Günlük Kıvamında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlük Kıvamında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2022 Salı

Yaz, Astroloji ve Birtakım Haberler

 ''The Lost Daughter''ı izledikten sonra bana bir yazma isteği geldi. Yunan adaları, güzel sinematografi ve hisli senaryo...artblock yazı yazanlarda da oluyor bence. Kıramıyorum bir türlü. Kırmak istiyor muyum? Onu da bilmiyorum. 

Önceki yazıda İstanbuldan bahsetmiştim uzunca. Staja gittim, birçok yeni tecrübe, insan, olay...Bir anda hepsini yazınca ''too much information'' gibi geldi, yayımladıktan birkaç saat sonra sildim. Böyle bir döngünün içindeyim. Yazmak istiyorum ama bir şey beni itiyor, yazdıklarımı beğenmiyorum siliyorum. Sanırım yazmak hep biraz kendine yaklaşmak, kendini deşmek hatta bir anlamda. Bunu istemiyorum belki de. Hayat çok hızlı akıyor, yetişmek gereken çok şey var...seneye mezun oluyorum mesela planlamam gereken bir hayat beni bekliyor. Bu akış içinde yazmak, daha doğrusu benim yazmaktan anladığım, hep bir miktar inziva gerektiriyor. Çünkü melankoliden besleniyorum. Roman, senaryo, blog yazısı ne olursa olsun biraz o ruh halinde olmam gerekiyor. Şu an pek değilim ama dedim ya filmin etkisiyle yansıtma yapıyorum. :)

Yaz kendini gösterdi. Son iki üç gündür felaket sıcak. Tatilde değilsen sıcakların anlamı yok o yüzden memnun değilim. Pek bir şey yaptığım söylenemez. Astroloji bilgimi ve ilgimi gelire çevirmeye çalışıyorum yavaştan. Geri dönüşler çok güzel blog bu kadar beklemezdim. Ocak ayından beri aktif olarak ilgileniyorum, kendi çapımda okumalar yaptım videolar izledim haritam da oldukça yatkın...hayatmın şu an önemli bir kısmını kapsayan bir hobi. Ha ben belki tanıyorsundur dönem dönem çok sevdiğim şeyleri buz gibi bırakabilirim. Bu sefer farklı, beni olgunlaştırdığını hissediyorum. Uzun zamandır yapmam gereken bir şeyi bulmak gibi. Reklam geçeyim mi izninle?

AD: Doğum haritası/ Solar Harita (1 yıllık öngörü haritası)/ Lunar Harita (1 aylık öngörü haritası) danışmanlıkları almak istersen bana hopefulsalad@hotmail.com adresinden ulaşabilirsin. Detayları paylaşırım! (Ses kaydı yoluyla yorum yapıyorum tanışmış da oluruuz!)

Cumartesi abimin nişanı var. İnanılmaz geliyor. İlk kez bizim çekirdek aile olarak böyle bir olayımız var. Gün boyu sadıç(?) olacağım. Kıyafet seçmek ne zormuş, hepimizde biraz gerginlik var. Umarım her şey güzel geçer, mutlu bir başlangıç yaparlar. Çok tatlılar görmen lazım...

Özellikle İstanbul tecrübesinden sonra daha güçlü biri olduğumu düşünüyorum. Ruhsal anlamda toparlamaya vakit bulamadığım bazı şeyleri atlattım. Akışta kalmanın en büyük ilacı çalışmak. Ne iş olursa olsun bir odağının olması. Stajdayken cildim daha güzeldi mesela, şimdi yine saçma sapan sivilcelerle uğraşıyorum. İnsan kendine aşırı odaklanmamalı diye bundan diyorum. Halledeceğim. Birkaç meseleyi daha çözdükten sonra çok ferah bir akla erişeceğim. Büyük bir sözden ziyade bir plan bu inan...

Siz nasılsınız? Her defasında burada mısınız diye yoklayasım geliyor. Eski yazılar hala okunuyor. Bazılarına bakınca bir ''çocuk'' görüyorum. Çok kırılganmışım blog. Çok üzülmem, çok dert etmem ve çook hisli olmam ne normalmiş. Yine de her zaman kendim olmuşum. Hiçbir tecrübenin ''ben de onlar gibi olacağım''a evrilmesine izin vermemişim. Tipim...ay bence o felaket eski fotoğraflara bakınca ağağağ diye çığlık atasım geliyoor :D

Benden haberler bu kadar :) Bir ara film konuşayım yine. En sevdiğim biliyorsun. Bu yıl pek izleyemedim yoğunluktan gerçi ama çıkar yine.

Sizden haberler almak beni mutlu eder!

Kendinize cici davranın.

Çav.






7 Ocak 2022 Cuma

Bazı zamanlar, bazı şeyler.

 Burada hala bir yaşam var mı? Bilmiyorum, ben kendim için yazmaya geldim.

Uzun zaman sonra ilk kez bir şeyler yazıyorum ve nedense heyecanlandım. Cümleler bir çırpıda çıkmayacakmış gibi. Nereden başlayıp nereye bağlıyordum. Eski yazılara geçenlerde göz attım, hala oldukça okunanlar var. Oradaki kişiyle aynı kişi gibi hissetmiyorum. 20-21 Arası çok şey değiştirdi blog. Hiçbir şey aynı kalmadı desem yeridir. Elbette insan öyle tamamiyle değişen bir şey değil ama sanki 15 yaşındaki halime bakıyor gibi bir algıya büründüm. Yaşananların niceliğinden çok niteliği de önemli. Bir şey çok şeye bedel olabilir. Ben böyle bir şey olan çok şey yaşadım.

Aklımda günlük yazmak vardı fakat günlüğün sevmediğim bir yönü var. İnsan kendine karşı çok açık oluyor. Duygular fazla açığa çıkıyor. Bundan hoşlanmıyorum artık. Kendi derinliklerimizi bu kadar görmek reel dünyada acıdan başka hiçbir şey getirmiyor. En son uğraşımız olmalı kendimiz. Önce somut elimizde olanlar halledilmeli. Soyut kısma bir kez geçmek bir daha çıkmamak anlamına geliyor, kendimden biliyorum. O yüzden buraya yazıyorum çünkü ister istemez sansürlemem, kırpmam, detaysız kılmam gerekiyor. Daha sağlıklı ve hayat hikayesinin devamı gibi işlevsel de oluyor. Burayı öldürmek istemiyorum. Aynı kişi olmamam benim parçam olduğu gerçeğini değiştirmez ve ben buraya kadar gelen kendimin her halini olduğu haliyle kabul etmek istiyorum. Bu yaş için de aynısı olacağına eminim.

Bitişler zihinde yeni başlangıçları açıyor. Daha önce hiç düşünmediğiniz bir chapter açılıyor hani. Empatiyle ucundan kıyısından baktığınız şeylerin gerçekliğini görmek kişisel gelişimde level atlatıyor. Ailesel şeyler olunca bulunduğunuz kökün de varlığında bir kayma söz konusu. Neydik ne olduk, iyi oldu fakat her iyi olan şey bizde güzellikler getirecek diye kaide de yok. O yüzden hayırlısı demek genelde daha kolaydır. Sonuçtan emin olamadığın için en azından hayırlısı gibi olsun dersin. Öyle oldu. Bizle hem çok bağlantılı hem de bizim oldukça dışımızda yaşanan şeyler hayatımızı asıl etkileyen faktörlerdir. Müdahale edebilirsin etkin olmaz, karar senin değildir. Her şey benim dışımda olup karışır bana, dizeleri gibi yani. Düşün, birçok şey öyle. Bu eşyanın kanunu. Belirli sınırlara ulaşabilecek kapasiteyle var olduk. 

Bitişlerden sonra gelen başlangıçlar süspansiyon gibi. Ev arkadaşımla yılın başında eve çıktık. Her şey sorunsuz ilerliyor. Bulunduğum bu mahalle hakkında sana anlatmam gereken şey bir never say never olayı. İbret alabilirsin. Otobüsle geçerken burada nasıl yaşıyorlar ne garip yer diye bakardım. Tam olarak o bölgedeyim. Ya önceden öğrenmem gereken şeyler için bir şeyi çektim ya da dümdüz şom ağız. Biraz gettovari bir yer fakat evimizin içinden öyle demezsin. Yine bir safe-space ve gerçeklik meselesi. Hep cittaslow yerlerde büyüdüğüm için garipsiyorum. Saatlere dikkat etmek, site güvenliği olması, dar bir alanda var olup sadece toplu taşıma ile ulaşım sağlayabilmek...kendimi ilk zamanlar hala ne bu şehre ne de eve ait hissediyordum. Zaman ilerledikçe kişi evde temizlik yaptıkça, evet bu temizlikler belirleyici, oraya bağlanıyor. Şimdi aitliği sindirdim diyebilirim. Daha önce gözüme batan detayları sindirmiş durumdayım. Son kattayız, gökyüzüne ve ilerisine bakıyorum; manzara güzel, sigara içerken keyif veriyor. 

Yılbaşına girerken manifest işlerine daldım. Yılbaşı günü dilekler yazdık. 5 Tane içimden çok geçen şeyi yazıya döküp evimizdeki ağacın dibine gömdüm. İnan tüm enerjimi verdim, spesifik say desen sayamam. Zaman kapsülü deniyormuş buna, bu yıl ya da yaza kadar açıp bakınca neler olmuş neler geri tepmiş anlayacağım. Karantinadan sonra böyle işlere merak fırladı, ben de dahil. Astroloji, tarot hastası oldum. Güzel şeyler fakat her şey gibi fazlası kötü. Enerjimi kanalize edecek spiritüel şeylere her zaman ihtiyaç duyan biri oldum, hiç değişmiyor. İnanca dayanan her şeyden elimi çekmek beni çok fena bir umutsuzluğa sürüklerdi. Balık etkiliyim oldukça zaten. Fazlasıyla zıtlıklarım var ama. Koç, İkizler, Balık. En etkisini gördüğüm burçlar bunlar. Hepsi birbirinden alakasız fakat bir o kadar dengesiz. Potansiyel ise yüksek, işletilebilirse. Koçun cesaretini, İkizlerin zekasını ve Balığın yaratıcılığını çalıştırmam  lazım. Gerisi gelir bak. Üzerine çalışılacak şeyler, ben kulaktan dolma bilgilerle ve arkadaşım sayesinde öğreniyorum. İnanç sistemi gibi belirlemişliğim yok fakat bir idea olarak bende yeri büyük.

Farklı başlangıçlar da oldu, ilişkisel. Peşi sıra başladılar ve bittiler. Çok hızlıydı. Belki bakınca ortak kişi ben olarak sorumlu da benimdir. Victim rolünü sahiplenmekten nefret ederim. Dürüst olmak ve hissetmek pek bir arada olması gereken şeyler değil. Üzerine idealize etme durumun varsa bayağı şeytan üçgeni. Tercih yapmak lazım. Ya kuralına göre oyna ya hislerini bir çuvala koy ki bu benim gibi biri için imkansız, güdüsel yaşıyorum; ya da son seçenek farkındalığını törpüle yaşadığın her şeye bir malak kıvamında bak. Söylemesi kolay, kendime söylemem daha kolay. 2021 Bu açıdan da öğreticiydi en çok işte. Çok farklı kişilerle çok farklı deneyimler. Bazen bu yüzden ilahi olarak korunduğuma inanıyorum. Karşıma ne çıkarsa çıksın mutlaka bana kendim hakkında bir şeyi kabul etsem de etmesem de öğretiyor. Evren istiyorsan al sana getirdim ama sonuçlarına katlan diyor böyle. Katlandık, geçen yıla kilit vurup ilerlemek istiyorum. Bu konularda kırılmış hissetmek beni gerçekten her şeyden daha fazla yoruyor. Yine bir astrolojik konumumla aşırı bağlantılı, kafa şişirmeyeyim.


Yeni yıl hepinize güzellikler getirsin. Kutlama sofralarında buluşalım. ♥



Yazarken arkada tekrar tekrar çaldı.


28 Ağustos 2021 Cumartesi

Sonbaharı Karşılama Günlüğü ve Birtakım Düşünceler

Arayı açmadım bak, geldim. 

Kiraz saplı çay içiyorum. Bazen hiçbir şey yolunda olmasa bile çay içmek her şey yolundaymış gibi hissettirir. Bir de bitki çayıysa diyete başlama motivasyonunu tetikler. Maria'nın son podcastini dinliyorum. Sıcak bir duştan çıktım, hava duştan daha sıcakmış. Soğuk duş alamam nefesim kesiliyor gibi oluyor. 

Kedi sahipleneceksen bütün sokaktaki kedileri de sahiplendiğinin farkında olmak lazımmış. Bizim ufak ufak besleme işi büyüdü aşağıda baktığımız ikisini bugün kısırlaştırdık. Sorma hiç nasıl geçtiğini. Türkiye, biliyorsun; iyilik yapmak cezasız kalmaz, burnundan gelir. Sonuç olarak iyiler şu an, iki tane kardeş; biri kız biri erkek. Birbirlerine sokulup yatıyorlardı en son. Öyle içim acıyor ki blog. Bizimle aynı hissettikleri, sevgi duyup üzüldükleri öyle belli ki. Bazen sokakta daha fazlasını görmemek için odaklanmıyorum. O dramayı bünyem sünger gibi çekiyor. Üç dört gün misafir olacaklar sonra bahçede yer yapacağız. Keşke müstakil bir evim olsaydı kafasını fena halde yaşıyorum. Bir sürü kedi doldururdum. Rahat rahat mama verip yuva yapardım. Fena zaman, emek ve para istiyor gerçi; onlar da lazım. Birileri yapmalı ama işte, dünya diğer türlü dönmüyor. 

Ev yok. Olan evler pahalı. Kalan evler çirkin. Okulun açılmasına 22 gün var, bizim ev bulmamız gereken süre ise 15. Zaman çok hızlı akıyor. Ben açılacağını bile sindiremedim. İçimden bir ses tekrar kapanacak da diyor. Türkiye, biliyorsun. Hangisi mi tercih ederim? Bilmiyorum. İki türlü de hoşuma gidecek-gitmeyecek şeyler var. Mental olarak başlamaya net hazır olduğumu da söyleyemiyorum bak ama. Uzun zamandır evde olmanın konforu tekrar bölünecek. Günün sonunda kendi odamda olamadığım her yerde misafir gibi hissediyorum. O sakin kafa, koku ve eşyalar lazım bana. Çok inatçıyım dimi? Ahmet Erhan'ın ''Radikal bir çiceğim yalnız kendi saksısında açan.'' Dizesini bu yüzden kullanıyorum. Öyle. Fakat öyle olmakla problemim yok. Ergenlikte daha çok sorun ederdim. Neden böyleyim? Neden böyle olmak zorunda? Neden? Bir sürü neden. Şimdi kırıntıları var. 10 ise 5'e düştü, 3'ü zorlamaz. 

İnsan değişmez ve tarih tekerrür eder laflarına temkinliyim artık. Paris İşçi Üniversitesindeki Felsefe derslerinden notlarla derlenmiş bir kitap anlatıyor. Materyalizm söz konusu olan tabi. Her şey devam ediyor, aynı nehirde iki kez yıkanmaz, tez-antitez-sentez, madde şeyden önce gelir, şeylerin bizim görüşümüzden hariç varlıkları vardır...Diyalektik materyalizm hani Marx'ın olan modern hali. Marx tüm bu hikayeyi insanlık tarihine uyguladı ve her şeyin bir sınıf savaşımı halinde olduğunu fark etti. Bu yüzden Kapital çökecek diyor, çünkü sürekli kendi düşmanlarını kendi yaratıyor yani işçi sınıfını. Er ya da geç sentez olmak zorunda. Sonrasında proletarya diktatörlüğü...diye gidiyor. Her şey bir başkalaşım ve ilerleme halinde. Ölümün içinde yaşam, yaşamın içinde ölüm. Tavukla yumurta ilişkisi. Her şey bir zıttı ile var olur mottosu. Yani çatışım ve tezatlıklar kötü değildir. Bak insandan da öyle demek ki. Ben bunu diyalektikle ifade etmeden aynı terimsel ifadeleri kullanmıştım. Yani sonuç? Diyeceksin. Şöyle ki kendi tarihimizde ilerliyor, kişisel olan. Bizim kendimizle olan ilişkimiz. Hep bir çatışma işte, yaşamayan yoktur. Bundaki devinimler dışarıya ''değiştin'' olarak yansıyor. Yalnız günün sonunda aynı kişi hissedip öyle yorumlamamızın sebebi aynı zamanda bir çember döngü de mevcut. İdealizm gibi kendini yenileyen bir çember değil. Daha kompleks. Yani hep kendimizizdir, demekten çok hep kendimize döneriz, demenin daha materyalist olması gibi. Çok mu uzattım? Bir kitap okudum diye çözmedim işi elbet. Sadece tarihimiz tekerrür etmiyor belirtmek istedim. Her şey her an çok farklı, biz de. Kendimize üzülmekten hatta belki Sartre demişti ''Üzülmeyi tercih etmekten'' vazgeçmeliyiz. Show must go on. (Çok kolaydı!)

*Podcasti azıcık daha dinleyip geldim, dinlerken yazamadığımı fark etmiştim, çay soğudu, hava serinledi*

Sonbahar geldi. Pumpkin Spice Latte çıkmadan inanmak istemiyorum. Bir de sırtıma ince hırka geçirmeden. Yeşil kazak giymeden. Doğa da döngü halinde bak, hep değişir ama döngü devam ediyor. (Geçmiştik bunu.) Eylül stres demek bir yandan. Öğrenci olduğun sürece bu böyledir. (Bunu da geçmiştik.) Her yazıda illa bir plan sıkıştırırdım araya. Bu sefer kendimi kendime bırakıyorum. Planlar yazılmak değil bir amaç uğruna gerçekleşmek için var zaten. Yine de içime sinen bir ev bulsam fena olmaz ya. (Bunu enerji yollayıp geçelim.)

Yan sekmeleri gezmekten dikkatim dağıldı. Twitter saatlerimi yiyor bazen. Karşılığını sinir sistemi bozukluğuyla ödüyoruz. Okul başlayınca azalır illa, gündemi okur bir iki saçmalayana bulaşır, isyanımı eder çıkarım. Göreceğiz.

İçime sindi bu yazı. O yüzden senin neler yaptığını da duymak istiyorum. Yazarsan sevinirim.

çav.

2 Mayıs 2021 Pazar

Nisandan Mayısa Bir Kupalık Notlar

 Yine geldim günler sonra. Yazmak içimden gerçekten gelmediğinde başaramıyorum blog, biliyorsun.

Yeşilçay içip ''videoclub'' dinliyorum ve sana kendimi anlatmak istiyorum.

Nisan ayı deyim yerindeyse bir buldozer gibi geldi geçti üzerimden.''Enginar Mevsimi'' diye bir kitapta baharın gelişinde yaygın bir depresyon halinin yaşandığından bahsediyordu. Buna depresyon diyemem, anksiyeteler ve uğursuzluklar silsilesi desem daha doğru olur. 5 Nisan doğum günümdü, normalde her yıl güzelce bir yazı yazardım. O yaştan ve gelecekten bahsederdim. Yine planlıyordum böyle bir şey yapmayı ama bir covid potansiyeli yüzünden olamadı. O gün için aldığım her şey elimde öylece kaldı. Bir hayli üzdü bu durum beni. Bazen her şey taşıp kendini dışarıya akıtmak için bir çatlak bekler ya bu olay tam da öyle oldu. Zaten fark ettiğim üzere bana enginar mevsimi hep böyle geliyor. Bir çatlak tüm diğer kabuk bağlamış şeylerin açılması için yetiyor. Açıldı da açıldı açıldı da açıldı...hiç dikkat etmediğim şeyler beni kahreder oldu. Üstüne bir de zaten ''gerçek'' olan dertler de eklenince bir dibi görme hali yaşadım. Çıktım mı? Sayılır.

Hayatlarımızın işgal altında olduğunu hissediyorum blog. Bu iktidar, bu düzen ve bu insan topluluğu bizim birey oluşumuzu işgal ediyor. Bize travmalar, korkular ve endişeler ekliyor. Seçimimiz olmayan her şeyin kurbanı oluyoruz. Mücadele etmek zorunda kaldığımız savaşların kahramanı kesiliyoruz. Öyle olmak, ona katlanmak, bu şekilde devam etmek boynumuzun borcu gibi hissediyoruz. Onurluyuz, yüreğimiz temiz ve hedeflerimiz var diye her an her yerden cezalandırılıyoruz. Sonra her şey düzgünmüş biz abartıyormuşuz gibi kendimize yükleniyoruz. Sosyolojik olan acılarımızı psikolojimize bağlıyoruz. Herkesten en azını görüp mutlu olurken kendimizden insanüstü bir performans bekliyoruz. En kötüsü de bir kere 'böyleyim' deyince o böyleliğin girdabından kaçamıyoruz. İşgal dışında bir kelime gelmiyor aklıma. Hayatlarımız, hedeflerimiz, arzularımız, zevklerimiz, aşklarımız, gençliğimiz, yaşlarımız, haklarımız, görünürlüğümüz, sağlığımız...hepsi işgal altında. Bu işgalin hem şahidi hem de başı dik kurbanlarıyız. 

Tam böyle düşünce kümeleriyle dolup taşarken anksiyete kendini gösteriveriyor. Artık onun bir neden değil sonuç olduğunu düşünmeye başladım. Sürekli gelmiyor ama gelmesi gerektiği yerde kendini gösteriyor. İçimden hiçbir şey yapmak gelmediğinde karşıma geçip ne kadar 'değersiz' olduğumdan dem vuruyor ya da beni suçlu hissettirecek hatıraları, şu anı önüme seriyor. Birinden çıkınca diğeri için 'asla' desen de olmuyor. Her 'oh' çektiğin yerde bir 'ya öyle değilse' başlıyor. 

Son bir yılda hayatımda hatta hayatlarımızda çok şey değişti blog. Belki de sürekli aynı ortamda olmaktan fark edemedik ama biz de değiştik. Ölen geçmişe bir yas tutmak isterken anın telaşında kaybolduk. Can korkusuyla yaşarken akıp giden yaşama ayak uydurma kaygısından değerlerimizi olmayan çerçevelere oldurmaya çalıştık. Elimizde olan malzemeyi, geçmişte kurduğumuz hayallerin sonuçlarını ve kendimize verdiğimiz sözlerin karşılığını içten içe yediremedik. 'Yedirememek' birçok şeyi ifade etmem için bana yardımcı olan biraz amiyane ama ondan daha çok nokta atışı olan bir tabir. 

Mayıstan beklentim ay sonu finallerimi ortalama da olsa verebilmek ve rutin bir detox diyetinde dikiş tutturmak. Yaz için beklentim ise sadece ne pahasına olursa olsun eğlenmek: 21 Hissetmek. 


çav.


14 Mart 2021 Pazar

Hayat Güncellemeleri, Tartışmalar ve Birtakım Düşünceler

Blog 200k okunmayı geçmiş! Film ve kitap güncellemelerimi yaparken bunu görüp içime bir yazma isteği düştü. Önce profeminist pencerede yazmak istediğim yazının devamını getiriyim dedim olmadı. Ben de döndüm yeniden yuvaya...

Uzun süredir kalem oynatmıyorum. Şubatın başlarında yazdığım hikayenin devamını güzel bir şekilde getirdim. Şöyle baştan bir okudum da hiç fena değil. Bakın bunu diyebilmek bile fazlasıyla önemli. Ne olursa olsun isterse berbat, tamamlamak istiyorum. Yaratıcı işleri yaparken temel kural bu olmalı: Tamamlamak. Ortaya ne çıkacağını düşünmeden devam etmek. Çünkü her bir şeyi tamamlamadan ilerledikçe aklının bir köşesi o kurguda takılı kalıyor. Yeni kurguya o tamamlanmamış şey rahatsız edici bir şekilde yansıyor. Ben en azından buna karşı koyamıyorum. Aklıma koydum blog kısacası, o hikayeler tamamlanacak. ''Hikayeler'' biraz spoiler olmuş olabilir ayrıca :)

Bu tamamlanmamışla devam etmek bana yaşam hakkında da bir şeyler düşündürdü. Hikaye için kurgu tamamlama olan şey yaşam için ''döngü'' olarak düşünülebilir. Gerçekten düşününce öyle değil mi? Yaşamın her dönemi bir döngüden ibaret. Yaşadığın her neyse ve kaç yaşındaysan bu hemen hemen herkesin yaşayabileceği yaş getirilerinden ibaret. Fakat belirleyici olan şey sana ait olan faktörler. Günün sonunda sana ait olan faktörler ve benliğine dönüyorsun. Anlaşılmadıysa somutlaştırayım: Ergenlik dönemi bir döngü. Bu döngünün tamamlandığı süreçte kendimize dönüp kilidi vuramadığımızda o süreçte yaşananlar kaç yaşına gelirsek gelelim hayatımızın orta yerinde yansıyor. Vaktinde tamamlanmamış döngüler birleşerek bir tamamlanmamışlığın getirdiği suçluluk hissini ruhumuza düşürüyor. Bunu düşününce o duyguya sahip olduğumu hissettim blog. Belki çevresel faktörlerimden değil ama kendi karakterimden dolayı ben bu sağlıklı büyüme durumunu gerçekleştiremiyor olabilirim. Bu psikolojik bir tanı değil elbet sadece düşünce. Yalnız bu farkındalığın işe de yarayacağını düşünüyorum. Size travma gelen yaş aralığını yarım kalmış kopuk bir halka olarak hayal edin. O kopuk kısmı ne düzeltirdi? (Geçmişi değiştirme gibi süper gücümüz olmadığını hayal ederek düşünün) Bakın bu soru aklıma yeni geldi, kendimde bir yanıt arayacağım.

(''Ehliyet alma yaşları'' döngüsünü bitirmek için ilk adımı geçtim, direksiyon dersleri için bekliyorum. Haber edeyim dedim, unutmuşum :))

Bir (1) yıldır evdeyiz farkında mısınız? Tam bir yıldır günümüzün, haftalarımızın ve aylarımızın çoğu evde geçiyor. İlk karantinada kendimizi güvende ve huzurlu hissederken şu an süreç başkalaştı. Hayat dışarıda devam ediyor ama sen içerdesin. Kendine odaklanma şansın ''online''lık çılgınlığıyla elinden alınıyor. Her zaman müsait olman gereken, düzen baskısı altında hissettiğin bir yaşam formu evrimi geldi. Neydim değil ne olacağım nasıl geldi vurdu hakikaten ama. Bundan iki yıl önce maskeli yaşam deseler ihtimal vermezdik. Filmvari olabilecek her şey de sanat gibi yaşamın bir izdüşümü demek ki. Eyvah, o zaman sırada zombi istilası olabilir. (Bu konuda bayağı tecrübeliyim kulağıma heyecanlı bile geliyor -masaya üç kere tıklatma-)

İnsan hakları hukukunda geliştim blog. Hem bu ülke bunu bana mecbur etti hem de takip ettiğim eğitim ve yazılarla bunu gerçekleştirdim. Saha her zaman daha zorludur elbet ama püf noktaları edindiğimi söyleyebilirim. Bölüme girerken de idealim hep bu şekildeydi. Özellikle lgbti+ ve kadın hakları konusunda hak savunuculuğu yapmak istiyordum. Bunu yapabilmeye yaklaşmak düşününce güçlü hissettiriyor. Elimizde hala mekanizmalar var. Kendimizi savunabilecek kadar güçlüyüz. Emin olun yalnız da değiliz. Gündeme atıf yapıyorum bence anladın. Haberleri tekrarlayıp monoton bir cumartesi akşamı tadınız kaçsın istemiyorum. Gerçekleşecek blog. Bir gün dünya nasıl covidle bambaşka olduysa insanca yaşama taleplerinin gücüyle de bambaşka hale gelecek. Bu da diktacıların, kötülerin ve patriyarkanın covid gibi korkusu olacak :) 

Annemle Broadchurch adlı bir İngiliz dizisini bitirdik. Dünyanın her bucağının kadınlar ve çocuklar için nasıl yaşanılmaz hale getirilmeye çalışıldığına dair fikir sahibi oldurup sinirlerinizi hoplatabilecek tarzda bir dizi. Gerim gerim geriliyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz fakat tüm bunlar gayet sakin bir atmosfer içinde gerçekleşiyor. Olivia Colman etkisi de var tabi, annem çok sevmese de ben bu kadının oyunculuğuna bayılıyorum. Bakın bu İngiltere cidden çok garip bir yer. Aslında hiç hayal edilen gibi değil. TERF tartışmaları da en şiddetli şekilde orada başladı, oysa bir yandan mahkemede İncil öpüyorlar, muhafazakar damarları güçlü...Ben Fransız wannabeliğinden devam etmeyi tercih ediyorum :'D

TERF de demişken konuşmadan geçemeyeceğim. Tartışmaları twitter hesabımdan sıkı bir şekilde takip edip fikirlerimi de beyan ediyorum (korka korka) Nasıl kan davasına dönüştü bu konu anlamış değilim. Fuhuş karşıtı kadınların Fransada-İspanyada uğradığı saldırılara, yani bildiğiniz fiziksel saldırdılar, veya TERF atfedilen kadınların maruz kaldığı mimleme çalışmalarına hiddetle karşıyım. 8 Martta feminist dediğiniz kişiler aleyhine pankart açmak sizi dümdüz bir kadın düşmanı yapar, lamı cimi yok. Diğer yandan sayısını kadın düşmanlığı yapan aktivistlere oranla daha az gördüğüm bir grup feminist kadının bazı ifadelerinden de oldukça rahatsız oldum, birkaçını takipten çıktım. Yalnız bu ifadelerin rahatsız ediciliği alelade bir erkeğin her gün kurduğu cümlelerin yanında hiçbir şey. Ben bu tip olaylarda kimin dediğini ve diyenin fiili etkilik derecesini de göz önünde bulunduruyorum. Mantıksızlık, ideolojik tartışmalarda en büyük çıkmaz, somut değerlendirmelere ihtiyacımız var. LGBTİQ+ ve Kadın hareketinin tek bir ortak düşmanı varken kocaman bir cephe savaşı açılması öylesine gereksiz bir enerji tüketimi ki...Saflarımız böyle dağıldıkça gelen şiddetin etkisi balyoz gibi hissedilecek. Yalnız bir gerçeklik var ki o da feminizmin artık kuir hegemonyasında olduğu. Bunu Feminist gece yürüyüşünden apaçık görebiliriz. Zannımca da feminizm bütün ezilenlerin anası olması gerekir gibi bir yükümlülüğü yok. Feminizm kadınlar için kadınların kurtuluşudur. Kadınlar kazanımlarını kayıplar vererek, acılar çekerek kazandı.  Bu Pride'ımız için de geçerli. Örneğin eşcinseller de kendi özgürlüklerini almadan gidip heteroseksüellerinin falanca derdini savunmak zorunda bırakılamaz. Olabildiğince basit ve temkinli konuştum farkındaysanız, anlaşıldı umarım. Eğer tartışmalara çok uzaksanız twitter arama kısmına ''TERF'' yazmanız yeterli; kolay gelsin.

***

Akşam üzeri yukardakileri yazıp bırakmışım. 

Günler de saatler de çok hızlı geçiyor. Hele hafta sonları herhangi faydalı bir aktivite yapamadan 15 saniye içinde bitiyor gibi. Bu takıklığım yüzünden saat kullanmasam mı diye bir fikir düştü aklıma. Sadece hafta sonunu saatsiz geçirmek en azından. Gerekli bir şey olursa sadece ona bakma izni olsun. (Tembelim ben galiba blog, kendime yol yapıyorum. *Anyway :')

Doğum günüme az kaldı. 21 Yaşına gireceğim. Eğer lisenin başında hatta 18 yaşında falan olsaydım bu yaşlarımı o kadar başka hayal ediyor olurdum ki...Şu ankiyle alakam yok o hayallerimdeki kişinin. Bu yıl biraz daha heyecanlı ve sürprizli geçsin diye evde bir şeyler yapmaya çalışacağız, kızlar da gelecek. AVM'de parti malzemesi satan bir mekan vardı gidip oradan fikir alacağım. Öyle işte blog. Karantina başlarken 19 yaşındaydım 5 Nisanda 21'e gireceğim. Nasıl gençlik ama(!)

Burada sonlandırayım. Nisan başında tekrar uğrarım diye planlıyorum.

Kendinize iyi davranın!

çav.

p.s yazı dilim paslandıysa affola.




pozitif bir kapanış ♥

🧿







30 Ocak 2021 Cumartesi

Söylenmeler, Planlar ve Diğer Birtakım Şeyler ☕

 Ben geldim, evet biliyorum yine uzun bir aradan sonra.

Vizeler, finaller bitti şükür. Yorgunluğunu yeni yeni atıp kendime gelebiliyorum. Her zamanki gibi süreç bir mağduriyetle başladı. Normalde 3 hafta olan sınav haftası 1 haftaya kadar düşürülüp peş peşe sınavlar eklendi. Yazdık çizdik ama bir sonuç yok. Atanmış rektörler öğrenicinin halinden ancak bu kadar anlayabilir. Akademiyle alakasız birer memurlar sonuçta, ne emir veriyorsa onu yapabiliyorlar.

Gündemi görüyorsunuz değil mi? Yine nefret söylemleri, nefret suçuna teşvik başladı. Boğaziçi meselesi tam sadece bir ''boğaziçi'' meselesi olmuşken (bunu zannımca kendileri yaptı) her ötekinin ötekisi lgbti+lara saldırma fırsatı bulan gericiler ve işbirlikçileri yine sahneye teşrif etti. Bu ülkenin içişleri bakanı dahi buna dahil olup bir fiil nefret söyleminde bulundu. Bazen nerede ne için  mücadele ediyoruz diye soruyorum kendime. Savaşmadan yaşamak diye bir seçenek yok mu Ortadoğuda? Haklı olan kazanacak, ne zaman? Biz görebilecek miyiz? Ya da hepsi bir yanılsama mı? Başıma ağrılar girdi dün gece tüm bunları düşünürken. Küçük joe gündemi ''görünmez el'' olarak tanımlamıştı hiç unutmam. O görünmez el sakin sakin gün geçirip yogasını yapan bana laps diye bindi yine anlayacağın. Olsun yine gelsin yine def edelim. 

40 Günlük bir yoga serisine başladım. Toprak elementindeyim şu an. Çetin Çetintaş'ın ilgili videosundan yapıyorum. Yeni başlayanlara pek uygun değil ama daha önce yaptıysanız vücut 5-6 denemede açılıyor. Ben de yavaştan açılmaya başladım. Bazı günler üşeniyorum fakat şöyle bir şey var ki 40 gün aralıksız devam etmek zorundasınız yoksa en başa dönmeniz gerekir. 40 Günden sonra diğer elementlere geçiyorsunuz, sırasını unuttum. Tamamlamayı planlıyorum. Diyeti de beraberinde götürecektim, sınavlardan önce 2 hafta yapmıştım oysaki yalnız bu sefer 2 gün sürdü :'D Yemeyi seviyorum blog. Yemeyince veya bir şeyi yememeye zorlanınca mutsuz oluyorum. Sanırım bünyeyle ve uyku saatiyle de çok ilgili bu beslenme. Gece 5-6'da uyuyan biri nasıl gece bir şey yemeden dursun mesela? Veya internette yazan her bilgi benim vücuduma olacak mı? Diyetisyene gitmeyi de kendi bedenim için gereksiz buluyorum. Yine de aklımın bir köşesinde duruyor. Keşke sadece bu dertlerle haşır neşir olacağımız, bunları konuşacağımız bir yaşamımız olsa.

Yılı bir hayli kitaplı ve filmli kapatmıştım. Yeni yılın ilk ayı biterken de 10 film izlemişim bile. Kitap da yolda bitiyor, yan sütuna ekleyeceğim onları da. Digiturk bu aralar efsane filmler yayınlıyor. Gece mutlaka bakıyorum ve hep yeni, farklı ve kaliteli şeyler buluyorum. Mutlaka bakın eğer kullanıyorsanız. Bazen internetten bulmak zulüm olabiliyor. Örneğin o kadar çok gerilim/korku izlemişim ki şakasız bir şekilde izleyecek yeni bir tane, en azından sağlam, kalmamış. Çok arada derede çıkıyor. Televizyonda denk gelmek o yüzden daha rahat. Sanki radyodan şarkı dinlemek gibi, hep daha fazla zevk verir insana; özel gelir.

Kafeleri çok özledim. Arkadaşlarımla beraber bir kafede oturup tüm gün kahve içmek istiyorum. Arkada insan sesleri, yoldan geçen arabalar, bir yandan denizi izlemek, kibar garsonlar...sonrasında kordonda yürüyüş, sokak kedilerini köpeklerini sevmek, bir ara soluklanırken sokak müzisyenini dinlemek, çarşıdaki dükkanları hiçbir şey almayacağını bilmene rağmen kurcalamak, gün sonunda tatlı krizine girip bir mekanda son kez oturup tatlı bir şeyler yemek...hepsini özledim. Yine iyi bile dayandık bu şekilde. İlk karantina zamanları daha izoleydik. Yani herkes evdeydi ve ilk kez bu kadar dinlenme fırsatı bulmuştuk. Fakat şu an hayat devam ediyor, zenginler her türlü fırsattan yararlanıyor; diğer herkes evinde. Yaşam devam ederken yaşamdan dışlanıyormuşuz gibi hissediyorum. Bunun sınıfsal yönü daha derin ve gerçek tabii. Kapitalizm daha ne kadar leş bir şey olduğunu gösterebilir ki? Bir tarafta işini kaybettiği için sadaka gibi verilen paralarla geçinmeye çalışanlar diğer tarafta kayak tatilleri. Her şeyin meşru zeminini ''çalışmak, sektör'' gibi kelimelerle süslemezler mi bir de...Karantina önlemleri bile eşit uygulanmazken Hollanda gibi ülkelerde yaşanan önlemlere protestoyu hiç mantıksız bulmamaya başladım. Gördüğünüz gibi alışıyoruz her şeye rağmen. Evden de olsa yaşamlarımızı devam ettirmek, ''gelişmek'' için çabalıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynamak böyle bir şey.

Tekrar Almanca çalışmaya başladım. Bu dil çok zor blog. Anlamasına anlıyorum tek tük, okuduklarımdan bir şeyler de çıkarabiliyorum ama writing bir zulüm. O kadar çok hatırlanması gereken kural var ki...Zaten ara verilen dile devam etmek bir dile en temelden başlamaktan çok daha zor oluyor. Kim bilir Japoncam ne alemde mesela. Hala okuyabiliyorum alfabeyi, az çok anlayabiliyorum ama eminim en başa geri sarmışımdır. Siz siz olun öğrendiğiniz dilin peşini bırakmayın, çok nankör oluyorlar. (friendly reminder diyelim bu paragrafa <3)

Yaz için planlarım var, covid el verirse gerçekleşecek gibi duruyor. Şimdilik detaylarını anlatmayayım olursa bahsederim. Hayat *normalleşse de planlarımızın önünde olan bin tane engelin yanına bir de virüs gibi gerçek bir engel eklenmese değil mi? Umarız!

Kendinize dikkat edin, araya açmamam için bana yazmayı unutmayın :')

çav.


Haftalar önceden. 


11 Aralık 2020 Cuma

Rutinler, Yılbaşı Hazırlığı ve Politik Serzenişler ☕

 Bu sefer arayı açmadım! :) 

Cuma günlerini seviyorum. Online eğitim de olsa tatilin hala bir anlamı var. Mental olarak çok yoğun ve yorucu geçiyor haftaiçleri. Online olmak insanı ekstra çalışmak zorunda bırakıyor. Anlayamadığın bir şeyin notunu alamıyorsun, uyku saatleri çok daha bozuk çünkü bedenen yorulmuyorsun, dümdüz oturmak ve bir şeyleri anlamak için dinlemek de daha zor ve bazı hocalar kamera bile açmadığı için öyle boşluğa bakarak yazı yazmaya çalışıyoruz. İşler karışık yani. Yine de bu hafta bayağı bir toparladım. Geceleri çalışmak özellikle rutinim oldu. ''Study with me'' tarzında bir video açıp o şekilde çalışınca aşırı keyifli oluyor deneyin. Kütüphanedeymişsiniz gibi bir his sizi çalışmak zorunda hissettiriyor.


aşırı doğal uğraşılmamış bir studyblr fotoğrafı nerede eskiler 

*kahveleri artık moka potla yapmaya başladım, çok daha leziz; bir yazıda bilgilerimi aktarırım :)

Bu sene yılbaşı ağacını kuramıyorum blog. Gece asla rahat vermedi. Üzerine atlayıp duruyor birkaç kez devirdi. En son düzeltmek isterken de kırdım öyle kaldı. Sonra yeşil uzun dal ve beyaz dal sipariş ettim. Pencereye bir şeyler yapmaya çalıştım, pek olmadı ama olması için olsun dedim zaten. Sonra onun ışığını tamir etmeye çalışırken suratıma bum diye bir şey patladı, kıvılcımlar çıktı. Kesip attım direkt. Anlayacağın yılbaşı süsleme olayını canım pahasına falan yapıyorum. Alacak ve gelecek birkaç şey daha var. Yılbaşılı bir yazı olursa son hallerini oraya eklerim, umarım başarırım blog! :'''''''

Son günlerde gündem yine karışık. Bu ülkede olmak hiçbirimizin mental sağlığı için iyi değil blog. Öfkeleniyorum. Hiçbir şey olmasa bile kendi hayatımda, bir haber düşüyor önüme: Bir yurttaş eline 'iş ve aş' yazıp intihar etmiş...Hadi bakalım hayatına normal bir şekilde devam et. Olmuyor. Nereye kadar gidebilir ki bunca şey? Bu adaletsizliklerin bir sonu gelecek mi? İnsanlardan daha ne kadar suspus olması bekleniyor? Ben artık halkı da herhangi bir şey için suçlamıyorum, suçlamak istemiyorum. Ekmek önemli bir mesele. Yurttaşlar aç bırakılıyor, aç kalan bir insanın ilk önceliği çocuğunu,eşini doyurmayı amaçlamak oluyor. Durup da haksızlıkla mücadele edeyim diyemiyor. Diyenler var mıdır? Elbet. Ama kimsenin bunun ahlaki sorumluluğa sahip olduğunu artık düşünmüyorum. Sorumlu görmek için gözümüzü biraz yukarı kaldırıp üst kesimlere bakmalıyız. Üzerine düşeni yapması gerekenlerden hesap sormalıyız. Her şey sınıfsal diye boşuna denmemiş...aynen öyle blog, her şey sınıfsal. Her şeyin bir sonu olur ama değil mi? Yalnız bu her şeyin sonu her zaman iyiye değişim demek de olmuyor. Bazen son sadece bir 'son' da olabilir. Biz yine de umudumuzu koruyalım. Günün sonunda insanın vicdanının rahat olması ve onurlu bir hayat sürdürüyor oluşu her şeyden değerli. Öfkemiz hep diri kalsın, enerjimizi saklayalım :)

''Halkın seçtikleri zapt edilmesi gereken bir boğaymış gibi, fatihler üzerinde tüm halara sahip oldukları bir avmış gibi, verasetle gelenler de böyle olması çok doğalmış gibi davranıyorlar halka.'' (Gönüllük Kulluk Üzerine Söylev - Etienne de La Boétie)

Profeminist Pencerede yukarıdaki konularda yazmak istiyorum aslında ama tam olarak yetkin olduğumu da henüz hissetmiyorum. Emin olmadığım işlere de bulaşasım gelmiyor blog. Biz bize konuşmayı tercih ediyorum. Daha önceleri de yaptığım gibi. Yine de benim işlerim belli olmaz laps diye size buradan haber verip oraya davet edebilirim :'D

''Kalifat'' diye bir netflix dizisi izledim. İlk kez IŞİD zulmü altında yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlatan bir iş çıkarmışlar. Çağdaş Ortadoğu adlı dersimin de ödev konusu olduğu için atlayıp bir solukta bitirdim. Dizi, İsveçten örgüte katılan bir kadının kurtuluş hikayesi ve yanı sıra İsveçteki gençlerin nasıl radikal islama süreklendiğini anlatıyor. Konu güzel, işleyiş sürükleyici vs. de bana Avrupa'nın bazı tavırları fena halde iki yüzlü geliyor. Bugün İran'da, Ortadoğunun neredeyse her ülkesinde insanları her gün tehdit eden bir IŞİD zihniyeti yok mu? (bizim ülkemiz dahil) Her gün kadınların ve lgbti+ların yaşam hakları tehlikede değil mi? Öyle. Aksini kimse iddia edemez. Fakat onlar nedense radikal islam olayına bir marjinal fikirmiş gibi yaklaşıyor. Kendi içlerindeki faşistlere gelince ise direkt yasaklayıp yok etme politikası izliyorlar. Ne farkları var? Bir tanesi bizi daha fazla öldürüyor diye daha mı zararsız? Dizide de IŞİD'e yaklaşım bana böyle geldi. Korkunç bir dini terör örgütüne bakışları onları ''onarmaya çalışmak'' gibi son derece nafile bir noktadan ilerliyor. Bu olay başörtüsü zorunluluğuna ''kültür'' diye bakmakla aynı. Hayır efendim hiçbir kültür temel insan haklarını sınırlayamaz. Kişinin beden bütünlüğü üzerinde kişiden daha fazla söz hakkı sahibi olamaz. Ama ''batı'' dedikleri ülkeler ve insanlar doğu söz konusu olduğunda bazı şeyleri böyle görmekte ısrarcı. Bu fena halde bir ''white'' bakış açısı. İzlerken rahatsız oldum.

Günler evde geçerken içime bir ''her şeyi kaçırıyorum'' hissi düşüverdi bu aralar onu def etmekle de meşgulüm. Örneğin yurt dışına gitme işi gittikçe hem ekonomik hem sağlık koşulları dolayısıyla zorlaşıyor. Halbuki ne planlar yapardık lisenin başlarında her normal çocuk gibi. Sonra nerede-nasıl yaşadığımızı daha sert yollardan anlamaya başladık. Bu yaz için programalar araştırıyorum sözün kısası. Almanya istiyorum. İngiltere hayalden bile ötesi oldu. Sterlin için ev satmak lazım blog. Öyle. Henüz aklıma yatan bir şey yok zaten. İstediğim yaz okulu tarzı 1 aylık bir eğitim. Eğer Almanya'da İng. eğitim alabileceğim bir program bulabilirsem tadından yenmez. Çünkü bir ayda Almancadan çok da bir şey çıkmayacağı aşikar. Gerçi aile yanı olayları falan bir yılmış gibi level atlatabilir. Bu da aklımız bir köşesinde kalsın, bana bilindik siteler dışında program sunan siteler varsa önerebilirsiniz. İlla eğitimle de olmak zorunda değil, work and travel tarzı da olabilir. Önerilerinize sonuna kadar açığım!!!

Paylaşacaklarım bu kadarla kalsın blog.


Kendinize iyi davranın ♥

çav.



26 Kasım 2020 Perşembe

Aylar Sonra Dönmek: Kedi Muhabbeti, Birtakım Duygular ve Düşünceler

 İki ayı geçti bu sefer yazmayalı. Her yazmaya çalıştığımda bir şeyler yolunda gitmedi. Ya yazıyı beğenmedim ya anlattıklarımın içeriği fazla özel geldi. Burası her ne kadar dijital bir günlük kıvamında da olsa benim için her şeyi maalesef anlatamıyorum. Anlatamayınca bahsedeceklerim çok suni kaldığından içime sinmiyor cümleler. Bugün her şeyden bağımsız yazasım geldi, sadece bu istekle oturdum. Türk kahvesi içiyorum ve arkada cağnım vivaldi çalıyor, ambiyans gayet müsait anlayacağınız.

Bu iki ayda dolu şey oldu. Fakat negatif anlamda. Hayatımda çeşitli köklü değişimler yaşanıyor temeli ailevi olan. İnsan başka konularda ne kadar mutlu olursa olsun günün sonu ailenizde olan mutluluğa ve olayların gidişatına bakıyor. Bir şekilde buna göre şekilleniyoruz. Hatta büyüdükçe bazı özelliklerimizin köklerini bile keşfedebiliyoruz. Sular şimdi daha durgun bu topicte. Ben de olabildiğince rasyonel kalmaya çalışıyorum fakat bir o kadar da yorulmuş hissediyorum. Aylardır evde olmak her şeyin ruhtaki etkisini iki misline taşıyor sanki. Bir de üzerine anksiyete eklenince çarpı dört etti mi...gerçi şükür son zamanlarda hatta bayadır yoğun anksiyeteler yaşamıyorum gelip gidiyor arada ee o da her insan gibi normal. Aslında terapistle görüşmek istiyordum ama inan hiç para harcamak istediğim bir dönemde değilim. Gerçekten elzem olduğunu da düşünmediğimden konuyu kendi kendime kapattım. Her şey çok pahalı blog. Yaşamak zorlaşıyor resmen. Ölüm kalım mücadelesinde gibi yaşamaya mecbur bırakılmış bir insan yığını içinde bata çıka burnumuzu havayla temas ettirmeye çalışıyoruz. Politika ensemizde, bizi her umutlu olduğumuzda tokatlıyor. Çıkış yolu bulamıyorum kendi adıma bu karanlık dönemde. Çıkış yolu bulduğunu zannedenlerin bile çoğunun başka bir karanlığa sürükleyeceğini hissediyorum. İnsan ailesinden bağımsız bir ruh halinde barınamadığı gibi coğrafyasının ona hissettirdiklerinden de kaçamıyor. Aile kurumu da zaten bu coğrafyaların daha kolay yönetilmesi için üretilmemiş midir? Bambaşka bir tartışmanın konusu, cepte kalsın şimdilik.

En son Geceden bahsetmişim, kızımız kedimiz :) Siz görmeyeli büyüdü. Hatta üzerine yazı bile yazacaktım sizlere tavsiye vermek için bu konuda ama nerede işte...Kedi bakımı sanıldığı kadar kolay değil blog. Her şeyiyle aileye yeni bir fert geliyormuş gibi düşünün. Hatta bir nevi yeni bir bebek alıyormuşsunuz gibi. Daha kontrolsüz bir bebek hayal edin işte öyle. Zaman geçtikçe o bize biz de ona alıştık onca badire (mantar hastalığını atlattı) atlatarak. Artık birbirimizin huylarını biliyoruz. Ses tonumuzu tanıyor, neye kızacağımızı falan biliyor ama kediler bildiğini okur. Kızdığımda bana karşılık bile veriyor ben de el mecbur dikkatini başka bir şeye çekmeye çalışıyorum, baş edemem asla :) Gecenin vesilesiyle dışarıdaki canlara da daha bir hassas olmaya başladım. Normalde yemek verirdik ama sürekli olamasa da artık mama da veriyorum. Önceki mahalledekiler buradakilerden daha toktu zannımca. Bunlara mama koyduğum an öyle bir saldırıyorlar ki 20 kediyi ayağımın altında buluyorum. Gerçi kediler her zaman aç, geceye yaş mama verirken bağırışlarını görseniz sanki günlerce aç bırakmışız :) Bundan bahsetmek istedim özellikle blog çünkü lütfen kimse duyarsız kalmasın. O kadar fazla daire, apartman varken mama veren kişi sayısı 3 belki 2. Başka insan göremiyorum. Neden? Ne engelimiz var ki? Herkes apartmanının önüne bir kap mama bir kap su koysa kaç tane can bu soğuklarda karın tokluğuyla uyuyacak düşünün. Gece bana vesile oldu ben de size vesile olmak isterim naçizane ♥ (Bunları yazarken Gece beni yatağımda uzanırken dört gözünü açmış izliyor)

Pandemi olayı daha da can sıkmaya başladı değil mi? En etkilenmeyenimiz bile artık ürkmeye başlıyordur. Ben de onlardan biriyim artık. Geçen haftalarda bütün vücudum böyle resmen ezilmiş gibi hissediyordum. Aklıma direkt covid geldi tabi ve o ölebilirite fena halde gerdi. Ertesi gün geçti Allahtan. Tahminimize göre düzensiz yaşam stilimden oldu. Şimdi biraz toparlasam da o haftalarda baya berbat uyuyordum, günde 3 bardak kahve içiyordum ve sadece 4 saat falan uyuyordum. Hala olmuyor blog. Erken uyuma gibi bir yeti yok sanki bende. Dersler de erken olunca uykusuzluk katlanıyor fakat bağışıklık kazandığımı söyleyebilirim. Yalnız şu sürekli ekrana bakma olayı, sandalyede oturmak falan öyle bir baydı ki anlatamam. 20 Yaşım bu 5 nisanda bitecek ve ben 20'nin ilk yılına dair ne yaptım? Daha doğrusu yapabildim? Koskoca bir hiçbir şey. Evde geçireceğim tam bir yıl gibi bir şey olacak. Gençliğimizin deyim yerindeyse çürümesi bence çok korkunç. Geriye dönüp baktığımızda, tabi oradaki ileride her şey daha iyiyse, özbilinçle kurallara uyanlar olarak kendimize üzüleceğiz. 

İkinci sınıf derslerinden bahsedeyim biraz, level atladık malum. Bence artık işler biraz daha zorlaştı. Hem derslerin işleyişinin efektifliği konusunda hem de konuların ağırlı açısından durum böyle. Hukukun okumayı zorlaştıran kısmı konuların tamamen kümülatif ilerlemesi. Bu yüzden özellikle şu an devamını gördüğümüz özel hukukta bu şekilde ilerleyen başlıklar mevcut. Ceza hukuku yeni başlandı. Tabi hemen hususi suçları işlemekle başlanmıyor. Genel hükümler kitabı adı altında görüyoruz. Beklediğim gibi ilgimi fazlasıyla çekti, çalışırken zevk alıyorum. İdare de bir o kadar ilgimi çekmiyor. Ama hem fazlasıyla genel kültür hem de bir hukukçunun bilmesi gereken şeylerin devlet temelini verdiği için boşlamamaya çalışıyorum. Akademik olarak da günler bu şekilde bata çıka ilerliyor. Sürekli ev ortamı ders çalışmayı daha da zorlaştırıyor çünkü zaman-mekan kavramı yok gibi. Konular daha çabuk unutuluyor, ne işlendiğini bile bakarak anımsamak durumunda kalıyorum. Yine de bir şekilde başaracağız blog, başka çare yok.

Ders dışında medyascope gibi bağımsız platformlardan podcastler dinleyip gündem bilgisi konusunda taze kalmaya çalışıyorum. Özellikle Ayşe Çavdar ve Aysuda Kölemen'in ''Şimdiki Zaman'' programını şiddetle tavsiye ederim. Siyaseti antropolijiyle harmanlayıp çok sağlam bir dünya/ülke gündemi yorumu yapıyorlar. Program izlemeyi daha çok sevsem de makale-köşe yazısı vs. de okumaya bir şekilde çabalıyorum. Çabalıyorum diyorum çünkü her şey zaten online, pdf, kitap okuma üçgeninde döndüğü için bazen ekrana ekstra bakmak fazlasıyla boğuyor. En son TERF tartışmaları adına farklı bakışlar sunan yazılar okudum mesela. Profeminist Pencere'ye yazı yazmaya başlamadan önce kuir-feminist alanda daha sağlam bir şekilde bilgilenmek istiyorum. İşe elimdeki ''Cinsiyet Belası'' kitabını okumakla başlayacağım. Buraya da zaman zaman alıntılamalar yaparım belki. 

Son okuduklarımı ve izlediklerimi yan sütundan bulabilirsiniz. Bahsetmek isterdim ama uzun uzun anlatmak gerekir şimdi en azından benim elim açıldı mı durmaz :) Yine de şöyle söyleyeyim Aslı Erdoğan'ı tanımıyorsanız hemen tanışın ve ''Kırmızı Pelerinli Kent''i okuyun. Üzerine yazı bile yazabileceğim kadar vurucu geldi bana. Onun gibi aydın fikirli insanlar coğrafyamızdan deyim yerindeyse sürgün edildiği için çok şanssızız var ya... Une Affaire de Femmes ise sağlam bir kurguya sahip eski bir Fransız filmi. Fransız olunca hemen pozitif ön yargıyla izledim tabi. Senaryosu ve oyunculuğu da sağlam ama. Konu kürtaj, Polonyadaki mücadelenin verdiği umudun ışığıyla bakmanızı tavsiye ederim. Bazı haklar kolay kazanılmadı ve kolay kolay da bırakılmayacak. Bak uzatacağım yine, bana ayrılan sürenin sonuna geleyim artık.

Kendinize çok iyi davranın, geri dönüşüm adına buradan da yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim! En yakın zamanda tekrar yazabilmeyi ''umut'' ediyorum.


Görüşürüz

ve her zamanki gibi,

çav!



4 Eylül 2020 Cuma

Yenilikler: Oda,Blog,Kedi ve Birtakım Meseleler ☕

 İnanmıyorum bu gerçekleşiyor ve haftalaar sonra yeni bir yazı yazıyorum!

Anlatacak çok şey birikti blog.Bazen uzun zaman yazmayınca sırf bu yüzden tekrar yazmaya üşeniyorum.Burasını günlük gibi kullandığımdan hiçbir detayı atlayasım gelmiyor.Kesin yine bir şeyleri unutacağım ama olsun bakalım.

Flashback yapıp Osmaniye'den bahsedeyim.Çok güzel geçti.Yayla kendi başına keyifli bir yer zaten,kalabalık da olunca daha bir tadı çıktı.Bool bool yedik.Memleket demek bizim için en çok da yemek demek çünkü.Özlem giderme tarzımız bu :') Osmaniye sonrasında yolculuklar bir çıt bıktırmadı değil.Çanakkale'ye her yer çok uzak.Ne ile giderseniz gidin ki uçakla gittik bir şekilde uzuyor süreç.Olsun ama burada yaşamaya değiyor döndüğünüz yer Çanakkale olunca her yere gidilir üşenmeden :)


Hani yeni bir site açacağımdan bahsetmiştim daha profosyonel bir şekilde abimle birlikte hallettik onu.Bildiğiniz artık .com'lu bir sitem var çok keyifliymiş.Henüz bir yazı yayımladım çok zaman önce ama onu da sosyal medyada paylaşmadım.Kendimi konu hakkında biraz daha geliştirmek daha çok okumak istiyorum.Misyon edinmek için öncelikle geniş bir vizyon lazım.Bir yıllık bir süreçle satın aldım eminim kışa doğru daha aktif olacağım hatta belki bu ayın sonralarına doğru.Kendimi yazma konusunda zorlamak istemiyorum çünkü bende ters tepiyor.Bir koç burcu olarak süper başlayıp hemen bıkarım,en iyisi kasmamam yani.Hemen linki buraya bırakıyorum ziyaret edip ilk yazıya bir yorum bırakırsanız bayağı mutlu edersiniz beni,fikirlerinize ne kadar önem verdiğimi bilirsiniz: tık

Osmaniye dönüşünden beri orta kararda bir diyetteyim ve spor yapmaya çalışıyorum.Çünkü herkes tarafından ne kadar kilo aldığım resmen fark edildi :( Ben de biraz bilendim açıkçası kendi kendime.Memnun değildim zaten ama böyle tam zayıflamak da istemiyorum.Orta kararda yapmama rağmen diyet cidden zor bir iş.Hele benim gibi uyku düzeni bozuk biri için çok zor.Gece abur cubur gömmemek için eve sokmuyorum.Annem de sağ olsun kalorili şeyler yapmıyor.Bir şekilde dikkat etmeye çalışıyorum birkaç gün dışında bozmadım diyebilirim.Zaten şuna eminim ki bir şeyi gerçekten istersem yapabilen biriyim,yapmıyorsam kesinlikle bir nebze istemiyorumdur.İsteme oranımla diyet ve sporun etkisi de doğru orantılı umarım daha fazla isterim motive olmam lazım :'D

Yeni evimize oldukça alıştık hatta eskisi için ''buradan ayrılamam'' derken şu an ''orada nasıl yaşamışız ya?'' diyorum.Değişim böyle bir şey işte.Sancılı ama doğruysa sonucu tatmin edici.Sizinle odamı paylaşmadım değil mi? Tamamlandı sayılır aklıma yapacak başka bir şey gelmiyor ve çok da doldurmak istemiyorum.Elimde hiç odaya dair fotoğraf yokmuş bakın...spontan bir şekilde fotoğrafları çekip bu yazıya ekliyorum:

🌻🌻🌻






🌻🌻🌻

Odam oldukça içime sindi.Balkonu olması ekstra güzel önceden bir binaya iç içe bakıyordum perdeyi bile rahat rahat açamazdım.Ondan sonra fazlasıyla ferah geldi tabi.

Birçok şeyi Trendyoldan aldım,aynayı salondan kaptım,tablolar PlusCanvas'tan,film afişleri de Postercim.net'den hepsinden oldukça memnunum.Duvara tutturduğum şeyler için daha çok çift taraflı bant kullandım.Çünkü bu evin duvarları resmen çiviyi kusuyor,iyi bir şey sanırım bu çünkü dayanaklı olduğu anlamına geliyormuş.Çift taraflı bantla hepsi rahatça duruyor,tavsiye ederim.Eksik olan tek şey kitaplık onu da odama almaktan vazgeçtim.Annemin odasında bütün kitaplar kendi kitaplarımın bazılarını da dolabımda saklıyorum.Yer açılması açısından mantıklı oldu,temizlenmesi açısından da artık daha kolay.

Ailemizin yeni bir ferdi var artık blog! ismi de Gece onunla da tanışmanızın vakti geldi:



Kendisi henüz 4 aylık uslu mu uslu bir kız :) İlk geldiği zamanlar daha uslu olmasına rağmen yavaş yavaş kendini göstermeye ve evi sahiplenmeye başladı.Önceleri kedi sahiplenmeyi ne kadar istediğimden eminim bahsetmişimdir.Daha sonraları köpek sevgim kabardı ve ne yalan söyleyeyim hala bir tık daha köpekleri daha fazla severim.Ama şu anda en sevdiğim hayvan sadece Gece tabi ki :) Yalnız bir sorun var blog ve bu bayağı canımı sıkıyor.Alerjim var bunun için iki güne bir hap içebilirim fakat kullandığım başka bir ilaç daha olduğu için ikisi birden beni resmen mala çeviriyor.Sürekli kabus görüyorum,hasta hissediyorum.Geleli 4 gün olduğu için süre tanıyoruz bütün eşyalarını eksiksiz tamamlıyoruz.Bağışıklığım düşerse bir başkasına sahiplendirmek zorunda kalabiliriz.Her şeyden emin olarak sahiplenmek gerektiğini biliyorum fakat iki ilacı aynı anda almanın böyle bir soruna neden açacağını öngöremedik.Pandemi zamanında da hasta olmaktan korkuyorum.Bilmiyorum blog ama bu sorun ciddi anlamda canımı sıktı,zamanla umarım bünyem alışır hiç sanmasam da...

Birkaç gündür bu sorunun etkisiyle de kendimi çok kötü hissediyorum.İç sesim konuşmaya başladı.Bu konudan başka şeylere atladı,beni suçladı,yetersiz gördü bla bla bla.Böyle dönemler başlayınca hiçbir şey içimden gelmiyor kapanıp kalmak istiyorum bir yerde.Bu sefer daha bir ittiriyorum kendimi.Mesela o yüzden bugün bloğun başına oturdum yazdıkça içimden geleceğini biliyordum.

Sartre'ın varoluşçuluğunu okuduktan sonra bakış açımda köklü değişiklikler yaşadım.Sartre şöyle diyor mesela bir sözünde: Şu an mutsuzsan bunu tercih ettiğin içindir.Bizse başka şeylere sığınmayı daha çok kurtarıcı olarak mı görüyoruz acaba? Bu sorgulamalar da biraz bulandırdı ruh halimi.Kusura bakma Sartre ama ben o kadar da varoluşçu,realist hatta belki de zeki biri değilim.Eskisine göre çook daha iyiyim orası ayrı.Her şey bir gelişim zaten,kendimizi tamamlıyoruz.Ahlaki ikilemlere düşmemiz belki de tam olarak bunun içindir.

Ahlaki ikilemler demişken Dekalog serisini bitirdim blog.Yani aslında 3 yıldır falan izliyorum nerdeyse benim için çok güzel ve özel olduğundan bir oturuşta bitirmek istemedim anladığın gibi.Zaten bir oturuşta izlenecek kadar basit bir yapım değil.Her bölümü detaylıca izleyip üzerine okudum.Şöyle söyleyebilirim ki herhalde bu seri sinemanın orgazm hali falandır abartısız.Çok hisliydi,içime işledim her bir bölümü.Sinema iyi ki var,Kieslowski iyi ki varsın dedirtti <3

Şimdilik burada bitireyim blog.Arayı açmayı inan istemiyorum ama ruh halime bağlı.Daha farklı haberlerle gelebilirim bakalım birkaç yaptığım şeyler var.Umarım sizler de iyisiniz bana yazmayı ihmal etmeyin,sizden gelen mesajları-yorumları okumayı gerçekten özledim!

Kendinize iyi bakın,

çav.

♥






2 Ağustos 2020 Pazar

Yenilikler,Planlar ve Birtakım Farkındalıklar ☕

Geldim blog.Uzun bir ara verdim biliyorum,yazmayı fena halde özledim.

Taşınma işleri bitti.Yeni evdeyiz,yeni odamdayım.Taşınma süreci bu sefer öncekilerden de daha zordu.Şimdiki dairemiz daha büyük ve bizden önce gelen temizlikçiler hiçbir şeyi neredeyse ellememişti.Baştan tekrar tekrar temizlik yaptık.Sinir bozucuydu.Yerlerdeki sigara izmaritleri bile duruyordu o derece söyleyeyim.Şükür yerleştik ama.Tabi hala eksikler çıkıyor.Odamda yapmak istediğim şeyler var,her şey hallolduktan sonra sizinle paylaşırım.Şimdiki evimiz Çanakkale'nin çok daha farklı bir bölgesinde.Artık şehrin diğer bir yakasına yakınız öyle hayal edebilirsin.Komşularımız çok tatlı insanlar.Taşınma sürecinde iki daireden de atıştırmalık şeyler geldi.Daha önce alışkın olmadığımızdan şaşırdık mutlu olduk.Bir aile de geçen gün bayramlaşmaya geldi.Kibar insanlarla bir arada olmak bazen evin kendinden bile önemli oluyor,o açıdan şansımız yaver gitti.Konum olarak henüz tam alışamadık gibi.Önceki evimiz her yere o kadar yakındı ki şimdi garipsiyoruz.Büyük şehirler için hiçbir şeydir eminim bahsettiğim mesafeler ama bize fazla gelebiliyor.Kendi adıma büyük oranda alıştığımı söyleyebilirim,mutluyum.

Bu işlerle meşgulken birçok şeyi boşladım başta blog olmak üzere tabi...Fakat gündemi olabildiğince takip etmeye çalıştım.Özellikle hukuki gündemi elimden geldiğince gözlemlemeye çalışıyorum.Aslında bakarsan blog Türkiye'de hukuki bir tartışma bile yok.Her şey o kadar siyasallaştı ki insan haklarını bile siyasetten bağımsız düşünebilecek noktada değiliz,ne acı.Fakültelerde öğrenilenle gerçektekinin pek bir alakası yok.Olsun istiyoruz,istemekten de vazgeçmeyiz.Bazen kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz gibi hissediyorum.Hiçbir şey mi istediğimiz gibi gitmez,hep mi acı hep mi katliam...Nereye kadar? Hepimiz mi gideceğiz bu şekilde? Bu konular hakkında yazmak istediğim ayrı bir blog açmaya çalıştım ama hüsran oldu.Hiç beceremiyorum inan,bana tavsiye edebileceğiniz bir platform olabilir mi? En kötü burada da gündeme dair bir şeyler karalamak istiyorum.Bazı şeyler sürekli konuşulmalı,konuşmaktan bıkmalıyız hatta,sonra yine konuşmalıyız.Bugün yaşanan tartışmalar ve kaos o bıkmaz usanmaz konuşmaların ürünü.

Geçen gün ilk defa terapistimin önerdiği gibi sorunlarıma bakmayı başarabildim.Önce neden öyle hissettiğimi sorguladım sonra 3. bir gözmüş gibi değerlendirmeye çalıştım.Yaptığım araştırma ve okumalar sonrasında da kaygılı bağlanma özelliklerine sahip olduğumu gördüm.Tam olarak öyleyim diyemem çünkü psikoloji çok kompleks bir şey.Belki bu ilişki de ortaya çıkmış olabilir ama yarın farklı şekilde kendini yok edebilir.Fakat özelliklerini taşıdığını görmek beni rahatlattı.Çünkü sebep varsa çözümü de devamında gelebilir.Kaybetme korkusu dediğimiz birçok şey aslında salt karşımızdaki insanla ilgili değil.Bizimle ilgili olan kısmı büyük.Evet karşımızdakini seviyor olabiliriz ama bilinçaltımızda var olan kaygılı bağlanılmışlık bize sürekli bir şeylerin yolunda gitmediğini fısıldayabiliyor,her hareketten bu şekilde bir anlam çıkarıyor,kendimizi kendimize yargılatıyor.Bunun birçok psikolojik şeyde olduğu gibi bebekliğimizle-çocukluğumuzla ilgisi varmış.Daha çok annenin davranışları üzerine bulgular gördüm.Fakat anneci ebeveynliği kabul edesim gelmiyor.Ebeveyn dediğimiz zaman neden sadece anne büyük bir sorunmuş gibi kalıyor? Toplumdaki baba sorunu tartışılandan çoook daha fazla değil mi? Freud kesin bir şeyler demiştir bunun hakkında.Onu da ne kadar seksist bulsam da psikolojik tespitlerini eleştirmek haddime değil zaten yaşadığımız dönem bile bambaşka.Kaygılı bağlarımızı nasıl koparıp güvenli hale getirebiliriz ki? Bence zor.Yani hep o şekilde sevmeyi öğrenmişsek aksini yapmak kendimizde değilmiş gibi hissettirir.Burada devreye ''fake it until you make it'' girebilir.Bir videoda şundan bahsediyordu: İnsanlar olarak hayatta kalma içgüdümüzle olaylar yaşadığımızda çok hızlı karar veririz.Bu avcı-toplayıcı insandan bize ulaşan bir kalıtım gibi düşünülebilir.Örneğin sevdiğiniz birinin size soğuk yaptığını düşündüğünüzde hemen yazıp düzeltmek istersiniz.Bu kendinizi kurtarmak için aklınıza ilk gelendir fakat en doğrusu veya romantiği demek değildir.Önemli olan,mesaj üzerinden devam edersek,o mesajı neden yazdığınıza karar vermek.Gerçekten sevdiğiniz kişiyle konuşmak için mi? Kaybetme korkusu yüzünden mi? Çok hoşuma gitti blog bunu kendimde fark etmek.Her ilişkilenmem de bu özelliğimi hatırlayacağım.Tabi bence karşı tarafın da etkisi büyük.Bazı insanlarda kaygılı bağlanma ilişkilerinden sonra ortaya çıkmış mesela.Bazen dümdüz karşınızdaki dengesiz biri oluyor.Onun dengesizliğine ayak uydurmak için kendimizi de kurcalamamak lazım.Günün sonunda biz bizim davranışlarımızdan sorumluyuz,kendimizi tanımak onu tanımaktan da daha önemli ve uzun sürede sağlıklı.

Bu Cumartesi Osmaniye'ye gidiyoruz.Bir haftalık memleket tatili olacak.Yaylaya çıkacağız,kebap yiyeceğiz,şalgam içeceğiz...oh! Bu sefer daha fazla fotoğraf çekmeye çalışırım.Öncekinde eksik olduğunu anımsadım.

Kafam biraz karışık blog.Anlatacak bir şey de bulamıyorum yazasım gelse de,en iyisi kararında bırakmak.Gitmeden dün izlediğim bir filmi önermek istiyorum.İran Sinemasından :') Leila Hatami oynuyor.İsmi ''Dar Donya ye to Saat Chand Ast?'' yani ''Senin Dünyanda Saat Kaç?'' Çok duru bir romantik film.İran sinemasından daha önce defalarca kez hayranlıkla bahsetmiştim zaten,izleyin mutlaka derim :)


🌻🌻🌻




‎در دنیای تو ساعت چند است؟








26 Haziran 2020 Cuma

Sınavlar,Taşınma ve Birtakım Güncellemeler ☀️


Geldim blog!

Arayı çok tutmayacağım dedim ama olmadı yine.Finallerle uğraşıyordum,anlatacağım.

Ayın 15'inde sınavlarım başladı fakat büyük bir aksilik yaşandı hatta twitter'da tt olduk.Sistem çöktü,hepimiz pc başlarında kaldık öylece.Halbuki aşırı ön görülebilir bir şeydi.Sonra tekrar vizelerin şekline dönüldü,sistem kaldığı yerden işlemeye başladı.Bir tane sınavım kaldı en korktuğum ders çalışasım bile yok ite kaka bir şeyler yapacağım.Bir tane de ödev var belgesel incelemeli.Onu da 30'una kadar hallediyorum.Sonra gerçek yaz tatili başlıyor.Gerçi bayağıdır tatildeyiz ama sınavların bitme psikolojisi farklı oluyor,o zaman tatilde hissediyorsun.

Günler yine rutin geçiyor blog.Bir gelişme var sadece: Taşınıyoruz.Uzun zamandır ev bakıyorduk sonunda içimize bir tanesi sindi.Temmuz sonu gibi inşallah o evin içinde tam yerleşmiş bir şekilde size yazıyor olacağım.Odalarımız ayrıldı artık.Üç kardeşe de oda olması bakalım nasıl olacak,bir kez küçükken abimle odamızı ayırmışlardı biz yine gece gidip birlikte yatmıştık :') Oda dekarasyonu falan için heyecanlıyım alanım büyük,balkonum bile olacak! Fakat illa bir şekilde üni.ye döneceğim için bir tarafımda pek fazla odaklanamıyor.O oda ben gidince kalacak öyle.Keşke tüm eşyalarımızı yanımızda taşıyabilsek.Kendi yatağımı ve masamı her yere götürmek istiyorum,her yere.Haftaya Kocaeli'ne gidebiliriz.Yurtta kaldı bütün yazlık gömleklerim.Eksikliklerini çekiyorum.Püfür püfür gömlek giymeyi özledim,bu sıcakta tişört giymeyi bir kere bırakınca gömleği özlüyorsunuz,deneyin bak.Yurttaki eşyalarım ne haldedir kim bilir.Nevresimimi çöpe falan atmak isteyebilirim.Tozu hayal ediyorum da şimdi eww...temizlenmiş midir ki hiç? Güvenmiyorum.Bugün rüyamda yurtta olduğumu gördüm kabus gibi geldi.Kurtulduğum için mutluyum.Bir tane üniversite bir tane de bölüm hakkında yazı yazmayı planlıyorum.Orada bahsedeceğim deneyimlerimden.Zamanında istediğim gibi akıtamamıştım derdimi,doluyum.Neyse,anı olarak kaldı bu da diğer bütün kötü tecrübeler gibi.

Karantinada bir terapistle konuşuyorduk 7-8 seansta bitirdik.Karşılıklı bir karardı ikimiz de yeterli olduğunu düşündük.Daha iyi hissediyorum.En azından endişe durumlarında ne yaşadığımı biliyorum asıl amaç da bu blog.Kendini tanımak,ne hissettiği bilmek.En berbat anda bile bunun farkında olmak.Eğer bir terapistle konuşmak istiyorsan ondan bunu bekle.Güzel şeyleri duymaya ihtiyacımız var ama en çok da kendimize ihtiyacımız var.Kendi kendimize sahip olamazsak kimse bize yardımcı olamaz.Merak edersen mail atıp kendisine ulaşabileceğin bir adres alabilirsin :)

Bu hafta biraz daha boğucuydu yalnız.Retroların bir etkisi mi var acaba? Bir sıkıldım,bir şey yapasım hala yok,her şeyi erteliyorum...boyuna dizi izleyip yattım.Uyku düzeni desen yok zaten.Ama uyku düzenini üretkenliğe bir bahane yapmak istemiyorum.Sizinle uyanık kaldığım zaman aynı aslında bakarsan,sadece gündüzleri uyumayı tercih ediyorum diyebiliriz :'D Aklımda yapacak şeyler var kendi adıma biri İngilizce çalışmak.Evet biliyorum ama körelmek istemiyorum.Eski Tedx hesabımı etkinleştirdim.Günde bir konuşma izleyip kelime defterine bir şey yazsam çok zamanımı harcamadan yararlı bir şey yapmış olurum.Bir de araştırdığım şeyleri öncelikle İngilizce kaynaklardan okumaya çalışıyorum,anlamazsam Türkçeye kaçış.Böyle küçük şeylerin bayağı etkisi oluyor,tavsiye ederim.

Romanda ilerledim bu arada biliyor musun? Fena gitmiyor.Zor olan şey aklımda bir sürü şeyin dönüyor olması,o kararsızlık hissi.Takıldım bir yerde.Gelişme kısmı en zoru.Son bana en basit geleni.Belki yazdıkça değişecek ama şu ara yazma kıvamında değilim.O kıvam gelince hissediyorum.Saate umursamadan oturuyorum yazının başına.Dediğim gibi yine bu hafta biraz boğucu işte benim adıma.Kurtulalım da enerjimiz değişsin artık,son günler şükür.

The Politician'ın ikinci sezonu muazzamdı.Bu diziye aşık olabilirim! Bana ilham veriyor her anlamda.O kıyafetler,politika,hitabet,küçük entrikalar.Kendimi hayal edebiliyorum öyle bir ortamda.Bizdeki siyaset de bu şekilde olsa fena mı olurdu? Belki dizideki de fazla kurgusal ama birbirlerine olan saygıları,siyasetin hayatlarının sadece bir parçası oluşu falan şaşırtıcı geliyor.Ortadoğuda böyle şeylere alışkın değiliz.Siyaset daha da ilgimi çekmeye başladı blog bundan da bağımsız.Belli mi olur gelecekte ne olacağı? Göreceğiz.

Tatile gitmek istiyorummm! Evet her şey bitmiş gibi bunu istiyorumm! Böyle yazlık bir ilçe,güneş kremi kokusu,plajda kitap okumak,haşlanmış mısır yeyip soğuk bir şeyler içmek,sadece rahatlamayı düşünmek...Bu süreçte hiç olmayacakmış gibi bunlar ama en azından yakın bir yere denize gidebiliriz :'

                                      


Aylar sonra dışarı çıkmanın verdiği şebermeler!!1!

🌻

Kendinize iyi bakın!

çav xo

P.S YKS Sınavına girecek herkese başarılar diliyorum,kendinize güvenin bu saatten sonra yapılabilecek en güzel şey bu! Bana tumblr'dan ulaşarak dertleşebilirsiniz,buralardayım.KOLAY GELSİN ♥









29 Mayıs 2020 Cuma

Dağınık Bir Yazı ve Şarkılar

Yine yaklaşık bir aya varan bir aradan sonra geldim.Yazasım gelmedi blog.Ne şiir denemeleri yaptım ne de öylesine karalama.Evde durmak sıkmaya başladı,anlatacak bir şey ya da ifade edecek bir duygu bulamaz oldum.Yazmak için yaşam lazım bir de bir nebze üzüntü sanırım ikisini de karşılıyorum ki yazının başına geçebildim,herhalde.



Yazmadığım süre dersler ve bilgisayar başında bir şeyler yapmakla geçti.Derslerimiz hala devam ediyor vizelerim ve finallerim 15 Haziranda.Test şeklinde sistemden yapacaklarmış fakat muamma olan bir sürü şey var aslında.Asla detay açıklamıyorlar,ben de düşünmüyorum sadece çalışıyorum zaten genel olarak sınav kafasıyla çalışan biri değilim.En azından üniversitede öyle düşünmeye başladım.Konular daha keyifli olmaya başladı zannımca.Yakın tarihi eskiden hiç sevmezdim ama hukuki boyutuyla görmek bugünkü yaşananlar hakkında birçok ipucu veriyor.İnsanın bulunduğu şartların gerçekliğini anlaması farkındalığını bir tık arttırıyor.Aile Hukukuna geçtik bir de hatta bitiyor.Beklediğimden sıkcıymış çok detay var bol bol örnek çözmek lazım,sınavını merak ediyorum.Ders anlamında pek bir değişiklik yaşamadım aslında bakınca.Tam bir karşılaştırma yapamadığıma göre öyledir diye düşünüyorum.

Bu süreç bende farklı anlamlarda da farkındalık yarattı.Mesela dünya sistemi hakkında.Kendimizi devletler bizim sayemizde var düşüncesiyle önemserken aslında devletlerin çok da umrunda olmadığımızı düşündüm halklar olarak.Ölünce sayı oluyoruz,önlemler sadece belirli tabakalara ve güçlü kişilere göre...Çoğunluğun kararı diye bir şey yok,kararlar var ve uyan bir çoğunluk.Sadece bizde değil,dünyanın olayı buymuş,bir musibet bin nasihattan iyiymiş;öğrendik.Bunun vesilesiyle farklı okumalar yapmak istiyorum bu konular hakkında.Birkaç kitap sipariş ettim,belki makaleler de bakarım.

Uzun süredir evde olduğumuz günlerde yaratıcı şeyler yapabilirmişim ama yapamamış gibi hissediyorum blog ve bunun suçluluğunu.Şiir yazdım aslında ama senaryo? roman? Bunlar adına hiçbir şey yapmadım.İsteğim olmasına rağmen yapamadım çünkü hiçbir zaman ne üzerine olması gerektiği hakkında karar veremiyorum.Kendimi eleştiriyorum her adımda ve soğuyorum bu yüzden.Özellikle senaryoyu çok istiyorum,başladığım bir tane de var.Fakat sonradan okuyunca bir yerde tıkandım kaldım.Bir köşede kalsın dedim yeni bir arayışa geçtim.Çok fazla film izlediğim için elimde olmadan etkilenmekten korkuyorum.Bu sorun hakkında da okuma yapabilirim bak senaryo hakkında biraz daha ön çalışma şart,yapılsın.

Çok güzel şarkılar keşfettim.Sizinle de paylaşayım,youtube öneriler bu ara efsane iş çıkarıyor :'D





Bu gruba hayranım.O kadar dokunaklı ki her şarkısı...Yeni çıktı bu parçaları da,gece uyumadan dinlemelik :')


Lady Gaga'nın yeni albümünden en sevdiğim şarkısı buldu.Eski şarkılarının havasını veriyor,özlemişim <3

***

Yazıyı yukarıdaki gibi bırakıp dışarı çıktım.Yürüyüş yaptık,akşam oldu.Uzun zamandır yürüyüş yapmayınca üzerime bir yorgunluk yaptı kahve yapıp tekrar oturdum yazının başına.

Nerede kalmıştım?

Dağıldım,anlatacak bir şey bulamıyorum.Kısa bir zamana tekrar yazarım,şimdilik böyle olsun :)

Kendinize iyi bakın!

çav!
















4 Mayıs 2020 Pazartesi

Monoton Günler ve Düşünüşler ☕


Geldim yine,ay olacakmış neredeyse.Yazacak bir şey bulamadım,birkaç girişimden sonra bıraktım.Ne yazsam sıkıcı geldi,okumanız için bir neden bulamadım.Ha şimdi de atom parçalamayacağım ama sanki bahsedecek şeyler birikti gibi.




Karantinanız nasıl gidiyor? Herkesin gerçekten nasıl geçirdiğini merak ediyorum.Bütün saatler bize kalsın diye kıvranırken hop hepsi kaldı şimdi (ne şanslıyız ki bu durumdayız,şükür.).Benim ramazandan önce sabaha karşı uyuma öğlen kalkma şeklinde geçiyordu.Şu nike'ın ücretsiz programına başladım herkes gibi,kendime helal olsun bitirdim.Bir aylık programda ne yapıyorsa harfiyen yaptım.Hala düz bir karın bölgesi yok fakat güçlendiğimi hissediyorum :( Gün içinde yorulmadan gece rahat geçmiyor,nike'ın uygulamasını mutlaka tavsiye ederim bunun için.Ramazandan sonra ve önceki haftası uyku düzenim alt üst oldu.Resmen bir gün hiç uyumuyorum bir gün full uyuyorum.Şaft nasıl kayarmış gördüm.Elimde değil.Bir gün boyunca yataktan çıkamadığım oldu.Miskinlik de bir hastalıkmış,şaka değil;trajikomik.Yataktan çıkamamak ne demek ya! Oluyormuş yapıştım kaldım elimde telefon.Orucu da çok sık tutamıyorum bu sebeple aslında tam da tutulabilecek bir zaman,uykuya tutturmak istemiyorum ama anlamsız geliyor o zaman.Bakalım bir şekilde bu ay da geçer.

Evden çalışan ya da okuyan insanlara imrenen bizler şu an onlara hayranlıkla mı bakıyoruz? EVET.Bana çok kolay bir iş gibi gözükürdü her şey elinin altında sonuçta ama gerçekten odaklanma açısından daha zormuş.Aslında ders çalışmamda aşırı bir düşüş olmadı çünkü şu anki konuları da özellikle anayasa dersinde bayağı seviyorum.Ama nasıl çalıştığını okula gitmediğin için bilememek biraz demotive ediyor.Dersi canlı dinlemek bambaşka bir olay.Yine de canlı dersi de sevmedim değil hocalar sadece konuya odaklı anlatıyor ama eminim yüz yüze olsak daha parantez açılacak birçok başlık olurdu.Biraz eksik ilerlediğimizin onlar da farkındadır,en azından bize zorluk çıkaracak durumlara sokmadılar.Sorunsuz bir şekilde ilerliyor sistem.Bazı üni.lerden sinir bozucu şeyler duyuyorum.Canlı dersleri kaydetmemek,ödev abanmak gibi...hiç etik değil.Kimse zevkten evinde durmuyor,pandeminin ortasındayız.Kişilerin evlerinde neler yaşadığını nasıl psikolojilerde olduğunu düşünmek akademik değil insani bir görev.İnsanlar ilerleyen yıllarda nasıl anılacaklarını kendileri seçiyor.

Bir ton film izlemişimdir yine baktım da şöyle hangisi bu ay diliminde karar veremedim.Bir de bir tane daha psikoloji kitabı okumuşum.Güzel bir kitaptı kendime dair güzel noktalar yakaladım fakat yazarın bakış açısı biraz bana ters yöndeydi.Daha dini bir yönden bakmış psikolojiye.Kendim inanan biri olarak insan psikolojisi ve dinin bir arada tutulmasını sakıncalı buluyorum.Lafım yazar ve kitaba değil ama örneğin mental bir rahatsızlığın dualarla çözüleceğine inanıp kişiye bunu dikta etmek bana cahilce geliyor.Belki kişi rahatlamak adına inanıyorsa tercih eder ki işe yarayabilir ama bunu tek yol görmek tehlikeli.Kişiyi çok daha kötü bir duruma sokabilir.Tabi yazar böyle şeylerden bahsetmiyor,kendisi bayağı entelektüel birisi.Sadece birkaç bakış açısına katılmadım.Bir de anayasa dersi için B.Tanörün kitabını okuyorum.Enfes bir kitap.Hiç böylesine güzel tarih anlatışı görmemiştim.Bunun vesilesiyle yeni tarih kitapları arayışına girdim.Zaten çoğu dersimiz okumaya yönelik olduğu için roman tarzı okumaya ekstra zaman ayırmak gerekiyor,onun yerine ders kitabı okurum kafasına giriyorum.

Virüs haberlerini başladığında da böyle fazla takip etmiyordum bu aralar hiç etmiyorum.Kendi psikolojimi korumak adına beni ilgilendiren kadarını takip ediyorum.Bizim ülkede ne oluyor,okulların durumu vs. o kadar.Komplo teorileri falan pratikte anlamsız.Yaşayınca göreceğiz.Yalnız bunun yanında gündemden nefret ve ötekileştirme hiç eksik olmuyor.Beni insanüstü şeylerden çok insanların yapabileceği kötülükler korkutuyor ne yalan söyleyeyim.Karantinadan sonrası gündem endişe verici olacak gibi gözüküyor.

Online oyunlara da geri dönüş yaptım bu arada.Hatta para falan yatıyorum...çok garip bir hismiş.Hiç para harcamıyormuş gibi hissediyorsun ama harcadıkça da tekrar harcaman gerekiyor.Kendimi durdurmalıyım.Az buz harcamadım baktım da...stooop.

Karantinadan çıkışımızı düşünüyorum da nasıl olacak acaba? Ben en çok arkadaşlarımla kafede oturma gibi sosyalleşme aktivitelerini özledim.Giyinmek istiyorum.Saç sakal da saldım neye benzeceğim kim bilir.Yine de nasıl gözüktüğüm eskisi kadar umrumda değil.Dışarının bunları düşünerek geçirilmeyecek kadar kıymetli bir şey olduğunu öğrendik,öğrenmedik mi? Fazla şikayetçi değilim karantinadan.Bunun sebebinin ''güven'' duygusu olduğunu düşünüyorum.Normal yaşantıda bir hafta evde kalsam boğulurdum fakat güvende olduğumu bilme hissim beni rahatlatıyor herkes gibi.Umarım herkes güvende kalabilir,güvende kalma talepleri de gerçekleşir.Hepimizin hakkı bu.

Öyle işte blog,günler su gibi akıyor.Bugünlerde yazdığım yazılar tatsız bir anı kalsın ve geri döndüğümüzde ''vay be bunları yaşadık'' diyelim sadece,daha sancılı uzamasın bu trajedi.


Kendinize iyi davranın :)

çav.


twitterdeki film-kombin akımına katıldım,ortaya böyle bir şey çıktı :'D










3 Nisan 2020 Cuma

Farklı Duygular,Kitaplar,Filmler ve Şiirlerim ☕


Günlerin hiçbir anlamı kalmamış gibi.Saatler de keza öyle.Her gün birbirinin aynısı.Ekstra dışarıda yaşanan bir plan olmayınca insan her şeyiyle kendi içine dönüyor.Ailesine,hayatına,benliğine...sevmedim desem bu olayı yalan söylemiş olurum.Belki de herkesin böyle bir soluklanmaya ihtiyacı vardı.Yenilenmeye başladığıma artık eminim.Her açıdan hem de.Mutluyum bu yüzden blog.

Son okuduğum kitap ve terapistim bana mental açıdan çok iyi geldi.Farklı düşünmeye başladım ve bunu zorlayarak yapmıyorum.İçimden geliyor,o olaya öyle değil böyle bakacağım diyorum ve bakıyorum.Formül şu aslında: Bugüne kadar ne yapıyorsan tam tersini yap.Normalde şu olay yaşandığında ani bir tepki verir kızar mıydın? Kızma.O olaya sesini çıkarmaz kabul mü ederdin? Etme.Kendine karşı bir *çelınç gibi hayal edebilirsin.İyi hissettim bu yüzden.Daha önce yapmaya çekindiğim şeyleri denedim mesela şu iki haftada.Babamla araba sürmeye başladım.Beklediğimden çoook daha kolay bir şeymiş.Hatta fazlasıyla basit geldi desem abartmış olmam.Sadece acemi olduğum için dönüşler vs. gibi teknik olaylar zorluyor.Bir de şu debriyaj...midem bulanıyor her dur kalkta.Fakat kolay çözeceğe benziyorum,bu konuda kendime güvenim tam.Bir de yemek yaptım ilk kez blog! Aslında mutfakta anneme yardım ederdim ama hep basit şeyler.Sofrayı kurma,bulaşık dizme vs. Bu sefer bildiğin yemek yaptım! Anasınıfında patates baskı yapıp eve anneme göstermeye gelmiş gibi mutluydum.Barbunya ve meyhane pilavı yaptım.Çünkü en sevdiğim iki yemek :') Onlar da beklediğimden kolay çıktı.Sulu yemek yapmak hamur işlerinden daha keyifli.Böyle karıştırıyorsun bir şeyleri ve bir şey çıkıyor.Aslında mutfak çok matematiksel ve kimya bilgisi falan gerekiyor.Keyif aldım ki hiç sevmezdim mutfakta bir şeyler hazırlamayı falan.Eve çıkmadan önce aile evinde böyle böyle denemeler yaparak hazır olmak istiyorum.Onun dışındaki ev işlerini zaten herkes kadar beceriyorum.

Dehşet güzel iki film izledim fakat onlara gelmeden okuduğum kitaptan bahsedeyim.Ursula'nın ''Karanlığın Sol Eli''ni okuyorum.Bu kitabı da yaptıklarımın tersini yapma adına aldım.Aslında bilim kurgu okumam yani uzun zamandır okumadım desem daha doğru olur.Fakat bir tık özlediğimi hissettim.Sanırım biraz da bu dünyadan daha da bir uzaklaşmak istedim.Aynı zaman da Amerikan Edebiyatına karşı da ön yargılıydım.Dilleri bana biraz yavan geliyordu.Böyle akmıyor sanki anlatımları.Ursula bu iki tabumu da parçaladı.Kitapta miss gibi bir kurgu ve akış var.Sadece ben bilim kurguyla haşır neşir olmadığımdan fazlasıyla yabancı öge aklımı karıştırıyor.Kitabın konusu herkesin çift cinsiyetli olduğu Kış adlı bir gezegende geçiyor.İktidar,krallık,cinsiyet,aşk,sınıf gibi birçok tema bizden çok farklı bir evrende işlenmiş.Aslında bir tık ütopya gibi.Fakat Ursula bilim kurgunun yalnızca kurgu uğruna olduğunu,bir ders verme veya sorumluluk alma zorunluluğunun olmadığını söylüyor ön sözünde.Ayrı bir yazısını yazarsam bu sözlere daha fazla değinirim çünkü çok şey düşündürdü ve hoşuma gitti.

Filmlerden bahsederken bile heyecanlandım çünkü özlemişim böyle kurgularla tanışmayı.İlki Agnes Varga'nın Vagabond'u.Bu yönetmeni vefat ettikten sonra feminist sayfalar aracılığıyla tanıdım.Film otostop çekerek gezen bir kadının ölü bulunmasıyla başlıyor ve film boyunca bu kadının o ölüme gitmeden önce yaşadıklarını,onunla tanışanların ifadelerini dinliyoruz.Filmin Türkçe adı ''Yersiz Yurtsuz'' tam olarak da bu tabirdeki gibi Mona isimli genç kadın yarının planını kurmadan ilerlemeye devam ediyor.Neden bunu yaptığını vs. de bilmiyoruz.Mona sadece ilerliyor,geziyor,kamp yapıyor.Yeri geliyor onun gibi özgür olmak istiyorsunuz yeri geliyor onun kaybolmuş biri olduğunu düşünüp acıyorsunuz.Bu ikilemler arasında hem kendi hayatınızı sorguluyor hem de Mona hakkında ifade veren insanlardan toplumun kadına olan bakış açısına şahitlik ediyorsunuz.Bu gezgin bir erkek olsa neler değişirdiyi düşünüyorsunuz.Tabii Mona'nın nasıl öldüğünü de merak ediyorsunuz.Onun ölümünün nasıl olduğunu tahmin etmek de bir yandan içinde bulunduğumuz erkil toplumun bizim psikolojilerimizi nasıl etkilediğinin içsel bir örneğini gözler önüne seriyor.İzleniseli bir film.Monotonluğunun içinde akıp giden güzel bir kurgusu var.




Joan Baez - Baby I'm Gonna Leave You


Diğer filmimiz ise benim favori yönetmenlerimden Kieslowski'nin Öldürme Üzerine Kısa Bir Filmi.Bu filme de tesadüfen denk geldim ve yönetmenine-konusuna bakıp direkt başladım.Burada da yersiz yurtsuz diyebileceğimiz fakat Monadan daha katı ve serseri olan bir genç erkeğin yaşadıklarını izliyoruz.Şehirde avare avare gezerken çeşitli bilinçli kötülükler yaparak ilerliyor.Daha sonra üstüne bir taksiciyi deyim yerindeyse süründürek öldürüyor.Daha sonra genç bir avukat ki filmin konusu bu yüzden ilgimi çekti onun avukatlığını yapıyor.Burada kilit nokta şu ki öldürülen taksici oldukça leş bir insan.Kötü fikirli,kalpli ve film bize bunu tepeden tırnağa hissettiriyor.Bu ölüm hakkında nasıl düşünmeliyiz o halde? Hukuk sisteminin cezaları kişiyi terbiye ettirmek için midir yoksa sadece diğerlerini caydırmak için midir? Farklı bir kamera açısıyla izlediğimiz son derece sanat kokan bu filmin içinde böyle sorulara kendi içimizde cevaplar arıyoruz.Şu karantina günlerinde içimize dönmüşken tam da bu tarz filmlere ihtiyacımız olduğunu düşüyorum.Eklemeden geçemeyeceğim filmin müzikleri de her Kieslowski filminde olduğu gibi tüylerinizi diken diken edici derecede muazzam.Dünyadan böyle özel ruhların geçtiği bilerek yaşamak ilham veriyor bana.




Dekalog Part 12 Sountrack


İlham demişken bu sıra şiir konusunda da oldukça üretkenim.Şu iki haftada üç tane şiir yazdım.''Poemia'' adlı bir uygulamada *dorianil ismiyle yayımlıyorum.Yalnız bu uygulama beni pek kesmedi.Farklı yerlerde de yayınlama peşindeyim.Belki sadece şiirlerim için ayrı bir blog açabilirim ya da bildiğiniz daha etkin bir uygulama,site vs. var mı? Ben de araştıracağım.Güzel şeyler çıkardığıma inanıyorum.Gece gelen ilhamın yazdırdığı şeyler sabah da aynı şeyleri hissettiriyorsa o yazıdan emin olurum,şükür ki öyle oldu.

Bu yazıya şiir eklersem çok uzun olabilir bir de kel alaka olmasın şimdi.Belki ayrı yazılar halinde burada bile yayınlamaya başlarım,bir tanesini önceki yazılarda yayınlamıştım bakabilirsiniz.

Öyle işte...5 Nisan doğum günüme iki gün kaldı...Evde geçirmek zorunda kaldığım için kırgınım biraz.Fakat bu benim şanssızlığım değil o yüzden kişisel almıyorum.Dünyada onca felaket olurken buna canımı sıkamayacağım.Yine de 20. yaşım için hep heyecanlıydım.Daha coşkulu geçirmeyi isterdim o günü.Neyse bakalım.

Kendinize iyi bakın,sağlığınıza dikkat edin ve mümkünse evinizde kalın.Tumblrda güzel bir söz okudum iliştireyim: Eve tıkılmadın,evde güvendesin.Bakış açısı.

Sevgiler,

çav.