Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2018 Salı

Bozcaada,Twitter Sorunu,Senaryo Yazmak ve Birtakım Hisler


Yine kayıplara karışıp geri geldim,bu sefer eli dolu döndüm ama...anlatılacaklar birikti.



Öncelikle Twitter hesabıma giremiyorum ki bu fena halde canımı sıktı.13 Yaşından küçük hesapları kapatıyorlarmış.Ben de 2012'de hesap açıp doğum tarihimi 99dan 2000'e getirince hop hesabı kilitlediler.Kural değişikliği eski kullanıcılar için geçerli olmamalıydı.Zaten 13 Yaşından küçükken açmışım şu an 18 yaşımdayım...ee ne anlamı oldu şimdi? Saçmalığın daniskası,sinirler.

Twitter'sızken birçok olaydan habersiz kaldım.Düşüncelerimi aktaramadım,biriktim...Fakat bu bir yandan da iyi oldu.Twitter'da çoğunlukla gülüp eğlenebilsem de o kadar dehşet haberlerin arka perdesini de görmek günlerimi mahvediyordu.Kendim kapatamayacağımdan bir şekilde kader gelip el mi koydu acaba? Acımasızca yaptı bunu ama değmiştir umarım...Bakın ne kadar pozitif tepkiler veriyorum.Bu sıralar farklı bir mottoya geçmeye başladım.Ne olursa olsun ''bu da olacakmış'' hali.Üzülsem bile içimden bunu tekrarlıyorum.Alışkanlık mı aydınlanma mı ayırt edemiyorum.İyi bir gelişme gibi gözükse de geçici olduğunu hissediyorum.Dramatik ruhum bir yerden güzel bir açık verecek...om...

Geçen hafta oldukça sosyal geçti.Bizimkilerle Çarşamba günü ders çalışmak için buluştuk.Daha önce gittiğimiz bir kütüphane kapalı olunca kafeye gitmek zorunda kaldık.Hiç hoş olmadı çünkü arkadaşlarla ders çalışılabilecek tek yer kütüphanedir.Hatta o bile bazen zor olur :')


Ne zamandır ders çalışmalı fotoğraf paylaşmıyordum.1) Kamera sinir ediyor 2) Üşeniyorum

Cumartesi günü de Bozcaada'ya gittik ve gün boyunca orada takıldık.İkinci kez gidişimden olduğunu düşünüyorum: Önceki gibi büyülenmedim.Her şey güzel,normal geldi gözüme...Fakat bir şeyinden nefret ettim: Her şey aşırı pahalı...Tamam adasın tamam yaz sezonu siz de kazanın ama...insaf biraz ya :_

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼


Şevval'in kadrajından.


S.A.M

🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌼

Çok güzel iki tane şarkı ve bir tanesi sayesinde muazzam bir tablo keşfettim.Kulaklarınızın pasını yerle bir etmek için paylaşıyorum.Benim ruhuma huzur verdiler ve garip bir şekilde dinlerken güçlü hissettim.Klasik müziğe olan sevgim gittikçe büyüyor...



Vivaldi 

Portre: ''Genç Bir Kızın Portresi''- Antonio Rotari



Haggard

''Alman bir grup tarafından söylenen İtalyanca bir İsveç Halk Müziği''

Söylesem mi karar veremedim...senaryo yazmaya başladım.Celtx diye bir uygulamadan yazıyorum ama ücretliymiş.Yani birkaç güne Word dosyasına döneceğim,olsun.İki tane yazım tekniği var Fransız ve Amerikan.Bana Amerikan modeli daha basit ve güzel geldi.O şekilde yazıyorum.Şekilden çok içerik önemli tabii...şekil bir şekilde hallolur,önemli olan hikayenin kalitesi ve işlenişi diye düşünüyorum.Kimseyle paylaşmamıştım.Bir şeyi tamamlamadan paylaşmak ya da anlatmak istemiyorum artık.En azından içeriğinden bahsetmeyeceğim.Emin olup bir gün tamamlarsam ki şu an yazmakta olduğum hikaye içime sinmeye başladı,ilgili yerlere gönderirim ve kabul edilirse oynanır ve ve öğrenilmiş olunur. (güzel hayaller)

Senaryo yazmak bana göre hikaye yazmaktan daha kolay geldi.Her şey gözümde canlanırken kamera açısını takip ederek takır takır yazdım.Bu hikayeyi başka biri yazsa nasıl beğenirdim onu düşünerek ilerledim.Klişelerden sıyrılmak zor,bunun için daha fazla film izleyip bu konular hakkında araştırma yapmak lazım.Ben yaratıcılığıma güveneceğim...derin araştırmalar için zamanım olmayacak ne yazık ki.

Roman yazma denemesi yaparken de bana göre en zor iş  karakterlerin adını bulmaktır.Senaryoda da böyle oldu.Bir türlü ne desem bilemedim.X gibi şeyler ekleyip devam ettim.Öncelikle karakter adı bulunmalı mı bilmiyorum ama hikayenin akışına göre oluşan karaktere isim bulmak daha kolay geliyor,hoş beceremiyorum da...tek kusuru bu olsun diyeyim bari.

Türkiye'de son iki haftada yaşananları çok üzülerek izledim ve fark ettim ki hiçbir umudum kalmamış.Yalnız bunun sanki yaşamdan kopup kabuğa çekililmesi olarak algılanması saçma.Evet bunu isterdim fakat hayat devam ediyor ve her şeye rağmen hayatları,hayatlarımız uğruna mücadele veren insanlarımız var.Onlar için,kendimiz için devam etmek gerekiyor.Hırsla değil,azimle...Bu ülkede yaşamıyor olsam çok daha pozitif bir hayatım olacağına eminim diyebilirim.Dehşet verici olayları her yerde görebiliriz ama kaba,cahil,adaletsizliği kabul edebilen saldırgan insanları görmek katlanılmaz.Aslına bakarsak zaten bu ülkeden gitmek isteyenlere ''neyini beğenmiyorsun yav'' ya da ''defolun'' gibi sığ tepkiler verenlerin çoğunlukla bu ülkeyi yaşanılmaz hale getirenlerin ta kendisi olduğunu görebiliriz.Sorun ülke,kara parçası ya da coğrafi konumumuz değil...bu derece hoşgörüsüzlük ve cehaletle yaşamak.Umarım bir gün gençlerimizin tek derdinin hangi siyasi partinin onları yöneteceği değil akşama hangi partiye gidecekleri gibi ufak dertlerinin olduğu bir ülkemiz olur.Çocuklar kendilerine düşman kimselerin car car rahatça konuştuğu bir ülke yerine onları koruyan,ayrıştırmayan insanların olduğu bir ülkeye sahip olur.Güven ve huzur içinde büyüyebilir...bu konularda diyecek daha çok şeyim var ve hepsi birbirinden keskin...susma hakkımı kullanayım en iyisi.

Konunun üzerine yüreğime bir nebze su serpen kitap alıntımı paylaşıp yazıyı sonlandırayım:

''Karışıklık,felaket ve sahtekarlığın dünyasında bazen sadece güzelliğe güvenilebilir.Sadece sanatsal mükemmellik bozulmazdır.Hazzın değeri düşürülemez.Ve bazen gerçek olan tek değer bir yemektir.Öyleyse,kendini güzellik ve keyif aramaya adamak ciddi bir iş olabilir;ille de gerçeklerden kaçmanın bir yolu değil,ama bazen diğer her şey...retorik ve olay örgüsünün içine akarken gerçek olana tutunma yolu olarak.'' (ye dua et sev)


Huzurlu bir hafta diliyorum.

çav.








9 Haziran 2018 Cumartesi

İzmir,Yaz ve Birtakım Planlar 🌻


Sonunda yazacak gücü bulabildim!

İzmir'den döneli 2 gün oldu.Oradayken yazacak fırsat buldum fakat her şeyi biriktirip öyle paylaşmak istedim.Bu seferki İzmir macerası epey doluydu.Bir sürü farklı şey yapıp zamanı güzel değerlendirdik.

instagram: hopefulsalad


İlk kez böylesine hızlı geçen bir yolculuk geçirdim.Yol boyunca kitap okuyup günlük yazdım.Hani kendime sormam gereken cevapsız sorular vardı ya,işte onları sordum.Araç giderken yazmak biraz zordu ama kelimeler boncuk gibi döküldü.Kafamı pencereye çevirdiğimde İzmir'e geldiğimi fark ettim :')


Teyzemlerin balkonunda zaman geçirmeyi çok seviyorum.Kuzenimle her gece oturup drama dolu vakitler geçirdik :') Bir iki yıl önce denizi daha fazla görüyorduk fakat kentleşme sağ olsun manzara gittikçe kapanmış...yine de hala hoş.


Setacığım <3
İlk durak Alsancak...bana kalırsa İzmirdeki en güzel yer.Farklı insanlar,mekanlar ve aktiviteler dolu.Hepsi bir işleyiş içinde,estetik...


Sevgi Yoluna uğramamak olmaz! (Fotoğrafını çektiğim yerin tersi tarafta :'D)
Birçok kitabı uygun fiyatlara bulabileceğiniz tatlı bir sokak.''Ye Dua Et Sev'' in kitabını görünce aldım.Filmi kadar beni etkilediğini söyleyemeyeceğim,hala okuyorum.Ayrıca bir de bilgisayar masasının olduğu duvar için kucağında kedi tutan Mona Lisa posteri aldım.Fena olmadı.



dönüş yolu,vapur
Fotoğrafları ne yazık ki hep instastory'den çektim.Çünkü telefonun fotoğraf kalitesi iyice bozuldu :_


Sonraki günlerin sırasını hiç hatırlamıyorum,fotoğraflar oldukça karışık.Mavibahçe'de Deadpool 2'yi seyrettik.Birinci filmi kadar sevmedim,hatta direkt sevmedim. (üzülen emoji)




Aziz Yuhanna Kilisesi'ni ziyaret ettik.Hayatımda ziyaret ettiğim ilk kilise olmuş oldu.Her türlü dinin mabetini gezmek,incelemek istiyorum.Çok farklı bir his uyandırıyorlar içimde,bulunmayı seviyorum.Kilisede de böyle hissettim.Ambiyansı etkileyici,heykeller ve tablolar mükemmeldi.



Kuzenimin isteğiyle Alsancaktaki bu pembe fışkıran kafeye gittik.Pamuk şekerli dondurma ve tatlı türevi şeyler yapıyorlar.Fiyatları gereksiz pahalı ve maalesef tatları çok da güzel değildi,olsun dedik,denenebilir :_

İlk defa Sushico'da Sushi yedim.Tadı enfesti.California Dream adlı menüyü ortak aldık.Bize kalırsa iki kişiye gayet yetiyor.Denemelik düşünüyorsanız alınabilir.Bunun dışında Gündoğdu'da oturup çekirdek (çiğdem demiyorummm!) çitledik,sohbet ettik ve evde bıkmadan usanmadan monopoly oynadık!

Son iki gün abimin evine gittim.Dokuz Eylül'ü gezdim ve İrem Ablayla tanışmış oldum.Hukuk fakültesini görmek güzeldi.Fakat üni. konusunun beni hala pek heyecanlandırmadığını hissettim.İşte bir bina ve eğitim gören insanlar modundaydım.Oysaki avukat olmak en büyük hedefim.Yine de bir sürü farklı genç insanı aynı anda görmek enerjimi yükseltti,üni. bu açıdan süper bir ortam.Belki de mantıklı bakabilmek şu an asıl işeme yarayan şey olacaktır.Zamanın hissettireceklerine izin veriyorum :') İzmir bu sefer güzel yeniliklerle ve memnun olduğum tanışmalarla geçti,musmutlu ayrıldım.

''Eve Dönüş'' hissini seviyorum.Geldiğim gibi yatağıma atlayıp odamı ne kadar özlediğimi fark ettim.Kendime ait bir yaşama alanımın olmasını seviyorum,buna bir hayli alışığım.İzmir'e gitmek ne kadar iyi geldiyse de şehir değiştirmek kısa süreli bir hafıza kaybı gibi.Takıntılı yapım Çanakkale'ye geldiği gibi birçok şeyi düşünmeye,planlamaya başladı...


işte şu moda döndüm!

Önümde başarılı bir şekilde değerlendirmem gereken yaz tatili var.Arkadaşlarımla ve ailemle birçok plan tasarlarken bir yandan da sınava çalışma konusu,açılmasına az kalan dershane var.Bunun için hiç zaman kaybetmek istemiyorum,kendimi zorlayıp Pazartesi çalışmalara başlayacağım.Aslında planları paylaşmanın ne kadar gereksiz bir şey olduğunu düşünmeye başladım.Olmayan bir şey sonuçta,planla ilerle yap gel anlat,değil mi? Gerçi pek bir şeyi anlatmış olmadım,bundan zarar gelmez.Hem atom nasıl parçalanır onu anlatacak halim de yok.


Defteri Miniso'dan aldım.Bu yaz işime çok yaracak.

Olduğumdan daha fazla özgüvensiz hissettiğim bir dönemdeyim.Nedenleri bir bir yok etmek için harekete geçmek istiyorum.Mesela saçlarımı kestirdim.Uzunken kendimi hiç ama hiç beğenmiyorum.Şu an çok daha iyi hissediyorum.Bu gibi üşendiren ama yapınca mutlu hissedilen şeyleri kendime ödev edineceğim.Nehire karşı kürek çekmek sorunlara karşı sadece oturup üzülmek gibi bir şey.Çaba ve acı var fakat sonuç yok.Küreğimin yönünü çevirmem lazım.Her şey bir değişim içinde ben de dahil,yenilikleri kabullenmem lazım.En çokta kendi ruhumda,bedenimde ve planlarımda olanları...

Herkese huzurlu,mutlu,eğlenceli ve başarılı geçecek bir yaz tatili diliyorum.18 Yaşımın mottosu devam ediyor ''yenileşme'' herkese,hepimize!

çav.




























15 Nisan 2018 Pazar

Bir Pazar Gecesi,Film,Troia Gezisi ve Yenilenme 🌻


Bir Pazar gecesi daha.Preisner dinleyip yazı yazmak istiyorum.Hava değişimi dilimi damağımı kurutuyor,kahve ya da çay yok; sadece su,daha çok su ve su!

18.Yaşımın ilk haftasını geçirdim sayılır.Fena bir hafta değildi.Canımı sıkan ve aklımı bulandıran birkaç konu dışında hayat monotondu.Okul-Ev-Dershane gidip geldim.

Bir haftayı ''aydınlanma haftası'' olarak isimlendirmiştim ya,hatta yazısı da var,işte aynısı oldu.Belki bu ikinci bir aydınlanmadır ya da kabuktan sıyrılmaya devam etme.Uzun dönemli yakın bir arkadaşlığım bitti diyebilirim,bunu tek taraflı umursadığıma eminim,fakat üzülüp kahrolmadım pek.İnsanlar hayatımızdan çıkıp gidebiliyor,onunla neler yaşasanız da ne kadar iyi olsanız da bazen sadece gidiyorlar.Suçlu suçsuz bir kenara,gidebiliyorlar işte.Bu normal.Her şey yenilik içinde ve zaman zaman hayatımızdaki kayıplar bir yenisi için olabilir.Bu, insanları silip silip yeni birileri gelsin,olarak algılanmamalı (bazı insanların yaptığının aksine).Bazen bir kişinin yerinin boş kalması başta can acıtsa da sonrasında kendimiz için hayırlı olabilir.Kafamızdaki soru işaretleri gider mesela ya da tek taraflı duygularımız azalarak kaybolur.Birbirimizin hayatlarında rollerden ibaretiz,birbirimize değer verdiğimiz kadar varız ya da vermediğimiz kadar yokuz; o kadarız.

Sempozyuma 26 Nisan'da gideceğim.Sunumun taslağını hazırladım,kendi kendime 4-5 defa okudum.Ne yalan söyliyeyim hem çok heyecanlıyım hem de hiç.Daha doğrusu hevesim yok,bu süreç beni çok üzüp çok gerdi.İnsanda heves falan bırakmadılar.Sadece bir sürü insanın karşısında bir metin okumanın heyecanı var.Lütfen bana şans dileyin ve sempozyum sunumları hakkında bilginiz,öneriniz vs. varsa paylaşın; ciddi anlamda her ikisine de ihtiyacım var!

Okulda son haftalar gelmiş gibi bir hava var ama daha ikinci yazılıları,yani son,dahi olmadık.Hava durumu insan psikolojisi üzerine ne kadar etkili.Her sabah uyandığımda bir yere geç kalmışım gibi telaşlanıyorum.Halbuki sadece hava aydınlık.Kafa karanlıkta uyanıp saç baş düzeltmeye alışmış.

İlk yazılılardan sonra toparlanamadım daha,yarından itibaren ciddi ciddi ders çalışmalara devam etmem gerek.Şaka maka seneye ben sınava gireceğim,üniversiteli olacağım.Hazırlık okumasaydım bu sene yaşıtlarımla mezundum,üniversiteli olacaktım.Bu sınav resmen insan hayatının dönüm noktası.Korkum az,sadece olacaklar için heyecanlıyım.

4 Yıl sonra ilk kez sınıfça geziye,Troia'yı görmeye gittik.Onu da belediye düzenlemiş,malum bu yıl Troia yılı.Bir sürü turist vardı.Hikayesini bildiğim bir yeri nasıl daha önce görmedim hem de dibimdeyken, şaşırdım.Herkes bulunduğu şehri turistmiş gibi bir kez daha gezmeli,enfes bir his.



Antik Kentin duvarları.

Yüzlerce yıl önce başka insanların yaslandığı,dibinde oturduğu duvarlara yüzlerce yıl sonra dokunmak...Resmen,canlı canlı,bizzat tarih.




Su kuyularına yaz aylarında kuşlar girdiği için hala su bulunduğu düşünülüyormuş .Yanlış hatırlamıyorsam burası mabet bölgesi.


Şehrin girişi.Bir tabeladaki fotoğrafına bir de bu taşlara baktığımda mest oldum.Burası bir şehirdi,insanlar vardı,hayat vardı...hepsi geçip gitti tarih oldu.Biz de olacağız.



Troia defalarca yıkılıp inşaa edilen bir kent olunca arkeolojik incelemelerde de karbon yönetmiyle buluntuların yaşı hesaplanıp bu şekilde hangi Troia'ya ait olduğu belirtiliyor.



Manzara da ''efsaneydi''



Şehrin tiyatrosunun ve meclisinin bulunduğu yerdeki bir taş.Üzerinde Yunanca bir şeyler yazıyordu.Daha fazla yaklaşabilsem okunaklı çekerdim.Şimdi düşündüm de neden rehbere sormadım ki!? Fotoğraf çekip etrafa aval aval bakmaktan pek dinleyememiş olabilirim,kabul.


Ve ve ve şehrin simgesi Truva Atı.Merkezdeki at filmde kullanılan,bu da efsanede bahsedilen,orijinali.


Uzun zaman sonra gezi içeren bir yazı yazdım.Eğlenceli oluyor,keyif aldım!

Dün gece ''Veronique'nın İkili Yaşamı''nı izledim.3 Renk Üçlemesinin yapımcısından.Hatta Kırmızı Renkteki o mükemmel güzellikteki kadın oynuyor.Üçlemeye göre oldukça ağır.Fakat izlerken gözümü dahi kırpmadım.Kısaca konusu, bir hali Polonya'da bir hali Fransa'da yaşayan Veronique'nın hayatı işleniyor.Aynı zamanda daha önce klasik müzik önerisi yaparken bahsettiğim Preisner'in Enfer isimli eserine sıkça yer verilmiş.Film ondan ibaret desem yalan olmaz.Farklı farklı versiyonları çalıp duruyor.Hayatımda duyduğum en güzel şey olabilir.Ruhumu dinlendiriyor,beynimdeki haykırışlara tercüman oluyor...Zbigniew Preisner'in Lacrimosa'sı da çok güzel.Ne çok güzel dedim,abartmıyorum ama öyle işte; aşığıyım.



la double vie de veronique

(Irene Jacob)


 Kaliteli sanat filmleri ve zihnime hitap eden kitaplarla tanışınca içten içe mutlu oluyorum.Her şey yeniden başlayacakmış gibi hissediyorum.Belki bu bir ufkun açılma hissidir ya da bir pencerenin,her neyse.Mutlu eden küçük şeyler için şükrediyorum,hepimiz adına.

Daldan dala atladığım bir yazı oldu.Bu seferlik böyle olsun.

Ağız tadımızın bozulmadığı haftalar diliyorum.

Çav.







11 Ekim 2017 Çarşamba

İstanbul,Düğün,Hisler ve Rutinler ☕✨


İstanbul'dan geleli 3 gün oldu.Ara sıcak bir şekilde yazıyorum.

Küçüklüğümden beri görüştüğüm,ablam gibi gördüğüm kuzenimin düğününe katılmak için Cuma günü yola çıktık.İlk kez Pamukkale ile yolculuk yaptım.İyi ki de yapmışım.Başarılı bir firma.Muavinleri diğer otobüslere kıyasla çok daha saygılı ve kibar insanlar.Sürekli servis yapma,yardımcı olma derdindelerdi.Koltuklar vs. de bana rahat geldi.Bakın ben rahat diyorsam gerçekten rahattır :') Reklam yapıyor gibi anlattım ama bahsetmesem olmazdı.Haklarını vermek lazım.

İstanbul'a en son 2 sene önce yine bir düğün için gitmiştim.Kuzenlerimin yavaş yavaş evleniyor ve bu çook garip.Hepsinin benim yaşlarımda olduğu yılları anımsıyorum.O zamanlarda evleneceklerini düşünsem komiğime giderdi.Şimdi çocukken gülünç gelen şeylerin bir bir gerçekleştiğini görüyorum.Büyümek bu olsa gerek.

İstanbul son gördüğümden beri pek değişmemiş.Zaten yine sadece Kadıköy'ü gezebildik.Kafama koydum ama bir gün sırf gezme için gidip karşıya da geçeceğim.Görmek istediğim yerleri göreceğim.Kadıköy popüler ve hoş bir yer.İstanbul'un diğer gürültülü yerlerine nispeten sokaklarında bir sakinlik var.Aynı şekilde gözle görülen bir hoşgörü ortamı var.Çok güzel dükkanlar,tatlı tatlı kafeler var.Gönül ister ki profosyonel bir makinem olsun size kaliteli fotoğraflar çekebileyim ama ne yazık ki telefonla idare etmek zorunda kaldım.Buna da bir çare bulmam lazım artık.Annecim babacımmm duyun sesimi kalppp.


(Ben dönüş yolundayken kuzenim vapurdan Haydarpaşa'yı çekip bana atmış.Utanmasam minik bir çığlık atacaktım.Salak kafam yine yanına gidip göremedim.Açılış fotoğrafını onu yapmazsam ayıp olurdu.Çoooook güzelsin :'))


Nedense bu sokağı gördüğüm an aklıma Avrupa yakası geldi.Çok hoş bir estetiği var.



Kadıköy'ün sokaklarında kaybolmaya başladığınız yer.



Sanatın olduğu her yer güzelleşiyor!


Daha önce diğer kiliseyi fotoğraflamıştım,sıra bunda.Önceden de bahsettiğim gibi tarihi mabetler ilgimi çekiyor.

Önceki geldiğimde kafelere oturma imkanım olmamıştı.Benim isteğimle ''Zoo'' adlı bir kafeye oturduk ve bir şeyler içtik.Sevimli bir yer.Konseptlerine bayıldım.Kendi halinde,küçük ve şık.Tam benlik.


İstanbul'un minnoş kedileri ♥

Cumartesi günü de düğünümüz oldu.Aslına bakarsanız gitmeyecektim bile.Çünkü yolculuktan bir gün önce gözüm fena halde enfeksiyon kaptı.Zaten ağır bir şekilde griptim.Anlayacağınız bütün ok işaretleri ''gitme''yi gösteriyordu.Neyse,dedim.Plan bozulmasın diye elimden geleni yaptım ve o gün orada bulunmam gerektiği ve çook istediğim için gittim.İyi ki de gitmişim.Annemin geniş bir ailesi var.Teyzeler,dayılar,kuzenler.Hepsini bir arada görmek güçlü hissettirdi,mutlu oldum.

Bir ilk yaşandı,takım elbise giydim.Gerçi altıma siyah kotumu geçirdim.Kumaş pantalonu deneyip bir kenara attım.Henüz o resmiyette hissetmediğime kanaat getirdim :') 


s e t a ! x o


Düğünden sonra herkes baygın bir şekilde uyudu.Üç dört saat kestirdikten sonra sabahın erken saatlerinde uyanıp servisle otobüslerin olduğu yere gittim.Şanssızlıklar bizi buldu yine tabi.Yağmur yağdı,taksiyi aradık açmadı.Huh,olur öyle şeyler işte, büyük şehir.

Dönüş yolculuğum çok huzurluydu.Sakin bir şekilde yağmur yağdı,kahve içtim ve kitap okudum.Düşünmeye,hayal kurmaya bol bol vaktim oldu.Severizzz!

Çanakkale'ye döndükten sonra da kaçırdığım konuları yetiştirme ve ders çalışma düzenime dönme endişem başladı.Onu da halletim.Özellikle bugün oldukça yoğundu.Okuldan sonra dershanede soru çözüp hocalara soru sordum.Günün yarısını dışarıda ama verimli bir şekilde geçirdim.Sanırsam anksiyeteme en iyi gelen şeylerden biri meşgul olmak,üretmek.Çalışma masamda Platon'un bir sözü asılı,aklıma o geldi bakın.''Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır.''Biz çalışıyor olalım ki kuruntular dinlensin.Biz dinlenirsek onlar daha çok çalışır.


Bunu da buraya pinliyeyim :)

Günler su gibi akıp giderken ben planner tutmayı bırakır oldum.Zaten hiçbir zaman tam olarak yazdığım şeylere uyamıyorum.Ya planlar değişiyor ya da eksik-fazla yapıyorum.Sonrasında bu da canımı sıkıyor.Galiba bu yüzden istemsizce bir ara verdim.Her gün, yarın neler yapacağımı düşünmek etkili bir planlama yöntemi oluyor.(Yarın deneme sınavım var mesela! Dua,iyi şans,dilek! plz!)

O zaman bir bardak çay daha içip yavaş yavaş yatmaya hazırlanabilirim.

Huzurlu geceler ve güzel haftalar.






6 Eylül 2017 Çarşamba

Yaz Tatili,Sonbahar ve Birtakım Şeyler ✨☕


Heyo.

Dün bir yazıyı yarılayıp sildim.Bir kez daha denedim,yine beğenmedim.Umarım bu sefer kafamda dolaşan cümleleri doğru bir şekilde aktarıp yayınla yazısına tıklayabileceğim.

Bodrumdan döneli 1 hafta kadar oldu.The Luvi adlı bir otelde kaldık.Oylamam gerekirse 5 üzerinden 3 puan veririm.Antalya ve Bodrum bölgesinin tatil anlayışı tamamiyle zıtmış.Bodrumda otel içinde pek farklı şeyler yok ve odalar konfor bakımından eksik.Çünkü istiyorlar ki gelen müşteri çıkıp Bodrum'da zaman geçirsin,gece hayatına karışsın.Bunu planlayan animatörleri bile var.Antalya'da ise müşteriyi içeride tutmak için türlü türlü tesis yapıp etkinlikler düzenleniyor.Tur rehberimiz otel ile ilgili eleştrilerimize bu şekilde karşılık verdi,oldukça mantıklı.

Annem olmadan tatile gittiğimizden biraz sıkkındım ama hiçbir şey düşünmeden 5 günü yorula yorula geçirmek de pek iyi geldi.Bodrum merkezi de gezdik.Valla ne yalan söyleyeyim medyada yansıtıldığı kadar mükemmel bir yer değil.Şehir planlaması,kafeler,evler şirin mi şirin;marinası huzur dolu.Ama bunun yanında daracık sokaklarda insan kalabalığından zik zak çizerek yürümek sinir bozucu.Bolca yabancı turist ve onlara bir şey satmak için uğraşan esnaf var.Klasik bir tatil bölgesi anlayacağınız.Eğer gece hayatınız yoksa ya da içki içmiyorsanız pek eğlenebileceğiniz bir yer değil.Özellikle aile tatilleri için biraz sıkıcı.



Otelin peyzajı çok başarılı.




Tatilde yapmayı en sevdiğim şeylerden biri havuz-deniz başında kitap okumak.Okuduğum kitap tatil süresince bitirdiğim ''Amok Koşucusu''en son yazdığım yazı da onunla ilgili.




Marina





Heykelleri seviyorum,delicesine.

Herodotos - Artemisia - Kral Maussollos


Dönüş yolunda son anda bir kararla İzmir'de yaşayan teyzemlere uğradık.Spontane bir şekilde kuzenim Gökçe de bizimle geldi.Çook sevindim.Daha önce size Gökçeyi anlattım mı bilmiyorum..anlatmış olmam lazım.Hani İzmir'de beraber takıldığım kuzenim.Yıllardır arkadaşız ve her türlü sırrımızı birbirimizle paylaşırız.Hem kuzen hem yakın dost yani.Birbirimize ''seta'' deriz.Bu lakabı Gökçe bulmuştu, sanırsam bir çizgi filmden falandı.Çocukken karar verip o yaştan sonra da birbirimize öyle seslenmeye başladık.

Gökçe'nin gelmesi ikimiz için de iyi oldu.Zaten de zor bir yıl bizi bekliyor.Yiyip içip gezip stres atmanın tam zamanı değil de ne? Her gün yapacak bir şeyler bulup dışarı çıktık.Geceleri film izledik.Aşırı keyifli ve yorucu bir 5 gün geçirdik.Keşke daha fazla kalabilseydi.Artık seneye inşallah.


♥


Sonbaharın ilk kahvesi içilmiş oldu!


Eveet,beklenen mevsim Sonbahar da geldi.Gölgesi soğuk havaları,sıcacık içilebilen kahveleri ve kalın giysileri özlemiştim.Bu açıdan çok huzurlu ve mutlu hissediyorum.Sonbahar en sevdiğim mevsim.Diğer bir yandan okulun açılacak olması fena halde geriyor.Yeni bir okul binası,servise binmek,aynı zamanda okulla beraber başlayan yeni dershane.Üstüne üstlük geçen senelerden çok daha fazla çalışmam gereken bir yıl.Beni adım adım bekleyen bir Üniversite sınavı...saymakla bitmeyen çirkin ama zorunda olduğum şeyler.

Pozitif olabiliyorum ama pozitif kalamıyorum.Mutlu uyandığım bir günde illa üzülüyorum.Ya da mutlu hissettiğim bir anda illa bozuluyorum.Planner tutmayı resmen bıraktım.Kendime zorunlu tuttuğum ama çok da mühim olmayan ne varsa yavaş yavaş bırakmak istiyorum.Canım isterse tekrar hayatıma alırım.Daha birçok planım var ama bildiğim,tekrardan duyduğum bir söz kafama dank etti.''Planlarını değil,sonuçlarını paylaş.'' Şimdilik en güzeli.Kafam karmakarışık.Okullar açılmadan her şeyi düzene sokmalıyım.En önce de zihnimdekileri.

Çav.



24 Ağustos 2017 Perşembe

Eve Dönüş 🌾


Sonunda eve döndüm ve yazıyorum! ☕

Daha önce bahsettiğim gibi annemle beraber memleketimiz Osmaniye'ye gittik.Otobüs yolculuğumuz berbattı.17 Saat boyunca şekilden şekle girip uyumaya çalıştık,sinirlerim alt üst oldu.Hele dönüş yolu iğrençti.Yüzümde sivilceler çıktı,ayaklarım mahvoldu...kazasız belasız geçti,şükür.Aklınıza uçakla neden gitmediğimiz geliyorsa  o şekilde de fazla aktarmalı oluyor ve uzun sürüyor.Annem bir kez o şekilde gitti,rezil oldu.O sebepten otobüse katlanmak durumunda kaldık :__

Osmaniyeyi 4 yıl sonra görmek farklı hissettirdi.Hiçbir şey değişmemiş aynı zamanda değişen çok şey de var.Mesela yemekler hala mükemmel.Bol mezeli kebap,pekmezli simit,yer fıstığı yedim; acılı şalgam içtim.Hepsi aynı kalitede ve lezletliydi.Fakat değişen şeyler bir nebze üzücü.Annemle çarşıya çıktığımızda kendimi yabancı bir ülkede hissettim.Sanki Arabista'nın bir şehrinde turist gibiydik.Çok fazla Suriyeli göç etmiş.Hatta bazı dükkanların tabelaları Arapçaydı,kesinlikle rahatsız edici.Irkçı biri kesinlikle değilim insanları sadece iki kategoride değerlendiririm iyi veya kötü.Fakat bu kadar fazla insanın bilinçsizce şehirlerimize alınması apaçık yanlış.İşin haksız tarafı da şu ki dükkanlarından vergi bile alınmıyormuş.Yani bizim insanımız eşek gibi çalışıp para biriktirirken onlar vergisiz bir şekilde iş yeri yürütebiliyor.Korkunç.Bu sosyal hayata da yansımış.Osmaniye hiçbir zaman çok modern bir kent değildi,bunu biliyorduk.Fakat bu sefer çarşıda olmak kat ve kat rahatsız hissettirdi.Adana tarafı da farksızdı.

Her şehirde olduğu gibi Osmaniye'nin de güzel yerleri var tabi ki.Teyzemlerin evinin olduğu Mitisin Yaylasına çıktık.Her yer ağaç,yeşil; Osmaniye'nin nefes aldırmayan sıcağından sonra soğuk bir hava,birbirinden tatlı evler ve uzun zaman sonra gördüğüm akrabalarım...inanılmazdı ♥

Bol bol fotoğraf çektik,sizlerle de paylaşayım.



Biz :')


Bu eve bayıldım.


Oksijen!


Her tarafta böğürtlenler vardı,bol bol yedim ve topladık.


Burası bana Karadeniz'deymiş hissi verdi.Yaylaların birbirine benzerliğinden olsa gerek.


Buz gibi kaynak suyunun tadı mükemmeldi.

Yaylada iki gün kaldıktan sonra şehre döndük.Annem ve teyzemler ''winter is coming'' deyip kış için konserve hazırladı.Ayrıca patlıcan,yer fıstığı,mercimek gibi memleketimizde güzel olan şeylerden oluşan koliler yaptık.



Dönüş yolunda fasulyelerin kapakları açık kaldığından bozulmuş olduğunu fark ettik :(

Eve döndüğüm gibi eşyalarımı yerleştirip ılık bir duş aldım.Sonra mışıl mışıl uyudum.Uyandıktan sonra ilk işim bilgisayara oturmak oldu.Bir hafta boyunca az çeken bir internetle idare etmek zordu.Youtube'da biriken videolarımı izledim,blog okudum ve az önce de Game Of Thrones'un son iki bölümünü izledim.Altıncı bölümün son sahneleri dışında hiç beğenmedim.İşleri fazla oldu bittiye getirmişler,belli başlı mantık hataları vardı.Umarım finali sağlam yapabilirler.Heyecanla bekliyorum.

Şimdiki planımız -yine bir yıllar sonra- Bodruma tatile gitmek.Bir 5 gün de orada kazasız belasız geçirdikten sonra Sonbaharı evde karşılıyorum.Bıraktığım yerden ders çalışmam lazım.Okulların açılmasına az kalmışken belki okul ile ilgili yazı serisi de yaparım sonra yüzmeye devam ederim ya da yine kaldığım yerden evde yogaya..Kafamda türlü türlü planlar var.Galiba onları gerçekleştirmek için yapmam gereken şu bir haftanın yorgunluğunu atabilmek için iyi bir tatil geçirmek.

Hadi bakalım


Çav.