26 Haziran 2020 Cuma

Sınavlar,Taşınma ve Birtakım Güncellemeler ☀️


Geldim blog!

Arayı çok tutmayacağım dedim ama olmadı yine.Finallerle uğraşıyordum,anlatacağım.

Ayın 15'inde sınavlarım başladı fakat büyük bir aksilik yaşandı hatta twitter'da tt olduk.Sistem çöktü,hepimiz pc başlarında kaldık öylece.Halbuki aşırı ön görülebilir bir şeydi.Sonra tekrar vizelerin şekline dönüldü,sistem kaldığı yerden işlemeye başladı.Bir tane sınavım kaldı en korktuğum ders çalışasım bile yok ite kaka bir şeyler yapacağım.Bir tane de ödev var belgesel incelemeli.Onu da 30'una kadar hallediyorum.Sonra gerçek yaz tatili başlıyor.Gerçi bayağıdır tatildeyiz ama sınavların bitme psikolojisi farklı oluyor,o zaman tatilde hissediyorsun.

Günler yine rutin geçiyor blog.Bir gelişme var sadece: Taşınıyoruz.Uzun zamandır ev bakıyorduk sonunda içimize bir tanesi sindi.Temmuz sonu gibi inşallah o evin içinde tam yerleşmiş bir şekilde size yazıyor olacağım.Odalarımız ayrıldı artık.Üç kardeşe de oda olması bakalım nasıl olacak,bir kez küçükken abimle odamızı ayırmışlardı biz yine gece gidip birlikte yatmıştık :') Oda dekarasyonu falan için heyecanlıyım alanım büyük,balkonum bile olacak! Fakat illa bir şekilde üni.ye döneceğim için bir tarafımda pek fazla odaklanamıyor.O oda ben gidince kalacak öyle.Keşke tüm eşyalarımızı yanımızda taşıyabilsek.Kendi yatağımı ve masamı her yere götürmek istiyorum,her yere.Haftaya Kocaeli'ne gidebiliriz.Yurtta kaldı bütün yazlık gömleklerim.Eksikliklerini çekiyorum.Püfür püfür gömlek giymeyi özledim,bu sıcakta tişört giymeyi bir kere bırakınca gömleği özlüyorsunuz,deneyin bak.Yurttaki eşyalarım ne haldedir kim bilir.Nevresimimi çöpe falan atmak isteyebilirim.Tozu hayal ediyorum da şimdi eww...temizlenmiş midir ki hiç? Güvenmiyorum.Bugün rüyamda yurtta olduğumu gördüm kabus gibi geldi.Kurtulduğum için mutluyum.Bir tane üniversite bir tane de bölüm hakkında yazı yazmayı planlıyorum.Orada bahsedeceğim deneyimlerimden.Zamanında istediğim gibi akıtamamıştım derdimi,doluyum.Neyse,anı olarak kaldı bu da diğer bütün kötü tecrübeler gibi.

Karantinada bir terapistle konuşuyorduk 7-8 seansta bitirdik.Karşılıklı bir karardı ikimiz de yeterli olduğunu düşündük.Daha iyi hissediyorum.En azından endişe durumlarında ne yaşadığımı biliyorum asıl amaç da bu blog.Kendini tanımak,ne hissettiği bilmek.En berbat anda bile bunun farkında olmak.Eğer bir terapistle konuşmak istiyorsan ondan bunu bekle.Güzel şeyleri duymaya ihtiyacımız var ama en çok da kendimize ihtiyacımız var.Kendi kendimize sahip olamazsak kimse bize yardımcı olamaz.Merak edersen mail atıp kendisine ulaşabileceğin bir adres alabilirsin :)

Bu hafta biraz daha boğucuydu yalnız.Retroların bir etkisi mi var acaba? Bir sıkıldım,bir şey yapasım hala yok,her şeyi erteliyorum...boyuna dizi izleyip yattım.Uyku düzeni desen yok zaten.Ama uyku düzenini üretkenliğe bir bahane yapmak istemiyorum.Sizinle uyanık kaldığım zaman aynı aslında bakarsan,sadece gündüzleri uyumayı tercih ediyorum diyebiliriz :'D Aklımda yapacak şeyler var kendi adıma biri İngilizce çalışmak.Evet biliyorum ama körelmek istemiyorum.Eski Tedx hesabımı etkinleştirdim.Günde bir konuşma izleyip kelime defterine bir şey yazsam çok zamanımı harcamadan yararlı bir şey yapmış olurum.Bir de araştırdığım şeyleri öncelikle İngilizce kaynaklardan okumaya çalışıyorum,anlamazsam Türkçeye kaçış.Böyle küçük şeylerin bayağı etkisi oluyor,tavsiye ederim.

Romanda ilerledim bu arada biliyor musun? Fena gitmiyor.Zor olan şey aklımda bir sürü şeyin dönüyor olması,o kararsızlık hissi.Takıldım bir yerde.Gelişme kısmı en zoru.Son bana en basit geleni.Belki yazdıkça değişecek ama şu ara yazma kıvamında değilim.O kıvam gelince hissediyorum.Saate umursamadan oturuyorum yazının başına.Dediğim gibi yine bu hafta biraz boğucu işte benim adıma.Kurtulalım da enerjimiz değişsin artık,son günler şükür.

The Politician'ın ikinci sezonu muazzamdı.Bu diziye aşık olabilirim! Bana ilham veriyor her anlamda.O kıyafetler,politika,hitabet,küçük entrikalar.Kendimi hayal edebiliyorum öyle bir ortamda.Bizdeki siyaset de bu şekilde olsa fena mı olurdu? Belki dizideki de fazla kurgusal ama birbirlerine olan saygıları,siyasetin hayatlarının sadece bir parçası oluşu falan şaşırtıcı geliyor.Ortadoğuda böyle şeylere alışkın değiliz.Siyaset daha da ilgimi çekmeye başladı blog bundan da bağımsız.Belli mi olur gelecekte ne olacağı? Göreceğiz.

Tatile gitmek istiyorummm! Evet her şey bitmiş gibi bunu istiyorumm! Böyle yazlık bir ilçe,güneş kremi kokusu,plajda kitap okumak,haşlanmış mısır yeyip soğuk bir şeyler içmek,sadece rahatlamayı düşünmek...Bu süreçte hiç olmayacakmış gibi bunlar ama en azından yakın bir yere denize gidebiliriz :'

                                      


Aylar sonra dışarı çıkmanın verdiği şebermeler!!1!

🌻

Kendinize iyi bakın!

çav xo

P.S YKS Sınavına girecek herkese başarılar diliyorum,kendinize güvenin bu saatten sonra yapılabilecek en güzel şey bu! Bana tumblr'dan ulaşarak dertleşebilirsiniz,buralardayım.KOLAY GELSİN ♥









29 Mayıs 2020 Cuma

Dağınık Bir Yazı ve Şarkılar

Yine yaklaşık bir aya varan bir aradan sonra geldim.Yazasım gelmedi blog.Ne şiir denemeleri yaptım ne de öylesine karalama.Evde durmak sıkmaya başladı,anlatacak bir şey ya da ifade edecek bir duygu bulamaz oldum.Yazmak için yaşam lazım bir de bir nebze üzüntü sanırım ikisini de karşılıyorum ki yazının başına geçebildim,herhalde.



Yazmadığım süre dersler ve bilgisayar başında bir şeyler yapmakla geçti.Derslerimiz hala devam ediyor vizelerim ve finallerim 15 Haziranda.Test şeklinde sistemden yapacaklarmış fakat muamma olan bir sürü şey var aslında.Asla detay açıklamıyorlar,ben de düşünmüyorum sadece çalışıyorum zaten genel olarak sınav kafasıyla çalışan biri değilim.En azından üniversitede öyle düşünmeye başladım.Konular daha keyifli olmaya başladı zannımca.Yakın tarihi eskiden hiç sevmezdim ama hukuki boyutuyla görmek bugünkü yaşananlar hakkında birçok ipucu veriyor.İnsanın bulunduğu şartların gerçekliğini anlaması farkındalığını bir tık arttırıyor.Aile Hukukuna geçtik bir de hatta bitiyor.Beklediğimden sıkcıymış çok detay var bol bol örnek çözmek lazım,sınavını merak ediyorum.Ders anlamında pek bir değişiklik yaşamadım aslında bakınca.Tam bir karşılaştırma yapamadığıma göre öyledir diye düşünüyorum.

Bu süreç bende farklı anlamlarda da farkındalık yarattı.Mesela dünya sistemi hakkında.Kendimizi devletler bizim sayemizde var düşüncesiyle önemserken aslında devletlerin çok da umrunda olmadığımızı düşündüm halklar olarak.Ölünce sayı oluyoruz,önlemler sadece belirli tabakalara ve güçlü kişilere göre...Çoğunluğun kararı diye bir şey yok,kararlar var ve uyan bir çoğunluk.Sadece bizde değil,dünyanın olayı buymuş,bir musibet bin nasihattan iyiymiş;öğrendik.Bunun vesilesiyle farklı okumalar yapmak istiyorum bu konular hakkında.Birkaç kitap sipariş ettim,belki makaleler de bakarım.

Uzun süredir evde olduğumuz günlerde yaratıcı şeyler yapabilirmişim ama yapamamış gibi hissediyorum blog ve bunun suçluluğunu.Şiir yazdım aslında ama senaryo? roman? Bunlar adına hiçbir şey yapmadım.İsteğim olmasına rağmen yapamadım çünkü hiçbir zaman ne üzerine olması gerektiği hakkında karar veremiyorum.Kendimi eleştiriyorum her adımda ve soğuyorum bu yüzden.Özellikle senaryoyu çok istiyorum,başladığım bir tane de var.Fakat sonradan okuyunca bir yerde tıkandım kaldım.Bir köşede kalsın dedim yeni bir arayışa geçtim.Çok fazla film izlediğim için elimde olmadan etkilenmekten korkuyorum.Bu sorun hakkında da okuma yapabilirim bak senaryo hakkında biraz daha ön çalışma şart,yapılsın.

Çok güzel şarkılar keşfettim.Sizinle de paylaşayım,youtube öneriler bu ara efsane iş çıkarıyor :'D





Bu gruba hayranım.O kadar dokunaklı ki her şarkısı...Yeni çıktı bu parçaları da,gece uyumadan dinlemelik :')


Lady Gaga'nın yeni albümünden en sevdiğim şarkısı buldu.Eski şarkılarının havasını veriyor,özlemişim <3

***

Yazıyı yukarıdaki gibi bırakıp dışarı çıktım.Yürüyüş yaptık,akşam oldu.Uzun zamandır yürüyüş yapmayınca üzerime bir yorgunluk yaptı kahve yapıp tekrar oturdum yazının başına.

Nerede kalmıştım?

Dağıldım,anlatacak bir şey bulamıyorum.Kısa bir zamana tekrar yazarım,şimdilik böyle olsun :)

Kendinize iyi bakın!

çav!
















4 Mayıs 2020 Pazartesi

Monoton Günler ve Düşünüşler ☕


Geldim yine,ay olacakmış neredeyse.Yazacak bir şey bulamadım,birkaç girişimden sonra bıraktım.Ne yazsam sıkıcı geldi,okumanız için bir neden bulamadım.Ha şimdi de atom parçalamayacağım ama sanki bahsedecek şeyler birikti gibi.




Karantinanız nasıl gidiyor? Herkesin gerçekten nasıl geçirdiğini merak ediyorum.Bütün saatler bize kalsın diye kıvranırken hop hepsi kaldı şimdi (ne şanslıyız ki bu durumdayız,şükür.).Benim ramazandan önce sabaha karşı uyuma öğlen kalkma şeklinde geçiyordu.Şu nike'ın ücretsiz programına başladım herkes gibi,kendime helal olsun bitirdim.Bir aylık programda ne yapıyorsa harfiyen yaptım.Hala düz bir karın bölgesi yok fakat güçlendiğimi hissediyorum :( Gün içinde yorulmadan gece rahat geçmiyor,nike'ın uygulamasını mutlaka tavsiye ederim bunun için.Ramazandan sonra ve önceki haftası uyku düzenim alt üst oldu.Resmen bir gün hiç uyumuyorum bir gün full uyuyorum.Şaft nasıl kayarmış gördüm.Elimde değil.Bir gün boyunca yataktan çıkamadığım oldu.Miskinlik de bir hastalıkmış,şaka değil;trajikomik.Yataktan çıkamamak ne demek ya! Oluyormuş yapıştım kaldım elimde telefon.Orucu da çok sık tutamıyorum bu sebeple aslında tam da tutulabilecek bir zaman,uykuya tutturmak istemiyorum ama anlamsız geliyor o zaman.Bakalım bir şekilde bu ay da geçer.

Evden çalışan ya da okuyan insanlara imrenen bizler şu an onlara hayranlıkla mı bakıyoruz? EVET.Bana çok kolay bir iş gibi gözükürdü her şey elinin altında sonuçta ama gerçekten odaklanma açısından daha zormuş.Aslında ders çalışmamda aşırı bir düşüş olmadı çünkü şu anki konuları da özellikle anayasa dersinde bayağı seviyorum.Ama nasıl çalıştığını okula gitmediğin için bilememek biraz demotive ediyor.Dersi canlı dinlemek bambaşka bir olay.Yine de canlı dersi de sevmedim değil hocalar sadece konuya odaklı anlatıyor ama eminim yüz yüze olsak daha parantez açılacak birçok başlık olurdu.Biraz eksik ilerlediğimizin onlar da farkındadır,en azından bize zorluk çıkaracak durumlara sokmadılar.Sorunsuz bir şekilde ilerliyor sistem.Bazı üni.lerden sinir bozucu şeyler duyuyorum.Canlı dersleri kaydetmemek,ödev abanmak gibi...hiç etik değil.Kimse zevkten evinde durmuyor,pandeminin ortasındayız.Kişilerin evlerinde neler yaşadığını nasıl psikolojilerde olduğunu düşünmek akademik değil insani bir görev.İnsanlar ilerleyen yıllarda nasıl anılacaklarını kendileri seçiyor.

Bir ton film izlemişimdir yine baktım da şöyle hangisi bu ay diliminde karar veremedim.Bir de bir tane daha psikoloji kitabı okumuşum.Güzel bir kitaptı kendime dair güzel noktalar yakaladım fakat yazarın bakış açısı biraz bana ters yöndeydi.Daha dini bir yönden bakmış psikolojiye.Kendim inanan biri olarak insan psikolojisi ve dinin bir arada tutulmasını sakıncalı buluyorum.Lafım yazar ve kitaba değil ama örneğin mental bir rahatsızlığın dualarla çözüleceğine inanıp kişiye bunu dikta etmek bana cahilce geliyor.Belki kişi rahatlamak adına inanıyorsa tercih eder ki işe yarayabilir ama bunu tek yol görmek tehlikeli.Kişiyi çok daha kötü bir duruma sokabilir.Tabi yazar böyle şeylerden bahsetmiyor,kendisi bayağı entelektüel birisi.Sadece birkaç bakış açısına katılmadım.Bir de anayasa dersi için B.Tanörün kitabını okuyorum.Enfes bir kitap.Hiç böylesine güzel tarih anlatışı görmemiştim.Bunun vesilesiyle yeni tarih kitapları arayışına girdim.Zaten çoğu dersimiz okumaya yönelik olduğu için roman tarzı okumaya ekstra zaman ayırmak gerekiyor,onun yerine ders kitabı okurum kafasına giriyorum.

Virüs haberlerini başladığında da böyle fazla takip etmiyordum bu aralar hiç etmiyorum.Kendi psikolojimi korumak adına beni ilgilendiren kadarını takip ediyorum.Bizim ülkede ne oluyor,okulların durumu vs. o kadar.Komplo teorileri falan pratikte anlamsız.Yaşayınca göreceğiz.Yalnız bunun yanında gündemden nefret ve ötekileştirme hiç eksik olmuyor.Beni insanüstü şeylerden çok insanların yapabileceği kötülükler korkutuyor ne yalan söyleyeyim.Karantinadan sonrası gündem endişe verici olacak gibi gözüküyor.

Online oyunlara da geri dönüş yaptım bu arada.Hatta para falan yatıyorum...çok garip bir hismiş.Hiç para harcamıyormuş gibi hissediyorsun ama harcadıkça da tekrar harcaman gerekiyor.Kendimi durdurmalıyım.Az buz harcamadım baktım da...stooop.

Karantinadan çıkışımızı düşünüyorum da nasıl olacak acaba? Ben en çok arkadaşlarımla kafede oturma gibi sosyalleşme aktivitelerini özledim.Giyinmek istiyorum.Saç sakal da saldım neye benzeceğim kim bilir.Yine de nasıl gözüktüğüm eskisi kadar umrumda değil.Dışarının bunları düşünerek geçirilmeyecek kadar kıymetli bir şey olduğunu öğrendik,öğrenmedik mi? Fazla şikayetçi değilim karantinadan.Bunun sebebinin ''güven'' duygusu olduğunu düşünüyorum.Normal yaşantıda bir hafta evde kalsam boğulurdum fakat güvende olduğumu bilme hissim beni rahatlatıyor herkes gibi.Umarım herkes güvende kalabilir,güvende kalma talepleri de gerçekleşir.Hepimizin hakkı bu.

Öyle işte blog,günler su gibi akıyor.Bugünlerde yazdığım yazılar tatsız bir anı kalsın ve geri döndüğümüzde ''vay be bunları yaşadık'' diyelim sadece,daha sancılı uzamasın bu trajedi.


Kendinize iyi davranın :)

çav.


twitterdeki film-kombin akımına katıldım,ortaya böyle bir şey çıktı :'D










9 Nisan 2020 Perşembe

İnsan Hakları Adına Bir Yazı: HOMOFOBİ


Netflixte AŞK101 İsimli bir dizide Osman isimli lgbti+ bir karakterin olacağı açıklanmasından sonra daha çok siyasal islamcı gruplar tarafından büyük bir nefret kampanyası başladı.Lgbti+'lar teröristlerle bir tutuldu,aklı hayale sığmayacak iddialarda bulunuldu.

Cahillikle kötülüğün karıştırıldığını düşünüyorum.Bir grup insandan sırf varoluşundan sahip olduğu (ki varoluşsal da olmayabilir) ırk,cinsiyet,cinsel yönelim veyahut başka bir özelliği için nefret etmek cehalet değil kötülüktür.İnternet çağındaki cehaletle eski çağlardaki cehalet bambaşka şeyler.Bugün elinin altındaki telefonuyla twitter'a girip nefret söyleminde bulunabilen homofobikler bu aygıtlarını lgbti+'nın ne olduğu konusunda araştırma yapmak adına da kullanabilir.Nefret etmeyi,ötekileştirmeye katkı sağlamayı tercih eden insanlar dümdüz ''kötüdür''.Öncelikle onların kötülüklerini ''cehalet'' kelimesiyle yumuşatmaktan vazgeçmeliyiz.Onların cehaleti araştırmamakta,öğrenmeyi reddetmekte,nefret etme konusuna girdikleri an bu onların cehaletinden değil kötülüğündendir.

Bloğumu ilk açtığım günden itibaren yan sütunda ''cinsiyetçiliğe ve homofobiye yer yok!'' diye bir logo koydum.Bulunduğumuz her ortamın buna dijital olanlar da dahil kapsayıcı olması gerektiğine inanıyorum.Lafa gelince siyaseten *biriz diyen seçmen grupları konu lgbti+ haklarına gelince çok güzel bir şekilde ayrımcılık yapmayı biliyor.Öyle bir ''biz'' olamaz.Siz varsınız ve sizin dışladıklarınız var,artık bunu kabul etmenizin zamanı geldi;en azından böylesi çok daha dürüst olur.

Siyasal islamcılar bu nefret grubunun başını çekse de her siyasi partinin ve oluşumunun kendi içinde sorgulama yapması lazım.Bundan önce kabul etmemiz gereken bir husus var: İnsan hakları.Cinsel yönelim eşitliği bir insan hakkı gereği olduğuna göre bulunduğumuz toplumun geleneğiymiş,örfüymüş,yaşayışıymış her türlü şey hukuken insan haklarının üstünlüğünün yanında önemini kaybeder.Neden hırsızlığı yasaklıyoruz? Çünkü yanlış olduğunu düşünüyoruz,yanlışlığını biliyoruz.Eğer bir gelenekte hırsızlık olsaydı ki bu gelenek en anlamsız şeyler dahi olabilir,hırsızlık yapar mıydınız? Ya da her geleneğimiz ya da örfümüz bugünlere ulaştı mı? Kaç tanesiyle yaşıyorsunuz? Yoksa işinize gelenlerle mi barışıksınız? Çünkü sizin de işinize gelmeyecek birçok gelenek sayıp dayatmak isteyebilirim.Öylese bu ''genel ahlak'' kimin ahlakı? neyin ahlakı? Kurallar ve etik sağlıklı bir düzen için vardır fakat genel bir ahlak kendi içinde bile tanımalanamdığından kendi kendini çürüten bir kavramdır.Kendinizi ahlaklı hissediyor olabilirsiniz ama sizi direkt ahlaksız çıkartacak bir kişi bulabilirim.Ya da size göre ahlaksız gelecek bir kişiyle tanıştırabilirim.Bu işte bu kadar pamuk ipliğinde ve temelsiz.

Nefret söylemleri bir düşünce özgürlüğü de olamaz.Çünkü nefret öncelikle bir düşünce değildir.Ona nefret diyoruz çünkü içinde ''kötü'' dediğimiz duygular barındıran zarar verici unsurlar mevcut.Eşcinsellik hakkında bir düşünceniz,merakınız veya yargınız olabilir.Fakat kustuğunuz bir nefretiniz olduğu noktada bu düşünce olmaktan çıkıp bir insan hakları suçu olmaya girer ki insan hakları öyle kapsayıcı ve eşitlikçi sizin gibi nefret kusan insanların haklarını dahi somut adaleti tecelli ettiren hakkaniyetle korur.

Tahmin edecek olursunuz ki lgbti+ nefreti konusu temelini dini dayanaklardan almaya çalışıyor.Velev ki tüm lgbti+lar dinler tarafından lanetlenmiş olsun ki dini yorumdan yoruma değişen birçok şey var.Velev ki hepsi cehenneme gidip yanacak olsun.Burada gerçekten inanan insanı rahatsız eden şey o insanlara olan üzüntüsü müdür (ne haddine!) yoksa hali hazırda dışlanmış olanı ezme zevki iç güdüsü müdür? Bence ikincisi.Bugün fobik ve eril olan adaletimizin tam tersi olduğunu düşünelim.Homofobiye 0 imtiyaz olduğunu hayal edelim.Sizce o nefret kusanlar tweet atarken aynı rahatlıkta olup terör örgütü olmakla dahi suçlayabilecek miydi? Hiç sanmıyorum.Cezalar kişileri cezalandırmak öte yanlışlıkların sınırını çizmek için de vardır.Üstten bu yanlışlığın sınırları net bir şekilde çizilmiyorsa homofobiklik yapmanın nasıl bir caydırıcılığı olabilir? Bu değişimi bizim gibi toplumlarda tabandan çok tavandan da beklemek gerektiğine inanıyorum ki Türkiye tarihinde yapılan birçok ilerici devrim tavandan gelmiştir.Tabii bu demek değildir ki tabandaki mücadele sona ersin,hayır ermeyecek.Haklar aynı zamanda bir kazanım olacak.

Nefret kusanlara inat sevgiyi ve eşitliği savunanlar olacak.Ezileni ezmeye gönül vermişlere karşı insan haklarını bıkmadan usanmadan tekrar edecekler olacak.Tüm değişimler büyük rahatsız oluşlarla ve zulümlerle başlamıştır.Bugün Türkiye'de ''zulme'' uğradığını söyleyen kesimin nasıl iktidara geldiğini hep beraber izledik.Yarın zulme uğratılan lgbti+'nın haklarına ulaşamayacağını nereden biliyorsunuz? İnsan hakları mücadelesinde istisna yoktur.İnsan hakları mücadelesinde istisnalar kaideyi bozar.Ya hep beraber özgür,eşit,adaletli bir şekilde yaşıyor oluruz ya da bu birimiz için bile yoksa böyle bir şeyden söz edemeyiz.








5 Nisan 2020 Pazar

20 🍰 // Kendime Notlar


10'lu yaşları bu sabah itibariyle bitirmiş oldum! Doğum günü yazılarını eskisi kadar şevkle yazmıyorum ama bu kulağa bir özel geliyor.Sonuçta yirmilerin en başındayım,geriye dönük okuyacağım bir şeyler kalmalı :')

Bugün bir plan yok malum.Keşke eğlenceli bir şeyler yapabilseydik dışarda.Evde sıkılmıyorum fakat doğum günlerini severim ve kutlamak isterim.Neyse artık en azından güvendeyiz,şu anki tek derdim bu olsun :'D

Geriye dönüp bakınca genç yaşta birçok şey yaptığımı fark ettim.Aslında maddi-manevi birçok şeyin üstesinden gelmişim.Yalnız insan o durumların içindeyken neler yapabildiğinin farkına varmıyor.Böyle büyüdükçe aydınlanıyorsunuz.Eminim bugünleri de diğer bir doğum günü yazısında öyle anacağım.16'dan sonraki yaşlar benim için fazlasıyla zorlu ve yoğundu.Sınav stresi,ikili ilişkiler,arkadaşlar,yeni bir ortam,tadımı fazlasıyla kaçıran ve maruz kalmak zorunda kaldığım insanlar...derken 20'ye soluk soluğa ulaşmış gibi oldum.Geçmişte bana travma olmuş şeyleri şu anda daha olgun bir şekilde karşılıyorum.Buradaki kilit nokta artık aynı kişi olmadığımızı kendimize kabul ettirmek.''Evet,o Anıl bunları yaşadı onun için üzül ama şu an o sen değilsin;kişiselleştirme.'' Kilidi açan anahtar cümle de bu.Yalnız her defasında açamıyor işte.Biraz zorlamak,çabalamak lazım.Zaman bu yüzden her şeyin ilacı deniyor.

Bu yaşımdan da beklentilerim var.Hatta bu sefer daha büyük beklentiler.Öncelikle şu virüs illeti son bulsun istiyorum diğer herkes gibi.Sonra kendi merceğimden hayatıma dönüyorum.

*Üniversiteye dönünce kendi evime çıkmak istiyorum.Bir evi idare etmek,daha fazla yemek öğrenmek ve sorumluluklarımı paniklemeden çözebilmek istiyorum.

*Daha çok kitap ve hukuk hakkında güncel makaleler okumaya başlamak istiyorum.Aynı zamanda film kültürümü geliştirmeye hız kezmeden devam etmek istiyorum.

*İnsan ilişkilerinde bana verilen değer kadar değer vermek istiyorum.Ne fazlası ne de azı.

*Bedenimi ve kendimi daha fazla sevip en önemlisi daha fazla takdir etmek istiyorum.Bana ait her şeyin anlamının bende olduğunun bilincinden çıkmamak istiyorum.

*Üşenmeden yaşamak istiyorum.Üşenmediğimde yapabildiklerimin farkında olmak istiyorum.

*Daha az öfkelenmek istiyorum.Deneyimlerimin öfkemi dizginlemesini sağlamak istiyorum.

*Sempozyum gibi konuşmacılı etkinliklere katılıp alanım hakkında insanlar dinlemek istiyorum.

*Mutlu olmak istiyorum fakat her şeyden bağımsız bir mutluluk.Her şeyin berbat olduğunu hissettiğimde bile var olduğum ve neler yapabileceğime dair bir mutlu olmak istiyorum.

Hayatımın geneline ait istekler oldu biraz da.Önceki planlarımdan çok daha farklı ve genelleyici olduğuna eminim.Fakat hayattaki her şey birbiriyle öyle ilintili ki siz bir ilmeği attığınızda hop biri elinizden kaçıveriyor.O yüzden her şeyi aynı anda istemekte bir aç gözlülük olduğunu düşünmüyorum.Bir şeyleri çok istemeye hakkımız var.Ben de her bir maddeyi çoook istiyorum ve bu yazıyı tekrar okursam da kendime söylüyorum ki: Lütfen 20'li yaşlarını 30'lu yaşlarına geldiğinde kendini takdir edip gülümseyerek  bakabileceğin şekilde yaşa! İlla ki olumsuzluklar olacak fakat bunların hiçbiri senin vizyonundan bir şey eksiltemesin.Kötü günler kötü bir hayat demek değil.Üstlerine basıp basıp geç.Daha önce yaptığın şeyleri unutma.O da sendin.

***

***




3 Nisan 2020 Cuma

Farklı Duygular,Kitaplar,Filmler ve Şiirlerim ☕


Günlerin hiçbir anlamı kalmamış gibi.Saatler de keza öyle.Her gün birbirinin aynısı.Ekstra dışarıda yaşanan bir plan olmayınca insan her şeyiyle kendi içine dönüyor.Ailesine,hayatına,benliğine...sevmedim desem bu olayı yalan söylemiş olurum.Belki de herkesin böyle bir soluklanmaya ihtiyacı vardı.Yenilenmeye başladığıma artık eminim.Her açıdan hem de.Mutluyum bu yüzden blog.

Son okuduğum kitap ve terapistim bana mental açıdan çok iyi geldi.Farklı düşünmeye başladım ve bunu zorlayarak yapmıyorum.İçimden geliyor,o olaya öyle değil böyle bakacağım diyorum ve bakıyorum.Formül şu aslında: Bugüne kadar ne yapıyorsan tam tersini yap.Normalde şu olay yaşandığında ani bir tepki verir kızar mıydın? Kızma.O olaya sesini çıkarmaz kabul mü ederdin? Etme.Kendine karşı bir *çelınç gibi hayal edebilirsin.İyi hissettim bu yüzden.Daha önce yapmaya çekindiğim şeyleri denedim mesela şu iki haftada.Babamla araba sürmeye başladım.Beklediğimden çoook daha kolay bir şeymiş.Hatta fazlasıyla basit geldi desem abartmış olmam.Sadece acemi olduğum için dönüşler vs. gibi teknik olaylar zorluyor.Bir de şu debriyaj...midem bulanıyor her dur kalkta.Fakat kolay çözeceğe benziyorum,bu konuda kendime güvenim tam.Bir de yemek yaptım ilk kez blog! Aslında mutfakta anneme yardım ederdim ama hep basit şeyler.Sofrayı kurma,bulaşık dizme vs. Bu sefer bildiğin yemek yaptım! Anasınıfında patates baskı yapıp eve anneme göstermeye gelmiş gibi mutluydum.Barbunya ve meyhane pilavı yaptım.Çünkü en sevdiğim iki yemek :') Onlar da beklediğimden kolay çıktı.Sulu yemek yapmak hamur işlerinden daha keyifli.Böyle karıştırıyorsun bir şeyleri ve bir şey çıkıyor.Aslında mutfak çok matematiksel ve kimya bilgisi falan gerekiyor.Keyif aldım ki hiç sevmezdim mutfakta bir şeyler hazırlamayı falan.Eve çıkmadan önce aile evinde böyle böyle denemeler yaparak hazır olmak istiyorum.Onun dışındaki ev işlerini zaten herkes kadar beceriyorum.

Dehşet güzel iki film izledim fakat onlara gelmeden okuduğum kitaptan bahsedeyim.Ursula'nın ''Karanlığın Sol Eli''ni okuyorum.Bu kitabı da yaptıklarımın tersini yapma adına aldım.Aslında bilim kurgu okumam yani uzun zamandır okumadım desem daha doğru olur.Fakat bir tık özlediğimi hissettim.Sanırım biraz da bu dünyadan daha da bir uzaklaşmak istedim.Aynı zaman da Amerikan Edebiyatına karşı da ön yargılıydım.Dilleri bana biraz yavan geliyordu.Böyle akmıyor sanki anlatımları.Ursula bu iki tabumu da parçaladı.Kitapta miss gibi bir kurgu ve akış var.Sadece ben bilim kurguyla haşır neşir olmadığımdan fazlasıyla yabancı öge aklımı karıştırıyor.Kitabın konusu herkesin çift cinsiyetli olduğu Kış adlı bir gezegende geçiyor.İktidar,krallık,cinsiyet,aşk,sınıf gibi birçok tema bizden çok farklı bir evrende işlenmiş.Aslında bir tık ütopya gibi.Fakat Ursula bilim kurgunun yalnızca kurgu uğruna olduğunu,bir ders verme veya sorumluluk alma zorunluluğunun olmadığını söylüyor ön sözünde.Ayrı bir yazısını yazarsam bu sözlere daha fazla değinirim çünkü çok şey düşündürdü ve hoşuma gitti.

Filmlerden bahsederken bile heyecanlandım çünkü özlemişim böyle kurgularla tanışmayı.İlki Agnes Varga'nın Vagabond'u.Bu yönetmeni vefat ettikten sonra feminist sayfalar aracılığıyla tanıdım.Film otostop çekerek gezen bir kadının ölü bulunmasıyla başlıyor ve film boyunca bu kadının o ölüme gitmeden önce yaşadıklarını,onunla tanışanların ifadelerini dinliyoruz.Filmin Türkçe adı ''Yersiz Yurtsuz'' tam olarak da bu tabirdeki gibi Mona isimli genç kadın yarının planını kurmadan ilerlemeye devam ediyor.Neden bunu yaptığını vs. de bilmiyoruz.Mona sadece ilerliyor,geziyor,kamp yapıyor.Yeri geliyor onun gibi özgür olmak istiyorsunuz yeri geliyor onun kaybolmuş biri olduğunu düşünüp acıyorsunuz.Bu ikilemler arasında hem kendi hayatınızı sorguluyor hem de Mona hakkında ifade veren insanlardan toplumun kadına olan bakış açısına şahitlik ediyorsunuz.Bu gezgin bir erkek olsa neler değişirdiyi düşünüyorsunuz.Tabii Mona'nın nasıl öldüğünü de merak ediyorsunuz.Onun ölümünün nasıl olduğunu tahmin etmek de bir yandan içinde bulunduğumuz erkil toplumun bizim psikolojilerimizi nasıl etkilediğinin içsel bir örneğini gözler önüne seriyor.İzleniseli bir film.Monotonluğunun içinde akıp giden güzel bir kurgusu var.




Joan Baez - Baby I'm Gonna Leave You


Diğer filmimiz ise benim favori yönetmenlerimden Kieslowski'nin Öldürme Üzerine Kısa Bir Filmi.Bu filme de tesadüfen denk geldim ve yönetmenine-konusuna bakıp direkt başladım.Burada da yersiz yurtsuz diyebileceğimiz fakat Monadan daha katı ve serseri olan bir genç erkeğin yaşadıklarını izliyoruz.Şehirde avare avare gezerken çeşitli bilinçli kötülükler yaparak ilerliyor.Daha sonra üstüne bir taksiciyi deyim yerindeyse süründürek öldürüyor.Daha sonra genç bir avukat ki filmin konusu bu yüzden ilgimi çekti onun avukatlığını yapıyor.Burada kilit nokta şu ki öldürülen taksici oldukça leş bir insan.Kötü fikirli,kalpli ve film bize bunu tepeden tırnağa hissettiriyor.Bu ölüm hakkında nasıl düşünmeliyiz o halde? Hukuk sisteminin cezaları kişiyi terbiye ettirmek için midir yoksa sadece diğerlerini caydırmak için midir? Farklı bir kamera açısıyla izlediğimiz son derece sanat kokan bu filmin içinde böyle sorulara kendi içimizde cevaplar arıyoruz.Şu karantina günlerinde içimize dönmüşken tam da bu tarz filmlere ihtiyacımız olduğunu düşüyorum.Eklemeden geçemeyeceğim filmin müzikleri de her Kieslowski filminde olduğu gibi tüylerinizi diken diken edici derecede muazzam.Dünyadan böyle özel ruhların geçtiği bilerek yaşamak ilham veriyor bana.




Dekalog Part 12 Sountrack


İlham demişken bu sıra şiir konusunda da oldukça üretkenim.Şu iki haftada üç tane şiir yazdım.''Poemia'' adlı bir uygulamada *dorianil ismiyle yayımlıyorum.Yalnız bu uygulama beni pek kesmedi.Farklı yerlerde de yayınlama peşindeyim.Belki sadece şiirlerim için ayrı bir blog açabilirim ya da bildiğiniz daha etkin bir uygulama,site vs. var mı? Ben de araştıracağım.Güzel şeyler çıkardığıma inanıyorum.Gece gelen ilhamın yazdırdığı şeyler sabah da aynı şeyleri hissettiriyorsa o yazıdan emin olurum,şükür ki öyle oldu.

Bu yazıya şiir eklersem çok uzun olabilir bir de kel alaka olmasın şimdi.Belki ayrı yazılar halinde burada bile yayınlamaya başlarım,bir tanesini önceki yazılarda yayınlamıştım bakabilirsiniz.

Öyle işte...5 Nisan doğum günüme iki gün kaldı...Evde geçirmek zorunda kaldığım için kırgınım biraz.Fakat bu benim şanssızlığım değil o yüzden kişisel almıyorum.Dünyada onca felaket olurken buna canımı sıkamayacağım.Yine de 20. yaşım için hep heyecanlıydım.Daha coşkulu geçirmeyi isterdim o günü.Neyse bakalım.

Kendinize iyi bakın,sağlığınıza dikkat edin ve mümkünse evinizde kalın.Tumblrda güzel bir söz okudum iliştireyim: Eve tıkılmadın,evde güvendesin.Bakış açısı.

Sevgiler,

çav.

21 Mart 2020 Cumartesi

Korona Günlerinde Yaşam,Boş Zamanı ''Değerlendirmek''?


Resmen evlere kapanmış durumdayız.Senaryolarını izlediğimiz olaylar bir bir gerçekleşiyor.Bir yanımız işin goy goyunda bir yanımızsa fena halde korkmuş durumda.Kimileri ise komplo teorileri üretiyor.Herkes başımıza doktor kesildi,tavsiyeler havada uçuşuyor...evlerden ruhsal bütünlüğümüzü korumuş bir halde çıkabilirsek ne mutlu.

Kendi hayatımda işler bayağı yolundaydı halbuki.Tam ben her şeye alışmışken dünyanın sonu falan geldi.Belki de dünyanın sonunun geldiğini düşündüğüm için hayatımın kıymetini anladım sadece.İki türlü de hala bile iyi hissediyorum.Anksiyetem bomboş konular için çalışırken virüs konusunda pek gelmedi,onu da ehlileştirdim;baş etmeyi öğrendim.Bilimsel şeylerde kuruntu yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.Yani kurabileceğiniz bir nokta yok.İki artı iki dört.Bu virüse yakalanmak istemiyorsan yapabileceklerin belli.Ha yakalansan bile her hasta hastanede yatmak zorunda değil.Yaşın gençse,kronik rahatsızlığın yoksa evinde bireysel karantina altında ilaçlarını kullanarak atlatıyorsun.Aksi halde bile iyileşme oranı ölüm oranından çok daha fazla.Yine de taşıyıcı olma riskimiz de var.Bu yüzden evlerde kalmak zorundayız.Biz bir kere yürüyüşe çıktık mahallede,bir kere de arabayla gezindik o kadar.Dışarıda pek fazla insan yoktu,hep bizim gibi hava almaya çıkmış aileler geziniyordu.Fakat yine yaşlılar ağırlıkta.Neyine güveniyorlar acaba? O açıklanan ölü sayıları,vakalar da benim senin gibi bir insan.Yakınına ya da sana bir şey olsa sen de o sayılardan biri olacaksın.Bak bakalım o zaman düz bir sayı geliyor mu sana.Herkes bu işi haddinden fazla ciddiye almalı.Ciddiye almanın panik yapmakla aynı şey olmadığı bilerek...

Bireysel karantina günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

Ben Almanca çalışıyorum,yeni sipariş ettiğim kitaplarımı okuyorum ve ara ara da ders çalışıyorum.Yogaya da başladım gün aşırı yapmaya çalışıyorum canım isterse.Onun dışında bomboş online oyunlar,televizyon vs.Film izleyemiyorum pek.O hayatların normal akışı beni tetikler diye korkuyorum.Kitap okumak şu aralar daha sağlıklı sanki ki öyle izleyecek bir şeyler de bulamadım.Şöyle benim tarzımda dizi-film önerisi yapabilirseniz sevinirim.Her neyse.Öyle geçiyor işte.Bakıyorum bazı insanlar aşırı şu günleri değerlendirmeye odaklanmışken bir kısmı ise en bet günlerini yaşadığını söylüyor.Şu kelimeye takıldım ben bu iki uç arasında: değerlendirmek.Yani boş zaman değerlendirilmek zorunda olan bir şey mi sizce? Bana biraz kapitalist bir kelime geliyor bu.Yani hep bir üretimde mi olmak zorundayız? Neden bu sistem içinde bazen dümdüz uzanıp düşünmek bizlere lüks kabul ediliyor? Her gün işe gitmek,okumak,ev işi yapmak zaten bir zaman değerlendirme zorunluluğu değil mi ki? Tabii aslında kast edilen anlamı biliyorum ama o anlamın devamında suçluluk hissetmemizin ne kadar yanlış olduğunun farkına vardım.Mesela ben normal hayatımda boş zamanlarında gerçekten bomboş geçiren biriyim.Benim için kitap okumak boş zaman aktivitesi değil.Hatta en yoğun zamanlarımda kitaba zaman ayırmayı daha çok severim.Lisede sınav senemde bile teneffüste 15dklık bir kitap okuma bana bomboş zamanda bir saat okumaktan tatlı gelirdi.Filmler için de öyle.Bunlar zaten zaman ayırabileceğimiz şeyler.Boş zamanınızı dolduruyorsanız aslında tam bir değerlendirme mi tartışılır.Bu değerlendirme de sizin yaşam biçiminize bağlı olarak değişir.Bu konuda düşündüm işte böyle.İşin özü suçluluk hissetmemize gerek yok.Dümdüz ölmeden geçirsek de şu süreci hepimiz için en hayırlısı olur :)

Bir de ünlülere kafam bozuldu.Hepsi malikanelerinden biz normal insanlara ''hepimiz aynı gemideyiz'' mesajı veriyor.Ah canım ya sağ ol.Dünya için bir sürü yardım yapabilecek paraları varken video çekip ''peace and love'' mesajları vermek bana çok basit geliyor.Varlıkları umurumda değil,hepimizin geliri eşit olmak zorunda kafasında da değilim.Sadece yapaylık beni deli ediyor.Hepimiz aynı gemide falan değiliz,hadi bunu kabul edelim.Hepimiz aynı gemide olsak bile kamaralarımız hep farklı olacak.İster insan ürünü bir sistem deyin buna isterseniz de doğanın kanunu.

Üniversiteler nisan sonuna kadar yok,kesinleşti.Online eğitim var dediler ama ekstra bilgi vermediler.Sistem bu kadar insanı nasıl kaldıracak göreceğiz.Allahtan bölüm olarak zaten uzaktan ders çalışabilme imkanımız var.Kişiler hukuku kitabını bitirmeme az kaldı sonra Aileden kendim devam etmek istiyorum,zaten bir kısmını işlemiştik.Online derslerin olmasını da istiyorum.Bir dersi hocayla ilerletmek tek başına yapmaktan farklı.Dediğim gibi tam her şeye alışmışken bu koca tatil girdi araya.Ben eve dönmeyi düşünecek kadar büyük bir çöküş yaşamışken her şey bir anda tersine döndü.Şanslı hissettim kendimi ilk kez bu kadar.Hatta bir de oda arkadaşımla ev bakıyorduk dönmeden.Ya eve çıkmış olsaydık ve sonra bu olaylar denk gelseydi? Maddi-manevi bir hüsran.Şimdi artık dönüşüm eve çıkmakla olacak inşallah.Bu hazin olayın benim hayatıma tek pozitifimsi etkisi bu oldu.Aldıklarının yanında bir hiç olsa da şu noktada hayatımızın olağan akışından da kopmamak lazım.Dünya bu olaylardan çok da dehşet şeyler yaşadı.Yaşanan onca savaşı düşünün.İnsan eliyle öldü milyonlarca kişi.İnsan insanı kesti biçti.Virüsten çok daha korkunç geliyor bana.Ona rağmen bile insanlar sabah uyanıp işlerine devam etmek zorunda kaldı.Öğrenciler bir şekilde eğitimini aldı.Bu süreçler bitince kimse bize acımayacak.Elimizdeki şeyleri kaybetmeden devam etmemiz lazım,kendimiz ve toplumumuz için.

Manifestolarımı da verdiğime göre çekilebilirim!

Siz neler yapıyorsunuz? Bahsettiğim konular hakkında düşünceleriniz neler?

Kendinize dikkat edin,iyi davranın!

çav.


Doğum günü karantinaya denk gelecek bütün koç burcu arkadaşlarım ve kendim için :') ♥