok da kendimize ihtiyacımız var.Kendi kendimize sahip olamazsak kimse bize yardımcı olamaz.Merak edersen mail atıp kendisine ulaşabileceğin bir adres alabilirsin :)

Bu hafta biraz daha boğucuydu yalnız.Retroların bir etkisi mi var acaba? Bir sıkıldım,bir şey yapasım hala yok,her şeyi erteliyorum...boyuna dizi izleyip yattım.Uyku düzeni desen yok zaten.Ama uyku düzenini üretkenliğe bir bahane yapmak istemiyorum.Sizinle uyanık kaldığım zaman aynı aslında bakarsan,sadece gündüzleri uyumayı tercih ediyorum diyebiliriz :'D Aklımda yapacak şeyler var kendi adıma biri İngilizce çalışmak.Evet biliyorum ama körelmek istemiyorum.Eski Tedx hesabımı etkinleştirdim.Günde bir konuşma izleyip kelime defterine bir şey yazsam çok zamanımı harcamadan yararlı bir şey yapmış olurum.Bir de araştırdığım şeyleri öncelikle İngilizce kaynaklardan okumaya çalışıyorum,anlamazsam Türkçeye kaçış.Böyle küçük şeylerin bayağı etkisi oluyor,tavsiye ederim.

Romanda ilerledim bu arada biliyor musun? Fena gitmiyor.Zor olan şey aklımda bir sürü şeyin dönüyor olması,o kararsızlık hissi.Takıldım bir yerde.Gelişme kısmı en zoru.Son bana en basit geleni.Belki yazdıkça değişecek ama şu ara yazma kıvamında değilim.O kıvam gelince hissediyorum.Saate umursamadan oturuyorum yazının başına.Dediğim gibi yine bu hafta biraz boğucu işte benim adıma.Kurtulalım da enerjimiz değişsin artık,son günler şükür.

The Politician'ın ikinci sezonu muazzamdı.Bu diziye aşık olabilirim! Bana ilham veriyor her anlamda.O kıyafetler,politika,hitabet,küçük entrikalar.Kendimi hayal edebiliyorum öyle bir ortamda.Bizdeki siyaset de bu şekilde olsa fena mı olurdu? Belki dizideki de fazla kurgusal ama birbirlerine olan saygıları,siyasetin hayatlarının sadece bir parçası oluşu falan şaşırtıcı geliyor.Ortadoğuda böyle şeylere alışkın değiliz.Siyaset daha da ilgimi çekmeye başladı blog bundan da bağımsız.Belli mi olur gelecekte ne olacağı? Göreceğiz.

Tatile gitmek istiyorummm! Evet her şey bitmiş gibi bunu istiyorumm! Böyle yazlık bir ilçe,güneş kremi kokusu,plajda kitap okumak,haşlanmış mısır yeyip soğuk bir şeyler içmek,sadece rahatlamayı düşünmek...Bu süreçte hiç olmayacakmış gibi bunlar ama en azından yakın bir yere denize gidebiliriz :'

                                      


Aylar sonra dışarı çıkmanın verdiği şebermeler!!1!

🌻

Kendinize iyi bakın!

çav xo

P.S YKS Sınavına girecek herkese başarılar diliyorum,kendinize güvenin bu saatten sonra yapılabilecek en güzel şey bu! Bana tumblr'dan ulaşarak dertleşebilirsiniz,buralardayım.KOLAY GELSİN ♥









3 Nisan 2020 Cuma

Farklı Duygular,Kitaplar,Filmler ve Şiirlerim ☕


Günlerin hiçbir anlamı kalmamış gibi.Saatler de keza öyle.Her gün birbirinin aynısı.Ekstra dışarıda yaşanan bir plan olmayınca insan her şeyiyle kendi içine dönüyor.Ailesine,hayatına,benliğine...sevmedim desem bu olayı yalan söylemiş olurum.Belki de herkesin böyle bir soluklanmaya ihtiyacı vardı.Yenilenmeye başladığıma artık eminim.Her açıdan hem de.Mutluyum bu yüzden blog.

Son okuduğum kitap ve terapistim bana mental açıdan çok iyi geldi.Farklı düşünmeye başladım ve bunu zorlayarak yapmıyorum.İçimden geliyor,o olaya öyle değil böyle bakacağım diyorum ve bakıyorum.Formül şu aslında: Bugüne kadar ne yapıyorsan tam tersini yap.Normalde şu olay yaşandığında ani bir tepki verir kızar mıydın? Kızma.O olaya sesini çıkarmaz kabul mü ederdin? Etme.Kendine karşı bir *çelınç gibi hayal edebilirsin.İyi hissettim bu yüzden.Daha önce yapmaya çekindiğim şeyleri denedim mesela şu iki haftada.Babamla araba sürmeye başladım.Beklediğimden çoook daha kolay bir şeymiş.Hatta fazlasıyla basit geldi desem abartmış olmam.Sadece acemi olduğum için dönüşler vs. gibi teknik olaylar zorluyor.Bir de şu debriyaj...midem bulanıyor her dur kalkta.Fakat kolay çözeceğe benziyorum,bu konuda kendime güvenim tam.Bir de yemek yaptım ilk kez blog! Aslında mutfakta anneme yardım ederdim ama hep basit şeyler.Sofrayı kurma,bulaşık dizme vs. Bu sefer bildiğin yemek yaptım! Anasınıfında patates baskı yapıp eve anneme göstermeye gelmiş gibi mutluydum.Barbunya ve meyhane pilavı yaptım.Çünkü en sevdiğim iki yemek :') Onlar da beklediğimden kolay çıktı.Sulu yemek yapmak hamur işlerinden daha keyifli.Böyle karıştırıyorsun bir şeyleri ve bir şey çıkıyor.Aslında mutfak çok matematiksel ve kimya bilgisi falan gerekiyor.Keyif aldım ki hiç sevmezdim mutfakta bir şeyler hazırlamayı falan.Eve çıkmadan önce aile evinde böyle böyle denemeler yaparak hazır olmak istiyorum.Onun dışındaki ev işlerini zaten herkes kadar beceriyorum.

Dehşet güzel iki film izledim fakat onlara gelmeden okuduğum kitaptan bahsedeyim.Ursula'nın ''Karanlığın Sol Eli''ni okuyorum.Bu kitabı da yaptıklarımın tersini yapma adına aldım.Aslında bilim kurgu okumam yani uzun zamandır okumadım desem daha doğru olur.Fakat bir tık özlediğimi hissettim.Sanırım biraz da bu dünyadan daha da bir uzaklaşmak istedim.Aynı zaman da Amerikan Edebiyatına karşı da ön yargılıydım.Dilleri bana biraz yavan geliyordu.Böyle akmıyor sanki anlatımları.Ursula bu iki tabumu da parçaladı.Kitapta miss gibi bir kurgu ve akış var.Sadece ben bilim kurguyla haşır neşir olmadığımdan fazlasıyla yabancı öge aklımı karıştırıyor.Kitabın konusu herkesin çift cinsiyetli olduğu Kış adlı bir gezegende geçiyor.İktidar,krallık,cinsiyet,aşk,sınıf gibi birçok tema bizden çok farklı bir evrende işlenmiş.Aslında bir tık ütopya gibi.Fakat Ursula bilim kurgunun yalnızca kurgu uğruna olduğunu,bir ders verme veya sorumluluk alma zorunluluğunun olmadığını söylüyor ön sözünde.Ayrı bir yazısını yazarsam bu sözlere daha fazla değinirim çünkü çok şey düşündürdü ve hoşuma gitti.

Filmlerden bahsederken bile heyecanlandım çünkü özlemişim böyle kurgularla tanışmayı.İlki Agnes Varga'nın Vagabond'u.Bu yönetmeni vefat ettikten sonra feminist sayfalar aracılığıyla tanıdım.Film otostop çekerek gezen bir kadının ölü bulunmasıyla başlıyor ve film boyunca bu kadının o ölüme gitmeden önce yaşadıklarını,onunla tanışanların ifadelerini dinliyoruz.Filmin Türkçe adı ''Yersiz Yurtsuz'' tam olarak da bu tabirdeki gibi Mona isimli genç kadın yarının planını kurmadan ilerlemeye devam ediyor.Neden bunu yaptığını vs. de bilmiyoruz.Mona sadece ilerliyor,geziyor,kamp yapıyor.Yeri geliyor onun gibi özgür olmak istiyorsunuz yeri geliyor onun kaybolmuş biri olduğunu düşünüp acıyorsunuz.Bu ikilemler arasında hem kendi hayatınızı sorguluyor hem de Mona hakkında ifade veren insanlardan toplumun kadına olan bakış açısına şahitlik ediyorsunuz.Bu gezgin bir erkek olsa neler değişirdiyi düşünüyorsunuz.Tabii Mona'nın nasıl öldüğünü de merak ediyorsunuz.Onun ölümünün nasıl olduğunu tahmin etmek de bir yandan içinde bulunduğumuz erkil toplumun bizim psikolojilerimizi nasıl etkilediğinin içsel bir örneğini gözler önüne seriyor.İzleniseli bir film.Monotonluğunun içinde akıp giden güzel bir kurgusu var.




Joan Baez - Baby I'm Gonna Leave You


Diğer filmimiz ise benim favori yönetmenlerimden Kieslowski'nin Öldürme Üzerine Kısa Bir Filmi.Bu filme de tesadüfen denk geldim ve yönetmenine-konusuna bakıp direkt başladım.Burada da yersiz yurtsuz diyebileceğimiz fakat Monadan daha katı ve serseri olan bir genç erkeğin yaşadıklarını izliyoruz.Şehirde avare avare gezerken çeşitli bilinçli kötülükler yaparak ilerliyor.Daha sonra üstüne bir taksiciyi deyim yerindeyse süründürek öldürüyor.Daha sonra genç bir avukat ki filmin konusu bu yüzden ilgimi çekti onun avukatlığını yapıyor.Burada kilit nokta şu ki öldürülen taksici oldukça leş bir insan.Kötü fikirli,kalpli ve film bize bunu tepeden tırnağa hissettiriyor.Bu ölüm hakkında nasıl düşünmeliyiz o halde? Hukuk sisteminin cezaları kişiyi terbiye ettirmek için midir yoksa sadece diğerlerini caydırmak için midir? Farklı bir kamera açısıyla izlediğimiz son derece sanat kokan bu filmin içinde böyle sorulara kendi içimizde cevaplar arıyoruz.Şu karantina günlerinde içimize dönmüşken tam da bu tarz filmlere ihtiyacımız olduğunu düşüyorum.Eklemeden geçemeyeceğim filmin müzikleri de her Kieslowski filminde olduğu gibi tüylerinizi diken diken edici derecede muazzam.Dünyadan böyle özel ruhların geçtiği bilerek yaşamak ilham veriyor bana.




Dekalog Part 12 Sountrack


İlham demişken bu sıra şiir konusunda da oldukça üretkenim.Şu iki haftada üç tane şiir yazdım.''Poemia'' adlı bir uygulamada *dorianil ismiyle yayımlıyorum.Yalnız bu uygulama beni pek kesmedi.Farklı yerlerde de yayınlama peşindeyim.Belki sadece şiirlerim için ayrı bir blog açabilirim ya da bildiğiniz daha etkin bir uygulama,site vs. var mı? Ben de araştıracağım.Güzel şeyler çıkardığıma inanıyorum.Gece gelen ilhamın yazdırdığı şeyler sabah da aynı şeyleri hissettiriyorsa o yazıdan emin olurum,şükür ki öyle oldu.

Bu yazıya şiir eklersem çok uzun olabilir bir de kel alaka olmasın şimdi.Belki ayrı yazılar halinde burada bile yayınlamaya başlarım,bir tanesini önceki yazılarda yayınlamıştım bakabilirsiniz.

Öyle işte...5 Nisan doğum günüme iki gün kaldı...Evde geçirmek zorunda kaldığım için kırgınım biraz.Fakat bu benim şanssızlığım değil o yüzden kişisel almıyorum.Dünyada onca felaket olurken buna canımı sıkamayacağım.Yine de 20. yaşım için hep heyecanlıydım.Daha coşkulu geçirmeyi isterdim o günü.Neyse bakalım.

Kendinize iyi bakın,sağlığınıza dikkat edin ve mümkünse evinizde kalın.Tumblrda güzel bir söz okudum iliştireyim: Eve tıkılmadın,evde güvendesin.Bakış açısı.

Sevgiler,

çav.

28 Ekim 2019 Pazartesi

Ortaya Karışık Günler ve Planlar 🌿


Perşembe gününden beri Çanakkaledeyim.Evi,şehri ve arkadaşlarımı yine çok özlemişim.Bu sefer kuzenim ve teyzem de geldi.Onlarla da görüşmüş oldum.Güzel günler hızlı geçiyor,odamdan çıkasım hiç yok.Yatağıma yapışıp kalmak istiyorum.

Aydınlanmalı olaylar yaşıyorum şu sıralar.Birçok konu hakkındaki bakış açım değişmeye başladı sanki.Bunu derse gitmeye üşenip uyumaya devam ettiğim bir gün yaşadım.O gün çok farklı hisler içindeydim.Çevreme karşı bakışım sanki bambaşka oldu.Her şeyden bir tık daha uzak gibiydim.Daha olgun daha mesafeli belki de isteksiz.Önceki haftalara göre daha iyiyim.Son yazı kadar negatif değilim mesela.Bazı şeyler dediğim gibi kafama oturdu.Değiştiremeyeceğim şeyler için çırpınmayı bıraktım.Daha az konuşmak,daha az kendimi açıklamak istiyorum artık.Herkes her şeyi duymayı hak etmez,günün sonunda çare kendimizde.Bunu üzülerek söylemiyorum,tam tersi mutluyum içselleştirebildiğim için.

Annem götüreceğim birkaç aperatif hazırlıyor şimdi.Yurtta pek iştahım olmuyor.Geçen götürdüğü çoğu şey çürüdü de öyle attım.Sabahları özellikle 0 iştahta oluyorum.Fakat sağlığıma daha fazla dikkat etme kararı aldım.İnsanın kendine değer vermesi için önce hayata değer vermesi lazım.Bazı basit aktiviteler için bile büyük motivasyonlar gerekiyor çünkü.Yurttaki spor salonuna gitmem için babam bir hayli ısrar ediyor.Açıkçası kalabalık ve havasız olduğu için çekinmiştim ama döndüğümde plan yapıp belirlediğim saatlerde inmeye çalışacağım.Bedenim de ruhum gibi kendine gelmeli.Hantallığa meyilli biri olarak bundan kaçınmaya çalışıyorum.

Okul dergisi için yazı gönderdim geçenlerde hala haber gelmedi.İlk kez bir yazımdan gerçekten eminim ve çok sevdim.Belki burada da yayınlarım.Aslında daha önce bahsettiğim bir başlıkta.Hatırlayanlarınız olacaktır.''Büyümenin Sancısı'' diye bir kitabın başlığından esinlenmiştim,işte yine onun hakkında.Deneme türünde yazdım her zamanki gibi.Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum,yayınlayınca eleştirmeyi unutmayın :) Kabul edilir miyim bilmem ama sanki içten içe hak ettiğimi de düşünüyorum.Gereksiz tevazu seven biri değilim,yazım güzeldi.Daha güzelleri var mıdır? Olabilir.Görelim bakalım,olmazsa kendi özgür platformumda yayınlarım ama yine de yayımlamış olurum!! :'D

Film ödevi incelemeleri için yazıya geçirmeye başladım dün gece.Elim koptu valla.Uzun zamandır bu kadar yazı yazmamıştım.Bir şeye ''ödev'' denince tüm şevkim gidiyor sanki.Hele filmleri bile ödev yapmaları...filmlere bunu yapmamalısınız.Onlar zevk alınması gereken şeyler,yetiştirilmesi gereken basit şeyler olmamalı.El mecbur yapıyorum işte.İstemediğimiz ne çok şey yapıyoruz,bu devede kulak.Allahtan bu eve gelişimde defterler kitaplar falan boşuna gelmiş olmadı.Medeni çalıştım bayağı.Geldiğimiz konuya kadar okudum.Bugün de olayları inceleyeceğim.Tek tek yazıya geçiririm belki de.Yazmadan anlamıyorum maalesef :/ Sonra eksik kaldığım birkaç derse daha bakarım.Bol bol okuyoruz,bunu seviyorum ama bir yandan da çalışırken dikkat toplamak zor oluyor.Böyle derin biçimde okurken sanıyorum ki saatler geçmiş bir bakıyorum saate 15dk kadar olmuş,eyvah yani.Kanun karıştırmak da zevkli.Konusu geldikçe bakıyoruz ilgili kanun maddesine.Aklımda kalıyorlar yavaş yavaş.Önceden hukukçuların oturup hepsini ezberlediğini sanırdım,oturup ezberlemek öyle imkansız ama zamanla öğrenilmesi doğal bir şekilde gelişiyor.Motive olmak için İstanbuldaki kuzenimden anime tavsiyeleri aldım üni. konulu vs. Zaman buldukça izliyorum.Animelerde her şey daha sevimli,kolay ve eğlenceli.

Üni. döndüğümde derslere daha fazla ağırlık vermek istiyorum.Boşluğa düşmek çok düşünmeme yol açıyor ve bu da negatifliğe...Bu döngü ancak meşgul olunarak kırılabilir.Evden uzak olmak da zaten her şeye tuz biber oluyor.Alıştım aslında ama yine de pek alışılabilecek bir durum da değil gibi.Sadece bazı şeyleri sorun etmeyi bırakıyor insan,alıştığından değil yani.


Gece mutfak masasında ders çalışmayı özlemişim ama Türk kahvesini daha çok :')

Sosyal medyaya da biraz ara veresim var.Daha az hayat görmek daha çok kendime odaklanmak istiyorum.Kıskanç biri hiç olmadım ama kendimi haksızlığa uğramış gibi hissettiğim durumlar çokça oluyor.Halbuki böyle hissetmem çok yersiz.Birçok insandan farklı olduğumu ve sırf mutlu olmak için de değişemeyeceğimi çok iyi biliyorum.Bu bloğa yansıttığım kişi de hiçbir zaman farklı olmadı.Şöyle olmak daha iyi diye değişemem.Bunları görmeye de maruz kalmam anlamsız.Gerçi eskisi kadar bakmıyorum şimdi kendime haksızlık da etmeyeyim.Sürekli mesajlaştığım insanlar da olmayınca telefonu sadece boş zamanlarda vs. elime alıyorum.Onun yerine okumam gereken 3 kitap var.Onlara odaklanmam daha hayırlı olacak.

Benden bu kadar,çatı katında inziva vakti blog!!!


instagram: hopefulsalad

Sizi seviyorum.

çav

17 Ekim 2019 Perşembe

Dersler,Planlar ve Birtakım Duygular ☕️


''Melankolik Gece'' yazısını fazla dramatik olduğu için sildim.Biraz da özele kaçmıştı,insan yazarken dengeyi tutturamayabiliyor.Sabah da bir şeyler yazmaya başladım,devamı gelmedi.Yazmak için yazdığım bir yer değil burası,gerçekten isteyince laf lafı açıyor,umarım bu yazı içime siner ve paylaşırım.

Şu iki hafta bayağı yoğundu benim için.Kuzenlerle İstanbul olayı gerçekleşti,çok da güzel oldu.Avrupa yakasını gördüm ilk kez.Taksime deyim yerindeyse aşık oldum.Kalabalık oluşu ve tarihi binalar iyi hissettirdi.Normalde kalabalıklardan uzak duran biri olarak İstanbulun kalabalıklığı bana cıvıl cıvılmış gibi geldi.Etrafı izlerken eğlendim,bol bol fotoğraf çektim...Hayallere daldım bir de.Gelecek için özellikle Taksim tarafını gözüme kestirdim.Orada yaşayabilirmişim gibi geldi.Halbuki ne kadar ön yargılıydım.Okurmuşum da İstanbul'da...Neyse artık,okusam oraya alıştığım için uzaklaşmak da isteyebilirdim sonuçta.

Geçen hafta da evdeydim.Beş gün boyunca hasret giderip bol bol da uyudum.Ailemi,arkadaşlarımı ve canım Çanakkalemi çok özlemişim.Eve dönmek biraz garip hissettirdi.İçimden ''Aslında buraya ait değil miyim ben ya neden dönüyorum?'' diye geçti.Orada biriktirdiğim şeyler uzak zamanlardanmış gibi geldi.Hayatının kökten değişmesi tam olarak böyle bir şeymiş.Farklı bir şehre geçiş bile insan aurasını ne kadar değiştiriyor.Nelere alışmıyoruz ki bunu yadırgayalım.

Şanssız olduğum ve ağır mutsuz hissettiğim bir dönemden geçtim.O geceki yazı da bir anlık şeyle ortaya çıkarmıştım.Şanssızlık olarak hissettiğim şeylerin birçoğu somuttu bu sefer.Üst üste bir sürü şey gerçekleşti.Ufak tefek de olsa üst üste olmaları canımı sıktı,gerçekten şu iki haftada öyle yoruldum ki hem zihnen hem ruhen.Şu an daha iyiyim yalnız kırıntıları hala var.Hayatın savurduğu bir yaprak değiliz demiştim eski bir yazıda,doğru.Asla pes eden biri değilim ama sanırım yeni bir ortam geçmişte yaşadığım birçok şeyi tetikledi.Hep şu soruyla yaşamak bitiriyor beni ''Ya yine aynı şey olursa?'' en küçük bir üzüntü için bile beynim kodluyor sanki...Bunu eskisine göre idare edebiliyorum.Sınav yılında bayağı anksiyeteliydim.Şu anda kendimi daha iyi tanıyorum.Aslında hepimiz hayatımızı tanıyoruz.Örneğin benim zor başlangıçlarla ve benim gayretimle yürüyebilen bir
hayatım oldu hep.Bu özelliği de büyüdükçe,öğrendikçe kazanıyoruz belki zamanla değişir.Göreceğiz.

Bugün boş günümdü.Dün anayasa çalışmıştım.Politikada geçen birçok terimin asıl anlamını ve yorumlarını okumak inandığım şeyleri bana kanıtlamış oldu.Hukuku bu yüzden seviyorum.İstediğiniz yönde şekil aldığınızı hissediyorsunuz.Bu akşam da Roma,Almanca ve biraz da Hukuka Giriş çalıştım.Roma Hukukunun kitabı gayet açık olduğu için okuması keyifli.Hatta okurken o döneme ait klasik müzikler dinledim.Efsane bir anbiyans oldu,olaylar film şeridi gibi gözümün önünden geçti.Hukuka Giriş'in de hocasını çok seviyorum.Farklı düşünen bir kadın,mantıklı ve sorgulayıcı böyle sürekli.Derslerinden haz alıyorum.Almanca neden seçtim diye sorgularken eksikleri vs. biraz biraz tamamlayınca o da olabilir gibi geldi.Geçen yıl Mat-2 konuşurken bu yıl hukuk hakkında yazıyor olmam iyi hissettirdi bak.Onca şeyden sonra da olsa istediğine ulaşmak tatlı bir olay.

The Politician diye bir dizinin ilk sezonunu bitirdim geçen.Zengin ve köklü bir lisede geçen seçim çalışmalarını anltıyor.Konusu ile birçok diziden farklı.Kostümler Scream Queens'i andırıyor yani görsel şölen.Karakterler de özgün.Özellikle baş roldeki çocuğu kendime benzettim.Bir şeyler tam oldu derken kursağında kalması ve bazen kontrol edilemeyen azmi falan...Film aynı zamanda komedi kategorisinde geçiyor ama bence o tarafı çok da sağlam değil.Belki birkaç sahnede gülmüşümdür.Dramı daha yüksek.Hafta sonunu ayırıp bitirebilirsiniz,tavsiye edilir :)

Büyük ihtimal haftaya da eve gideceğim.Yine bir 5 gün kadar kalmış olurum.29 Ekim tatilinden herkes yararlanacak,kalmak istemedim.Bakalım.

Benden bu kadar olsun.Üçüncü yazma girişimim başarılı oldu,kısa oldu sanki ama buna da şükür.

Kendinize iyi bakın.

çav.





Bunlar İstanbuldan,


Bu da Çanakkale.


24 Eylül 2019 Salı

Yeni Şehirde Hisler ve Birtakım Sancılar ☕️


Üniversitenin ilk haftası bitti,sır perdesi aralandı :')

Her şeyi beklediğimden iyi kaldırdım şu ana kadar.Uğraşmayı sevmediğim birçok şeyi kendim yaptım.Yurt ortamına,oda arkadaşıma alıştım.O konuda şanslıyım ki huyuma göre biriyle aynı odaya düştüm,iyi anlaşıyoruz.Yurt ise beklediğimden kötü.Okula en yakın yerde olduğu için tercih etmiş bulundum.Seneye ne olur göreceğiz artık.

Ailemle ayrılırken de beklediğimden iyi oldum.Hala üzgünüm ve eksikliğini hissediyorum aşırı ama yine de bunu da idare edebilmeyi öğreniyorum.Ev sıcaklığı bambaşka bir şeymiş.O evi ev yapan ya da o şehri ev yapan ise her şeyden bağımsız içindeki insanlarmış.Sevdikleriniz olduğunu her yer bir anda güzelleşiyor.Çanakkalede sonsuza kadar kalacakmış gibi yaşayınca şimdi burası kesinlikle birçok şehre göre güzel olmasına rağmen beni kesmiyor.Çanakkaleye bağlanmışım ben,kendi dünyama ve odama da fazlasıyla bağlıymışım meğersem.

İnsan büyüdükçe yeni kişiler tanıma,anlaşma vs. gibi konularda kıtlaşıyormuş.Lisedeki gibi rahat hissetmiyorum.Çekingen ya da özgüvensiz de değilim ama sanki bu konularda biraz daha karamsarlaşmışım.Konfor alanından çıkınca böyle şeyleri unuttuğunu fark ediyorsun.Hayatın her evresi farklı isimlerle aynı konseptlerde.Değişmiyoruz belki ama bir o kadar da değişmiş oluyoruz.Hislerim karışık bir hayli.

Dersler başlamadı fakat hocalar kendini ve derslerini tanıttı.Çok mutluyum ki her bir hocam aydın fikirli ve ilerici kişiler.Entelektüel oldukları da aşikar.Kitaplar gelince işin içine girmeye daha çok başlayacağız.Şimdi sadece bir ders işlendi,Medeni Hukuk.Keyifliydi.Hukukta öğrendiğin her bilgi yaşadığın yerin şiflerini çözmek gibi.Beklediğimden zor olacak gibi gözüküyor yalnız.Söylenildiğinin aksine ezber bilgi minumum.Tamamiyle bol okuma ve düşünüp mantık çalıştırma üzerine bir fakülte.Her ne kadar hedefim ve hayalim olsa da tekrar sorguladım kendimi.Düşüncesel anlamda yeterliliğimden emin olsam da daha atik olmam gerektiğini anladım.Bazı insanlar çok daha özgüvenli.Tamam boş konuşanlar da bir hayli var.Fakat bazen özgüven bile yeterli olabilir sosyal hayatta.Düşündüklerimi söylemeye çalışacağım bu hafta özellikle.Bundan hiçbir zaman çekinmedim sadece kocaman anfide korkutucu olabiliyor.Yeneceğim adım adım,kendimden emin oldukça.

Hiçbir hafta bu kadar yavaş geçmemişti sanırım hayatımda.Her bir günün her bir dakikasını hissetmiş gibi yoruldum böyle.Sabırlı olmayı öğrenmem lazım.Her şey bir an önce olsun ya da istemiyorum mottosundan kurtulmalıyım.Bazen işime yarayan bir şey olsa da yepyeni bir ortamda beni üzmekten başka bir işe yaramıyor.Zaman var,her şey rayına oturacak,daha da mutlu olacaksınnn *ommm* Daha fazla dua edip meditasyon yapmam lazım.Yurt odasında ancak uyku öncesi gözlerimi kapatarak yapabilirim,şimdilik iş görür.Bazen her şey lehime gidiyor gibi gelse de kendi kendime kuruntu yapıp değiştirmeye yeltendiğim oluyor.Rahat durmalıyım,biraz daha rahat biri olmalıyım.Bana dua edin,enerji gönderin de sakinleşeyim.Sinirlenince olması gerekenden değil de diğer sakinlikten bahsediyorum.Huzursuzlaşan birinin omzuna dokunup ''sakin ol'' denilen tarzdan.İhtiyacım var.

Burası tam bir sonbahar şehri.Havalar bir anda soğudu,her yer yeşil ve ara ara çiseleyen bir yağmur var.Yürüyüş yolunda serin serin yürümek iyi hissettiriyor.Sahili ise öyle yazlık yerlerden çok daha sessiz ve ıssız.Gerçi birçok tarafını görmedim ama bende uyandırdığı his bu şekilde.Bulunduğum yer ise bir tepede.Otobüsler çok garip yollardan gidiyor.Tüm şehrin bir dağdaki bir ormana kurulduğunu düşünün aynen öyle.Brezilya gibi geldi tepeler.Merdiven,yokuş ve bayır dolu.Huzurlu gözüküyor.Bu kadar iç içe binalar olmasına rağmen aynı zamanda düzen içindeler.Şehir fotoğrafçıları için çok güzel bölgeler kestirdim gözüme.Üniversitenin bulunduğu tepede bir sürü köpek var.Hatta bugün marketten gelirken bir sürünün ortasında kaldım.Zararsızlar ama bazen kendi aralarında oynarken korkutucu olabiliyor.Gönüllüler tarafından bakılıyorlar onun dışında birçok öğrenciyi beslerken gördüm.Gayet rahat takılıyorlar yani bu çok hoşuma gitti,iç ısıtıcı.

***

Geçen cumartesi yazıp bırakmıştım yukarıdakileri.

Bu hafta dersler başladı hatta az önce notları temize çektim.Derste bazı şeyleri anlaması zor oluyor.Tekrar edilmeden aşırı unutulabilecek bilgiler var.Her dersin kitaplarını tamamlayınca işim bu anlamda kolaylaşacak.Her bir şey not tutulsa yeni bir kitap oluşur çünkü,bakalım...

Konfor alanımın bir hayli dışında olmak zaman zaman canımı sıkıyor.Yurt da istediğim gibi değil,demiş miydim bunu,tekrar diyeyim.Temizlik kötü,kahvaltısı kötü,ses var...Elim kolum bağlı durmuyorum tabii mesela ses işi için iki kez konuştum direkt ses yapanlarla da ama yalıtım öyle kötü ki biri a dese bize geliyor.Temizlik için yarın demeyi planlıyorum.Eşyaları versinler kendi temizliğimi yapmayı yeğlerim valla.Ah canım miss gibi mum kokan odam :'

Sancılı bir süreçten geçiyorum her anlamda.Hevesli olup pozitif bakmakla her şeyden nefret etme arasında gidip geliyorum.Eskisine göre çook nadir ağlayan biriyim ama gözyaşı olmaksınız biri dokunsa ona kendimi bırakacakmış gibi de hissediyorum.Yeni şeyleri beklerken beraberinde getireceklerine hazırlıksız yakalandım.Olacak tamam,sabrediyorum hatta sabırrr ediyorumm :):):)

Yazdıkça bir şeylerden yakınasım geliyor.Kafa ütülemek en son isteyeceğim şey,kendiminkini yeterince ütüledim.

çav.




 🍂






30 Ağustos 2019 Cuma

Sonbahar Gelirken: Hikaye ve Melankoli


Çarşamba gecesi tatilden döndük.Her yıl gittiğimiz bir yer olduğu için ekstra eğlenceli veya farklı geçmedi.Yine de her şeyden biraz uzak kalmak için güzel bir fırsatım olmuş oldu.Özellikle uyku konusunda iyi geldi.Günün max. 3-4 saatini havuzda geçirmek dışında sadece uyudum.İnsan en çok kendi yatağında rahat eder aslında ama ben kendi yatağım ne kadar rahat olsa da başka yerlerde özellikle otel odalarında çok daha çabuk uyuyabiliyorum.Odalarımız kendi düşüncelerimizle hatta daha çok endişelerimizle dolu çünkü.Gece pıtır pıtır gelirler falan...

Blog alemi canlanmış bayağı.Bir sürü etkinlik-mim vs. gördüm.Katılmak istiyorum ama o enerjiyi bulamadım.Bunu da yapmacık bir şekilde yazmak adına yazmak istemedim.Bu aralar üni. işini fazlasıyla düşünüyorum.Kayıt işleri artık halloldu.Yurt da tamam zaten.İki tane banka kartı lazımdı,onlar da tamam.Banka işleri çok gerici bu arada söylemeden geçmeyeyim.Daha önce hiç bu tarz ciddi işlerle uğraşmamış biri olarak beni geriyor biraz.Valiz için de ufak ufak hazırlıklara başladık.Krem,diş macunu,medikal şeyler vs. küçük şeylerden ilerliyoruz.Gömleklerimi yıkayıp ütüleyip hazır etmem lazım.Bu kıyafet ayarlama işi yorucu olacak.Neyse bakalım ya,halledilir şeyler bunlar.Sadece psikolojik olarak fazla meşgul ediyorlar,her şey yerli yerine oturana kadar düşüneceğim.

Bazı insanların ruhsuz olduğunu bir kez daha anladım.Bencillik bir yere kadar çekilir bir şey olabilir ama ruhsuzluk bambaşka bir şey.İnsanlara nasıl hissettirdiğini önemsemelisiniz,o insanı sevmiyor olsanız hatta nefret ediyor olsanız bile.Karma,ilahi adalet...ne derseniz deyin bu enerjinin geri dönüşü gerçek.O kadar inanıyorum ki ya da belki inanmak istiyorum ki...Nefret de bir duygu.Sevgi kadar onun hakkında da konuşabilmeliyiz.''Nefret çok güçlü bir duygu ben bir şey hissetmiyorum'' kafasından uzaklaştım artık.Hissizlik diye bir şey yok.Nefret sevgi kadar gerçek,bazı durumlar ve insanlar da dümdüz nefret edilesi.Nefret ediyorum.

Senaryo için küçük bir hikaye oluşturmaya çalışırken senaryonun hikayesini oluşturmaya başladım.Güzel ilerliyor gibi,9 sayfa kadar yazmışım.Ne yalan söyliyeyim biraz bodozloma ilerliyorum.Beklemek pek benlik bir olay değil.Kafamda şekillenen şeyleri bekletirsem uçup gidiyorlar,yazsam bile sonradan beğenmemeye başlıyorum.İlla bir yerden başlamalıyım.Zaten yazmayı planladığım şeyden de bir miktar uzaklaştım.Şu olacak,dediğim şeyler yazı başına geçince değişiyor.Bu olayı seviyorum ama ben,yazmanın büyüsü bu;kurgunun eğlencesi ve sürükleyici kısmı tam olarak bu.

Yalnız diyalog oluşturma kısmı beni zorluyor.Bir kitabın en işçilik isteyen kısmının bu olduğunu yazarken fark ediyorum.Karakterleri konuşturmak bambaşka bir yetenek.Art arda gelen replikler gibi olmamalı,aynı zamanda hikayeden kopmamalı ve hiç tanışmadığınız o karakterleri de birebir yansıtmalı.Farklı bir ustalıkmış bu konuşturma işi.En çok bunu yaparken zorlanıyorum,belki daha fazla okumalı ve yavaş ilerlemeliyim.Çabuk biten ve beğenmediğim bir iş zaman kaybı olur,zaman da var umarım çaba da.Bir hikaye de tamamlansın bu sefer,canım kendime not düşünüyorum bunu.

Eylülle birlikte sonbahar gelirken havalar hala sıcak.Sonbahar havasıyla birlikte gelsin.Kapalı,hafif yağmurlu ve serin.Çok özledim bu havaları.Hiç yaz insanı olamadım.Yaz bana iyi gelmiyor,güneşin mayıştırıcı bir etkisi var üzerimde.Duygusal olarak da bu böyle.Sonbaharla birlikte birçok şeyi planlamak istiyorum.Belki bir defter alıp bullet journal tarzı bir şeyler yapmaya başlayabilirim.Düşüncelerin de bir sıraya sokulmasına ihtiyaç var.Bunu sadece zihnen yapmaya çalışmak zor.Yazdıkça iş ciddileşiyor,öngörü artıyor.Eskisi kadar defter kalem meraklısı olmasam da belki bu heyecanımı da canlandırır bu iş.Lisenin hazırlık yılındaki azmimi arıyorum valla.Deli gibi İngilizce-Japonca çalışır yoga yapardım,bazı günler yüzerdim,mat-1 problemlerine başlamıştım...Şimdi her şeye karşı biraz daha isteksizim.Nedenini sorgulamak istemiyorum,matruşka gibi açıldıkça açılır,gereksiz.

Paris Hilton ve Nichole Richie'nin eski şovu ''The Simple Life''a taktım bu aralar.İnternette olan tüm sezonlarını izledim.Çok komik ve eğlenceliydi.Hiçbir şey düşündürmeyen bir aktiviteydi,enfes.Espri anlayışları bir yana ikisini de kişi olarak seviyorum.Boş gibi gözüken ama aslında insanlarla sarkastik bir şekilde dalga geçebilen kişiliklerle enerjim uyuşuyor.Chanel Oberlin başta olmak üzere Regina George gibi karakterlere de bayılırım mesela.Böyle bir tarafım da var :'D

İyiyim ama mutlu hissetmiyorum uzun bir süredir,donuklaştım sanki.

*Oysa insan olarak dünyaya gelmişti.Çok daha kompleks bir hayvan.Duygu denilen bir şeye sahip.Bir nevi altıncı duyu organı.Hissetmeye yarıyor,kırılıyor,oynanıyor bazense yitiyor.Evrene göre küçücük olup insan bedenine sığan evrenden daha güçlü bir şey,duygu.* (Hikayemden bir alıntı.)

çav.


la collectionneuse






18 Ağustos 2019 Pazar

*Miskin Yaz Günleri


Yazın son zamanlarını uyuklayarak,oyun oynarak ya da bir şeyler izleyerek geçiriyorum.Alabildiğine tembel şekilde.

Salı günü kalacağım yurtla görüşmek için Kocaeline gittik.Şehre ilk gidişim oldu,daha önce o taraftan yolculukta bile geçmemiştik.İlk fark ettiğim şey şehrin yeşil oluşu oldu.Büyük bir şehir olmasına,onca binaya vs.'ye rağmen sanki yeşilliklere dokunulmamış gibi gözüküyordu.Çok hoşuma gitti bu,beklediğimden daha güzel geldi gözüme.Daha sonra yurdu ayarlayıp birkaç mağaza gezdikten sonra ayrıldık.Yolculuk fena yorucuydu merkeze gitmeye halimiz kalmadı.

Şehirdeyken biraz kötü hissettim.Edişelendim daha doğrusu,ne zamandır anksiyete yaşamıyordum.Ha bu gereksiz bir endişe mi? Hayır.Korkmamın ve endişeli olmamın normal olduğunu kendime yineledim.Şunu da ekledim,büyük olaylar işin içine girdikçe küçülür.Birçok şey için böyle.Adım adım olacak şeyleri hurra yapmaya ya da hissetmeye gerek yok.Kendime her şey için zaman tanımak istiyorum artık.Zamanında öyle yüklenmiş öyle kasmışım ki ruhum şu an genişlediğini hissedince nefes aldı sanki,e biraz da boşluğa düştü.

Geçmişe bakışımızın bizimle birlikte evrildiğinin aydınlanmasını yaşadım.Büyük bir olay olmayabilir ama bunu apaçık bir şekilde gözlemlemek kendimi daha güçlü hissettirdi.Beni kıran insanların yaptıklarını pek de yumuşatarak görmüyorum artık.Yok güvendiğim için hata bendeymiş yok efendim bir olayda iki tarafın da suçu olurmuş...öyle bir dünya yokmuş.Herkes bir şekilde yaptıklarını ödesin kafasındayım,elimde olsa bunu ben yaparım ama inanın bunun için fazla vicdanlıyım.Bu vicdan kimseyi daha iyi bir insan yapmaz o triplerim de yok,hatta daha salak bile yaptığını söyleyebilirim.Huy işte kurumuyor.

Özlediğimiz şeyleri istediğimiz anlamına gelmediğine dair güzel bir söz okumuştum,tam nasıldı hatırlamasam da o zamandan beri aklımdan çıkmadı.Aşırı doğru değil mi? Özlediğimiz şeyleri o zamanın içinde özlüyoruz çünkü,ama bu zamanda onu istemeyebiliriz.Orada kalsın,o şekilde daha güzel ve anlamlı.Her şey bir devinim içinde,tekerrüre gerek yok.Bu sözün bende uyandırdığı şeyleri daha güzel ifade edebilirdim,dilim bu kadar döndü şu an;oysa daha anlamlı bir açıklamayı hak ediyordu.Affedin.

Dört gün kadar sonra tatile çıkacağız.Yüzmeye ve havuz kenarında kitap okumaya uzun zamandır ihtiyacım vardı,gün sayıyorum.Tatiller endişeli düşüncelere ara vermek için de kıymetli bir fırsat oluyor.Bütün Akdenizliliğimle bunun için çabalayacağım.Tatilden sonra yeni bir hengameye hazır olmalıyım.Yurda Eylül ortalarına doğru yerleşmiş olacağım.Şanslıyım ki bu yollardan geçen bir abim var,ailecek uzmanlaştık;ne lazım ne önemli biliyoruz.Sürecin tık tık işleyip vedanın da en az üzücü şekilde geçmesini istiyorum.Her ''istiyorum'' lafından sonra aklıma hem istek yasası hem de istediğim halde olmayan onca şey geliyor,trajikomik.

Can sıkıntısından karalanan bir yazı oldu,kısa tutayım;sizi baymak istemem.


çav.


Conte d'Ete
















10 Ağustos 2019 Cumartesi

Üniversitem,Planlar ve Birtakım Hisler


Bir maceranın daha sonuna gelmiş gibi hissediyorum.''Level Up'' yazısı geldi,yeni bir seviye,yeniden başlayacak bir ton şey,uğraşılacak yeni işler,alınacak yaşlar...

Tercih sonuçlarımız açıklandı.Kocaeli Üni. Hukuk fakültesini kazandım.İzmir İzmir diye sayıklayıp hayal kurerken fırlayan puanlar beni buraya uçurdu.İlk gördüğümdeki şoku ve üzülmemi hayatım boyunca unutmayacağım.Hayal kırıklığı oldu böyle.Daha önce yaşadım mı? Çok kez.Ama bu bildiğin bir hayalin kırılışı gibiydi :'D Şu an mutsuz muyum? Hayır.Okulu zaten araştırıp emin olarak yazmıştım.Güzel ve avantajlı bir kampüsü olan gelişmiş bir üniversite.Benim üzüntüm kötü olmasında değildi zaten,beklentilerin olmaması hissi.Şehir hakkında da güzel şeyler anlatıldı,bölüm hakkında vs. beni tatmin eden şeyler öğrendim.Şanslı ve emeklerimin karşılığını almış hissediyorum birçok açıdan.Hayalimdeki,hedefimdeki bölümün olması düşündükçe umutlandırıyor mesela.Aklıma koyduğum şeyi yapma hissi birçok şeye bedel.Başarıyla beslenen bir yapım var,biraz da mükemmeliyetçi.Hayat birincisini kabul ediyor ama mükemmeliyetçilik bir kez daha öğrendim ki olmuyor.İzmir benim için hayırlı olan değildi belki de diyorum.Aşırı yerleşik bir düzene gitmek beni yeterince mutlu ya da heyecanlı hissettirmeyebilirdi.Şu an birçok şeyi kendim halledeceğim.Ailemden kimse olmadan ve hayatımda bir kez bile uğramadığım bir şehirde.Koç olarak aradığım adrenalin buydu...blog beni pozitifleştiriyor,seviyorum burayı;kendi umut durağım gibi :')

Salı günü,umarım bir sorun çıkmazsa,yurt için görüşmeye gideceğiz.Kampüse yakın bir yer bu yüzden oraları gezme fırsatım da olacak.Tepe bir yere kurulu ki şehir merkezinde olmasından iyi olduğunu düşünüyorum.Fotoğraflardan görmekle gerçekteki fark eder tabi,o yüzden fena halde meraklıyım.Şehre girdiğim zaman ''Tamam ya'' diyebilmek istiyorum.O his bana mekanlar açısından geçiyor.En basitinden bir kafe için bile öyle hissediyorum.''Yuva'' hissi gibi.Aman derin düşünmemeyim yine dimi? Sonrası üzmesin,büyük beklentiler ardında daha büyük fırtınalar bırakabiliyor.

Gökçe geldi bir haftalığına falan.Perşembe günü yolcu ettik.Sonuçları da birlikte öğrendik.Diyeti de birlikte bozduk yalnız :( Pazartesi tekrar başlayacağım.Cidden illet bir olaymış.Kilo alma hissini kazanıyormuşsun resmen.Yapmasam da olur bir kıvamdayım ama bir şekilde toparlanmak istiyorum.Evde spora da devam edebiliyorum.Salon işi sıkıcı geldi,bir ay yetti;belki diğer yazlara...

Japonca çalışmayı ve yazı yazmayı ertelemek için bir bahanem kalmadı.Diyetle birlikte onlara da girişmek istiyorum.Japonca nasıl toparlanır valla hiç bilmiyorum.En son ne yaptım nerden alsam...A2 seviyesi gözüküyorum ama şu an A1 eksi falan olabilirim.Zamanlardan ve alfabe çalışmasından geri sarabilirim sanki.İngilizce için de eskisi gibi TED izlemeye döndüm.Hukukta da dilin önemi büyükmüş.Kuzenimle konuştuğumda Japoncanın da iş hayatında gayet işe yarar olduğunu söylemişti.Onu olduğum seviyeye tekrar sabitleyip İngilizceyi eskisi gibi kassam kendimi daha güvende hissedeceğim sanki.Dil öğrenmek bana hep zevkli gelmiştir,bu zevki bayadır tadamadım malum;eski Anılı canlandırma zamanı mı ne?

Çanakkaleden ayrılmanın ne kadar üzücü olacağını bundan sonra her yazımda anlatabilirim herhalde.Sevdiğim her şeyin,herkesin olduğu bir yerden ayrılmak düşündükçe dramatikleştiriyor bulunduğum ortamı,dinlediğim şarkıları.Hele aileden ayrılmak,ilk gün yurttaki halimi hayal edebiliyorum/edebiliyorsunuz :'D Hayatının kırılma noktalarından biri,bir şekilde mecburiyet.Tatsız ama sonu tatlı olsun. (Yaprak Dökümü Veda Sahnesi İzle -tık-)

Sizden büyük bir isteğim var yazıyı bitirirken.

Bana film önerin :( Benim tarzımı ve birçok filmi izlediğimi göz önüne alırsanız aşırı mutlu olurum.Drama olur,Mean Girls tarzı komedi-gençlik-üniversite olur,klişe olmayan aşk filmleri olur...

Daha önceki yazılarımda gönderdiğiniz güzel enerjiler ve dualar için de teşekkür ederim.Daha sık yazacağım için heyecanlıyım.Blog da benimle/sizinle birlikte level atlıyor,boss kesmeye doğru gidiyoruz!

çav xo


''neden başladığını hatırla''







28 Temmuz 2019 Pazar

Sınav Sonucum,Bir Film ve Bir Kitap ☕


Gelmiş geçmiş en sıkıcı yazımı geçiriyorum.Bir yaz tatili ancak bu kadar monoton ve bunaltıcı olabilirdi.Yıl içinde ''şu sınav geçsin de...'' deyip yaza sıkıştırdığım neredeyse hiçbir şeyi yapamadım.Aman diyorum yine de,sürekli bir şeylerle uğraşmak zorunda değilim bazen aptal aptal yatağımdan çıkmadan günleri öldürmek de iyidir.Hatta şu sıralar sadece bunu yapıyorum.

Üniversite sınavının sonuçları açıklandı.Geçen seneye göre hesapladığımdan maalesef 2-3k düşük olmakla birlikte 18k'ya girdim.(TM Bölümünde) Mutlu muyum? Aşırı değil, Üzüldüm mü? Hayır.Annem ilk aradığında elim ayağıma dolaşmıştı.Adrenalini seven biri olarak hayatıma biraz heyecan girmesi bile mutlu edici gelmişti,mazoşizm resmen bu;her neyse...Sonucu görünce duraksadım.Tekrar tekrar okudum şimdi 180k falan çıkmasın diye.Sonra annemi tekrar arayıp söyledim.O benden heyecanlıydı,hayal kırıklığına uğramamdan korkmuş :')

Tercihlerimi de yaptım.Sadece hukuk fakültesi yazdım.Üniversiteleri sıralamak istemiyorum ama İzmir yoğunlukta yazdığımı söyleyebilirim.Hiçbir zaman İst. ve Ankara hedefim olmadığı için herhangi bir pişmanlık da yaşayacağımı düşünmüyorum.O iki şehir bana oldukça kaotik geliyor.Sürekli bir işleyiş,ses,insan kalabalıklığı...Üniversite kalitesi tabi ki şu an her şeyden önemli ama ben gideceğim şehirde bir yaşam kurmak istiyorum.Benim içinse en doğru yer her zaman İzmirdi,umarım olur.Lütfen dua edin,güzel enerjilerinizi bu işin olması için yollayın...bir şeyler yapın!

Bundan birkaç sene önce eminim blogda bir yazıda Üni. için ne kadar heyecanlı olduğumdan vs. bahsediyorumdur.İş ciddiye bindikçe çok da heyecanlı olmadığımı fark ettim.Sanki bir şekilde hayatımın işleyişine müdahale edemiyorum çünkü.Hayır,kadercilik olarak algılamayın.Sadece detaycıyım ve benim takılıp heyecan yaptığım detayların realitede yeri olmuyor.Sonra hayal kırıklığı denen illet şeyi yaşıyorum.Öyleyse daha ''olgun'' bir tavırla işleri oluruna bıraktım.Her tercihimden emin olup her şehirde bir yaşam kurabilir miyim ona baktım.Tabii bazı endişelerim var.Her yeni başlayacak insan gibi neler olacağını bilmemenin verdiği şöyle olur mu böyle olur mu endişesini taşıyorum.Uykusuz kaldığımı bile söyleyebilirim.Yazın uyku planları yaparken sabaha doğru falan uyuyorum.Bir oraya dön bir buraya,can sıkıntısı,gereksiz düşünceler,buna eklenen gecenin gereksiz sessizliği...

Birkaç işe yarar şey yapmışım bak,aklıma geldi.

Daktiloyu tamir ettirdikten sonra bir şiir yazabildim.Aşırı çiğ,tumblr'da paylaşmış olmam lazım;onun uzun hali.Fazla melankolik ve şairane olmaya zorlanmış gibi.Yine de daktiloyla yazmayı deneyimlemiş oldum.Zor iş,beklediğimden çok ter döktüm buna rağmen keyifliydi.Sanki gerçekten somut şekilde bir yazı yazmışım havasına girdim.Gözlerimde bir acemi mutluluk...

Virginia'nın Dalgalar kitabını da bitirdim.Utanarak söyleyeyim ki bu kitabı 1 yıl,evet bir yılda bitirdim.Sınav yılı başlamadan çeyreğini falan okumuştum koca yıl bitti bu yaz da geri kalanını okudum.Virginia'nın bilinçakışına alışık olmasam baştan başlardım ama şaşırtıcı bir şekilde olaydan kopmadan devam ettim.Güzeldi,klasik Virginia tadı.Eski dostların buluşması,farklı hayatlar,oradan oraya zıplayan betimleler...Yalnız hala bana göre en keyiflisi ''Deniz Feneri''.

Geçen gece de yine bir Eric R. filmi olan ''Le Rayon Vert''i izledim.Buram buram güneş kremi kokan,yaz sofralarında edilen uzun sohbetlerin olduğu tatlı bir filmdi.Baş karakterdeki kadının yaz tatili ve aşkı arayışını konu alıyordu.Adı da Jules Verne'nin ''Yeşil Işın'' kitabından.Onun ne olduğunu izlediğinizde öğrenmenize bırakıyorum,olayın esas kısmı o çünkü.Daha önce Eric R. izlediyseniz akar gider bu film;ilk kez bu yönetmeni izleyecekseniz de monotonluğa,bolca diyaloğa ve Fransızcaya hazır olun derim.

Onun dışında Netflixte Drag Race izleyip,çerezlik filmler bakınıyorum.Bir yerden sonra izlenecek film/dizi kalmadı hissine kapıldım.Bilinmedik ama kaliteli önerileri olan varsa alırım seve seve.

Yazının sonunu nasıl getireceğimi bilemedim.''Dalgalar''da altını çizdiğim bazı satırları paylaşayım:

''Bazen kendimi tanıyamıyorum,ya da beni ben yapan tohumları nasıl ölçeceğimi ve adlandıracağımı ve sayabileceğimi bilemiyorum.''

***

''Seninle birlikteyken en yetenekli insanlardan biri olduğumu sanmaya başlıyorum.Gençliğin neşesi doluyor içime,gücü doluyor,beni bekleyen şeyleri sezmeye başlıyorum.''

***

''Göğsünü fırtınalara açabilecek olan ben,sellerde boğulmaya neşeyle katlanacak olan ben,buraya mıhlandım;her şeye açığım.''

***

''Ruhumun hızı bedenime fazla geliyor.''

***

''Üstüme atlayan duygu şokundan korkuyorum,çünkü ben onunla baş edemem sizin yaptığınız gibi...''

***

''Günün koşuşturmasının ve bütün acılarının,dinlenmelerinin,beklemelerinin ve kuşkularının ardından yanına oturacağım birini istiyorum.''



çav.



12 Şubat 2019 Salı

Sınav,Kaygılar ve Dilekler

 
Neredeyse bir ay olacak,hiçbir şey yazamadım buraya.İsteğim varken enerjim,enerjim varken de isteğim yoktu.Daha çok birincisi.

Yarıyıl tatili beklediğimden daha hızlı geçti.Kuzenim geldi,Gökçe;İzmir'den tanıyorsunuz.Onunla ders çalışmaya çalışıp her gece bir film izledik.Keyifliydi.Sohbet ettik,dertleştik,gülüştük...Sınava aynı yıl girecek olmamız birbirimize bir nebze motivasyon oldu.Yaz için planlar yapmaya başladık bile :')

Başarısızlığın en küçüğüne bile katlanamıyorum.Verdiğim emek,hissettiğim ve istediklerimle gerçekler uyuşmayınca ,hele ki küçük noktalar yüzünden, gerçekten kahroluyorum.Geçen haftalarda uzun zaman sonra sadece başarısızlık duygusu için büyük bir mutsuzluk yaşadım.Aklımın her zaman bir köşesinde bu duygu zaten geziniyordu ama ilk kez sanki beni bu kadar yakalamış hissettim.O üzüntüden sonra bugünkü sonuç o kadar da kahretmedi mesela,daha mantıksal bakabildim hatta şu an yanlışlarımı kontrol ederken yazmaya başlayıverdim.Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama her sınavdan sonra matematikten mutlaka en az 3 soru daha çözebiliyorum hem de on dakikayı geçmeden.Nasıl tat kaçırıcı bir durum olduğunu anlamışsınızdır.

Sınav için başvurular da bugün başladı.Panik ya da heyecanlı değilim.Sadece başarısızlık kaygım var.Bunu eser miktarda tutmaya çalışıyorum.Fakat ruh halim gibi sınavlarım da dengesiz olunca kaygıyı kontrol etmek de zor oluyor.Her şeye rağmen çalışmaya devam ediyorum.Bazen çok zorluyor,içimden gerçekten zerre gelmiyor.Bir şeyi istemeden yapabilen biri asla değilim.İstediğim şeyleri de gerçekten yaparım.Kendimi zorlamak da stresi katlıyor.Hep şu sözler aklımda geziniyor: ''Çalışman lazım/Eksiksin/Erteliyosun olmayacak/Ya başaramazsan?/Herkes nasıl da çalışıyor bir de kendine bak...'' Bunlar kafada dönerken üstüne bazen malum insani dertler ve düşünceler de eklenince yaşam pek çekilir olmuyor.Bir yılın stresi için ilerideki mutluluk diyorlar ama bunun hiçbir garantisi yok ki.Beni salt mutlu edecek şey emeğimin karşılığını alabilmek ve hedeflerimi gerçekleştirmek olacak.Tabii bir de mutlu bir üniversite hayatı.Mutlu bir hayat herkesin dileği ama öncelikle istiyorum ki üniversite beklediğimden çok daha keyifli olsun.Farklılıklar,yeni şeyler ve mekanlar görmek istiyorum.Enerjimi törpüleyen bu seneden sonra her şey bambaşka güzel olacak,biliyorum.Öte yandan da sanki bütün çakralarım donmuş açılmak için bu sınavı bekliyor.Hayat slow motion,her şey sırtıma çivilenmiş asla çıkmayacak...

Tüm bu yoğunluğun içinde hislerime dair bazı şeylerin üstesinden geldim.Hani bazen kendi kendinize yolunuza taş koyarsınız ya,o taş yüzünden yaşadığınızı hissedemezsiniz.Öyle bir taşı kaldırmak için var gücümle kendime odaklandım,tam olarak kalksın istemiyorum;sadece tat alarak yaşamama izin versin istiyorum.Ha gayret bana.

İsteklerimden bahsedip içinde olduğum durumdan daha fazla soğumayacağım...Uyku,kitap,daha fazla film mesela....


Conte de printemps

(Dört mevsim serisinin İlkbahar bölümünü izledim haftalar önce.En sevdiğim bölüm oldu,Sonbaharı da izleyince bütün seri için bir yazı yazacağım yani umarımmm)

Sevgilerimle,


çav.




18 Kasım 2018 Pazar

Hafta Sonundan Karalamalar 🌑


Pazar // 02:26

Eat Pray Love'ı izlerken içimden yazmak geldi.İtalya'dan ayrılacağı sahneye kadar izledim.Zaten filmin en sevdiğim kısmı da İtalyadaki bölümleri.Özellikle o harabede yaptığı konuşmayı her dinlediğimde gözlerim doluyor,çok anlamlı ve güzel.Hayata bir nokta atışı.

Günler aşırı monoton geçiyor.Okula gidiyorum,dershaneye gidiyorum ve evde de ders çalışıyorum.Bıktım fakat elimden geleni yapmak için kendimi zorluyorum.Okuldan bıktım özellikle.Beş yıl lise olmazmış.Daha doğrusu bu okulda beş yıl asla okunmazmış.Her şey daha katlanılmaz ve sinir bozucu geliyor artık.Herkes bir an önce mezun olmayı bekliyor,haliyle.

Hafta başında enerjim normalken git gide öyle bir düşüyor ki özellikle Cuma sıfır noktasında oluyorum.Cumartesi de keza öyle.Pazar zaten o kadar depresif ki...Bunu aşamadım hiçbir zaman.Gün boyunca kendimi zorlaya zorlaya ders çalıştım.Günde beş saatlik uykularla ayakta kalmaya çalışınca her an uykuya hazır bir vaziyette geziyorum.Geçen cuma okula gitmeyip uyudum.Buna o kadar ihtiyacım varmış ki iki gün boyunca resmen cildim parladı.Ders çıkardım mı? Hayır.Kendimi uyutmamakta ısrar ediyorum.Telefonla uğraşıp düşünlere dalıyorum.Uyku moduna geçemiyorum,yoksa uykuya dalmam bu yorgunlukla kolay.

Geçen hafta psikiyatriste günlüğümü de götürmüştüm.Ona bazı kısımları okudum.İnsanın kendi günlüğünü bir başkasına okuması adrenalin dolu bir şeymiş.Arada bir günlüğümü açıp okuyorum ve şuna her defasında katılıyorum ''Hayatın savurup durdurduğu bir yaprak gibi hissediyorum.'' Başladığım noktalara her defasında geri dönüyor gibiyim.Tam kendime inanıyorum,bir anda ellerimden kayıyor.Tam pozitif olmak için adım atıyorum hop hayatımda bir aksilik oluyor.Bir hafta sıkı ders çalışıyorum diğer hafta hiçbir şey yapasım gelmiyor.Bu dengesizlik yıpratıcı.Evet her gün,her mod birbirini tutmaz ama sorun benim bunu en derin şekilde hissedip kontrol edememem.Sabırsızım,hem de çok.

Kendi içimde çekilip durduğum girdabı bir türlü kapatamıyorum.Özellikle geceleri ortaya çıkan bu karamsarlıkla sadece meşgulken baş edebiliyorum.Bir de bazen iyi hissederken.İyi bir oyuncuyum.Bazen gerçekten şaşırıyorum kendime.''Fake it until you make it'' sözü benim hayatıma itafen söylenmiş olabilir.Matematiği sevmiyordum fakat yapmaya çalıştıkça sevmek zorunda olduğumu da fark edip -mış gibi yaptım,şu an yapamadığım zamanlarda da seviyorum.Birkaç somut örnek daha geliyor aklıma...Geceleri meditasyon yapmayı bıraktım sayılır.Her şeye bir hışımla başlayıp vazgeçiyorum.Çok seviyorum,gösteremiyorum.Pozitif kalmaya çalışıyorum,kalamıyorum.Ne istediğimi bilmiyorum birçok insan gibi,daha doğrusu ben neye ihtiyacım olduğunu bilmiyorum.Belki de bilsem de söyleyemiyorum.

Hayal kurmaya artık pek hevesli hissetmesem de arzuladığım şeyler çok daha güçlü olmaya başladı.Belki bu da hayallerimin kılık değiştirmiş halidir.

Olduğumdan daha güçlü ve cesur olmak istiyorum.Ama bu sefer -mış gibi yaparak değil,gerçekten olmak istiyorum.

Yazarken her şey daha dramatik oluyor,uyumam gerek.



Gnitez.

***

Gece neler yazmışım öyle...hemen yayınlamak istemedim.Bazen çok negatif şeyler yazdıktan sonra garip bir suçluluk hissediyorum.Bu kadarını açmaya gerek var mıydı? gibisinden.Şimdi,pazar akşamı,okuyunca pek de yayınlanmayacak gibi gelmedi,sorun yok yani.

Günün yarısı dershanede geçti,pek bir şey yapamadım.Eat Pray Love'a devam etmek isterdim ama test çözmem lazım.Film seçemiyorum bir türlü,deli oluyorum.Sanki daha güzeli illa varmış gibi geliyor.Bu yüzden izlediğim filmlere dönmeye başladım.En sevdiklerimle ilgili bir liste oluşturur yazı yazarım belki,bana da hangisini tekrar izlemek istediğim hakkında fikir olur.Kalsın bir köşede bu fikir.

Bütün haftanın nasıl geçeceğini harfi harfine bilmek motivasyonumu düşünüyor.Monotonluğu hiçbir  zaman sevmiyorum.Hayattan ekşın bekleyince pek iyi şeyler gelmediğinden bir şey de beklemek istemiyorum.Birkaç değişiklik iyi gelebilir belki.Salt beni mutlu eden bir şey.Her şeye fayda için bakmak zorunda olduğum şu yılda beni dümdüz mutlu edecek bir etkinlik.Fazla zaman yemeyen ve aşırı yormayan...Yazı yazmak ve film izlemek olmaz.Onlar hep var zaten.Mesela spora başlamayı düşündüm ama zaman yok.Haftaiçi sınav,etüt,soru çözümü; hafta sonu dershane.Belki akşam bir saatliğine gidilebilir ama o da ders çalışmamı aksatabilir...Sınav senesinde sadece sınava odaklanan insanları kıskanıyorum.Hiçbir şeyin onların etkilemesine izin vermeden çalışıyorlar.Ders çalışırken ben de dış ortamdan kopabilsem de arta kalan zamanda odaklanma işini beceremiyorum.Her şeyi bu sınava bağlamak belki yanlış ama işin matematiğine göre öyle.Bu konuda toz pembe bakamıyorum.

Hiçbir şeyi boş veremiyorum.İşler ya çözülecek ya da çözülecek.Bu yüzden ergenliğin başından beri yaşadığım her kötü anı ilk etkisini korumasa da zaman geçişine göre bendeki etkisi hala güçlü.İnsanları,olayları ve hislerimi boş veremiyorum.Kontrol etmemem gerektiğini öğrendiğim haftadan eser kalmamış gibi gözükse de sanırım yine -mış gibi yaparak durumun üstesinden geliyorum.Bunu yaparken bile kontrol bende sonuçta.

Hayatın ''Evet,mutluyum.'' diyebileceğimiz belirli bir noktası var mıdır? Bence yok.Bu da ürkütücü bak.Mutluluk neye sahip olduğunla değil,kendini nasıl hissettirdiğinle ilgili çünkü.Benimle aynı şeyleri tecrübe etmiş farklı bir karakter benden çok daha mutlu olabilir.İnsan karakterinin de büyük değişimler geçirmesi zannımca imkansız.Yani her zaman biraz mutsuz hisseden biri olacağım,kendimi bunun içine çekeceğim.Koruma kalkanı gibi.Her an mutsuz hissedersem,sığınağım hazır.Dünyayla yarış halindeyim sanki,neye yetişip gerçekten neyi bekliyorum?

Bu yazıyı yazan kendime aynen şöyle bakıyorum:


Ve şunu da hatırlatıyorum:



Hadi şimdi iyi geceler xo









29 Ekim 2018 Pazartesi

Kısa Kısa: Güzel Hisler ve Yazmak ☕


Nispeten güzel bir haftayı geride bıraktım.Aldığım vitaminler işe yaramaya başladı,çalışma programıma uydum ve küçük şeylerden zevk almaya çalıştım.

Nasıl hissetmem gerektiğini kontrol etmediğim bir hafta oldu.Fazla düşünmemeye,irdelememeye ve hissetmemeye odaklandım.Modum yine oldukça dengesizdi.Gün içinde defalarca berbat hissedip yükseldim fakat günün sonunda iyi hissetmeyi başardım.Sanırım bunun formülü tamamiyle kişilikle ilgili.Kişiliğiniz çabuk toparlanmaya uygunsa mutsuzlukları çabuk atlatabilirsiniz ya da sadece atlatmış gibi yapabilirsiniz.Aksi şekilde,yani benim gibi,en ufak şeyleri atlatmak günlerinizi alabilir.Fakat her zaman kişiliğimize sadık mı olmalıyız? Hayır.Bu hafta kendime söz geçirip ''fake it until you make it'' mantığıyla her düştüğümde kendimi yükseltmek için elimden geleni yaptım.En sevdiğim şarkılarda dans edip,her gece uyumadan meditasyon yapmaya başladım.Sadece mutlu olduğumda odaklanabildiğim bu iki etkinliği mutsuzken yapmak için kendimi zorlandım.Sanırım başardım da,endişelerimi daha çabuk durdurup ana odaklanabildim.Kendimi kutluyorum,bakın bu hafta kendime bir tanecik hakaret bile etmedim.En fazla birkaç iç ses,o da olur canım.

Buddha'nın iki tane çok güzel sözü var.

''Mutluluk için bir yol yok,mutluluk bir yol.''

''Her sabah yeniden doğuyoruz.Önemli olan bugün ne yaptığın.''

Bu iki güzel sözü sürekli hatırlamaya çalışıyorum.Ders çalışırken gerildiğim zamanlar oluyor.Özellikle yapamadığım,sevmediğim konuları çalışırken kendimi öyle bir başarısız hissediyorum ki bütün vücudumda gerilimi hissedebiliyorum.Başarısızlığa tahammül etmeyi öğrenmeliyim çünkü başarılı olmanın ilk şartı bu.Kan,ter,göz yaşı.Bir de üstüne tahammülsüzlük...cıks bir de o eklenmemeli.

Uyku düzenim yaklaşık bir yıldır aynı ama hala alışamadım.Gece ikiye doğru yatıp okul zamanı yedi gibi kalmaya çalışıyorum.Asla kendim kalkamıyorum tabi,uykum bir hayli ağırdır da...Ders çalışmayı da fazlasıyla etkiliyor.Her masa başına geçtiğimde esniyorum.Bir yerde okuduğuma göre bunun beyni istemediği bir şeyi yaparken kendini uyuşturmasıyla da ilgisi var.Uykuyla da birleşince bazen öyle üşeniyorum ki anlatamam.Bir de sürekli şunu sorguluyorum ''Acaba verimli miyim?'' Abim sen onu düşünme bana sor ben sana söylerim dedi.Öyle yapmaya başladıysam da sürekli bir sorgulama halinde ders çalışıyorum ve bu da beni geriyor.Sabırsızım sanırım her şey için.Bir an önce şu sınava girip hayatımın yeni bir dönemine girmek istiyorum.Sadece sevdiklerimin olacağı,geçmişteki kırgınlıklarımı yeni ambiyanslarla tamir edebileceğim ve hedefimdeki yerde olacağım sakin bir hayat.Bunu o kadar çok istiyorum ki...Herkes ektiğini biçiyorsa hayatta ki bu böyle,bunu hak ettiğimi de düşünüyorum.Hak ettiğimizi düşünmek umarım hadsizlik değildir.

Geçen hafta televizyonda ''Atölye'' adlı bir filme denk geldim.Ortalarında başlasam da konu beni direkt içine çekti.Tabi bir de Fransız oluşu.Yazarlık çalışmaları yapan bir grup genci anlatıyor.Yazar bir kadının eşliğinde buluşup grup şeklinde bir hikaye yazmaya çalışıyorlar.Konu tatlı tatlı ilerlerken karakterlerden birinin içindeki duyguların açığa çıkışıyla film bir anda gerilim boyutuna giriyor.Kötü yorumlar aldığını görsem de asla anlam veremedim.Zıt duyguların,olayların birlikte işlenilmesi bana her zaman anlamlı gelmiştir.Hayatın kendisi böyle değil mi çünkü? Her şey zıttı olmadan bir hayli çiğ.

Filmdeki gençlerin yazarken görmek içimi kıpır kıpır etti.Resmen yazmak için can atmaya başladım.O gece olmasa da birkaç gün sonra elimde kalemi alıp aniden bir şeyler yazmaya başladım.Sıfır kurgu ve karakter düşünmeden başladım.Üç dört küçük defter sayfası ilerledim.Tekrar tekrar okudum,değişmesi gereken kelimeler tabi var ama kurgu hayalimdeki gibi çıkarsa çok hoş olur.Günlük yerine yazabileceğim bir kurgum var artık.Fakat kendimi hikayeye özne yapmamak için de elimden geldiğince fikirlerimi soyutluyorum.Kahraman bakış açısı yerine ilahiye döndüm mesela.Kahraman bakış açısı kolay gözükse de bir yerden sonra işin içinden çıkamıyordum.İlahi daha fazla keyif vermeye başladı.Yönetici direkt sensin,her karakterin ayrı ayrı duygusu ve bağları senin elinde...Bakalım nasıl olacak bu sefer.Yazmaya başladıktan sonra olay sizden çıkıyor.Kurgu kendi geleceğine karar veriyor sanki.Olmamışsa bir yerde patlak verecek zaten,o yüzden ''Bakalım''.


L’atelier

Edebiyat yazılısı için not çıkardım,onları tekrar etmem ve test çözmem lazım.Önümüzdeki iki hafta hatta üç hafta yazılılarım var.Okulu eskisi kadar önemsemiyorum.Elimden geleni yapmaya çalışacağım sadece,bu sene bana bol bol şans dilemeniz;dua etmeniz lazım! :')

Bu haftalık böyle kısa olsun,telafi edeceğim.

çav.


P.S Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!



❤