Düşünceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşünceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2021 Pazar

Nisandan Mayısa Bir Kupalık Notlar

 Yine geldim günler sonra. Yazmak içimden gerçekten gelmediğinde başaramıyorum blog, biliyorsun.

Yeşilçay içip ''videoclub'' dinliyorum ve sana kendimi anlatmak istiyorum.

Nisan ayı deyim yerindeyse bir buldozer gibi geldi geçti üzerimden.''Enginar Mevsimi'' diye bir kitapta baharın gelişinde yaygın bir depresyon halinin yaşandığından bahsediyordu. Buna depresyon diyemem, anksiyeteler ve uğursuzluklar silsilesi desem daha doğru olur. 5 Nisan doğum günümdü, normalde her yıl güzelce bir yazı yazardım. O yaştan ve gelecekten bahsederdim. Yine planlıyordum böyle bir şey yapmayı ama bir covid potansiyeli yüzünden olamadı. O gün için aldığım her şey elimde öylece kaldı. Bir hayli üzdü bu durum beni. Bazen her şey taşıp kendini dışarıya akıtmak için bir çatlak bekler ya bu olay tam da öyle oldu. Zaten fark ettiğim üzere bana enginar mevsimi hep böyle geliyor. Bir çatlak tüm diğer kabuk bağlamış şeylerin açılması için yetiyor. Açıldı da açıldı açıldı da açıldı...hiç dikkat etmediğim şeyler beni kahreder oldu. Üstüne bir de zaten ''gerçek'' olan dertler de eklenince bir dibi görme hali yaşadım. Çıktım mı? Sayılır.

Hayatlarımızın işgal altında olduğunu hissediyorum blog. Bu iktidar, bu düzen ve bu insan topluluğu bizim birey oluşumuzu işgal ediyor. Bize travmalar, korkular ve endişeler ekliyor. Seçimimiz olmayan her şeyin kurbanı oluyoruz. Mücadele etmek zorunda kaldığımız savaşların kahramanı kesiliyoruz. Öyle olmak, ona katlanmak, bu şekilde devam etmek boynumuzun borcu gibi hissediyoruz. Onurluyuz, yüreğimiz temiz ve hedeflerimiz var diye her an her yerden cezalandırılıyoruz. Sonra her şey düzgünmüş biz abartıyormuşuz gibi kendimize yükleniyoruz. Sosyolojik olan acılarımızı psikolojimize bağlıyoruz. Herkesten en azını görüp mutlu olurken kendimizden insanüstü bir performans bekliyoruz. En kötüsü de bir kere 'böyleyim' deyince o böyleliğin girdabından kaçamıyoruz. İşgal dışında bir kelime gelmiyor aklıma. Hayatlarımız, hedeflerimiz, arzularımız, zevklerimiz, aşklarımız, gençliğimiz, yaşlarımız, haklarımız, görünürlüğümüz, sağlığımız...hepsi işgal altında. Bu işgalin hem şahidi hem de başı dik kurbanlarıyız. 

Tam böyle düşünce kümeleriyle dolup taşarken anksiyete kendini gösteriveriyor. Artık onun bir neden değil sonuç olduğunu düşünmeye başladım. Sürekli gelmiyor ama gelmesi gerektiği yerde kendini gösteriyor. İçimden hiçbir şey yapmak gelmediğinde karşıma geçip ne kadar 'değersiz' olduğumdan dem vuruyor ya da beni suçlu hissettirecek hatıraları, şu anı önüme seriyor. Birinden çıkınca diğeri için 'asla' desen de olmuyor. Her 'oh' çektiğin yerde bir 'ya öyle değilse' başlıyor. 

Son bir yılda hayatımda hatta hayatlarımızda çok şey değişti blog. Belki de sürekli aynı ortamda olmaktan fark edemedik ama biz de değiştik. Ölen geçmişe bir yas tutmak isterken anın telaşında kaybolduk. Can korkusuyla yaşarken akıp giden yaşama ayak uydurma kaygısından değerlerimizi olmayan çerçevelere oldurmaya çalıştık. Elimizde olan malzemeyi, geçmişte kurduğumuz hayallerin sonuçlarını ve kendimize verdiğimiz sözlerin karşılığını içten içe yediremedik. 'Yedirememek' birçok şeyi ifade etmem için bana yardımcı olan biraz amiyane ama ondan daha çok nokta atışı olan bir tabir. 

Mayıstan beklentim ay sonu finallerimi ortalama da olsa verebilmek ve rutin bir detox diyetinde dikiş tutturmak. Yaz için beklentim ise sadece ne pahasına olursa olsun eğlenmek: 21 Hissetmek. 


çav.


14 Mart 2021 Pazar

Hayat Güncellemeleri, Tartışmalar ve Birtakım Düşünceler

Blog 200k okunmayı geçmiş! Film ve kitap güncellemelerimi yaparken bunu görüp içime bir yazma isteği düştü. Önce profeminist pencerede yazmak istediğim yazının devamını getiriyim dedim olmadı. Ben de döndüm yeniden yuvaya...

Uzun süredir kalem oynatmıyorum. Şubatın başlarında yazdığım hikayenin devamını güzel bir şekilde getirdim. Şöyle baştan bir okudum da hiç fena değil. Bakın bunu diyebilmek bile fazlasıyla önemli. Ne olursa olsun isterse berbat, tamamlamak istiyorum. Yaratıcı işleri yaparken temel kural bu olmalı: Tamamlamak. Ortaya ne çıkacağını düşünmeden devam etmek. Çünkü her bir şeyi tamamlamadan ilerledikçe aklının bir köşesi o kurguda takılı kalıyor. Yeni kurguya o tamamlanmamış şey rahatsız edici bir şekilde yansıyor. Ben en azından buna karşı koyamıyorum. Aklıma koydum blog kısacası, o hikayeler tamamlanacak. ''Hikayeler'' biraz spoiler olmuş olabilir ayrıca :)

Bu tamamlanmamışla devam etmek bana yaşam hakkında da bir şeyler düşündürdü. Hikaye için kurgu tamamlama olan şey yaşam için ''döngü'' olarak düşünülebilir. Gerçekten düşününce öyle değil mi? Yaşamın her dönemi bir döngüden ibaret. Yaşadığın her neyse ve kaç yaşındaysan bu hemen hemen herkesin yaşayabileceği yaş getirilerinden ibaret. Fakat belirleyici olan şey sana ait olan faktörler. Günün sonunda sana ait olan faktörler ve benliğine dönüyorsun. Anlaşılmadıysa somutlaştırayım: Ergenlik dönemi bir döngü. Bu döngünün tamamlandığı süreçte kendimize dönüp kilidi vuramadığımızda o süreçte yaşananlar kaç yaşına gelirsek gelelim hayatımızın orta yerinde yansıyor. Vaktinde tamamlanmamış döngüler birleşerek bir tamamlanmamışlığın getirdiği suçluluk hissini ruhumuza düşürüyor. Bunu düşününce o duyguya sahip olduğumu hissettim blog. Belki çevresel faktörlerimden değil ama kendi karakterimden dolayı ben bu sağlıklı büyüme durumunu gerçekleştiremiyor olabilirim. Bu psikolojik bir tanı değil elbet sadece düşünce. Yalnız bu farkındalığın işe de yarayacağını düşünüyorum. Size travma gelen yaş aralığını yarım kalmış kopuk bir halka olarak hayal edin. O kopuk kısmı ne düzeltirdi? (Geçmişi değiştirme gibi süper gücümüz olmadığını hayal ederek düşünün) Bakın bu soru aklıma yeni geldi, kendimde bir yanıt arayacağım.

(''Ehliyet alma yaşları'' döngüsünü bitirmek için ilk adımı geçtim, direksiyon dersleri için bekliyorum. Haber edeyim dedim, unutmuşum :))

Bir (1) yıldır evdeyiz farkında mısınız? Tam bir yıldır günümüzün, haftalarımızın ve aylarımızın çoğu evde geçiyor. İlk karantinada kendimizi güvende ve huzurlu hissederken şu an süreç başkalaştı. Hayat dışarıda devam ediyor ama sen içerdesin. Kendine odaklanma şansın ''online''lık çılgınlığıyla elinden alınıyor. Her zaman müsait olman gereken, düzen baskısı altında hissettiğin bir yaşam formu evrimi geldi. Neydim değil ne olacağım nasıl geldi vurdu hakikaten ama. Bundan iki yıl önce maskeli yaşam deseler ihtimal vermezdik. Filmvari olabilecek her şey de sanat gibi yaşamın bir izdüşümü demek ki. Eyvah, o zaman sırada zombi istilası olabilir. (Bu konuda bayağı tecrübeliyim kulağıma heyecanlı bile geliyor -masaya üç kere tıklatma-)

İnsan hakları hukukunda geliştim blog. Hem bu ülke bunu bana mecbur etti hem de takip ettiğim eğitim ve yazılarla bunu gerçekleştirdim. Saha her zaman daha zorludur elbet ama püf noktaları edindiğimi söyleyebilirim. Bölüme girerken de idealim hep bu şekildeydi. Özellikle lgbti+ ve kadın hakları konusunda hak savunuculuğu yapmak istiyordum. Bunu yapabilmeye yaklaşmak düşününce güçlü hissettiriyor. Elimizde hala mekanizmalar var. Kendimizi savunabilecek kadar güçlüyüz. Emin olun yalnız da değiliz. Gündeme atıf yapıyorum bence anladın. Haberleri tekrarlayıp monoton bir cumartesi akşamı tadınız kaçsın istemiyorum. Gerçekleşecek blog. Bir gün dünya nasıl covidle bambaşka olduysa insanca yaşama taleplerinin gücüyle de bambaşka hale gelecek. Bu da diktacıların, kötülerin ve patriyarkanın covid gibi korkusu olacak :) 

Annemle Broadchurch adlı bir İngiliz dizisini bitirdik. Dünyanın her bucağının kadınlar ve çocuklar için nasıl yaşanılmaz hale getirilmeye çalışıldığına dair fikir sahibi oldurup sinirlerinizi hoplatabilecek tarzda bir dizi. Gerim gerim geriliyorsunuz, heyecanlanıyorsunuz fakat tüm bunlar gayet sakin bir atmosfer içinde gerçekleşiyor. Olivia Colman etkisi de var tabi, annem çok sevmese de ben bu kadının oyunculuğuna bayılıyorum. Bakın bu İngiltere cidden çok garip bir yer. Aslında hiç hayal edilen gibi değil. TERF tartışmaları da en şiddetli şekilde orada başladı, oysa bir yandan mahkemede İncil öpüyorlar, muhafazakar damarları güçlü...Ben Fransız wannabeliğinden devam etmeyi tercih ediyorum :'D

TERF de demişken konuşmadan geçemeyeceğim. Tartışmaları twitter hesabımdan sıkı bir şekilde takip edip fikirlerimi de beyan ediyorum (korka korka) Nasıl kan davasına dönüştü bu konu anlamış değilim. Fuhuş karşıtı kadınların Fransada-İspanyada uğradığı saldırılara, yani bildiğiniz fiziksel saldırdılar, veya TERF atfedilen kadınların maruz kaldığı mimleme çalışmalarına hiddetle karşıyım. 8 Martta feminist dediğiniz kişiler aleyhine pankart açmak sizi dümdüz bir kadın düşmanı yapar, lamı cimi yok. Diğer yandan sayısını kadın düşmanlığı yapan aktivistlere oranla daha az gördüğüm bir grup feminist kadının bazı ifadelerinden de oldukça rahatsız oldum, birkaçını takipten çıktım. Yalnız bu ifadelerin rahatsız ediciliği alelade bir erkeğin her gün kurduğu cümlelerin yanında hiçbir şey. Ben bu tip olaylarda kimin dediğini ve diyenin fiili etkilik derecesini de göz önünde bulunduruyorum. Mantıksızlık, ideolojik tartışmalarda en büyük çıkmaz, somut değerlendirmelere ihtiyacımız var. LGBTİQ+ ve Kadın hareketinin tek bir ortak düşmanı varken kocaman bir cephe savaşı açılması öylesine gereksiz bir enerji tüketimi ki...Saflarımız böyle dağıldıkça gelen şiddetin etkisi balyoz gibi hissedilecek. Yalnız bir gerçeklik var ki o da feminizmin artık kuir hegemonyasında olduğu. Bunu Feminist gece yürüyüşünden apaçık görebiliriz. Zannımca da feminizm bütün ezilenlerin anası olması gerekir gibi bir yükümlülüğü yok. Feminizm kadınlar için kadınların kurtuluşudur. Kadınlar kazanımlarını kayıplar vererek, acılar çekerek kazandı.  Bu Pride'ımız için de geçerli. Örneğin eşcinseller de kendi özgürlüklerini almadan gidip heteroseksüellerinin falanca derdini savunmak zorunda bırakılamaz. Olabildiğince basit ve temkinli konuştum farkındaysanız, anlaşıldı umarım. Eğer tartışmalara çok uzaksanız twitter arama kısmına ''TERF'' yazmanız yeterli; kolay gelsin.

***

Akşam üzeri yukardakileri yazıp bırakmışım. 

Günler de saatler de çok hızlı geçiyor. Hele hafta sonları herhangi faydalı bir aktivite yapamadan 15 saniye içinde bitiyor gibi. Bu takıklığım yüzünden saat kullanmasam mı diye bir fikir düştü aklıma. Sadece hafta sonunu saatsiz geçirmek en azından. Gerekli bir şey olursa sadece ona bakma izni olsun. (Tembelim ben galiba blog, kendime yol yapıyorum. *Anyway :')

Doğum günüme az kaldı. 21 Yaşına gireceğim. Eğer lisenin başında hatta 18 yaşında falan olsaydım bu yaşlarımı o kadar başka hayal ediyor olurdum ki...Şu ankiyle alakam yok o hayallerimdeki kişinin. Bu yıl biraz daha heyecanlı ve sürprizli geçsin diye evde bir şeyler yapmaya çalışacağız, kızlar da gelecek. AVM'de parti malzemesi satan bir mekan vardı gidip oradan fikir alacağım. Öyle işte blog. Karantina başlarken 19 yaşındaydım 5 Nisanda 21'e gireceğim. Nasıl gençlik ama(!)

Burada sonlandırayım. Nisan başında tekrar uğrarım diye planlıyorum.

Kendinize iyi davranın!

çav.

p.s yazı dilim paslandıysa affola.




pozitif bir kapanış ♥

🧿







30 Ocak 2021 Cumartesi

Söylenmeler, Planlar ve Diğer Birtakım Şeyler ☕

 Ben geldim, evet biliyorum yine uzun bir aradan sonra.

Vizeler, finaller bitti şükür. Yorgunluğunu yeni yeni atıp kendime gelebiliyorum. Her zamanki gibi süreç bir mağduriyetle başladı. Normalde 3 hafta olan sınav haftası 1 haftaya kadar düşürülüp peş peşe sınavlar eklendi. Yazdık çizdik ama bir sonuç yok. Atanmış rektörler öğrenicinin halinden ancak bu kadar anlayabilir. Akademiyle alakasız birer memurlar sonuçta, ne emir veriyorsa onu yapabiliyorlar.

Gündemi görüyorsunuz değil mi? Yine nefret söylemleri, nefret suçuna teşvik başladı. Boğaziçi meselesi tam sadece bir ''boğaziçi'' meselesi olmuşken (bunu zannımca kendileri yaptı) her ötekinin ötekisi lgbti+lara saldırma fırsatı bulan gericiler ve işbirlikçileri yine sahneye teşrif etti. Bu ülkenin içişleri bakanı dahi buna dahil olup bir fiil nefret söyleminde bulundu. Bazen nerede ne için  mücadele ediyoruz diye soruyorum kendime. Savaşmadan yaşamak diye bir seçenek yok mu Ortadoğuda? Haklı olan kazanacak, ne zaman? Biz görebilecek miyiz? Ya da hepsi bir yanılsama mı? Başıma ağrılar girdi dün gece tüm bunları düşünürken. Küçük joe gündemi ''görünmez el'' olarak tanımlamıştı hiç unutmam. O görünmez el sakin sakin gün geçirip yogasını yapan bana laps diye bindi yine anlayacağın. Olsun yine gelsin yine def edelim. 

40 Günlük bir yoga serisine başladım. Toprak elementindeyim şu an. Çetin Çetintaş'ın ilgili videosundan yapıyorum. Yeni başlayanlara pek uygun değil ama daha önce yaptıysanız vücut 5-6 denemede açılıyor. Ben de yavaştan açılmaya başladım. Bazı günler üşeniyorum fakat şöyle bir şey var ki 40 gün aralıksız devam etmek zorundasınız yoksa en başa dönmeniz gerekir. 40 Günden sonra diğer elementlere geçiyorsunuz, sırasını unuttum. Tamamlamayı planlıyorum. Diyeti de beraberinde götürecektim, sınavlardan önce 2 hafta yapmıştım oysaki yalnız bu sefer 2 gün sürdü :'D Yemeyi seviyorum blog. Yemeyince veya bir şeyi yememeye zorlanınca mutsuz oluyorum. Sanırım bünyeyle ve uyku saatiyle de çok ilgili bu beslenme. Gece 5-6'da uyuyan biri nasıl gece bir şey yemeden dursun mesela? Veya internette yazan her bilgi benim vücuduma olacak mı? Diyetisyene gitmeyi de kendi bedenim için gereksiz buluyorum. Yine de aklımın bir köşesinde duruyor. Keşke sadece bu dertlerle haşır neşir olacağımız, bunları konuşacağımız bir yaşamımız olsa.

Yılı bir hayli kitaplı ve filmli kapatmıştım. Yeni yılın ilk ayı biterken de 10 film izlemişim bile. Kitap da yolda bitiyor, yan sütuna ekleyeceğim onları da. Digiturk bu aralar efsane filmler yayınlıyor. Gece mutlaka bakıyorum ve hep yeni, farklı ve kaliteli şeyler buluyorum. Mutlaka bakın eğer kullanıyorsanız. Bazen internetten bulmak zulüm olabiliyor. Örneğin o kadar çok gerilim/korku izlemişim ki şakasız bir şekilde izleyecek yeni bir tane, en azından sağlam, kalmamış. Çok arada derede çıkıyor. Televizyonda denk gelmek o yüzden daha rahat. Sanki radyodan şarkı dinlemek gibi, hep daha fazla zevk verir insana; özel gelir.

Kafeleri çok özledim. Arkadaşlarımla beraber bir kafede oturup tüm gün kahve içmek istiyorum. Arkada insan sesleri, yoldan geçen arabalar, bir yandan denizi izlemek, kibar garsonlar...sonrasında kordonda yürüyüş, sokak kedilerini köpeklerini sevmek, bir ara soluklanırken sokak müzisyenini dinlemek, çarşıdaki dükkanları hiçbir şey almayacağını bilmene rağmen kurcalamak, gün sonunda tatlı krizine girip bir mekanda son kez oturup tatlı bir şeyler yemek...hepsini özledim. Yine iyi bile dayandık bu şekilde. İlk karantina zamanları daha izoleydik. Yani herkes evdeydi ve ilk kez bu kadar dinlenme fırsatı bulmuştuk. Fakat şu an hayat devam ediyor, zenginler her türlü fırsattan yararlanıyor; diğer herkes evinde. Yaşam devam ederken yaşamdan dışlanıyormuşuz gibi hissediyorum. Bunun sınıfsal yönü daha derin ve gerçek tabii. Kapitalizm daha ne kadar leş bir şey olduğunu gösterebilir ki? Bir tarafta işini kaybettiği için sadaka gibi verilen paralarla geçinmeye çalışanlar diğer tarafta kayak tatilleri. Her şeyin meşru zeminini ''çalışmak, sektör'' gibi kelimelerle süslemezler mi bir de...Karantina önlemleri bile eşit uygulanmazken Hollanda gibi ülkelerde yaşanan önlemlere protestoyu hiç mantıksız bulmamaya başladım. Gördüğünüz gibi alışıyoruz her şeye rağmen. Evden de olsa yaşamlarımızı devam ettirmek, ''gelişmek'' için çabalıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynamak böyle bir şey.

Tekrar Almanca çalışmaya başladım. Bu dil çok zor blog. Anlamasına anlıyorum tek tük, okuduklarımdan bir şeyler de çıkarabiliyorum ama writing bir zulüm. O kadar çok hatırlanması gereken kural var ki...Zaten ara verilen dile devam etmek bir dile en temelden başlamaktan çok daha zor oluyor. Kim bilir Japoncam ne alemde mesela. Hala okuyabiliyorum alfabeyi, az çok anlayabiliyorum ama eminim en başa geri sarmışımdır. Siz siz olun öğrendiğiniz dilin peşini bırakmayın, çok nankör oluyorlar. (friendly reminder diyelim bu paragrafa <3)

Yaz için planlarım var, covid el verirse gerçekleşecek gibi duruyor. Şimdilik detaylarını anlatmayayım olursa bahsederim. Hayat *normalleşse de planlarımızın önünde olan bin tane engelin yanına bir de virüs gibi gerçek bir engel eklenmese değil mi? Umarız!

Kendinize dikkat edin, araya açmamam için bana yazmayı unutmayın :')

çav.


Haftalar önceden. 


11 Aralık 2020 Cuma

Rutinler, Yılbaşı Hazırlığı ve Politik Serzenişler ☕

 Bu sefer arayı açmadım! :) 

Cuma günlerini seviyorum. Online eğitim de olsa tatilin hala bir anlamı var. Mental olarak çok yoğun ve yorucu geçiyor haftaiçleri. Online olmak insanı ekstra çalışmak zorunda bırakıyor. Anlayamadığın bir şeyin notunu alamıyorsun, uyku saatleri çok daha bozuk çünkü bedenen yorulmuyorsun, dümdüz oturmak ve bir şeyleri anlamak için dinlemek de daha zor ve bazı hocalar kamera bile açmadığı için öyle boşluğa bakarak yazı yazmaya çalışıyoruz. İşler karışık yani. Yine de bu hafta bayağı bir toparladım. Geceleri çalışmak özellikle rutinim oldu. ''Study with me'' tarzında bir video açıp o şekilde çalışınca aşırı keyifli oluyor deneyin. Kütüphanedeymişsiniz gibi bir his sizi çalışmak zorunda hissettiriyor.


aşırı doğal uğraşılmamış bir studyblr fotoğrafı nerede eskiler 

*kahveleri artık moka potla yapmaya başladım, çok daha leziz; bir yazıda bilgilerimi aktarırım :)

Bu sene yılbaşı ağacını kuramıyorum blog. Gece asla rahat vermedi. Üzerine atlayıp duruyor birkaç kez devirdi. En son düzeltmek isterken de kırdım öyle kaldı. Sonra yeşil uzun dal ve beyaz dal sipariş ettim. Pencereye bir şeyler yapmaya çalıştım, pek olmadı ama olması için olsun dedim zaten. Sonra onun ışığını tamir etmeye çalışırken suratıma bum diye bir şey patladı, kıvılcımlar çıktı. Kesip attım direkt. Anlayacağın yılbaşı süsleme olayını canım pahasına falan yapıyorum. Alacak ve gelecek birkaç şey daha var. Yılbaşılı bir yazı olursa son hallerini oraya eklerim, umarım başarırım blog! :'''''''

Son günlerde gündem yine karışık. Bu ülkede olmak hiçbirimizin mental sağlığı için iyi değil blog. Öfkeleniyorum. Hiçbir şey olmasa bile kendi hayatımda, bir haber düşüyor önüme: Bir yurttaş eline 'iş ve aş' yazıp intihar etmiş...Hadi bakalım hayatına normal bir şekilde devam et. Olmuyor. Nereye kadar gidebilir ki bunca şey? Bu adaletsizliklerin bir sonu gelecek mi? İnsanlardan daha ne kadar suspus olması bekleniyor? Ben artık halkı da herhangi bir şey için suçlamıyorum, suçlamak istemiyorum. Ekmek önemli bir mesele. Yurttaşlar aç bırakılıyor, aç kalan bir insanın ilk önceliği çocuğunu,eşini doyurmayı amaçlamak oluyor. Durup da haksızlıkla mücadele edeyim diyemiyor. Diyenler var mıdır? Elbet. Ama kimsenin bunun ahlaki sorumluluğa sahip olduğunu artık düşünmüyorum. Sorumlu görmek için gözümüzü biraz yukarı kaldırıp üst kesimlere bakmalıyız. Üzerine düşeni yapması gerekenlerden hesap sormalıyız. Her şey sınıfsal diye boşuna denmemiş...aynen öyle blog, her şey sınıfsal. Her şeyin bir sonu olur ama değil mi? Yalnız bu her şeyin sonu her zaman iyiye değişim demek de olmuyor. Bazen son sadece bir 'son' da olabilir. Biz yine de umudumuzu koruyalım. Günün sonunda insanın vicdanının rahat olması ve onurlu bir hayat sürdürüyor oluşu her şeyden değerli. Öfkemiz hep diri kalsın, enerjimizi saklayalım :)

''Halkın seçtikleri zapt edilmesi gereken bir boğaymış gibi, fatihler üzerinde tüm halara sahip oldukları bir avmış gibi, verasetle gelenler de böyle olması çok doğalmış gibi davranıyorlar halka.'' (Gönüllük Kulluk Üzerine Söylev - Etienne de La Boétie)

Profeminist Pencerede yukarıdaki konularda yazmak istiyorum aslında ama tam olarak yetkin olduğumu da henüz hissetmiyorum. Emin olmadığım işlere de bulaşasım gelmiyor blog. Biz bize konuşmayı tercih ediyorum. Daha önceleri de yaptığım gibi. Yine de benim işlerim belli olmaz laps diye size buradan haber verip oraya davet edebilirim :'D

''Kalifat'' diye bir netflix dizisi izledim. İlk kez IŞİD zulmü altında yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlatan bir iş çıkarmışlar. Çağdaş Ortadoğu adlı dersimin de ödev konusu olduğu için atlayıp bir solukta bitirdim. Dizi, İsveçten örgüte katılan bir kadının kurtuluş hikayesi ve yanı sıra İsveçteki gençlerin nasıl radikal islama süreklendiğini anlatıyor. Konu güzel, işleyiş sürükleyici vs. de bana Avrupa'nın bazı tavırları fena halde iki yüzlü geliyor. Bugün İran'da, Ortadoğunun neredeyse her ülkesinde insanları her gün tehdit eden bir IŞİD zihniyeti yok mu? (bizim ülkemiz dahil) Her gün kadınların ve lgbti+ların yaşam hakları tehlikede değil mi? Öyle. Aksini kimse iddia edemez. Fakat onlar nedense radikal islam olayına bir marjinal fikirmiş gibi yaklaşıyor. Kendi içlerindeki faşistlere gelince ise direkt yasaklayıp yok etme politikası izliyorlar. Ne farkları var? Bir tanesi bizi daha fazla öldürüyor diye daha mı zararsız? Dizide de IŞİD'e yaklaşım bana böyle geldi. Korkunç bir dini terör örgütüne bakışları onları ''onarmaya çalışmak'' gibi son derece nafile bir noktadan ilerliyor. Bu olay başörtüsü zorunluluğuna ''kültür'' diye bakmakla aynı. Hayır efendim hiçbir kültür temel insan haklarını sınırlayamaz. Kişinin beden bütünlüğü üzerinde kişiden daha fazla söz hakkı sahibi olamaz. Ama ''batı'' dedikleri ülkeler ve insanlar doğu söz konusu olduğunda bazı şeyleri böyle görmekte ısrarcı. Bu fena halde bir ''white'' bakış açısı. İzlerken rahatsız oldum.

Günler evde geçerken içime bir ''her şeyi kaçırıyorum'' hissi düşüverdi bu aralar onu def etmekle de meşgulüm. Örneğin yurt dışına gitme işi gittikçe hem ekonomik hem sağlık koşulları dolayısıyla zorlaşıyor. Halbuki ne planlar yapardık lisenin başlarında her normal çocuk gibi. Sonra nerede-nasıl yaşadığımızı daha sert yollardan anlamaya başladık. Bu yaz için programalar araştırıyorum sözün kısası. Almanya istiyorum. İngiltere hayalden bile ötesi oldu. Sterlin için ev satmak lazım blog. Öyle. Henüz aklıma yatan bir şey yok zaten. İstediğim yaz okulu tarzı 1 aylık bir eğitim. Eğer Almanya'da İng. eğitim alabileceğim bir program bulabilirsem tadından yenmez. Çünkü bir ayda Almancadan çok da bir şey çıkmayacağı aşikar. Gerçi aile yanı olayları falan bir yılmış gibi level atlatabilir. Bu da aklımız bir köşesinde kalsın, bana bilindik siteler dışında program sunan siteler varsa önerebilirsiniz. İlla eğitimle de olmak zorunda değil, work and travel tarzı da olabilir. Önerilerinize sonuna kadar açığım!!!

Paylaşacaklarım bu kadarla kalsın blog.


Kendinize iyi davranın ♥

çav.



26 Kasım 2020 Perşembe

Aylar Sonra Dönmek: Kedi Muhabbeti, Birtakım Duygular ve Düşünceler

 İki ayı geçti bu sefer yazmayalı. Her yazmaya çalıştığımda bir şeyler yolunda gitmedi. Ya yazıyı beğenmedim ya anlattıklarımın içeriği fazla özel geldi. Burası her ne kadar dijital bir günlük kıvamında da olsa benim için her şeyi maalesef anlatamıyorum. Anlatamayınca bahsedeceklerim çok suni kaldığından içime sinmiyor cümleler. Bugün her şeyden bağımsız yazasım geldi, sadece bu istekle oturdum. Türk kahvesi içiyorum ve arkada cağnım vivaldi çalıyor, ambiyans gayet müsait anlayacağınız.

Bu iki ayda dolu şey oldu. Fakat negatif anlamda. Hayatımda çeşitli köklü değişimler yaşanıyor temeli ailevi olan. İnsan başka konularda ne kadar mutlu olursa olsun günün sonu ailenizde olan mutluluğa ve olayların gidişatına bakıyor. Bir şekilde buna göre şekilleniyoruz. Hatta büyüdükçe bazı özelliklerimizin köklerini bile keşfedebiliyoruz. Sular şimdi daha durgun bu topicte. Ben de olabildiğince rasyonel kalmaya çalışıyorum fakat bir o kadar da yorulmuş hissediyorum. Aylardır evde olmak her şeyin ruhtaki etkisini iki misline taşıyor sanki. Bir de üzerine anksiyete eklenince çarpı dört etti mi...gerçi şükür son zamanlarda hatta bayadır yoğun anksiyeteler yaşamıyorum gelip gidiyor arada ee o da her insan gibi normal. Aslında terapistle görüşmek istiyordum ama inan hiç para harcamak istediğim bir dönemde değilim. Gerçekten elzem olduğunu da düşünmediğimden konuyu kendi kendime kapattım. Her şey çok pahalı blog. Yaşamak zorlaşıyor resmen. Ölüm kalım mücadelesinde gibi yaşamaya mecbur bırakılmış bir insan yığını içinde bata çıka burnumuzu havayla temas ettirmeye çalışıyoruz. Politika ensemizde, bizi her umutlu olduğumuzda tokatlıyor. Çıkış yolu bulamıyorum kendi adıma bu karanlık dönemde. Çıkış yolu bulduğunu zannedenlerin bile çoğunun başka bir karanlığa sürükleyeceğini hissediyorum. İnsan ailesinden bağımsız bir ruh halinde barınamadığı gibi coğrafyasının ona hissettirdiklerinden de kaçamıyor. Aile kurumu da zaten bu coğrafyaların daha kolay yönetilmesi için üretilmemiş midir? Bambaşka bir tartışmanın konusu, cepte kalsın şimdilik.

En son Geceden bahsetmişim, kızımız kedimiz :) Siz görmeyeli büyüdü. Hatta üzerine yazı bile yazacaktım sizlere tavsiye vermek için bu konuda ama nerede işte...Kedi bakımı sanıldığı kadar kolay değil blog. Her şeyiyle aileye yeni bir fert geliyormuş gibi düşünün. Hatta bir nevi yeni bir bebek alıyormuşsunuz gibi. Daha kontrolsüz bir bebek hayal edin işte öyle. Zaman geçtikçe o bize biz de ona alıştık onca badire (mantar hastalığını atlattı) atlatarak. Artık birbirimizin huylarını biliyoruz. Ses tonumuzu tanıyor, neye kızacağımızı falan biliyor ama kediler bildiğini okur. Kızdığımda bana karşılık bile veriyor ben de el mecbur dikkatini başka bir şeye çekmeye çalışıyorum, baş edemem asla :) Gecenin vesilesiyle dışarıdaki canlara da daha bir hassas olmaya başladım. Normalde yemek verirdik ama sürekli olamasa da artık mama da veriyorum. Önceki mahalledekiler buradakilerden daha toktu zannımca. Bunlara mama koyduğum an öyle bir saldırıyorlar ki 20 kediyi ayağımın altında buluyorum. Gerçi kediler her zaman aç, geceye yaş mama verirken bağırışlarını görseniz sanki günlerce aç bırakmışız :) Bundan bahsetmek istedim özellikle blog çünkü lütfen kimse duyarsız kalmasın. O kadar fazla daire, apartman varken mama veren kişi sayısı 3 belki 2. Başka insan göremiyorum. Neden? Ne engelimiz var ki? Herkes apartmanının önüne bir kap mama bir kap su koysa kaç tane can bu soğuklarda karın tokluğuyla uyuyacak düşünün. Gece bana vesile oldu ben de size vesile olmak isterim naçizane ♥ (Bunları yazarken Gece beni yatağımda uzanırken dört gözünü açmış izliyor)

Pandemi olayı daha da can sıkmaya başladı değil mi? En etkilenmeyenimiz bile artık ürkmeye başlıyordur. Ben de onlardan biriyim artık. Geçen haftalarda bütün vücudum böyle resmen ezilmiş gibi hissediyordum. Aklıma direkt covid geldi tabi ve o ölebilirite fena halde gerdi. Ertesi gün geçti Allahtan. Tahminimize göre düzensiz yaşam stilimden oldu. Şimdi biraz toparlasam da o haftalarda baya berbat uyuyordum, günde 3 bardak kahve içiyordum ve sadece 4 saat falan uyuyordum. Hala olmuyor blog. Erken uyuma gibi bir yeti yok sanki bende. Dersler de erken olunca uykusuzluk katlanıyor fakat bağışıklık kazandığımı söyleyebilirim. Yalnız şu sürekli ekrana bakma olayı, sandalyede oturmak falan öyle bir baydı ki anlatamam. 20 Yaşım bu 5 nisanda bitecek ve ben 20'nin ilk yılına dair ne yaptım? Daha doğrusu yapabildim? Koskoca bir hiçbir şey. Evde geçireceğim tam bir yıl gibi bir şey olacak. Gençliğimizin deyim yerindeyse çürümesi bence çok korkunç. Geriye dönüp baktığımızda, tabi oradaki ileride her şey daha iyiyse, özbilinçle kurallara uyanlar olarak kendimize üzüleceğiz. 

İkinci sınıf derslerinden bahsedeyim biraz, level atladık malum. Bence artık işler biraz daha zorlaştı. Hem derslerin işleyişinin efektifliği konusunda hem de konuların ağırlı açısından durum böyle. Hukukun okumayı zorlaştıran kısmı konuların tamamen kümülatif ilerlemesi. Bu yüzden özellikle şu an devamını gördüğümüz özel hukukta bu şekilde ilerleyen başlıklar mevcut. Ceza hukuku yeni başlandı. Tabi hemen hususi suçları işlemekle başlanmıyor. Genel hükümler kitabı adı altında görüyoruz. Beklediğim gibi ilgimi fazlasıyla çekti, çalışırken zevk alıyorum. İdare de bir o kadar ilgimi çekmiyor. Ama hem fazlasıyla genel kültür hem de bir hukukçunun bilmesi gereken şeylerin devlet temelini verdiği için boşlamamaya çalışıyorum. Akademik olarak da günler bu şekilde bata çıka ilerliyor. Sürekli ev ortamı ders çalışmayı daha da zorlaştırıyor çünkü zaman-mekan kavramı yok gibi. Konular daha çabuk unutuluyor, ne işlendiğini bile bakarak anımsamak durumunda kalıyorum. Yine de bir şekilde başaracağız blog, başka çare yok.

Ders dışında medyascope gibi bağımsız platformlardan podcastler dinleyip gündem bilgisi konusunda taze kalmaya çalışıyorum. Özellikle Ayşe Çavdar ve Aysuda Kölemen'in ''Şimdiki Zaman'' programını şiddetle tavsiye ederim. Siyaseti antropolijiyle harmanlayıp çok sağlam bir dünya/ülke gündemi yorumu yapıyorlar. Program izlemeyi daha çok sevsem de makale-köşe yazısı vs. de okumaya bir şekilde çabalıyorum. Çabalıyorum diyorum çünkü her şey zaten online, pdf, kitap okuma üçgeninde döndüğü için bazen ekrana ekstra bakmak fazlasıyla boğuyor. En son TERF tartışmaları adına farklı bakışlar sunan yazılar okudum mesela. Profeminist Pencere'ye yazı yazmaya başlamadan önce kuir-feminist alanda daha sağlam bir şekilde bilgilenmek istiyorum. İşe elimdeki ''Cinsiyet Belası'' kitabını okumakla başlayacağım. Buraya da zaman zaman alıntılamalar yaparım belki. 

Son okuduklarımı ve izlediklerimi yan sütundan bulabilirsiniz. Bahsetmek isterdim ama uzun uzun anlatmak gerekir şimdi en azından benim elim açıldı mı durmaz :) Yine de şöyle söyleyeyim Aslı Erdoğan'ı tanımıyorsanız hemen tanışın ve ''Kırmızı Pelerinli Kent''i okuyun. Üzerine yazı bile yazabileceğim kadar vurucu geldi bana. Onun gibi aydın fikirli insanlar coğrafyamızdan deyim yerindeyse sürgün edildiği için çok şanssızız var ya... Une Affaire de Femmes ise sağlam bir kurguya sahip eski bir Fransız filmi. Fransız olunca hemen pozitif ön yargıyla izledim tabi. Senaryosu ve oyunculuğu da sağlam ama. Konu kürtaj, Polonyadaki mücadelenin verdiği umudun ışığıyla bakmanızı tavsiye ederim. Bazı haklar kolay kazanılmadı ve kolay kolay da bırakılmayacak. Bak uzatacağım yine, bana ayrılan sürenin sonuna geleyim artık.

Kendinize çok iyi davranın, geri dönüşüm adına buradan da yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim! En yakın zamanda tekrar yazabilmeyi ''umut'' ediyorum.


Görüşürüz

ve her zamanki gibi,

çav!



2 Ağustos 2020 Pazar

Yenilikler,Planlar ve Birtakım Farkındalıklar ☕

Geldim blog.Uzun bir ara verdim biliyorum,yazmayı fena halde özledim.

Taşınma işleri bitti.Yeni evdeyiz,yeni odamdayım.Taşınma süreci bu sefer öncekilerden de daha zordu.Şimdiki dairemiz daha büyük ve bizden önce gelen temizlikçiler hiçbir şeyi neredeyse ellememişti.Baştan tekrar tekrar temizlik yaptık.Sinir bozucuydu.Yerlerdeki sigara izmaritleri bile duruyordu o derece söyleyeyim.Şükür yerleştik ama.Tabi hala eksikler çıkıyor.Odamda yapmak istediğim şeyler var,her şey hallolduktan sonra sizinle paylaşırım.Şimdiki evimiz Çanakkale'nin çok daha farklı bir bölgesinde.Artık şehrin diğer bir yakasına yakınız öyle hayal edebilirsin.Komşularımız çok tatlı insanlar.Taşınma sürecinde iki daireden de atıştırmalık şeyler geldi.Daha önce alışkın olmadığımızdan şaşırdık mutlu olduk.Bir aile de geçen gün bayramlaşmaya geldi.Kibar insanlarla bir arada olmak bazen evin kendinden bile önemli oluyor,o açıdan şansımız yaver gitti.Konum olarak henüz tam alışamadık gibi.Önceki evimiz her yere o kadar yakındı ki şimdi garipsiyoruz.Büyük şehirler için hiçbir şeydir eminim bahsettiğim mesafeler ama bize fazla gelebiliyor.Kendi adıma büyük oranda alıştığımı söyleyebilirim,mutluyum.

Bu işlerle meşgulken birçok şeyi boşladım başta blog olmak üzere tabi...Fakat gündemi olabildiğince takip etmeye çalıştım.Özellikle hukuki gündemi elimden geldiğince gözlemlemeye çalışıyorum.Aslında bakarsan blog Türkiye'de hukuki bir tartışma bile yok.Her şey o kadar siyasallaştı ki insan haklarını bile siyasetten bağımsız düşünebilecek noktada değiliz,ne acı.Fakültelerde öğrenilenle gerçektekinin pek bir alakası yok.Olsun istiyoruz,istemekten de vazgeçmeyiz.Bazen kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz gibi hissediyorum.Hiçbir şey mi istediğimiz gibi gitmez,hep mi acı hep mi katliam...Nereye kadar? Hepimiz mi gideceğiz bu şekilde? Bu konular hakkında yazmak istediğim ayrı bir blog açmaya çalıştım ama hüsran oldu.Hiç beceremiyorum inan,bana tavsiye edebileceğiniz bir platform olabilir mi? En kötü burada da gündeme dair bir şeyler karalamak istiyorum.Bazı şeyler sürekli konuşulmalı,konuşmaktan bıkmalıyız hatta,sonra yine konuşmalıyız.Bugün yaşanan tartışmalar ve kaos o bıkmaz usanmaz konuşmaların ürünü.

Geçen gün ilk defa terapistimin önerdiği gibi sorunlarıma bakmayı başarabildim.Önce neden öyle hissettiğimi sorguladım sonra 3. bir gözmüş gibi değerlendirmeye çalıştım.Yaptığım araştırma ve okumalar sonrasında da kaygılı bağlanma özelliklerine sahip olduğumu gördüm.Tam olarak öyleyim diyemem çünkü psikoloji çok kompleks bir şey.Belki bu ilişki de ortaya çıkmış olabilir ama yarın farklı şekilde kendini yok edebilir.Fakat özelliklerini taşıdığını görmek beni rahatlattı.Çünkü sebep varsa çözümü de devamında gelebilir.Kaybetme korkusu dediğimiz birçok şey aslında salt karşımızdaki insanla ilgili değil.Bizimle ilgili olan kısmı büyük.Evet karşımızdakini seviyor olabiliriz ama bilinçaltımızda var olan kaygılı bağlanılmışlık bize sürekli bir şeylerin yolunda gitmediğini fısıldayabiliyor,her hareketten bu şekilde bir anlam çıkarıyor,kendimizi kendimize yargılatıyor.Bunun birçok psikolojik şeyde olduğu gibi bebekliğimizle-çocukluğumuzla ilgisi varmış.Daha çok annenin davranışları üzerine bulgular gördüm.Fakat anneci ebeveynliği kabul edesim gelmiyor.Ebeveyn dediğimiz zaman neden sadece anne büyük bir sorunmuş gibi kalıyor? Toplumdaki baba sorunu tartışılandan çoook daha fazla değil mi? Freud kesin bir şeyler demiştir bunun hakkında.Onu da ne kadar seksist bulsam da psikolojik tespitlerini eleştirmek haddime değil zaten yaşadığımız dönem bile bambaşka.Kaygılı bağlarımızı nasıl koparıp güvenli hale getirebiliriz ki? Bence zor.Yani hep o şekilde sevmeyi öğrenmişsek aksini yapmak kendimizde değilmiş gibi hissettirir.Burada devreye ''fake it until you make it'' girebilir.Bir videoda şundan bahsediyordu: İnsanlar olarak hayatta kalma içgüdümüzle olaylar yaşadığımızda çok hızlı karar veririz.Bu avcı-toplayıcı insandan bize ulaşan bir kalıtım gibi düşünülebilir.Örneğin sevdiğiniz birinin size soğuk yaptığını düşündüğünüzde hemen yazıp düzeltmek istersiniz.Bu kendinizi kurtarmak için aklınıza ilk gelendir fakat en doğrusu veya romantiği demek değildir.Önemli olan,mesaj üzerinden devam edersek,o mesajı neden yazdığınıza karar vermek.Gerçekten sevdiğiniz kişiyle konuşmak için mi? Kaybetme korkusu yüzünden mi? Çok hoşuma gitti blog bunu kendimde fark etmek.Her ilişkilenmem de bu özelliğimi hatırlayacağım.Tabi bence karşı tarafın da etkisi büyük.Bazı insanlarda kaygılı bağlanma ilişkilerinden sonra ortaya çıkmış mesela.Bazen dümdüz karşınızdaki dengesiz biri oluyor.Onun dengesizliğine ayak uydurmak için kendimizi de kurcalamamak lazım.Günün sonunda biz bizim davranışlarımızdan sorumluyuz,kendimizi tanımak onu tanımaktan da daha önemli ve uzun sürede sağlıklı.

Bu Cumartesi Osmaniye'ye gidiyoruz.Bir haftalık memleket tatili olacak.Yaylaya çıkacağız,kebap yiyeceğiz,şalgam içeceğiz...oh! Bu sefer daha fazla fotoğraf çekmeye çalışırım.Öncekinde eksik olduğunu anımsadım.

Kafam biraz karışık blog.Anlatacak bir şey de bulamıyorum yazasım gelse de,en iyisi kararında bırakmak.Gitmeden dün izlediğim bir filmi önermek istiyorum.İran Sinemasından :') Leila Hatami oynuyor.İsmi ''Dar Donya ye to Saat Chand Ast?'' yani ''Senin Dünyanda Saat Kaç?'' Çok duru bir romantik film.İran sinemasından daha önce defalarca kez hayranlıkla bahsetmiştim zaten,izleyin mutlaka derim :)


🌻🌻🌻




‎در دنیای تو ساعت چند است؟








29 Mayıs 2020 Cuma

Dağınık Bir Yazı ve Şarkılar

Yine yaklaşık bir aya varan bir aradan sonra geldim.Yazasım gelmedi blog.Ne şiir denemeleri yaptım ne de öylesine karalama.Evde durmak sıkmaya başladı,anlatacak bir şey ya da ifade edecek bir duygu bulamaz oldum.Yazmak için yaşam lazım bir de bir nebze üzüntü sanırım ikisini de karşılıyorum ki yazının başına geçebildim,herhalde.



Yazmadığım süre dersler ve bilgisayar başında bir şeyler yapmakla geçti.Derslerimiz hala devam ediyor vizelerim ve finallerim 15 Haziranda.Test şeklinde sistemden yapacaklarmış fakat muamma olan bir sürü şey var aslında.Asla detay açıklamıyorlar,ben de düşünmüyorum sadece çalışıyorum zaten genel olarak sınav kafasıyla çalışan biri değilim.En azından üniversitede öyle düşünmeye başladım.Konular daha keyifli olmaya başladı zannımca.Yakın tarihi eskiden hiç sevmezdim ama hukuki boyutuyla görmek bugünkü yaşananlar hakkında birçok ipucu veriyor.İnsanın bulunduğu şartların gerçekliğini anlaması farkındalığını bir tık arttırıyor.Aile Hukukuna geçtik bir de hatta bitiyor.Beklediğimden sıkcıymış çok detay var bol bol örnek çözmek lazım,sınavını merak ediyorum.Ders anlamında pek bir değişiklik yaşamadım aslında bakınca.Tam bir karşılaştırma yapamadığıma göre öyledir diye düşünüyorum.

Bu süreç bende farklı anlamlarda da farkındalık yarattı.Mesela dünya sistemi hakkında.Kendimizi devletler bizim sayemizde var düşüncesiyle önemserken aslında devletlerin çok da umrunda olmadığımızı düşündüm halklar olarak.Ölünce sayı oluyoruz,önlemler sadece belirli tabakalara ve güçlü kişilere göre...Çoğunluğun kararı diye bir şey yok,kararlar var ve uyan bir çoğunluk.Sadece bizde değil,dünyanın olayı buymuş,bir musibet bin nasihattan iyiymiş;öğrendik.Bunun vesilesiyle farklı okumalar yapmak istiyorum bu konular hakkında.Birkaç kitap sipariş ettim,belki makaleler de bakarım.

Uzun süredir evde olduğumuz günlerde yaratıcı şeyler yapabilirmişim ama yapamamış gibi hissediyorum blog ve bunun suçluluğunu.Şiir yazdım aslında ama senaryo? roman? Bunlar adına hiçbir şey yapmadım.İsteğim olmasına rağmen yapamadım çünkü hiçbir zaman ne üzerine olması gerektiği hakkında karar veremiyorum.Kendimi eleştiriyorum her adımda ve soğuyorum bu yüzden.Özellikle senaryoyu çok istiyorum,başladığım bir tane de var.Fakat sonradan okuyunca bir yerde tıkandım kaldım.Bir köşede kalsın dedim yeni bir arayışa geçtim.Çok fazla film izlediğim için elimde olmadan etkilenmekten korkuyorum.Bu sorun hakkında da okuma yapabilirim bak senaryo hakkında biraz daha ön çalışma şart,yapılsın.

Çok güzel şarkılar keşfettim.Sizinle de paylaşayım,youtube öneriler bu ara efsane iş çıkarıyor :'D





Bu gruba hayranım.O kadar dokunaklı ki her şarkısı...Yeni çıktı bu parçaları da,gece uyumadan dinlemelik :')


Lady Gaga'nın yeni albümünden en sevdiğim şarkısı buldu.Eski şarkılarının havasını veriyor,özlemişim <3

***

Yazıyı yukarıdaki gibi bırakıp dışarı çıktım.Yürüyüş yaptık,akşam oldu.Uzun zamandır yürüyüş yapmayınca üzerime bir yorgunluk yaptı kahve yapıp tekrar oturdum yazının başına.

Nerede kalmıştım?

Dağıldım,anlatacak bir şey bulamıyorum.Kısa bir zamana tekrar yazarım,şimdilik böyle olsun :)

Kendinize iyi bakın!

çav!
















4 Mayıs 2020 Pazartesi

Monoton Günler ve Düşünüşler ☕


Geldim yine,ay olacakmış neredeyse.Yazacak bir şey bulamadım,birkaç girişimden sonra bıraktım.Ne yazsam sıkıcı geldi,okumanız için bir neden bulamadım.Ha şimdi de atom parçalamayacağım ama sanki bahsedecek şeyler birikti gibi.




Karantinanız nasıl gidiyor? Herkesin gerçekten nasıl geçirdiğini merak ediyorum.Bütün saatler bize kalsın diye kıvranırken hop hepsi kaldı şimdi (ne şanslıyız ki bu durumdayız,şükür.).Benim ramazandan önce sabaha karşı uyuma öğlen kalkma şeklinde geçiyordu.Şu nike'ın ücretsiz programına başladım herkes gibi,kendime helal olsun bitirdim.Bir aylık programda ne yapıyorsa harfiyen yaptım.Hala düz bir karın bölgesi yok fakat güçlendiğimi hissediyorum :( Gün içinde yorulmadan gece rahat geçmiyor,nike'ın uygulamasını mutlaka tavsiye ederim bunun için.Ramazandan sonra ve önceki haftası uyku düzenim alt üst oldu.Resmen bir gün hiç uyumuyorum bir gün full uyuyorum.Şaft nasıl kayarmış gördüm.Elimde değil.Bir gün boyunca yataktan çıkamadığım oldu.Miskinlik de bir hastalıkmış,şaka değil;trajikomik.Yataktan çıkamamak ne demek ya! Oluyormuş yapıştım kaldım elimde telefon.Orucu da çok sık tutamıyorum bu sebeple aslında tam da tutulabilecek bir zaman,uykuya tutturmak istemiyorum ama anlamsız geliyor o zaman.Bakalım bir şekilde bu ay da geçer.

Evden çalışan ya da okuyan insanlara imrenen bizler şu an onlara hayranlıkla mı bakıyoruz? EVET.Bana çok kolay bir iş gibi gözükürdü her şey elinin altında sonuçta ama gerçekten odaklanma açısından daha zormuş.Aslında ders çalışmamda aşırı bir düşüş olmadı çünkü şu anki konuları da özellikle anayasa dersinde bayağı seviyorum.Ama nasıl çalıştığını okula gitmediğin için bilememek biraz demotive ediyor.Dersi canlı dinlemek bambaşka bir olay.Yine de canlı dersi de sevmedim değil hocalar sadece konuya odaklı anlatıyor ama eminim yüz yüze olsak daha parantez açılacak birçok başlık olurdu.Biraz eksik ilerlediğimizin onlar da farkındadır,en azından bize zorluk çıkaracak durumlara sokmadılar.Sorunsuz bir şekilde ilerliyor sistem.Bazı üni.lerden sinir bozucu şeyler duyuyorum.Canlı dersleri kaydetmemek,ödev abanmak gibi...hiç etik değil.Kimse zevkten evinde durmuyor,pandeminin ortasındayız.Kişilerin evlerinde neler yaşadığını nasıl psikolojilerde olduğunu düşünmek akademik değil insani bir görev.İnsanlar ilerleyen yıllarda nasıl anılacaklarını kendileri seçiyor.

Bir ton film izlemişimdir yine baktım da şöyle hangisi bu ay diliminde karar veremedim.Bir de bir tane daha psikoloji kitabı okumuşum.Güzel bir kitaptı kendime dair güzel noktalar yakaladım fakat yazarın bakış açısı biraz bana ters yöndeydi.Daha dini bir yönden bakmış psikolojiye.Kendim inanan biri olarak insan psikolojisi ve dinin bir arada tutulmasını sakıncalı buluyorum.Lafım yazar ve kitaba değil ama örneğin mental bir rahatsızlığın dualarla çözüleceğine inanıp kişiye bunu dikta etmek bana cahilce geliyor.Belki kişi rahatlamak adına inanıyorsa tercih eder ki işe yarayabilir ama bunu tek yol görmek tehlikeli.Kişiyi çok daha kötü bir duruma sokabilir.Tabi yazar böyle şeylerden bahsetmiyor,kendisi bayağı entelektüel birisi.Sadece birkaç bakış açısına katılmadım.Bir de anayasa dersi için B.Tanörün kitabını okuyorum.Enfes bir kitap.Hiç böylesine güzel tarih anlatışı görmemiştim.Bunun vesilesiyle yeni tarih kitapları arayışına girdim.Zaten çoğu dersimiz okumaya yönelik olduğu için roman tarzı okumaya ekstra zaman ayırmak gerekiyor,onun yerine ders kitabı okurum kafasına giriyorum.

Virüs haberlerini başladığında da böyle fazla takip etmiyordum bu aralar hiç etmiyorum.Kendi psikolojimi korumak adına beni ilgilendiren kadarını takip ediyorum.Bizim ülkede ne oluyor,okulların durumu vs. o kadar.Komplo teorileri falan pratikte anlamsız.Yaşayınca göreceğiz.Yalnız bunun yanında gündemden nefret ve ötekileştirme hiç eksik olmuyor.Beni insanüstü şeylerden çok insanların yapabileceği kötülükler korkutuyor ne yalan söyleyeyim.Karantinadan sonrası gündem endişe verici olacak gibi gözüküyor.

Online oyunlara da geri dönüş yaptım bu arada.Hatta para falan yatıyorum...çok garip bir hismiş.Hiç para harcamıyormuş gibi hissediyorsun ama harcadıkça da tekrar harcaman gerekiyor.Kendimi durdurmalıyım.Az buz harcamadım baktım da...stooop.

Karantinadan çıkışımızı düşünüyorum da nasıl olacak acaba? Ben en çok arkadaşlarımla kafede oturma gibi sosyalleşme aktivitelerini özledim.Giyinmek istiyorum.Saç sakal da saldım neye benzeceğim kim bilir.Yine de nasıl gözüktüğüm eskisi kadar umrumda değil.Dışarının bunları düşünerek geçirilmeyecek kadar kıymetli bir şey olduğunu öğrendik,öğrenmedik mi? Fazla şikayetçi değilim karantinadan.Bunun sebebinin ''güven'' duygusu olduğunu düşünüyorum.Normal yaşantıda bir hafta evde kalsam boğulurdum fakat güvende olduğumu bilme hissim beni rahatlatıyor herkes gibi.Umarım herkes güvende kalabilir,güvende kalma talepleri de gerçekleşir.Hepimizin hakkı bu.

Öyle işte blog,günler su gibi akıyor.Bugünlerde yazdığım yazılar tatsız bir anı kalsın ve geri döndüğümüzde ''vay be bunları yaşadık'' diyelim sadece,daha sancılı uzamasın bu trajedi.


Kendinize iyi davranın :)

çav.


twitterdeki film-kombin akımına katıldım,ortaya böyle bir şey çıktı :'D










21 Mart 2020 Cumartesi

Korona Günlerinde Yaşam,Boş Zamanı ''Değerlendirmek''?


Resmen evlere kapanmış durumdayız.Senaryolarını izlediğimiz olaylar bir bir gerçekleşiyor.Bir yanımız işin goy goyunda bir yanımızsa fena halde korkmuş durumda.Kimileri ise komplo teorileri üretiyor.Herkes başımıza doktor kesildi,tavsiyeler havada uçuşuyor...evlerden ruhsal bütünlüğümüzü korumuş bir halde çıkabilirsek ne mutlu.

Kendi hayatımda işler bayağı yolundaydı halbuki.Tam ben her şeye alışmışken dünyanın sonu falan geldi.Belki de dünyanın sonunun geldiğini düşündüğüm için hayatımın kıymetini anladım sadece.İki türlü de hala bile iyi hissediyorum.Anksiyetem bomboş konular için çalışırken virüs konusunda pek gelmedi,onu da ehlileştirdim;baş etmeyi öğrendim.Bilimsel şeylerde kuruntu yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.Yani kurabileceğiniz bir nokta yok.İki artı iki dört.Bu virüse yakalanmak istemiyorsan yapabileceklerin belli.Ha yakalansan bile her hasta hastanede yatmak zorunda değil.Yaşın gençse,kronik rahatsızlığın yoksa evinde bireysel karantina altında ilaçlarını kullanarak atlatıyorsun.Aksi halde bile iyileşme oranı ölüm oranından çok daha fazla.Yine de taşıyıcı olma riskimiz de var.Bu yüzden evlerde kalmak zorundayız.Biz bir kere yürüyüşe çıktık mahallede,bir kere de arabayla gezindik o kadar.Dışarıda pek fazla insan yoktu,hep bizim gibi hava almaya çıkmış aileler geziniyordu.Fakat yine yaşlılar ağırlıkta.Neyine güveniyorlar acaba? O açıklanan ölü sayıları,vakalar da benim senin gibi bir insan.Yakınına ya da sana bir şey olsa sen de o sayılardan biri olacaksın.Bak bakalım o zaman düz bir sayı geliyor mu sana.Herkes bu işi haddinden fazla ciddiye almalı.Ciddiye almanın panik yapmakla aynı şey olmadığı bilerek...

Bireysel karantina günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

Ben Almanca çalışıyorum,yeni sipariş ettiğim kitaplarımı okuyorum ve ara ara da ders çalışıyorum.Yogaya da başladım gün aşırı yapmaya çalışıyorum canım isterse.Onun dışında bomboş online oyunlar,televizyon vs.Film izleyemiyorum pek.O hayatların normal akışı beni tetikler diye korkuyorum.Kitap okumak şu aralar daha sağlıklı sanki ki öyle izleyecek bir şeyler de bulamadım.Şöyle benim tarzımda dizi-film önerisi yapabilirseniz sevinirim.Her neyse.Öyle geçiyor işte.Bakıyorum bazı insanlar aşırı şu günleri değerlendirmeye odaklanmışken bir kısmı ise en bet günlerini yaşadığını söylüyor.Şu kelimeye takıldım ben bu iki uç arasında: değerlendirmek.Yani boş zaman değerlendirilmek zorunda olan bir şey mi sizce? Bana biraz kapitalist bir kelime geliyor bu.Yani hep bir üretimde mi olmak zorundayız? Neden bu sistem içinde bazen dümdüz uzanıp düşünmek bizlere lüks kabul ediliyor? Her gün işe gitmek,okumak,ev işi yapmak zaten bir zaman değerlendirme zorunluluğu değil mi ki? Tabii aslında kast edilen anlamı biliyorum ama o anlamın devamında suçluluk hissetmemizin ne kadar yanlış olduğunun farkına vardım.Mesela ben normal hayatımda boş zamanlarında gerçekten bomboş geçiren biriyim.Benim için kitap okumak boş zaman aktivitesi değil.Hatta en yoğun zamanlarımda kitaba zaman ayırmayı daha çok severim.Lisede sınav senemde bile teneffüste 15dklık bir kitap okuma bana bomboş zamanda bir saat okumaktan tatlı gelirdi.Filmler için de öyle.Bunlar zaten zaman ayırabileceğimiz şeyler.Boş zamanınızı dolduruyorsanız aslında tam bir değerlendirme mi tartışılır.Bu değerlendirme de sizin yaşam biçiminize bağlı olarak değişir.Bu konuda düşündüm işte böyle.İşin özü suçluluk hissetmemize gerek yok.Dümdüz ölmeden geçirsek de şu süreci hepimiz için en hayırlısı olur :)

Bir de ünlülere kafam bozuldu.Hepsi malikanelerinden biz normal insanlara ''hepimiz aynı gemideyiz'' mesajı veriyor.Ah canım ya sağ ol.Dünya için bir sürü yardım yapabilecek paraları varken video çekip ''peace and love'' mesajları vermek bana çok basit geliyor.Varlıkları umurumda değil,hepimizin geliri eşit olmak zorunda kafasında da değilim.Sadece yapaylık beni deli ediyor.Hepimiz aynı gemide falan değiliz,hadi bunu kabul edelim.Hepimiz aynı gemide olsak bile kamaralarımız hep farklı olacak.İster insan ürünü bir sistem deyin buna isterseniz de doğanın kanunu.

Üniversiteler nisan sonuna kadar yok,kesinleşti.Online eğitim var dediler ama ekstra bilgi vermediler.Sistem bu kadar insanı nasıl kaldıracak göreceğiz.Allahtan bölüm olarak zaten uzaktan ders çalışabilme imkanımız var.Kişiler hukuku kitabını bitirmeme az kaldı sonra Aileden kendim devam etmek istiyorum,zaten bir kısmını işlemiştik.Online derslerin olmasını da istiyorum.Bir dersi hocayla ilerletmek tek başına yapmaktan farklı.Dediğim gibi tam her şeye alışmışken bu koca tatil girdi araya.Ben eve dönmeyi düşünecek kadar büyük bir çöküş yaşamışken her şey bir anda tersine döndü.Şanslı hissettim kendimi ilk kez bu kadar.Hatta bir de oda arkadaşımla ev bakıyorduk dönmeden.Ya eve çıkmış olsaydık ve sonra bu olaylar denk gelseydi? Maddi-manevi bir hüsran.Şimdi artık dönüşüm eve çıkmakla olacak inşallah.Bu hazin olayın benim hayatıma tek pozitifimsi etkisi bu oldu.Aldıklarının yanında bir hiç olsa da şu noktada hayatımızın olağan akışından da kopmamak lazım.Dünya bu olaylardan çok da dehşet şeyler yaşadı.Yaşanan onca savaşı düşünün.İnsan eliyle öldü milyonlarca kişi.İnsan insanı kesti biçti.Virüsten çok daha korkunç geliyor bana.Ona rağmen bile insanlar sabah uyanıp işlerine devam etmek zorunda kaldı.Öğrenciler bir şekilde eğitimini aldı.Bu süreçler bitince kimse bize acımayacak.Elimizdeki şeyleri kaybetmeden devam etmemiz lazım,kendimiz ve toplumumuz için.

Manifestolarımı da verdiğime göre çekilebilirim!

Siz neler yapıyorsunuz? Bahsettiğim konular hakkında düşünceleriniz neler?

Kendinize dikkat edin,iyi davranın!

çav.


Doğum günü karantinaya denk gelecek bütün koç burcu arkadaşlarım ve kendim için :') ♥


31 Aralık 2019 Salı

Yılı Pozitif Kapatmak: 2020 Dilekleri ve Geçen Yılın Enleri 🎄


Youtuberların yılbaşı temalı videolarını izleyince içimden yazmak geldi.Son yazı çok depresif biliyorum ve umut duraklarında yılın o yazıyla kapanmasına izin veremem.Jingle bells ruhunu yaşatmaya devam edelim bakalım!

Geçen yıl,2019 benim için oldukça zordu.Üniversite sınavına hazırlandım ki bu süreç başlı başına yorucuydu.Yazın sonuçları bekledim ve sanki istediğim yerin gelmeyeceğini bilerek fazla rahatlamış da hissedemedim.Sonuçlar açıklandı büyük bir hayal kırıklığı yaşadım,bölüm hedefimdi ama üniversite gelmez diye yazdığım bir yerdeydi.Yepyeni bir şehre geldim sonrasında,yurt hayatıyla acı bir şekilde tanıştım ve kampüsü yaşamaya başladım.Her şey yeniydi ama bizi büyüten yenilerdendi.Hani yaşarken öldüren sonra dönüp bakıldığında güldüren cinsten.Yaşanan güzel şeylerin en büyüğü sanırım hukuk okumaya başlamak oldu.Beş yıl boyunca dillendirdiğim hedefe ulaşmış oldum bu yıl.Ceremesini de bir o kadar çektim yalnız.Bunun dışında yıl içindeki tatiller ve kısa süreli seyahatler geliyor aklıma...Mutlu anılar da yok değilmiş yani.

10'lu Yıllar bitiyor şaka maka.Resmen geçmişte ''gelecek'' olarak anılan o fütüristik tarihlere giriyoruz.00'lı olmamdan ötürü her 10 yıllık değişim benim hayatım için de bir hayli köklü oluyor.Onlu yaşlardan yirmilere gireceğim mesela.Geriye dönüp baktığımda kendi on yılım şu anki Anılı oluşturan her şeyi kapsıyor.Çocukluk,ergenlik ve şimdi devam eden süreç.İlkokuldan üniversiteye kadar uzanan,yaşarken bitmeyecekmiş gibi gelen kısacık bir zaman aslında.Çocukluğumu zaman zaman özlesem de ilkokul ve ortaokul dönemini asla özlemiyorum.Küçükken okulla aram insanlardan ötürü hiçbir zaman iyi olmadı.Okul ortamını lisede sevdim.İlk defa okula ait hissettim,hayatım boyunca yanımda olacağını bildiğim iki dost ve arkadaşlar edindim.Hiçbir zaman unutamayacağım (iyi/kötü) öğretmenlerim oldu.Çanakkaleyle tanıştım mesela şu 10 yılda.Altı yıldır burada yaşıyoruz,yedi olacak.Çanakkale beni büyüten şehir oldu.Mutluluklarım,üzüntülerim ve sevdiklerim hep burada.Her köşesinde bir anım var.Üniversite dolayısıyla ayrılmak hala düşününce üzüyor.Fakat hayatım boyunca en sevdiğim yer olarak kalacak.

Yirmilerden umutluyum demiştim daha önce.Evet,öyle.Daha umutluyum geçmiş yıllara nazaran.Belki değişen bir sayı ama böyle düşünmek istemiyorum.Düşünsenize bir yıl daha her şeye rağmen devam ettik,yapmamız gerekenleri yaptık,belki fazlasıyla üzüldük ve zorlandık ama yılın sonunu bir şekilde getirdik.Geçmiş yıla kilit vurmak da elimizde.Tüm kan ter gözyaşı orada kalabilir,eğer gerçekten bunu isteyip kilidi vuracak gücü bulabilirsek tabi.

Arkadaşlarımla konuştuğumda 2020'deki en büyük isteğime ''bir şeyleri gerçekten istemek ve onu gerçekleştirmek'' dedim.Gerçekten en büyük dileğim bu.Eskisi kadar hayal kurup hedefler belirlemek istiyorum.Küçük-büyük fark etmez.Son aylarda fazlasıyla kaybolmuş gibi hissediyordum ve yeni yıl bana bir ferahlık verecek.Nefes aldığımı hissetmek istiyorum.Üzerimdeki kara bulutlar öyle bir dağılsın ki bir daha küme küme olamasınlar.Öyle bir istekli olmaya,inanca ve belki de biraz şansa ihtiyacım var.İstediğim birçok şeye çabalayıp ulaştım fakat bunun yanında o ilahi desteği de istiyorum.Hayatın mucizeleriyle,benim lehime sunduklarıyla karşılaşmak istiyorum.Çevremde gerçekten güvenebileceğim ve beni anlayan insanlar olsun,olanlar kalmaya devam etsin istiyorum.Kendi kendimi üzmemeyi başarmak istiyorum.Daha öz güvenli ve cüretkar olmak istiyorum.Bu dileklerimin hepsini buraya yazarken aynı zamanda evrene enerjimi de gönderiyorum.''İstiyorum'' inanarak kullanılınca anlam kazanan bir kelime: İnanarak istiyorum.

Dünya ya da ülke için de dilediğim çok şey var ama o konulara girince iş negatifliğe doğru gideceğinden ben benimkilerle yetinmiş olayım.Sadece şunu söylemek istiyorum ki kötü insanlar kadar iyi insanlar da hep var.Kötülerin fazla yaygara yayıp ekranlarda olması iyilerin olmadığı anlamına gelmiyor.Her devrin bir sonu var,her kötülük karşısında bir iyilik var,her şey bir zıttıyla var olur çünkü.Kötüler de iyilerin her zaman onlara set koyacağını bu yüzden bal gibi bilir.Daha korkak bir şekilde yaşarlar,karmadan da kaçışları yok günün sonunda.

Bu akşamı ailecek oturup yemek ve abur cubur eşliğinde bir şeyler seyrederek geçireceğiz yani on kişiden yedisi gibi :)

Kendinize çook iyi bakın,bir yıl daha kalemime değer verip beni okuduğunuz için size teşekkür ederim!

Mutlu,huzurlu ve istediğiniz her şeyi yapabilmek için bol motivasyonlu yıllar!

2020,bana ve bu yazıyı okuyan herkese güzelliklerinle gel!

Siz de yeni yıldan isteklerinizi benimle paylaşabilirsiniz,şimdiden umarım her biri gerçekleşir <3

***

Bu yıl izlediğim 3 favori filmim:


La Meglio Gioventu

Pierrot le Fou

I Don't Feel at Home in This World Anymore

Bu yıl en çok dinlediğim 3 şarkı:



Crsytal Castles - Lovers Who Uncover


Cigarettes After Sex - Cry




Marina And The Diamonds - İmmortal


Bu yıl okuduğum en güzel kitap:

Ne yazık ki bu yıl sadece ama sadece 3 tane kitap okuyabildim.Bu kadar kargaşa arasında filmlere zaman bulurken kitaplara odaklanamadım.Daha önce başlamıştım ama yaşımdan ötürü sıkıcı bulup bırakmıştım.Suç ve Ceza'nın tam versiyonunu okudum en yeni.Rus yazarlara ve klasiklere ön yargılı davranmışım.Bu kitap bambaşka,iyi ki bölüme girdikten sonra okumuşum;olaylara bakışımın değişimini gözlemlemiş oldum.


O zaman bu yıl son kez,

ÇAV!












28 Aralık 2019 Cumartesi

Gece Karalaması: İçten Dökülenler


Birçok şeyin sadece olması gerektiği için olduğunu hissediyorum.Rutinler,planlar ve yapmam gerekenler.Bunların arasında hangisini gerçekten istediğimi soracak olsalar bilmiyorum.Hayatın sürekli farkında olan tarafında olmak istemezdim.Yaşamıyorum da tutunuyorum sanki.Bu çalkantıların ismini ilk kez koydum.Hayata tutunmak ve hayatı yaşamak arasında kimsenin dışarıdan fark edemeyeceği kadar ince bir çizgi fark var.Kim yaşıyor kim yaşıyormuş gibi gözüküp tutunuyor bilemeyiz.Ben tutunuyorum genellikle.Hayatı yaşamak böyle bir şey olamaz çünkü.Anda kalabilmek lazım bunu yapabilmek için.Geçmişin sıkıntısını güne taşımak ve gün içinde gelecek için endişelenip durmak size hayatı yaşatamaz,günde tutunabilecek kadar enerjinizle geçirirsiniz zamanı.Bu hep böyle hissettirdiği için diğer türlüsünün nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum.Tutuna tutuna nereye kadar götürülebilir her şey onu da hiç bilmiyorum.Fakat bu sanırım bütün konsepti algılayış biçimimizle alakalı.Başta dediğim farkındalık tarafına geçince bir daha çıkamıyorsunuz.Yaşadığınız duyguların farkındalığına bir kere ulaşınca onları tekrar tekrar keşfetmeye çalışma gibi kendiliğinden gelişen bir refleksin içinden çıkamıyorsunuz.Bu yazıyı bile sorguluyorum şu an,halbuki şu an ders çalışıyor olmam lazımdı ama aynı zamanda aklımda başka bir mesele de dönüp duruyor.Her şeyi değiştirmek için önce kendimizin değişmesi lazım.İnsanın kendini değiştirmesi de öyle kolay bir şey değil.Rutinler,planlar ve yapılması gerekenler isterseniz her saat bile değişir.Fakat bunları değiştirmenin sizin değişmenizdeki payı bizim evrende kapladığımız yer kadar küçük,anlamsız.Denemek gerekir tabii yine de.Bir şeylere umut bağlamadan hayata tutunamazsınız da çünkü.Aksini yaşamdan en nefret eden insan bile kolay kolay isteyemez.Ortada bir sorun yok.Her şey normal,her şey insani ve dolayısıyla her şey olağan.Atlattığımızı sandığımız şeylerin defalarca gelip vurması da bir o kadar gerçekçi.Engellerin üstünden atlıyor oluşumuz onların tekrar karşımıza çıkmayacağının garantisi değildir.Hele kendi yarattığınız engellerin tekrar tekrar türemesi kaçınılmaz.Kendimizden kaçamayacağımız kadar kaçınılmaz.Dönüp baktığımda 10'lu senelerdeki kendime üzülerek bakıyorum.Onun hissettiği her şey için üzgünüm.Sarılmak isterdim kendisine.Böyle şeyler dediğimde kendime de haksızlık etmiş hissediyorum aynı zamanda.Fakat hisler birçok zaman bizi aldatsa da hepsinin altında gerçeklikler yatar.İnsan hislerini bildiği gibi gerçeğini de kabullenebilmeli.20'ler Bende adını koyamadığım bir şekilde umut vaad ediyor.Bu 10'lardan kurtuluşun sevinci mi yoksa gelecek güzelliklerin habercisi mi ancak yaşarak öğrenebiliriz.Şu anda böyle hissederken karalamak istedim bir şeyler.Çünkü bazen gerçekten ne hissettiğimizi açıp okumak isteriz.Sabah unutup pişman olacağımız şeyler söylesek bile başka bir gecede gelir vurur o hisler,yazdırır bize bu cümleleri.

çav.

x
o

4 Kasım 2019 Pazartesi

*Büyümenin Sancısı // Deneme


Büyümenin Sancısı

Düşüncelere daldığım oluyor sık sık.Bazen çocukluğuma iniyorum bazense birkaç yıl önceye ve hep aynı sancıyla karşılaşıyorum.Ne oldu bana böyle?Nereden nereye gelmişim ben?Akdenizi özlüyorum en çok,bazense okyanusu da tatmak istiyorum.İnsanım işte,kararısızım,büyüyorum,değişiyorum.
Kozalakta kelebek olmayı bekleyen tırtıl kadar sancılı geçiyor ömrümüz.Hatta ona çok benziyoruz.O da doğmayı seçmedi biz de.Evet,belki seçtiğimize inananlar da vardır.Fakat farkında değilken yaptığımız seçimlerin anlamı ne? Nerede doğacağımızı,kim olacağımızı seçemedik;tıpkı kelebek olmayı seçemeyen tırtıl gibi.O bir gün yaşayacak,diyebilirsiniz ama kelebek için bir günün bizim tüm ömrümüzü kapsamadığını nereden bilebiliriz? Sonsuzluktan korkuyoruz,çünkü sonsuz olmadığımızı biliyoruz.Geçmişe dalınca geliyor aklımıza aldığımız yaşlar.Ne korkunç.Yaş almak ne korkutucu!Ben sonsuza kadar yaşamak istemiyorum ama ölesim de yok.

Yaşadığımız iyi kötü her şeyi ‘’tecrübe’’ diye adlandırıyoruz.O bisikletten düşüp dizimizi yaralamalıydık ki bir daha düşmemeyi öğrenelim,bazı insanlardan uzaklaşmamız lazımdı ki kendimizi bulalım;o ilişki de bitmeliydi çünkü artık bize zarar veriyor.Bir ton tecrübe diye adlandırdığımız hayatın olay silsileleri.Tecrübe deneyim demekse ve her deneyimden ders çıkarmamız gerekiyorsa neden sanki sürekli aynı olayların farklı şekillerini yaşıyoruz? Deneyim bitmeyen bir şeyse hangi noktada ‘’öğrendik’’ diyeceğiz? Büyümek işte bu belirsizliği yüzünden bende bir sancı uyandırıyor.

Yaşam bir ucu doğum bir ucu ölüm olan bir çember misali durmaksızın dönüyor.Dünya da ona eşlik ediyor.Bu dönüşleri ancak midesi hassaslar hissediyor.Ancak midesi hassas olanlar,daha önce midesine darbe yemişler hissediyor bu bulantıyı.Her şeye karşı bir tiksinti,uzaklaşma isteği ve büyümenin sancısını her hücreleriyle hissediş…Ne kadar naif ama bir o kadar acınası insanlar,çemberi kırmaya çalışan cüretkar isyankarlar.

Bu çemberin enerjisi nereden geliyor dersiniz? Zaman.Ne bilinmez bir kavram.Elle tutulmaz,koklanmaz,tadılmaz…sadece saat denilen bir aletle ölçülür.Ona göre yatıp kalkıyoruz.Bedenlerimiz ona uygun yaşamak zorunda olsa da peki ya ruhlarımız? Benim ruhum zamansız.Şu anda, yazarkenki zamanım bunu yazarken geçmiş oldu ve gelecek yazdığım bu kelime ise o her şeyden çok beklediğimiz ‘’gelecek’’.Ben hangisinde varoldum şimdi? Hangisi bana yaş kattı? Her biri bir sancı eklemekten ibaret.Zaman sancının duygusuz yoldaşıdır.Sancılar zamandan güç alır.İnsanlar bunu hafifletmek için ‘’Zaman her şeyin ilacıdır.’’ Demiştir.Gerçekten öyle mi? Yoksa bu ilaç sadece bir yanılsamadan mı ibaret? Olmayan bir şey bize nasıl yardım ediyor olabilir?

Sancılara ihtiyacımız da var aslında.Zihin üretirken en çok ondan güç alıyor.Yazarları düşünelim.İntihar eden yazarları.Yani çemberden midesi bulanıp onu kırmaya çalışanlar.Her biri özel birer ruh,kalemlerini hayranlıkla okuyoruz.Virginia Woolf örneğin.Mental rahatsızlığı onu büyüten en büyük sancıydı.Yazmasına ve hayal etmesine yarayan en büyük etkendi aynı zamanda.Woolf’u bugün dünya çapında tanınan bir fikir insanı ve yazar yapan neydi? Yine onu ceplerine taş doldurup dereye girmeye zorlayan sancıları.Sancılar,dost musunuz düşman mı? Yoksa bu sadece bizlere mi bağlı?

Büyümek ne kadar kaçınılmazsa sancıları da öyle.Ben öğretmek için yazmıyorum.Bu bir kabullenişin yazısı.Çemberin her bir parçasını kabulleniş.Sancılarla sevgileri,insanlarla hayvanları ve gözyaşlarıyla kahkahaları.Her şeye karşı bir kabulleniş manifestosu…

Talha Anıl Ateş
Hukuk Fakültesi // 1.Sınıf 

(Okul dergisine katılmak üzere yazdığım bir yazı.)


3 Ekim 2019 Perşembe

Kararsızlıklar,Dersler ve Planlar 🚝


Havalar aşırı dengesiz.Bir yaz,bir kış derken hafiften üşütmeye başladım.Hapımı içip direkt sıcak çay yudumlamaya başladım.Şu an uğraşmak isteyeceğim en soy şey akan bir burun ve gözden fışkıran ateş hissi.

Bu hafta uyku düzenim tepetaklak oldu.Uykudan ölsem gece de hava serin olsa bile basık hissediyorum.Bazen sıcak ve ortam sesli oluyor ona alışmaya çalışıyorum ama bu sefer bilinçli uyuyamıyorum gibi.Odanın tüm yüzü pencere olunca sabah güneş içeriyi fena kavuruyor.Sıcağa uyanıyoruz resmen,alarma gerek yok.Kışın dondurucu havalarda iş görür diye katlanıyor da havaların soğuyacağı yok böyle giderse.Sonsuza kadar yaz devam edecekmiş gibi korkuyorum,yetmedi mi artık bu kadar kan ter gözyaşı :_

Derslerin de yorucu olduğu bir hafta oluyor.Özellikle düşünülmesi gereken dersler blok yapılınca beynim uyuşuyor.Bir de sınıf hayli kalabalık,hocaya dikkat edebilmek için çıt çıkarmadan odaklanmak lazım.Tek bir şeyde aklım başka yerlere gidiyor.Bu yüzden not tutmaya zorluyorum kendimi.Anlamadığım kavramlara daha sonra bakıyorum.Her anlamadığını sorma olayı bana çocuksu geliyor.İnternet çağında bilgiye ulaşım bu kadar kolayken tüm olayı bölüp kendi alakasız sorusunu yöneltenleri anlamlandıramıyorum.Her neyse,yine de çalışmaktan okumaktan zevk alıyorum.Lisede acı çeke çeke yaptığım sempozyum işi yaramaya başladı.Makale mantığını,yazılış aşamalarını ve anlatılmak istenen kısımları rahatça görebiliyorum.Tek okumayla olmuyor tabi ama sayfalarca şey olunca bir tık hız işime yarıyor.Hukuk düşünme,yorumlama ve bunları temellendirmeye çalışma gayesi olarak geçiyor şu an.Günlük hayatımızda gördüğümüz ''hukuksuzlukların'' aslında nasıl bir bağlama dayandığını anladım mesela.Uygulamayla normaların farklı olması,hukukta da ideal denen bir şey olduğunu ve bundan insanlığın bir hayli uzak olduğunu...Kanun karıştırmak da güzel.Farklı farklı haklarını öğreniyor insan.Ebeveynlere dava açıp nafaka talep etme hakkımız olması gibi.Ya da nişanın bir evlilik sözü olmasının aynı zamanda hukuki anlamları da olması falan.İlerde buradaki yazdıklarıma bakıp ''safım ya'' diyeceğim bakın görün.

Hafta sonu İstanbul'a kuzenlerimin yanına gideceğim ve bu yolculuk trenle olacak! Hem onlarla olacağım için hem de İstanbulda gezeceğim için heyecanlıyım.Trenle gitmeye ant içtim ve bilet bulabildim sonunda.Trene binmek için de fazlasıyla heyecanlıyım.Playlist hazırlayıp derin düşüncelere dalmalıyım.Mesela neden tüm dünyayı bana karşı görüyorum diye düşünmeliyim.Elimi nereye atsam neden kuruyormuş gibi geliyor diye hayıflanmalıyım.Neden talihsiz olaylar benim başıma gelmek zorunda diye sitem etmeliyim.Ya da hepsini bırakıp şükretmeyi denemeliyim.Deniyorum inan blog.Sadece ben adaletsizliğe ve mükemmel olmayan şeylere gelemiyorum.Bu evren,hayat olsa bile kanıma dokunuyor.Her şeye maruz kalan biri gibi hissetmemin haksızlık olduğunu düşünüyorum.Mükemmel gitmeyen işleri sonsuza kadar rafa kaldırmak istiyorum.Kusursuz değil benim için mükemmel,yanlış anlama.Her şeyi kolay yaşayıp boşuna isyan eden bir çocuk da değilim hatta çocuk bile değilim artık.Sadece çabuk isyan edip her şeyi yakıp yıkmak isteyebiliyorum işte.Bu benim ve değişmeyeceğim.Bir de farklı biriymiş gibi düşünmeye enerjim yok.Ne zaman *hopeful olsam kısa süreler içinde *breakdown yiyorum.Kabullenmek ya da çırpınmaya devam etmek,şu an bütün meselem bu.

Haftaya da eve gidiyorum,yarın bilet alacağım.Öyle özledim ki Çanakkaleyi,ailemi,dostlarımı ve en çok da annemin yemeklerini.Yatağıma yatıp battaniyeyi kafama çekip 24 saat yemek yiyeceğim.Saatlerce duşta kalıp akşam dümdüz koltuğa oturup çay içeceğim.Böylesine basit şeyler insanın hayatında yapması zor olunca nasıl da değerleniyormuş.Abim hep derdi,şimdi daha iyi anlıyorum.Asla biriyle aynı odayı paylaşamam diyen beni hayal etmediği bir şehre gelip her türlü sorunun kendi başına üstesinden geldiği için alnından öpüyorum.

Üniversiteyle bağlantılı global bir klübe katıldım.Bugün mülakatları vardı yarın seçilip seçilmediğimi öğreneceğim.Başlıktaki kararsızlığı bu sebepten yazdım.Derslerim her zaman önceliğim olduğundan ekstra bir iş için elli kere düşünüyorum.Öyle fasa fiso bir iş değil bu klüp çünkü.Katılırsam adından vs. bahsetmek istiyorum.Katılamazsam da açıkçası üzülmem çünkü yüzde yüz istekli değilim itiraf etmem gerekirse.Aklımda soru işaretleri var zaman ve yapılacaklar konusunda.Bunu üye olduktan sonra atlatırım diye düşünüyorum şimdilik.Bakalım.Bir ay içerisinde hayatımın ilk mülakatını tatmış oldum en azından :'D

The Good Place'in 3.sezonu geldi.Yazıdan sonra son bölümünü de izleyeceğim.Sonra okumam gereken birkaç parça şey ve kocaman bir Suç ve Ceza var.Nasıl bitecek hiç bilmiyorum.Rus yazarlara,realistlere bir hayli ön yargılıydım ama fena gitmiyor.Eskiden okumuştum bir kısmını.İzlememiz gereken 12 küsür film var bir de ders için.Hem de bu ay içinde.Kitaplar ve filmler ödev olsa hiç yanaşmam aslında ama bunlar kaliteli olduğu için karşı çıkılası değil.Zaten sıkıyosa yapma yani sonucuna sen katlanırsın :'

Öyle işte.Yeni şehirde hayat böyle devam ediyor.Henüz şehrimde diyemiyorum.Bir gün her şeyi daha da sahiplenip mutlu hissetmeye başlarsam bunu diyeceğim.Daha çok anı,insan ve kahkaha birikmeli.Umuyorum,umarımmm.

kib.

çav.

PS.

Burada çevresinde kafelerin olduğu kocaman bir park var.Çok sakin nezih ve güzel.Şehrin açık ara en sevdiğim kısmı oldu.









8 Eylül 2019 Pazar

Kendini Kaybetmek,Filmler ve Gündeme Dair ☕️


Çanakkale'de son haftama girdim.Cumartesi günü yurda yerleşmeye gidiyorum,o Pazartesi de üniversitenin ilk günü.

Yazı yazmada tempoyu biraz düşürdüm.Olayda iki gidişat arasında kaldım ama ikisi de bambaşka.Senaryo yazmak adına başladığım bir öykü olduğu için yazarken aklımdan bir film çekiyor gibi hissediyorum.Belli bir noktada bunu adım adım senaryolaştırmaya da mı uğraşsam diye düşünmeye başladım.Bambaşka bir konuyu işlemiyorum aslında ama hayal ettiğim gibi bir film bambaşka olurdu.İşte mesele bunu öyküleştirirken bambaşka olması.O da ayrı bir emek ayrı bir işçilik.Yazı gerçekten bir işçilikmiş.Gündelik çalışma istiyor,yapamadığım bir şey ama o bu çalışmayı istiyor.

Geçen gün kıyafet alışverişine çıktık.Son eksikleri de tamamladım.Yarından itibaren de yavaş yavaş valize yerleştirmeye başlarız.Gerginim doğruyu söylemek gerekirse.Daha önce yurt deneyimimin olmamasının yanı sıra hiç bilmediğim bir yere gitmek de ekstra gerici.Kafamda oluşan beklentiler ve istediğim şeyler var ama bel bağlayacak derece de düşünmüyorum.Birçok isteğim şekil değiştiriyor çünkü.Hep bir oluyor ama ''ama''sı da var,anlatabildim mi :'D O yüzden geçen gün bir hayli geç kalarak izlediğim Ölü Ozanlar Derneğindeki gibi ''Carpe Diem'' bu sıralar.

Netflixte çok güzel bir komedi-gerilim filmine denk geldim adı ''I Don't Feel Home in This World Anymore'' (Artık Bu Dünyada Evimde Hissetmiyorum) Gerçekten kaliteli,komik ve mutlaka izlenilmesi gereken bir film.Hepimizin daha doğru nispeten kibar olan herkesin izlerken kendini görüp güleceği detaylara sahip.Ülke gündeminden yetmezmiş gibi dünya gündeminden bıkan bizlerin ruh halini yansıtıyor.Hiç konu anlatmadan öneriyorum gitti.

''Cebimdeki Yabancı'' filmini önerebilirim bir de.Büyük ihtimal bildiğiniz bir konu birçok uyarlaması var ben de sanırım hepsini izledim.Bir grup arkadaşın tutulma günü telefonunu ortaya koyup gelen bildirimleri okuyup telefonları açmasıyla başlayan olayları anlatıyor.Ferzan Özpetek etkisini hissediyorsunuz.Yemeklerin çekimi,sevdiğim Türk oyuncular ve konunun bize uyarlanmış şekliyle çok daha eğlenceli geldi.

Blogda uzun zamandır gündeme dair yazmıyordum.Sebebi kendi işime fazlasıyla odaklanmış olmamdı.Fakat twitter'ımın da açılmasıyla Türkiye'de olan bitenle tekrar yüzleştim.O kadar çok şey yazarım ki inanın iki üç yazılık seri olur.Hatta her konuya bir başlık atarsak belki bir düzine...Toplum basit,vicdansız ve cahillikte direten insanlar birikintisine dönüşüyor hızla.Cahillik vs. de bazı insan tipleri için yetersiz zannımca.Cahil insanla kötü insan arasındaki farklı belli yaşın üzerindeki her normal zekadaki insan anlar.Vicdansızlara cahil kılıfını koymaktan vazgeçelim.Kötü diye bir kelime boşuna yok,bazıları kötüdür,bazıları bu dünyadaki hırsları uğruna her şeyi yok etmeye meyillidir,herkesleri kendine benzetmek uğruna gözlerini bile kırpmazlar.Üzücü.Yine de burasının adı Umut Durakları ise umutlu da bakabilmek lazım.Dünyada feminist,eşitlikçi ve türcü olmayan bir gelecek inşa ediliyor her şeye rağmen.Türkiye de er ya da geç bu yenileşmeyi yakalayacak bunun için çabalayanlar sayesinde.Ömrümüz yeter mi görmeye? Meçhul.

***

Gece yukarıdakileri yazıp bırakmışım.Uyku düzenim öyle böyle bozulmadı.Önceki gün uyuyabilmem için annem şurup verdi onun sayesinde +10 saat falan uyudum dün de sabah 7'ye doğru uyudum.Sıfır denge yani.Geceleri uykudan ölsem de bilgisayarı ya da telefonu bıraktığım an o uyku kaçıyor.Sanırım geceleri fazla düşünüyorum ve bundan kaçamıyorum.En ufak ayrıntıları bile düşünüyorum.Sabah olunca gece boyu düşündüğüm şeylerin yüzde biri falan mantıklı geliyor.Geceleri boşuna uyumuyor insanlar değil mi? Düşünmemek,hayata ara vermek ve bir nevi ölü gibi olmak da lazım.Fakat ben geceleri yine de seviyorum.Gece yaşamayı,yazmayı,çalışmayı...

Hava serinleşti.Kot pantolon giyebilme kıvamına geldi.Şort rahatlığı her zaman geçerli olsa da yaz kıyafetlerinden bıktım valla.Oduncu gömleklerimi,botumu ve hırkalarımı özledim.Sonbahar gibisi yok.İzmit'te kış bayağı ağır geçiyormuş yalnız,birkaç görsel görmem inandırdı.Allahtan bu yılki montum resmen dağa çıkmalık olduğu için isabet oldu,sanki geleceği görmüşüz gibi denk geldi.Böyle ince ayrıntılar bile bir şekilde her şeyin olması gerektiği kıvama geldiğini hatırlatıyor.Fatalist değilim ama bir noktada da bütün çırpınışlar boşuna gibi yaşamamız gerekeni yaşıyoruz sanki.Bir şekilde o noktaya dönüyoruz en azından.Ya da fatal olan insan,kendi kendine yaptırıyor bunları.Fazlasıyla felsefik bir konu,sizce?

Önceki günlere göre iyi hissediyorum.İnsan bazı dönemler kendini kaybediyor.Bu kim olduğunu tanıyamamak vs. gibi değil de hayatının merkezinden çekilmek bunu istememek gibi bir şey.İlk kez buna bir tanım bulabildim.Kendini kaybetmek.Evet,tam olarak bu.Hayatınızın merkezinde kendiniz olmazsanız o hayat da size ait olmaz.Sevgilinize,ailenize,arkadaşınıza hatta topluma ait olur.Merkeze almaktan kastım kendini öncelemek.Bencillik diğerlerini yok saymaya kadar gitse de öncelemek çevrenizi ve değer verdiğiniz her şeyi kapsar.Kendimi falcı gibi hissediyorum,onlar da böyle acayip kelimeler bulup kafa karıştırıyor.Her neyse işte,böyle düşünmeye çalışınca daha iyi hissetmeye başladım;daha doğrusu mutlu çünkü zaten iyiydim.

Daha fazla laf kalabalığı yapmayayım en iyisi :')


Bu fotoğrafa bayılıyorum.


*kib*

çav!

xo






2 Eylül 2019 Pazartesi

YKS'ye Gireceklere Tavsiyeler // Bunları Herkes Söylemez


Önceleri blogda eylülün gelmesiyle okula dönüşle ilgili yazılar yazardım :') Bu sefer de taze sayılır bir şekilde geride bıraktığım üni. sınavı maratonu hakkında bir şeyler söylemek istedim.Bu tarz bir yazı yazmayı düşünüp düşünüp vazgeçsem de beni okuyan kişilere gerçekten söylemek istediğim şeyler olduğunu fark ettim :)


Bu süreçte psikolojiniz kilit nokta.




Klişe bir öneri olabilir ama sınav önceliğiniz olmalı.Yalnız bunu bir şeylerden vazgeçerek yapmayın.Örneğin telefonu tamamen bırakma olayına hiç anlam verememişimdir.Belki son ay için doğru olsa da yıl içinde iradenizi güçlendirmeye çalışmanız daha doğru bir adım olun.Çevrenizdeki toksik insanlara sınav yılınız olduğunu ve onların işleriyle uğraşamayacağınızı dümdüz söyleyin mesela,ciddiyim.Sizi gereksiz yere geren her şeyden/herkesten uzaklaşın.Bu bencillik değil,gerçekten önemli bir dönüm noktası için kendinize öncelik vermek.Sınav süreci ağlayıp sızlanma kaldıran bir dönem değil ne yazık ki,kendinizi öncelikle mental olarak hazırlayın;engelleri kaldırın.Çevresel engeller kalktıktan sonra kendinize güvenmeye çalışın.Kaç yıllık hayatta bu bir anda olmaz ama -mış gibi yapın.Kendinize bunu telkin edin,yapacağım diyin;içinizdeki ses ''olmayacak'' dese bile.Pozitif düşünce kesin kazandırır diye bir şey olmasa da bir şey kaybettirmeyeceği kesin.

Herkesin söylediğine kulak asmayın.




Bu süreçte sınava dair birçok komplo teorileri,strateji vs. duyacaksınız.Birçoğu boş çıkıyor,inanın.Düzenli ve evet ''çok'' ders çalışan yılın sonunda öyle böyle kazanıyor.Sürekli ders çalışma,motivasyon gibi konular hakkında insanları dinlemeye çalışmak yerine direkt başlayın.Motivasyonsuzken bile çalışın.Başlarda motivasyon yokken çalışamıyorsanız sonlara doğru iyice bitersiniz benden söylemesi.

İlk rakibiniz kendinizsiniz.





Başkalarının başarısı sizin başarısızlığınız olmuyor yıl boyunca.Sadece o sınav günü olacak ama o da o kadar değişebiliyor ki sakın yıl içinde sizden daha iyi insanlara bakıp üzülmeyin.Üzülecekseniz kendinizini geçememenize üzülün,bir önceki sınavdan kötü olmanıza üzülün.Herkesin en iyi-en kötü kapasitesi vardır.Kapasitenizi de kabullenin ama bu demek değil ki yelkenleri suya indirin.Kapasitenizin limitlerini zorlayın,şunu söyleyebilin günün sonunda: ''elimden geleni yaptım'' söyleyemiyorsanız günü bitirmeyin.

Sınav sistemini eleştirmeyin.




En azından süreç içinde eleştirmeyin.O olmuş bu olmuş şu kötüymüş...Elde var bu olarak bakın.İsyan ettiğiniz her şey adına hırslanın.Sistem böyleyse ben bunun içinde en iyisi olacağım diye şartlayın kendinizi.Sürekli söylenenleri ve fake haberlerle kafa ütülüyenlere de kulak asmayın.Bu süreçte herkes kendini rahatlatmak ya da negatifliğini yaymak için çokça konuşacak.Önünüzdeki işlere odaklanın.

Biraz çirkinleşebilirsiniz.





Ya da öyle hissedebilirsiniz.Haftanın en boş gününe kendiniz için bir rutin koyun.Bir film olabilir,cilt bakımı olabilir...Neyi seviyorsanız fakat zamanı aşırı uzatmadan.Kendinizi salmanız,giyinmeye bile üşenmeniz normal.Hissettiğinizden güzel ve iyisiniz,bu düşünceleri engellemek için kendinize bu dediklerimi hatırlatın.

TM'ler,evet şanssızsınız.




Dershanelerin çoğunda MF'cilere edebiyat,türkçe dersleri verilirken size fen dersleri ya verilmeyecek ya da çok kısıtlı bir şekilde gösterilecek.Birçok açıdan avantajımız yok.Fakat bu bir bahane değil tabi.Sistemin bozukluğu gibi buna da odaklanmayın.Mat-2 kasın ben onun gücüyle TYT'yi toparlamadım.Mat-1 TM için aşırı önemli değil gibi duracak,SAKIN.Mat-1 de aşırı derecede önemli.Özellikle TM'ler için bu sene açık bir şekilde gördük.Mat-2'de herkes seviyesine göre belirli bir soru sayısına ulaşırken Mat-1 herkesin çözeceği kıvamda çıkabilir.Son haftaya kadar problem çözün,az ya da çok çözün.Mat-1'i salmayın kısaca çünkü çoğu TM yarıyıldan sonra Mat-2 odaklı çalışacak.

Yarıyıl tatili ve sonrası önemli.




Bu iki zaman dilimi genelde yükselişlerin olduğu zaman oluyor.Özellikle tatili iyi değerlendirin.Konu çalışmaları ve kendi denemelerinize başlamak için güzel bir zaman.Değerlendirin,ben yapamamıştım pek siz yapın!! Tatil sonrası ise sınav havasına daha bir giriyorsun.Vakit yaklaştıkça insan ister istemez geriliyor,panik yok;tek bir günün çalışmasıyla değil belki 2-3 yılın çalışmasının karşılığını alacaksınız.

not: liselerdeki dönemler değişti diye biliyorum,demek istediğim tarih ocak ayından sonraki zaman dilimi,kendi programınıza göre dikkate alırsınız

Her soru tipine hazır olun.




Bu sene sınavda hiç ezber kullandığımı hatırlamıyorum mesela.Ezberiniz tabi hazır olsun ama ezber kullanmanın beceri olduğu soru tipleri çıkmıyor artık zannımca.Örneğin Coğrafya çalışırken şurası şurda diye değil de önünüze harita alıp göre göre öğrenin.Tarih için neden-sonuç ilişkilerini,önemli liderleri bilin.Yine Edebiyat için direkt yazar-eser bir tek soru çıkmıştı sanırım.Edebiyatta da uzun paragraflara,kafa karıştırıcı detaylara hazır olun.Yeni nesil kaynaklar edinin özellikle sözel dersler için.Matematik soruları da keza öyle.Mat-2 Bölümünde çıkabilecek en karmaşık sorular sorulmuştu örneğin.Kolay ya da zor olması fark etmeksizin kompleks biçimde soruyorlar.Her türlü soru ve sınav tipine hazır olun.Bunun getirdiği tecrübeyle sınavda hiç gerilip stres yapmamıştım.

Sınav çözmek yetmez,sınavlarınızı inceleyin.




Dershanenin yaptığı ya da kendi yaptığınız sınavlardan sonra mutlaka yaptığınız sınavları inceleyin.Bakılmayan tek bir yalnış bile kalmasın.Es geçtiğiniz en saçma soru bile sınavda bir şekilde karşınıza gelebiliyor.Biz bazen en mantıklısını düşünüyoruz ama Ösym böyle düşünecek bunu soracak diye bir kesinlik yok.Yine bu sene tokat gibi bir örnek oldu.

Önceki yılın puanlarıyla kendinizi gereğinden fazla karşılaştırmayın.




Tabii o puanlar min.'unuz olmalı.Bu sene Hukuk-Tıp gibi temel bölümler fazlasıyla fırladı.Sınava girmeden bunun hesabını sakın yapmayın.Siz en iyisinin de iyisine bakın cidden hiçbir şey belli olmuyor.Bu yönde sizi motive etmeye çalışacaklardır ama rehavete kapılmayın çünkü çok iyi sıralamalarla dahi açıkta kalan insanlar oldu.Garantici olun.,bir şey kaybetmezsiniz.

Bir nedeniniz olsun.




Bu sınavın tek amacı bir üni. kazanmak olmamalı.Çok daha basit düşünün hatta.Mesela ben hep kendimi rahat bir yaz geçireyim diye düşünerek rahatlattım.En büyük hayalim olan hukuğu defalarca kez kendime söyleyip kassaydım sınava bu kadar rahat giremezdim.Dümdüz mutlu olmak için bile güzel bir sınav geçirmek isteyebilirsiniz.Emin olun bu sırtınızda hali hazırda olan yüklerden bir miktar alıyor,Huzuru,mutluluğu belki tatili bile hedefleyebilirsiniz.Bu hedefinizden şaşmak olmaz tam tersine o hedefi içselleştirmenizi sağlar.Hedefiniz olacak,güzel bir yaz geçireceksiniz ve her şey yoluna girecek.Bu.

Başka bir seçenek her zaman vardır.




Bölümünüzde kararlıysanız şehir,bölümüzde kararlıysanız farklı bir meslek seçeneceği her zaman olmalı.Ben İzmir'i delicesine hedefleyip tutturabilecekken gidemedim mesela.Kendimi farklı şehirlere hazırlasaydım hedefimi kazanmamamın mutluluğunu daha güzel yaşabilirdim,pişmanım bunun için.Hayat bu,her şey değişim içinde.Tek hedefiniz olabilir ama tek bir seçeneğiniz olmasınız.


Sizi tanımıyorum ama endişelerinizi ve yorgunluğunuzu  emin olun ki anlıyorum.Umarım her bir çabanıza değen bir sonuçla yılı kapatırsınız.Güveniyorum hepinize! Bool motivasyonlu,minimum endişeli bir hazırlanma süreciniz olsun.

Başarılar xo

Çav.